Gözlerimi açtığımda beyaz ışığın gözlerimi acıtması ile geri kapatmıştım. Gözlerimi ışığa alıştırmak için yavaş bir şekilde açtığım da sonunda karşımda bana endişeli bir şekilde bakan Meriç'i bulmuştu gözlerim.
''Su... ' Boğazımda ki kuruluktan dolayı konuşamasamda Meriç sürahiden suyu doldurup uzatmıştı. Yatakta oturur pozisyona geldiğimde suyu içtim. Meriç elimden bardağı alıp kenara koyduğunda odanın kapısı açılmış ve içeri Miraç Bolatlı ve Aden Bolatlı gelmişti. İkiside endişeli bir surat ifadesi ile bana baktığında gözlerimi Meriç'e çevirdim.
'Neyi varmış' Miraç Bolatlı'nın sert sesi odada duyulduğunda Meriç derin bir nefes aldı.
'Bilmiyoruz doktor sonuçları söylemedi daha' ortamda ki gergin ortam biraz daha arttığında Aden Bolatlı hemen yanımda ki sandalyeye oturmuş ve nasıl olduğumu sormuştu.
Benim gözlerim Miraç Bolatlı ile buluştuğunda gözlerinde saf özlem hala duruyordu. Bayılmadan önce ki düşüncelerim saçmaydı. Miraç Bolatlı ile soyadalarımızın aynı olması onun abim olacağı anlamına gelmiyordu ya da gözlerinde bana karşı oluşan saf özlem hiç biri gerçek değildi. Ortada sadece benim bilmediğim bir gerçek vardı.
İçeri giren doktor bir süre gözlerini bizde gezdirdikten sonra Meriç'e baktı.
'Meriç Bey.... ' gözleri beni bulduğunda yüzünde oluşan ifadeye takılı kalmıştım. Kötü bir şeyler vardı. Canımı yakacak yeni bir şey öğrenecektim.
'Lina Hanım'ın muayene sırasında başında bir şişlik olduğu görüldü. İlk başta düşmenin etkisi ile olabileceğini düşünsekte emin olmak için emar çektirdik. Ve emar sonucunda Lina Hanım'ın beyninde tümör var. ' duyduğum sözler yutkunmamı zorlaştırken Meriç'e baktım. Bakışları beni bulurken gözlerinde ki tükenmişliği görmüştüm.
'Na... Nasıl yani' Miraç Bolatlı karşımda bütün yıkılmışlığıyla doktora bakarken gözlerimi onlardan kaçırdım.
'Tümör iyi huylu olduğu için cerahi bir tedaviyle alınabilir. Sonra ise ilaç tedavisi yani kemoterapi uygulanabilir.....' doktor bir kaç şey daha anlattığında ben gözlerimi kapatmıştım. Sonunda doktorun odadan çıkması ile bakışların bana döndüğünü hissedebiliyordum. Ama bu umrumda değildi.
Beynimde bir tümörle yaşamak benim için hiç bişey ifade etmiyordu. Hatta ölümümü yakınlaştırdığı için teşekkür bile edebilirdim.
'Siz gidin' Meriç'in sert sesini duyduğumda gözlerimi ne kadar açmak istesemde kapalı tuttum.
'Ne demek siz gidin Meriç. Yıllar sonra kardeşimi buluyorum. Ama aynı günde beyninde lanet olasıca bir tümör olduğunu öğreniyorum. Şimdi onun yanında duracağım buna sen karışamazsın' duyduğum sözler yutkunmamı zorlaştırırken düşünceleirimin doğruluğu bir uçurumdan atlamışım etkisi göstermişti.
'Onun yanında hangi sıfatla durucaksın Miraç. Daha senin abisi olduğunu bile bilmiyor. Böyle bir şeyi söylersen kabul edeceğini mi düşünüyorsun' düşüncelerim duvar olmuş etrafımı sararken kendimi bir hücrenin içine atılmış gibi hissediyordum. Düşüncelerimden oluşan hücre.
'Yeter tartışmayı kesin.' Aden Bolatlı'nın sesi düşüncelerimden kurtulmama sebep olduğunda gözlerimi açtım. Aynı anda gözümde akan yaşı umursamadan gözlerimi Miraç Bolatlı'ya çevirdiğimde onunda gözleri beni bulmuştu.
'Lina.. ' başımı çevirip konuşmasını kestiğimde gözlerim hemen yanında bulunan Aden Bolatlı'ya kaymıştı.
'Lüften, her ne anlatacaksanız sonra anlatın. Aksi takdirde daha fazla öğrendiğim gerçekleri kaldıramayacağım' ikiside başını salladığında odadan çıkmışlardı. Gözlerim Meriç'i bulduğunda gözlerindeki kızarıklığı umursamadım.
'Taburcu işlemlerini halleder misin? ' başını sallayıp odadan çıktığında yataktan kalkıp Meriç'in benim için getirttiği belli olan kıyafet poşetini aldım. Banyoya geçip üzerimi değiştirdiğimde Meriç'te odaya girmişti. Beraber odadan çıktığımızda elini belime koymuştu. Kendimi ondan uzaklaştırmaya çalıştırdığımda beni kendine daha çok çekti.
'Kendini benden uzaklaştırma Lina' sesinde ki sert ton yerimde durmama sağlarken bizi bekleyen arabaya binmiştik.
Eve geldiğimizde salona geçip bir koltuğa oturdum. Meriç'te karşıma geçtiğinde bakışlarımı kahverengi gözlerinde sabitledim.
'Tedavin için Amerika'ya gideceğiz.' gözlerimi açıp ona baktığımda yüzümde samimiyetten yoksun bir gülümseme oluşmuştu.
'Tedavi olacağımı söylemedim ben Meriç.' sinirlendiği belli olan bakışları ile bana baktığında gözlerimi kaçırdım.
'Ne demek istiyorsun' sesinde ki sinir kendini belli ettiğinde bakışlarımı tekrar buluşturdum.
'Tedavi olmak istemiyorum.' olduğu yerde ayağa kalktığında oturduğu koltuğa bir tekme attı. Masanın üzerindeki vazoyu yere attığında gözlerimi kapattım.
'Kafayı yemişsin sen. Beyninde ki tümör düşünme yetkini yok etti heralde. Ne demek tedavi olmayacağım. Gerçi sana niye söylüyorsam. ' Meriç etrafı darma duman etmeye devam ederken göz yaşlarım akmaya başlamışlardı bile.
'MERİÇ' sesim salonda yankılanırken Meriç'in bakışları bana dönmüştü. Ben bile sesimin bu kadar gür çıkacağını düşünmemiştim.
'Hayatta yaşamam için sebep yokken neden savaşmayı seçiyim ki. ' Meriç gözlerimin içine öyle bir acıyla baktı ki bu sözler ağzımdan çıktığı an pişman olmuştum.
Meriç kapıyı çarpıp evden çıktığında gözlerimi acıyla yumdum. Kalbini kırmıştım ama niye kırdığım hakkında bir fikrim bile yoktu. Salonda ki koltuğa uzandığımda gözlerimi kapatıp yaşların akmasına izin verdim.
Bugün öğrendiğim gerçekler yüzüme çarparken kendimi bir uçurumdan aşağı atmayı istedim. Bütün gerçekleri arkamda bırakıp yere çakılmadan önce kısa bir süreliğinide olsa uçmak istedim. Rüzgar bedenimden bütün düşüncelerimi koparırken ben o hissin verdiği rahatlıkla son kez gülümsemek istedim.
Ne kadar oldu bilmiyorum ama kapı açılıp içeri Meriç girdiğinde ayağa kalktım. İçtiği her halinden belli oluyordu. Gözleri kızarmış ve saçları dağılmıştı. Kaşının ve dudağının üstünde ki yaraları yeni farkettiğimde Meriç'e yaklaştım.
'Lina' sesinde ki ton canımı yakarken Meriç'in yaralarında elimi gezdirdim.
'Canın acıyor mu? '
'Canım değil de kalbim acıyor' duyduğum sözle gözlerinin içine baktığımda beni kolları arasına çekmişti. Onun güçlü kolları bedeni mi sarmalarken bende ellerimi beline koymuştum.
Yazar'dan
Genç adam kollarında ki kadının kokusunu içine çekti.
'Karanlığın tutsağıyım.' genç adam derin bir nefes aldığında gözlerini kapattı.
'Tek kurtuluşum sensin. Siyahlığın arasında ki küçük beyaz noktamsın, kimse göremesede ben seni görüyorum. Kimse sana ulaşmaya çalışmasada çabalamasa da ben sana tüm inancımla ulaşmaya çalışıyorum'
Derin bir nefes çekti içine adam, leş gibi içki kokuyordu. Kollarında ki kadının kokusunu bastırmasını istemiyordu. Kadını biraz daha sarmaladı kendine. İçine sokması mümkünmüş gibi.
Genç kadın nefesini tutmuş adamın söylüyceklerini bekliyordu. Ağızından çıkan sözcükler bu kadar anlamlı olmamalıydı. Bu kadının canını yakıyordu.
'Sevgiye muhtacım Lina. Sevgi neydi? Bir duygu mu, bir his mi? Bana öğretir misin? Sevilmek nasıl bana gösterir misin? Kurtarıcım olur musun? Karanlıktan korkuyorum, sevilmek istiyorum.
Genç adam durakladı ve başını kadının boyun girintisine yaklaştırıp huzur veren kokusunu içine çekti.
'Özgür olmak istiyorum, seninle olmak istiyorum.
Sevilmek istiyorum. '
Genç kadın duydukları ile büyük bir şok yaşıyordu. Karşısında ki bu adam bütün tabularını yıkmıştı.
'Sarhoşsun Meriç. Ne dediğini bilmiyorsun. Yarın bu sözlerini hatırladığında seni susturmadığım için bana kızıcaksın'
'Tamam alkollüyüm ama sarhoş değilim ne dediğimi gayet iyi biliyorum.'
Lina karşısında ki adamı koltuğa oturttu. Koşarak banyodan pansuman için gerekli malzemeleri getirdi. Önce kaşına pansuman yaptığında her hareketini izliyordu. Sonra dudağında ki yaraya pansuman yaptığında malzemeleri masaya koydu ve karşısıda ki adama baktı.
'Meriç bana ulaşmaya çalışma. Ya da o ameliyat masasından sağa kalkarsam bana ulaşmaya çalış. O zaman birbirimize sevmeyi öğretelim. Çünkü bende sevmeyi ya da sevilmeyi bilmiyorum.'
Genç adam duydukları ile yüzüne bir gülümseme kondurdu.
'Sen iyileşiceksin Lina'
Bölüm hakkında ki düşünceleriniz neler.
Nasıdı bölüm.