Tam o sırada büyük bir gürültüyle oda kapısı açıldı.
Ve o ana kadar hiç görmediği kadar yakışıklı, uzun boylu, esmer, kara kaşlı, kara gözlü, düzgün burunlu, yüz hatları sert bir adam içeri girdi. Adımlarında bir kararlılık, bakışlarında buyurgan bir keskinlik vardı. Odayı dolduran varlığı, sanki ışığı bile gölgede
bırakıyordu.
Odada birkaç adım attıktan sonra Sevda’nın karşısında durdu. Sevda, şaşkınlıktan donakalmıştı. Bu adamı öylece izliyor, kıpırdayamıyordu. Dudakları kurudu, elleri titredi ama bakışlarını ondan alamadı.
Genç adam, garip bir ifadeyle onu baştan aşağı süzdü. Sevda, o anda nasıl göründüğüne dair bir düşünceye kapıldı. Kendini toparlamak istedi ama vücudu felç olmuş gibiydi.
Tam odadaki gerilimi azaltmak için ağzını açacakken, adam konuştu:
— Bugün seni daha iyi gördüm. Nihayet gözlerini açtın. Beş gündür ateşler içinde yanıyordun. Belli ki göründüğün kadar güçlü değilmişsin. Adım Azad. Bu evin ve aşiretin başıyım. Annemden önce seninle konuşmak istedim. Bana eş diye getirildin ama benden bir beklentin olmasın. Seni ben istemedim, bunu bilesin. Eğer birlikte olacaksak, bu yalnızca çocuğum olsun diyedir. Bana bir çocuk verirsen, karşılığını fazlasıyla alırsın. Zaten sözleşme imzaladığına göre, bunların olacağını da biliyorsundur.
Toparlandığında imam nikahı kıyacağız. Geceleri yatağımı doldurmaktan başka bir münasebetimiz olmayacak. Hem, sahi sen kaç yaşındasın?
Sevda, duydukları karşısında adeta donmuştu. Tüm bu yaşananların üstünden beş gün geçtiğine inanamıyordu. Ağzı bir karış açık halde kekeleyerek:
— K-ki-kim? diyebildi sadece.
Azad, alaycı bir şekilde güldü.
— Bir de kekeme çıktı! dedi küçümseyerek.
Sevda öfkeyle ayağa fırladı. Tüm bedeni titriyor, ama bu kez öfkeden titriyordu.
— Ben sözleşme falan imzalamadım! Bu bir. Ayrıca buraya annenin adamlarınca zorla getirildim, kötü muamele gördüm. Bu da iki. Ve senin gibi kibirli bir narsistle birlikte olacağıma ölürüm daha iyi! Bu da üç!
Ani hareketi ve öfkeli çıkışı başını döndürmüştü. Tökezledi, tutunmaya çalıştı ama ayaklarının altındaki zemin kaymış gibiydi. Düşeceğini hissettiği an boğazından bir çığlık koptu.
Tam yere düşmek üzereyken iki güçlü kol onu havada yakaladı. Kucağına alıp kaldırdı.
— Bakıyorum da kollarıma atılmak için fırsat kolluyorsun. Bu ne acelecilik? Söylediklerinle yaptıkların birbirini tutmuyor, dedi Azad, yüzünde alaycı bir ifadeyle.
Gözlerinin içine baktı ve yumuşak bir ses tonuyla sordu:
— Daha yaşını söylemedin, asi gelin?
Nefesi o kadar yakındı ki, Sevda yanağında o sıcaklığı hissediyordu. Dudakları neredeyse birbirine değiyordu. Sevda, büyülenmiş gibi bir onun gözlerine, bir dudaklarına bakıyordu.
— Evet... Hadi, bekliyorum cevabını, dedi Azad.
— Yirmi bir... diye döküldü kelimeler Sevda’nın ağzından.
Azad, eğilip yavaşça dudaklarından öpmeye başladı. Öpüşü, önce temkinliydi; sonra derinleşti, sonra ateş aldı. Öpüşleri giderek tutkulu bir hal alıyordu. Sevda’nın zihni alarm zilleri çalsa da artık çok geçti. Yeni tattığı bu duygunun esiri olmuş gibiydi.
Kalbi bir kuş gibi atıyor midesinde binlerce kelebek sanki aynı anda uçuyordu. Bu kıpırtıların anlamını bir türlü çözemiyordu.
Yavaşça elleri Azad’ın boynuna dolandı. Azad, onu yatağa bırakırken, gözlerinde garip bir ışıltı belirmişti. O ışık hem tehlike hem arzu hem hükmetme hem de sahiplenme gibiydi.
Öpüşmeleri git gide farklı bir hal alırken; Azad bir anda geri çekilip ayağı kalktı.
“Senin gibi basit kızlardan hep nefret etmişimdir. Yıllar önce de senin gibi başka biriyle karşılaştım. O yüzden bu numaralara kanmam. Saf kız rolü……git bunları başkalarının üstünde deneyimle. Bu yaşadıklarımız hepsi küçük bir denemeydi ama ne yalan söyleyeyim ağıma hemen düşmezsin sanmıştım. Ve sen hemen düştün be kızım! Para, para, para insan ona kendini ne çabuk satıyor değil mi?