NİLÜFER...
Bahçe kapısından gelen tiz çığlıkla başımı çevirdim. O sesle içimde bir şey canlandı. Umut gibi değil… daha çok refleks gibiydi. Kurtulmaya hazır bir bedenin, tanıdık bir sese verdiği koşulsuz cevap. Bir anlığına her şey bitecek sandım. Çiğdem’in sesi, ip gibi çekip çıkaracaktı beni bu geceden. Çiğdem geldi diye sevinirken, Aslan abi vardı karşımda. Ağır adımlarla bana doğru gelirken, Çiğdem'i arıyordu gözlerim. Ama o yoktu.
Ama onun yerine içeriye sessiz bir gece girdi.
"Aslan abi?" dedim, fısıltıyla. Sesim bana bile yabancıydı.
Sokak lambasında yanan ışık, onun yüzünü net gösteriyordu. Soğuktu. Kararlıydı. Bir adamın yapması gereken şeyi yapıyormuş gibi…
"Çiğdem gelemedi. Onun yerine ben geldim. Seninle konuşmam gereken şeyler var Nilüfer."
Bir şeyler yanlış gibi geliyordu. Ama ne olduğunu anlamıyordum. Peşi sıra eve girdim. Ben, evin köşesindeki koltuğa sindim. Titriyordum. Hem de iliklerime kadar.
Aslan abi konuşmaya başladı. Sesi kararlıydı ama içinde bir tuhaflık vardı. "Nilüfer, evlenmene mani olamam. Berdel olmak zorunda. Sizinkiler ısrarla seni öne sürdüler. Ancak sen olmazsan... Dilruba'yı vermek zorunda kalırlar. Sende kurtulursun."
Sözleri, içimdeki buzları çözmeye başlamıştı. Gerçekten bir çıkış yolu olabilir miydi?
"Sağ ol Aslan abi… vallahi sağ ol." dedim.
Gözlerim doldu. Dizlerimin üstüne düşecek kadar minnet duydum. Ama o anda Aslan abinin sesi değişti.
"Her şeyin bir bedeli vardır Nilüfer."
Kelimeler havada asılı kaldı.
Ben o kelimeleri anlamlandırmaya çalışırken, o yavaşça gömleğinin düğmelerini açmaya başladı. İlk başta şaka sandım. Şaka yapmayacağını bildiğim hâlde. Gözlerindeki ciddiyet… o iğrenç ifadeyle birleşince beynim durdu.
"Ne yapıyorsun… abi?" dedim, sesim çatladı. "Aslan abi..."
Abi... bana hep koruyuculuğu hatırlatırdı. Ama artık ağzımda zehire dönüşüyordu.
"Ben seni Kıbrıs’a götürürüm. Rahat yaşarsın. Hatta istersen mimarlık da yaparsın. Ya da istediğin başka bir yer olur. Yakınımda olmanı tercih ederim. Ben... geldiğimde, gönlümü hoş tutman şartıyla."
Bu cümledeki “gönlümü hoş tutman” beni kustuğum bir hayattan geçirip yakıcı bir gerçeğe çarptı.
"Sen…" Kelimeler ağzımdan çıkamıyordu. "Sen ne diyorsun be!"
Ayağa fırladım. Kalbim ağzımdan çıkacak gibiydi. Aramızda bir sehpa, bir de geçmişten kalan bir güven vardı. Ama o güven çoktan paramparça olmuştu.
"Allah belanı versi.," dedim ve yüzüne bir tokat indirdim.
Tokadımın sesi duvarda yankılandı. Onu gerçekten abim gibi görmüştüm. Ama o, karanlık bir yabancıydı artık. Üstüme yürümeye başladı. Ben geriye doğru çekildim. Gözüm tezgâhın kenarındaki bıçağa kaydı. Titreyen elimle kavradım. Kalbim deli gibi atıyordu ama gözümde yaş yoktu artık.
"Bana bir daha dokunmaya kalkarsan… yemin ederim seni doğduğuna pişman ederim. Allah şahidim olsun, seni öldürürüm!"
Gözümün kenarından bir damla yaş süzüldü. Boşuna dememişler "Abi deme lazım olur." diye. O da gerçek yüzünü nihayet ortaya çıkarmıştı.
İçimde büyük bir öfke ateşi yanıyordu. Yanıp tüm bedenimi küle çevirmişti. Tiksintiyle yere tükürdüm.
"Seni adam sanırdım. Şimdi anladım, Çiğdem'in neden abimin bekar evi dediğini. Orospularını attığın yer değil mi burası. Ama ben o ucuz kadınlardan değilim. İki sözünle koynuna girmem.
Gerekirse canıma kıyarım... ne senin ne de kuzenin olacak köpeğe yem ederim kendimi. Hülya... sen onun birini hak etmiyordun. Burada olsa benden önce o suratına tükürürdü. İyi ki ölmüşte bu hâlini görmemiş."
Suratıma öfkeyle bakarken, kapıya koşup kendimi dışarı atmaktan başka bir şey düşünmedim. Evin kapısını öyle bir hızla açtım ki menteşesi yerinden fırlayacaktı. Bir an önce bu günah yuvasından çıkmam gerekli.
Ay ışığı yüzüme vurduğunda nefes aldığımı hatırladım. Ama dizlerim titriyordu. Sanki içimdeki her şey yerle bir olmuştu. O an aklıma tek bir kişi geldi.
ANKA...
En eski dostum. Çiğdem'den bile eski. Çocukluğumdan kalma. Benim gibi acılar içinde büyüyen biri. Telefonu ellerim titreyerek açtım.
"Efendim." diye sesini duymamla tuttuğum göz yaşlarımı daha fazla tutamadım.
"Anka… Ben Nilüfer." dedim, sesim boğazımda düğüm düğüm olmuştu.
“Nilüfer? Hayırdır? İyi misin?” Nefes alamıyordum.
“Beni kaçırdılar Anka. Berdel... yapmak istiyorlar. Yardım et.” diyebildim sonunda.
“Antep'te misin?”
“Evet.
"Kopuz Konağı'nda mısın?"
"Kaçtım."
Anlatmaya utanıyordum. Onlar beni kurban etmeye utanmazlarken...
"Tamam, ben gelene kadar bir yere saklan. Geldiğimde arayacağım. Sakın korkma. Kimse benim kardeşime zarar veremez."
“Gel, ne olur gel.”
“Sabah oradayım."
Telefon kapandığında olduğum yerden hareket edemedim. Hadi o insanların ne mal olduklarını biliyorum.
Ya Aslan abi...
Onun yaptıklarını nasıl unuturum, hazmederim. Onu hep iyi biri diye bilirdim. Hiç kötülüğünü görmedim. Her zaman dimdik dururdu. Bir kez dağıldığına şahit olmuştum. O da nişanlısı öldüğünde. Bunca zaman olmasına rağmen evlenmemişti. Üstelik ağaydı. Hâlâ ona aşık sanıyordum. Meğerse hayasız şerefsizin tekiymiş. Bekar evi açmasından anlamalıydım.
Ah, salak Nilüfer... Ahh...
Buradan hemen çıkmalıydım. Bu iğrençlikten. Bahçe kapısının bir an açılmasıyla irkildim. Çiğdem koşarak yanıma koşup sarıldı. Çiğdem’in gelişi geç kalmış bir mucizeydi. Ama yine de mucizeydi.
Ellerini itip "Neredesin sen? Neden beni..." konuşmaya devam edemedim. Olduğum yere çöküp ağlamaya başladım.
Yeniden sarılmasıyla ağlamam şiddetlendi. En başta gelseydi, bunlar olmazdı. Abi... abi bildiğim adamın bana...
"Abimin seninle kon..."
"Ne konuşması be? Adam bildiğin gel bana dostum ol dedi açık açık."
Söylediklerime şaşıran Çiğdem "Saçmalama. Abim as..."
"Asla yapmaz mı diyeceksin? Sana ev açarım. Arada bir yanına gelirim. Gönlümü hoş tutarsın. Yoksa berdel olursun dedi. Neyine yanlış anlayayım bunun?"
Çiğdem öfkeyle eve doğru giderken kapı açıldı. Aslan o haysiyetsiz çıktı dışarı. Çiğdem tam konuşacaktı ki, lafı kızın ağzına tıkadı.
"İçeri geçin biri görmeden."
"Hâla utanmadan konuşuyor hayasız köpek." dedim öfkeyle.
Üzerime yürürken Çiğdem önüme geçse de Aslan'ın bakışı yetti, donup kalmasına. Ben geri geri kaçmaya çalışırken, bileğimden yakaladı. Ne olduğunu anlamadan kendimi sırtında buldum.
"İndir beni! İndir dedim piç kurusu!"
"İçeri!" diye bağırdı. Çiğdem önde ben Aslan'ın sırtında eve girdik.
"Bacından utan bari. Bir de seni adam sanıp yardım istedim." dememle beni koltuğa fırlattı.