Kalabalık dağılmaya başlarken yağmur iyice hızlandı. Islak avlu, ıslanan örtüler ve gökyüzünden süzülen gri damlalar her şeyin üstüne ağır bir perde çekmişti. İnsanlar “çok şükür” fısıltılarıyla evin içine doğru çekiliyordu. Esma Sultan en önde yürüyordu. Zafer kazanmış bir hükümdar edasıyla. Çenesini kaldırmış, etrafına hiç bakmadan ilerliyordu. Yüzünde buz gibi bir gurur vardı. Sevda olduğu yerde kaldı. Ayakları adım atmayı reddediyordu. Gözleri hâlâ boşluğa kilitlenmişti. Göğsünde yanıp duran ateşle, dudaklarından tek bir kelime çıkmadı. Tam o sırada Azad, ağır adımlarla ona yaklaştı. Etraf sessizleşti. Yağmur damlaları ikisinin arasında ince bir perde gibi düşüyordu. Azad bir an durdu, gözlerini Sevda’nın gözlerine dikti. Donuk, kırık, ama içinde derin bir şey saklayan bir bakıştı

