Sabah güneşiyle güne gözlerimi açtığımda yatakta oturur pozisyona gelip bir süre sadece yerden tavana kadar uzanan pencereden gözüken manzaraya bakmıştım. Ev şehir merkezinden uzak dağlık ve deniz manzaralı bir yere yapılmıştı. Arka bahçe yeşil alanları dolu iken ön taraf masmavi denizi gösteriyordu.
Bacaklarımı yataktan aşağı uzattığımda çıplak ayaklarımın soğuk betona değmesi biraz daha kendime gelmeme ve uykumu açmama yardımcı olmuştu. Yavaş adımlarla banyoya geldiğimde rutin işlerimi halledip üstümü değiştirmek için giysi odasına girmiştim. Daha önce hiç inceleme fırsatım olmadığı odanın 2 duvarıda dolaplarla doluydu. Diğer duvarda ise takılarla dolu bir çekmece vardı. Çekmeceyi açtığımda çeşit çeşit küpe, kolye ve yüzükler vardı. Diğer çekmecede ise şapka ve atkı türleri varken diğerinde yine çeşit çeşit gözlük ve saatler vardı.
Ben bu kadar lüxse alışık değildim. Bu lüxse alışmaktan korkuyordum çünkü bir süre sonra Meriç beni yanında istemeyebilirdi ya da elbet bir gün evlenecekti. Evlendiği kadın beni istemeyebilirdi. Bu düşüncelerimle baş başa kaldığımda onun başka bir kadınla evlenme düşüncesi karnıma bir tekme yemişim hissi vermişti.
Daha fazla burda böyle oturmak istemediğimden üzerime siyah bir tayt ve beyaz bir tişört giymiştim. Üzerime şapkalı gri bir hırka giydiğimde gri pofuduklarıda ayağıma geçirip aşağı indim. Evde çalışan kadın hala izinli olduğu için sabah kahvaltısını ben hazırlayacaktım. İlk önce çayı demlemek için çay suyunu koymuştum. Dolaptan malzemeleri çıkartıp melemen ve sucuklu yumurta yaptığımda kahvaltılıklarıda yerleştirmiştim.
'Günaydın' arkamdan gelen sert erkek sesi ile yerimde sıçrarken hemen arkamı dönmüştüm. Meriç bu halime gülüp masaya geçtiğinde bu dünden belli bana sunduğu gülüşünde kalmıştım hala.
'Günaydın. Çay mı istersin portakal suyu mu?' gözleri bende takılı kalırken uzun bir süre kaşlarını kaldırıp bana baktı.
'Hasta mısın Lina. Tenin solmuş ve evin içi gayet iyi niye hırka giydiğini çözemedim' Meriç'in bana yönelttiği soru ile ona baktığımda başımı iki yana salladım.
'Hayır iyim. Sabah kalktığımda biraz üşüdüm sadece onun için giydim. ' dediğimde tatmin olmamış olucak ki
'Emin misin' diye sormuştu. Başımla onu onayladığımda çay içeceğini söylemişti. Kendim ne kadar portakal suyu içmek istesemde onu sıkacak gücü şuan kendimde göremediğim için bende çay içecektim. İki tane çay koyup masaya geçtiğimde Meriç'te okuduğu gazeteyi yan tarafına koyup getirdiğim çaya şeker atıp kahvaltısını yapmaya başlamıştı.
Pek fazla iştahım olmadığı için bir iki lokma alıp arkama yaslandığımda çayımdan da bir yudum almıştım. Meriç başını kaldırıp bana baktığında kaşlarını çattı.
Bana bir söz deme gereksinimi duymamış olacak ki bir ekmeğe uzanıp önce tereyağı ve sonra balı sürüp ağzıma tıktı. Ben ona şok olmuş bir şekilde bakarken o tekrar bir ekmek hazırlamaya başlamıştı. Bende ağızımda ki lokmayı yedikten sonra tekrar çayımdan bir yudum alıp ona baktım. Kendisi doyduğunda bana kısa bir bakış atıp salona geçmişti.
Onun bu dengesiz ruh hallerine fazla takılmayıp mutfağı toplamaya başladım. İşim bittiğinde arka bahçede ki salıncağa oturup bağdaş kurdum. Başımı arkaya atıp gökyüzüne baktığımda bir süre kendime düşünmeyi yasaklamıştım.
Kaç dakika böyle durduğumu bilmiyorum ama kalktığımda boynum tutulmuş ve bacaklarım uyuşmuştu. Biraz dinlenip içeri girdiğimde Meriç telefonda konuşuyordu. Beni gördüğünde telefonu kapattı.
'Benim işim var gitmem gerek. Bir aptallık yapma' bu onun dilinle kısaca evden kaçmaya çalışma seni bulurum. Ve sonrasında ise hayal gücümüzü kullanmamız gerekiyordu. Tabii ne kadar piskopatsan o kadar Meriç'in düşüncesine yakınlaşmışsındır demektir. Bu düşünceye bir kaç günde nasıl ulaştığımı Meriç'in dengesiz tavırları karşısına bağlıyordum.
Meriç gittiğinde L koltuğa oturup televizyon programlarında gezinmeye başlamıştım. Müge Anlı'da takılı kalırken acaba başvursam sorumsuz biyolojik ailemi bulabilirmiydim.
Annemi ya da babamı veya varsa kardeşlerimi. Saçmaladığımı farkedip başımı iki yana salladım. Beni yetimhanenin önüne bırakıp giden birilerini neden düşünüyordum ki. Televizyonu kapatıp odaya çıktığımda diğer odaya girdim. Kitapların arasından bir aşk kitabı bulduğumda camın kenarında bulunan koltuğa oturup kitap okumaya başladım.
Kitabın konusu üniversitede tanışan iki kişinin aşkını anlatıyordu. Güzel bir kitaba benziyordu. Bir süre kitabı okduğumda canım sıkılmış ve bırakmıştım. Oturduğum yerden kalktığımda başım dönmüş ve bir süre etrafı bulanık görmüştüm. Kendimi toparladığımda bunun ani hareketimden dolayı olduğunu düşünüyordum. Kendi odama geçtiğimde benimle aynı anda biri daha odaya girmişti. Meriç burnundan solur bir vaziyette bana baktığında istemsizce bir kaç adım geri atmıştım.
'Bu akşam bir bola var oraya katılacağız. Hazırlanmak için yardıma bir kaç kişi geldi ve elbisende hazır' Meriç yine tüm ifadesiz yüzü ile bana bakarken başımı salladım. Odadan çıktığında içeri 5 kadın girmişti. Bütün malzemeleri makyaj masasının üstüne dizdikten sonra beni de sandayleyeye oturtup saçlarımı yapmaya başladı. Diğer kadın ise tırnaklarımla uğraşıyordu. Sonunda herşey bittiğinde kıyafeti giymiş ve Meriç'i bekliyordum.
Aynada kendime baktığımda ilk defa kendimi bu kadar güzel hissetmiştim. Solgun tenime uygulanan makyaj yüzümü canlandırmıştı. Üzerimde bulunan elbise fazla göğüs dekolteli olmasına rağmen yakışmıştı.
Kapının açılması ile bakışlarım Meriç'i bulurken o beni süzüyordu. Üzerine giydiği takım elbisesi ile oldukça yakışıklı gözüküyordu. Saçları yapılmış ve sakallarını kesmişti. Sonunda gözlerimiz buluştuğunda yutkundum. Kahverengi gözleri ne kadar umursamaz gözüksede bir çok duygu besliyordu. Beni buraya getirdiği günden belli gözleri ile anlatmıştı çoğu şeyi. Ne kadar umursamaz gözüksede onun da duyguları vardı. Ben bunu onun o kahverengi gözlerine her baktığımda görebiliyordum. Anlatmak istediği çok şey vardı Meriç'in. Ama anlaşılamamaktan korkuyordu. Evet Meriç Arslanoğlu anlaşılamamaktan korkuyordu. Sanırım Meriç bu düşüncelerimi duysa beni balkondan baş aşağı sallandırmıştı.
Kaşları çatılıp yüzüme odaklandığında bir şey söylemişti ama duyamamıştım.
'Bu elbise neden bu kadar açık. Özellikle kapalı bir elbise olsun diye uyardım' odak noktam boynunda atan damara kayarken ne kadar sinirlendiğini sonunda fark edebilmiştim. Ama benim bu konuda bir suçum yoktu. Bana ne söylenirse onu yapmıştım.
'Sakın yanımdan ayrılmaya kalkma Lina' başımı sallayıp onu onayladığımda yanıma gelip elini belime koymuştu. Belimden hafif itip bedenimi hareket ettirdiğinde arabanın yanına gelene kadar elini hiç belimden çekmemişti.
Koruma tarafından kapı açıldığında arabaya geçtim. Meriç'de yanıma geçtiğinde araba hareket etmişti. Yanımda ki Meriç'i umursamadan dışarıyı izlediğimde geldiğimden bu yana evden ilk kez çıktığım için evin yolunu ilk defa görüyordum. Tahmin ettiğim gibi şehir merkezine uzaktı. Sonunda araba büyük bir otelin önünde durduğunda kapım açılmıştı. Arabadan inip Meriç'i beklediğimde hemen yanıma gelip elini yine belime koymuştu. Beraber otelin büyük kapısından içeri girdiğimizde bir çalışan tarafından otelin asansörüne yönelmiştik. Asansör kabini hareket ettiğinde çalışan 21. tuşa basmıştı.
'İçeri girdiğimizde şu donuk ifadenden kurtul' ona bakmadan başımı salladığımda Meriç belimdeki elini sıklaştırıp beni kendine daha çok çekmişti. Başıma bir öpücük kondurduğunda
'Yanımdan ayrılma. Bişey olmadıkça seni yalnız bırakmam zaten.' bakışlarım kahverengi gözleri ile buluştuğunda dudaklarımdan duyduğuna bile emin olmadığım
'Tamam' kelimesi çıkmıştı.
Asansör 21. Katta durduğunda bizimle birlikte gelen bir çalışan farklı bir tuşa basmış ve asansör yeniden hareket etmişti. Kısa bir süre sonra tekrar durduğunda yanımıza gelen çalışan Meriç'e bakıp
'İyi eğlenceler efendim' demişti. Meriç sadece başı ile onayladığında asansörden çıkmıştık. İlerde duran büyük kapıya yöneldiğimizde içerden gelen müzik sesi bütün katı dolduruyordu. Meriç'in belimde ki eli beni kendine biraz daha çektiğinde bende ona biraz daha sokulmuştum.
İçeri girdiğimizde istemsiz olarak durmuştum. İçerisi o kadar kalabalıktı ki ve hepsinin bakışlarının bizim üzerimizde olması beni ürpertmişti. Meriç belimden çekip adım atmamı sağladığında bende ona ayak uydurmaya başlamıştım. Önümüze çıkan bir adam ve yanında ki kadın ile Meriç gülümsediğinde
'Bu güzel bayanda kim Meriç. Yanında ilk defa bir kadın görüyoruz. Senin için önemli olmalı' Meriç adamın sözlerine sadece gülümsemekle yetindiğinde bir masaya geçmiştik. Uzun bir süre herkesin bakışları üzerimizde dolaşırken bundan rahatsız olmuştum. Yanımıza gelen tahminim Meriç'in yaşlarında olan adama baktığımda onun da gözleri benim üstümdeydi. Adamın gözlerinde özlem vardı. Yılların özlemi gibi. Kollarının arasında ki kadına baktığı gibi aşkla değil daha çok sanırım bu duyguyu anlatacak bir kelimem yoktu. Şuan sadece onun gözlerinde ki o yoğun özlemi görebiliyordum.
Karşımda ki adam Meriç'le aynı boyda olmasına rağmen aşırı derece yakışıklıydı da. Spor yaptığı her halinden belli olan vücudu onu çekici kılıyordu. Gerçi Meriç'te öyleydi. Başımı iki yana sallayıp Meriç'e baktığımda karşımda ki adamı gösterip
'Çocukluk arkadaşım Miraç Bolatlı' başımı sallayıp karşımda ki adama baktığımda gülümseyip bana baktığını gördüm.
''Meraba Lina' kaşlarımı çatıp adama baktım.
'İsmimi nerden biliyorsunuz' adam kaşlarını kaldırıp bana baktığında bakışları daha sonra Meriç'i bulmuştu.
'Meriç'ten duymuştum daha önce' başımla onu onayladığımda bakışlarım yanında bulunan kadına çevrildi. Kumral ve yeşil gözlü olmasının yanında güzel bir fiziği vardı.
'Yanında ki bayanda Miraç'ın eşi Adel Bolatlı' gülümseyip baktığımda kadın bana sarılmıştı. Onun bu yakın hareketi karşısında ilk napacağımı bilemesemde bende sarılışına karşılık verdim.
'Tanıştığıma memnun oldum Lina' yüzümde oluşan gülümseme ile
'Bende memnun oldum' dedim.
Meriç belimde ki eli Miraç'a baktığında başını iki yana sallamıştı. Burda benim bilmediğim bir şeyler dönüyordu ve ben bunu öğrenmek istemiyordum. Öğreneceğim şeyler çok ağır gibi geliyordu. Taşıyamacağım kadar ağır hemde.
'Meriç ben bir lavaboya gideceğim' Meriç bana bakıp başını salladığında yanından uzaklaşıp WC yazan yere yöneldim. İçeri girdiğimde içerde kimse yoktu. Aynanın karşısında geçip kendime baktım bir süre başımda ki ağrı kendini daha çok belirttiğinde aklıma içerde olanlar gelmişti. Miraç Bolatlı farklıydı. O adamda bir şeyler vardı. Bana olan bakışları farklıydı.
Bakışlarım bulanıklaşmaya ve etraf dönmeye başladığında aklımda Miraç Bolatlı ile soyadlarımızın aynı olduğu geldi. Beynim tekrar bana olan bakışlarını gözlerimin önüne sürerken gözlerimi sım sıkı kapattım. Olmazdı değil mi küçükken hayalini kurduğum bir ailede ki abim o olamazdı değil mi? Bana özlemle bakan bakışları yoktu. Ben öyle hissetmiştim değil mi? İlk defa birinin bakışlarında gördüğüm duyguda yanılmıştım değil mi? Beynim sadece bana oyun oynuyordu.
Gözlerim kararıp bedenim soğuk zeminle buluştuğunda Miraç Bolatlı'nın bana olan bakışları ve Meriç'in başını iki yana sallamasıydı.
Bölüm nasıl ve bölüm hakkında ne düşünüyorsunuz?
Sizce bundan sonra ne olucak?
Meriç Arslanoğlu ve Miraç Bolatlı'nın geçmişini merak ediyor musunuz?
Öpüldünüz. Kendinize iyi bakın. ??