Bölüm 4

1553 Words
Ağlamaktan şişmiş gözlerim ve kızarmış burnumla karşımda ki aynaya baktım. Alışılmış bir yüz ifadesi olarak geliyordu artık bana. Bütün acılarımın önce göz yaşlarımdan dökülmesi sonra ise gözlerimde şişlik ve kızarıklık olarak iz bırakması. Aynada kendimi her gördüğümde çektiğim acıları unutturmak istemezcesine her gün kalıcı gibiydi. Boynumda oluşan morluk ise ruhumu çekmişti sanki. Zaten beyaz olan bedenim daha bir solmuştu. Dudaklarımı kurumuş ve çatlamıştı. Yüzümde sadece mavi gözlerim dikkat çekiyordu. Adımlarımı aşağı kata çevirdiğimde kendimi hala Meriç'i görmeye hazır hissetmiyordum. Dün bana yaşattırdığı o iğrenç histen sonra kendimi dibe batan hayatımın bir zerzele sonucunda tamamen yılmış hissetiğim gibi. Aşağı kata indiğimde masada elinde kahvesi ile gazeteye bakan Meriç'e baktım. Onu gördüğümde beynim geri adım atmak istesede kendimi bir şekilde durdurmuştum. Meriç başını kaldırıp bana baktığında kaşlarını çattı. 'Neyin var Lina' bu soruyu bana sorması o kadar saçmaydı ki. Ağızımı açıp cevap verme gereği bile duymamıştım. Ama bana yaklaşan bedeni ile bir adım geriye atmıştım. 'Neyin var dedim. Bu gözlerinin hali ne' sesinde yine anlamanı çözemediğim bir tını vardı. Şefkat vardı ama bunun yanında başka bişeylerde var gibiydi. 'Yine mi kabus gördün' dün akşam bana yaptığı şey gerçek olamayacak kadar ağırdı zaten. Bir kabusu da bedenim kaldıramayabilirdi. 'Güzelim neyin var' çaresiz bir sesle bedenimi ellerinin arasına aldığında bir adım geriye gidip vücuduma değen ellerinden kurtulmuştum. 'Dokunma bana' kaşları çatılıp bedenimi kendi bedenin yasladığında gözümden bir damla yaş almıştı bile. 'Kendine gel de ne olduğunu söyle. ' bedenimi sarsıp yüzüme kükrediğinde gözlerimi kaçırdım. Vücudum ellerini arasından kayıp yere düştüğümde önünde diz çöküyormuş gibi gözüküyordum. Başımı parkeye çevirip göz yaşlarımın akmasına izin verdiğinde 'Hep acı çekmek zorunda mıyım? Hayatımda ilk defa birine güvenmeye başlamıştım. Hemde iki günde. Hayatında hiç güvenmeyen kız birine güvenmeye başladı.' Meriç bende birlikte yere çektiğinde bedenimi kendine çekip o güçlü kollarını dolamıştı. 'Meriç niye yaptın bunu. Neden bana zarar vermeye çalışıyorsun. Görmüyomusun canım zaten yanıyor. Dayanamıyorum artık. Bana neden dokundun' kasılan bedeni ile beni kendinden uzaklaştırıp yüzüme baktı. 'Sen bana aitsin. Benim izlerimi taşımak zorundasın. Ayrıca buna dokunma diyorsan. Seni becerdiğimde vericeğin tepkiyi merak ediyorum' duyduğum sözler ile bedenim ürpermişti. Düştüğüm yerden kalkıp karşımda duran bu adama baktım. Hatırlamak istemediğim görüntüler gözlerimin önünde gelirken çığlık atmak istedim ama sanki dilim tutulmuştu tıpkı o gün olduğu gibi adamın 'Shh uslu bir kız olursan canın yanmaz' o adamın sözleri beynimde uğuldamaya başladığında gözlerimi kapattım. Ama hemen gözlerimin önünde beliren görüntüsü ile korkup kaçmaya çalıştım ama yine bedenim kaskatı kesilmişti işte. 'Hadi güzel kız seni becermeme izin ver. Gerçi izin vermesende olur.' Hareket bile edemiyordum. O günü tekrar yaşıyormuş gibi bedenim titremeye başladığında bacaklarım beni yine tutamamış ve yere düşmüştüm. Düşmemin etkisi ile yere çarpan diz kapaklarımın acısıyla kendime geldiğimde karşımda bana endişeli gözlerle bakan Meriç'e baktım. 'Sende onun gibisin.' Meriç ne dediğimi anlamamış gibi kaşlarını çatıp bana baktığında ayağa kalktım. Ona bakmadan odaya çıktığımda kendimi odanın içinde bulunan kitapların olduğu bölüme gelmiştim. Cam kenarına oturup bacaklarımı kendime çektiğimde göz yaşlarım akmaya başlamıştı yine. Kısa bir süre sonra açılan kapı ile bedenim havalanmış ve sırtım sert bir göğüse yaslanmıştı. Kalkmak için hareket ettiğimde kollarını daha çok sıkılaştırmıştı. Saçlarıma bir öpücük kondurup derin bir nefes aldığında 'Anlat miniğim anlat ki sana yardım edebiliyim' beni sahiplenişi güzel bir duyguydu ve ben bu duyguya kapılmaktan korkuyordum. Bir süre sessiz kalmıştım. O ise hiç birşey söylemeden sadece bana sarılmış ve ara sıra saçlarıma öpücük kondurmuştu. 'Çocukken yurtta sürekli kavga ettiğim için dayak yerdim. Yurt görevliside akşam beni cezalandırmak için alt katta ki bodruma kitlerdi. İlk oraya kitlendiğimde 6 yaşındaydım. Karanlık ve gürültülü bir yerdi. Bağırıp ben ordan çıkarmalarını istedim.' gözümden akan yaşı silip onun o güçlü kollarının arasında biraz daha sığındım. 'Sonra ise güvenlik görevlisinden biri içeri girdi. Sessiz olmam ve ağlamam için uyardı ama ben daha çok ağlamıştım. Susmadığım için beni dövmeye başlamıştı. Karnıma tekmelerini atarken bu yetmemiş gibi kemerlede dövmüştü.' Meriç'in kasılan bedeni arasında benim ürkek bedenim o günleri hatırladıkça titremeye başlamıştı. 'Bu olaydan sonra kimseyle konuşmamaya başlamıştım. Ortalıkta ruh gibi dolanıyordum. Bana uyan bir kaç kişi ile yine kavga ettiğim zamanlar oluyordu ve yine o depoya götürülüp dayak yiyordum.' '16 yaşıma geldiğimde yurda yeni gelen bir kızla kavga etmiş ve yine o depoya götürülmüştüm. Ama bu sefer dövmek yerine daha farklı şeyler olmuştu' o görüntüler tekrar gözümün önüne gelirken Meriç'in kolunu sıktım. 'Lina güzelim sakin ol' duyduğum bu ses biraz daha rahatlamama sebep olurken gözlerimi açıp bakışlarımı karşımda ki manzaraya çevirdim. 'Ben yine beni dövüp gidicek diye beklerken o.... O adam beni duvara sıkıştırmıştı. İğrenç nefesi boynumda gezinirken kendisini bana daha da yaklaştırıyordu. Bir süre sonra boynuma öpücüklerini kondurmaya başlamıştı. ' Meriç'in belimdeki kolları sıklaştığında sert sesini de duymuştum. 'O adamı öldürücem.' sesinde ki bu ton o kadar sert ve acımasızdı ki içimde bir ürperti oluşmuştu. 'Korkuyordum çünkü bağıramıyordum. Sadece ağlıyordum. Boş bir anını yakayıp ittiğimde dengesini koruyamayıp yere düşmüştü. Kaçmaya çalıştığımda tekrar ayağa kalkıp üzerime gelmeye başlamıştı. Bana iğrenç sözlerini söylerken hiç bişey söyleyemiyordum. Dilim tutuşmuştu sanki. Yardım istemek için bağıramıyordum bile. Sonra kafeteryada çalışan Songül Teyze depodan bişey almak için aşağı geldiğinde onun sayesinde bu adamdan kurtulabilmiştim.' Yaşadıklarımı ilk defa bir başkasını anlatmıştım. Ve biraz daha olsa kendimi rahatlamış hissediyordum. 'O adamı bulup ağızına sıçmazsam ben de Meriç Arslanoğlu değilim' Meriç'in kendinden emin bu ses tonu korkmama sebep olsada o adamın acı çekmesini bende istiyordum. 'Yaşadıklarımı ilk defa birine anlattım ve kendimi bir yükten kurtulmuş gibi hissediyorum. Sanki üzerimde ki tonlarca yük kalkmış ve ben yeniden bir şekilde hayata tutunmaya başladım.' şuan yüzümde yıllar sonra ilk defa samimi bir gülümse oluşmuştu. Meriç bana şaşkın bir şekilde bakıyordu. Bir süre sonra yüzünde ki ifadeyi toplayıp oda gülümsediğinde onun o güldüğü zaman sağ yanağında oluşan gamzeye takılı kalmıştım. Bir gamze bile bu kadar yakışabilir miydi. 'Bu kadar güzel gülerken neden gülmezsin ki' Meriç'in bana yaptığı iltifat karşısında şaşırmış bir şekilde ona bakarken o tekrar gülümseyip elimi tuttu. Beraber odadan çıktığımızda üst katta bulunan müzik odasına gelmiştik. Meriç piyanonun başına geçtiğinde o uzun parmaklarını bir kaç kere gezdirdi. Sonra bir melodi oluşturduğunda sözlerinide söylemeye başlamıştı. ' With December comes the glimmer on her face Aralık ile birlikte yüzüne parıltılar geliyor. And I get a bit nervous Ve ben biraz daha gergin oluyorum. I get a bit nervous now Şimdi biraz daha gerginim. In the twelve months on I won make friends with change 12 ay içinde arkadaşlarımda bir değişiklik yapmayacağım. When everyone's perfect Herkes mükemmel olduğunda Can we start over again? Tekrar baştan başlayabiliriz. The playgrounds, they get rusty and Oyun parkları paslı olsun ve senin... Heart beats another ten thousand times before Kalbin öncekinden on bin kez başka atıyor. I got the chance to say Şimdi söyleme fırsatım var I miss you Seni özledim... When it gets hard İşler zorlaştığında I get a little stronger now Şimdi biraz daha güçlüyüm. I get a little braver now Şimdi biraz da cesurum. And when it gets dark Ve karanlık çöktüğünde I get a little brighter now Şimdi biraz daha aydınlığım. I get a little wiser now Şimdi biraz daha akıllıyım. Before I give my heart away Kalbimi uzaklara vermeden öncekine göre.... Well we met each other at the house of runaways Kaçakların evinde bulmuştuk ya.. I remember it perfectly, we were running on honesty Bunu çok iyi hatılıyorum. Dürüstlük üzerine konuşmuştuk. We moved together like a silver lock and key Biz birlikte hareket ettiğimizde gümüş kilit ve anahtar gibiydik. But now that your lock has changed I know I can't fit that way Ama şimdi senin kilidin değişti. Biliyorum artık o kilite uyamam. The playgrounds, they get rusty and your Oyun parkları paslı olsun ve senin... Heart beats another ten thousand times before Kalbin öncekinden on bin kez başka atıyor. I got the chance to say Şimdi söyleme fırsatım var I want you Seni istiyorum When it gets hard İşler zorlaştığında I get a little stronger now Şimdi biraz daha güçlüyüm I get a little braver now Şimdi birazda daha cesurum. And when it gets dark Ve karanlık çöktüğünde. I get a little brighter now Şimdi biraz daha aydınlığım. I get a little wiser now Şimdi biraz daha akıllıyım. Before I give my heart away Kalbimi uzaklara vermeden öncekine göre... When it gets hard İşler zorlaştığında. I get a little stronger now Şimdi biraz daha cesurum. I get a little braver now Şimdi biraz daha güçlüyüm. And when it gets dark Ve karanlık çöktüğünde I get a little brighter now Şimdi biraz daha aydınlığım I get a little wiser now Şimdi biraz daha akıllıyım. Before I give my heart away. Kalbimi uzaklara vermeden öncekine göre... Sadece susup bu harika manzarayı izlemiştim. Meriç'in o piyona çalarken ki eşsiz görüntüsünü ve bu manzaraya katılan eşsiz sesini. Ve en büyük şey ise şarkıda ki anlamda. Bişeyler anlatılmak istercesine çıkılmıştı o sözler ağızdan. 'Bu şarkının benim için önemini sana zamanı geldiğinde anlatıcam güzelim.' İçimde ki bu merak duygusunu yok edip gülümsedim. 'Çok güzel çalıyorsun ve aşırı güzel bir sesin var' Meriç'e yaptığım iltifat ile bana gülümseyerek bakarken beni sağ kolumdan tutup yanına çekti. 'Evet şimdi sana piyano öğretme zamanı' gülümseyip ona baktığımda beni piyano ile arasında alıp elerimi bir kaç tuşun üzerine koyduktan sonra parmaklarımı düzeltti. 'Parmakların bu şekilde durmalı' arkamda olan ve konuştukça boynuma çarpan nefesi dikkatimi dağıtıyordu. Ama bu onu umursuyormuş gibi görünmüyordu. Bir öğretmen edası ile bana piyano öğretmeye çalışıyordu. İçimde bu adama karşı oluşan duygularımı bir an önce sonlandırmalıydım. Selam. Bölüm nasıldı. Ayrıca Meriç'in Lina'ya söylediği şarkı hakkında ne düşünüyorsunuz. Bu şarkının Meriç için nasıl bir önemi olabilir sizce?
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD