2.BÖLÜM "NİŞANLIM DİYECEKSİN"
?
Kavurucu sıcağın altında zorlukla yürüyordum. Abim evden çıkınca hemen arkasından kaçmıştım evden. Çiçek Teyze'yi görmem, onunla konuşmam gerekiyordu. Tüm bu olanlar, bana bir kabus gibi geliyordu. Hüseyin Abi'yi istemezken, başıma bir de bey gelmişti.
Dün, Cihangir denilen adam son sözünü söylemiş, kalkmış gitmişti. Ondan sonra ise Semiha Nine ve muhtargil evden gitmişlerdi. Abim ile konuşmaya çalıştığımda beni terslemiş, odama kapatmıştı. Bende şaşkınlıktan donmuş halimle odanın ortasında kalakalmıştım.
Hani beni istemeyecekti bu adam?
Ne oldu da beni eş olarak istedi?
Muhtarın evinin önüne yaklaştığımda nefes nefese kalmış bir vaziyette kendimi kapının önünde buldum. Elimi kaldırıp kapıya vurdum. Hızlı hızlı vurarak sabırsızca beklemeye başladım. Kapının ardından gelen seslerle duraksadım.
Ahşap kapının aralanması ile karşımda Çiçek Teyze'yi gördüm. Beni gördüğüne hiç şaşırmamış olacak ki kapıyı araladı. "Gel içeri kızım. Bende seni bekliyordum."
Kapıdan içeri girerek, ona döndüm. Çiçek Teyze kapıyı kapatarak bana çevirdi bedenini. "İçeri gel Nazlı, orada konuşalım." Sessizliğimi koruyarak içeri adımladım. Oturma odasından içeri girip, koltuğun üzerine yavaşça oturdum.
"Sana su getire-"
"Hayır teyze, daha mühim konularımız var biliyorsun."
Pes etmiş bir halde, karşımdaki koltuğa oturdu. "Ne diyeceğini az çok tahmin ediyorum kızım. Hani beni istemeyeceklerdi diyeceksin ama inan bende şaşkına döndüm. Sen kahveleri verdikten sonra Semiha Nine, ben ve Cihangir Bey konuştu. Sıcak bakmamıştı bu işe, küçüksün ya sen karşı çıktı, sinirlendi bize."
"O halde niye aldı beni? Madem küçüğüm istemesin beni?"
"Bende bilmiyorum, evet deyince bende Semiha Hanım'da şaşırdı. Cihangir Bey seni gördüğünde Azize'ye de kızmış. Küçücük kızı mı eş olarak alacağım diye söylenmiş. Sen gelmeden önce gittiydi Azize, o da şaşmış kalmış beyin verdiği tepkiye."
"Ne istiyor bu adam benden? Koskoca konağa beni hanım edecek değil ya?"
"Valla bu bey delidir biraz Nazlı'm. Adamın seni istemeyeceğini biliyordum affet ne kararını değiştirdi bilmiyorum ama vazgeçecek gibi değil. Bugün parayı gönderecek."
"Başka çaresi olmalı, onunla evlenemem ki ben?"
Alnımdaki yazmadan sıyrılmış saçımı geriye ittim. Çiçek Teyze söylediğime biraz kızmış olmalı ki kaşlarını çattı. "Kızım yiğit bir adam Cihangir Bey. Onun ters bir tarafını görmedim Allah'ta şahit çok iyi bir adamdır. Sen ondan daha iyi birini bulamazsın. Kısmetinmiş işte."
"Ben birini istemiyorum ki teyze, sadece yaşayıp gitmek-"
"Yaşamak mı? Evin içinde öylece çalışmaya yaşamak mı diyorsun sen? Şu haline bak be kızım, ne zaman aynaya baktın? Ne zaman güzel bir elbise aldın? Bunlar senin hakkın değil mi? Kendi evinde, mutlu bir hayat istemez misin?"
Dedikleri beni düşüncelere boğdu. Evin mutfağında kendime bir yemek yapsam yengem söylenmeye başlardı. Babam öldüğü günden beri abimden para dahi istememiştim, üzerime bir parça kıyafet dahi alamamıştım.
"Kim istemez ama evlenerek bunları elde edemem ki?"
"Koskoca konağa hanım ağa olacaksın kızım! Aklını kullan, yengenden de o soysuz abinden de kurtulacaksın işte daha ne istiyorsun? Hem hemen evlen demiyoruz ki sana, bir tanışın."
Aklıma dün ki adam düştüğünde bakışlarını üzerimde hissettim sanki. "Terbiyesiz." diye fısıldadım kendi kendime.
"Ne dedin kızım?"
"Bir şey yok teyze ben bir hal çaresine bakacağım."
"İyi düşün kızım bu fırsat köyde kimsenin eline geçmez. Şimdi Cihangir Bey'e hayır dersen, senin yerine evet diyecek çok kız biliyorum ben burada." Çiçek Teyze'nin dedikleri aklımı karıştırmıştı. Ne diyeceğimi bilememiştim.
"Düşüneceğim."
?
Cihangir, aynanın karşısında durmuş kollarını geçirdiği gömleği omuzlarına koydu. Gözleri aynadaki yansımasında dolanırken çatık kaşları ile gömleğinin düğmelerini iliklemeye başladı. Yavaş yavaş düğmelerini iliklerken aklında dolanan düşüncelerden rahatsız olarak gözlerini kaçırdı.
Son düğmeyi de ilikleyip, bileğinin üzerindeki düğmeyi de takmaya çalıştı. Gözleri yatağının üzerinde duran ceketine takıldı. Dün ki işler yüzünden biraz geç kalmıştı. Hiç sevmezdi böyle şeyleri. Bir yere geç kalmayı, zaman kaybetmeyi.
Saçlarını hamamdan çıktıktan sonra taramış, saatini takmıştı. Gömleğinin düzgün olduğuna karar verip ceketini üzerine geçirdi. Alt kattan gelen seslerle bütün konağın uyandığından emin oldu. Kendisini neyin beklediğini çok iyi biliyordu. Herkes dün yaptığı şeyi soracaktı.
Dün.
Dün gecenin anıları düşüncelerine indiğinde rahatsızca kıpırdandı yerinde. Konağa geldiğinden beri düşünmeden duramıyordu dün geceyi. İlk değildi Semiha Nine'si, babaannesi onun için çok kız bulmuştu artık Cihangir'e normal geliyordu ama bu diğerlerinden farklıydı sanki.
O gün işten çıktıktan sonra kızı görecekleri evin önüne geldiğinde içinde hiçbir duygu kırıntısı yoktu. Her zaman ki görücü usüllerinden biriydi. Ne kadar ısrarla istemediğini belirtse de Semiha Hanım geri atmamıştı çünkü artık aslan torunun yanına yakışacak bir gelin istiyordu.
Cihangir biraz beklemişti kapının önünde daha sonra içeri girmişti. Kızın sadece bir abisi olduğunu öğrenmişti ama hiç gözü tutmamıştı adamı. Nedeni belliydi. Gözleri içeri giren kızı bulduğunda ninesinin neden bu kadar direttiğini anladı.
Kız, su gibiydi.
Bir yanı sinirlendi, öfkelendi ve dışarı vurdu hiddetini, içinden de dışından da sabır çekti. Kız çok küçük görünüyordu. Cihangir'e oldukça kırılgan bir kız gibi gelmişti. Tepsiyi önüne uzattığında ilk defa kendine hakim olamadan, olmak istemeden baktı kıza.
Gözleri ne de güzeldi. Onu incelemeden duramamıştı, Cihangir normalde asla böyle bir şey yapmazdı ama kızın üzerinde öyle bir şey vardı ki bir daha bakası geliyordu. Kızı izlediği gibi onunda kendisini izlediğini gördüğünde siniri çabucak söndü.
Uzun kirpiklerinin arasında beliren o yeşil gözleri ne de güzel diye geçirdi içinden. Al yanaklı, kan kırmızı dudakları vardı. Teni öyle beyaz, öyle hafifti ki Cihangir utanmasa daha izlerdi onu ama gördüğü bir şey tüm hevesini kaçırdı sanki.
Kızın gerdanına düşen bakışları yanlış anlaşılabilirdi ama o an umursamadı. Gerdanında küçük bir morluk vardı. Cihangir karşısında yumuşak bir yüzle kendini inceleyen kızın bir anda kaşlarını çatmasıyla gözlerini kaçırdı. Rahatsız olmuştu belli ki, kim olmaz ki diye düşünmüştü.
Kız kaçar gibi arkasına bakmadan gittiğinde kendine sinirlendi. Bu kız kendisinden kaç yaş küçüktü? Olur şey değildi! Bu kız olmazdı! Gencecik, gül gibi bir kızdı. Kendisi ise neredeyse otuzuna basacaktı. Yirmilerinin sonundaydı, yirmi dokuz yaşındaydı. Bu kıza ancak bacı gözüyle bakardı.
Semiha Hanım ile konuşmuş öfkesini az da olsa kusmuştu. İstemediğini söylemiş, içeri geçmişti ama o an duyduğu sesler onu duraksatmıştı. Yengesi ile konuşan kızının dedikleri aklına girdiğinde ikilemde kalmıştı. İçeride abilik taslayan adamın kızı vurduğunu duyunca kendini zar zor tutmuştu.
O an karar verdi. Onlara görünmeden hamama girmiş oyalanmıştı. Herkes içeri geçtiğinde ise hamamdan çıkarak içeri girmişti. O kızın bakışlarını üzerinde hissetmek Cihangir'i oldukça tuhaf hissettirmişti. Niye öyle bakıyordu kendisine diye düşünmüştü.
"Beyim, Semiha Hanım sizi yemeğe bekliyor."
Kapının çalınması ile Cihangir odanın ortasında durduğunu fark etti. Silkelenip odadan çıktı. Merdivenleri oldukça yavaş bir şekilde inerek masaya yaklaştı.
"Afiyet olsun."
Semiha Hanım yemeğini bırakıp, masaya yaklaşan torununa baktı. Cihangir, masanın başına geçip oturdu. "Hoş geldin oğlum, geç kalmışsın biraz. Hayrola?"
"Yok bir şey, merak etme."
Önündeki sıcak çaydan bir yudum alıp, yemeğini yemeye başladı. Semiha Hanım konuya nasıl gireceğini bilemeyerek diğer torununa, gelinine ve oğluna baktı. "Dün ani bir karar verdin sanki oğlum? Biraz daha bekleseydin?"
"O kızı istedim, inşallah bu sofraya oturacağı günlerde gelir. Sen de çok istiyordun, bak oldu işte."
"Ama dün kızı gördüğünde küçük demiştin. Nazlı kızım, gerçekten de küçük. Sen istesen diğeri önemli değil tabi de bir sıkıntı olmasın."
"Nazlı?" diye kaşlarını kaldırıp baktı ninesine.
"Kızın ismi Nazlı."
Cihangir içindeki sese kulak vermek istemese de durduramadı kendini. İsminin bu kadar yakıştığı başka bir hatun var mıydı merak etti. "Dediğim gibi bugün parayı hazır ederim. Yarın da gider yüzük takarız."
"Acele etme oğlum, bir kızla konuşsaydın. Acaba gönlü var mı?"
Semiha Hanım aslında keyfinden hoşnuttu çünkü Cihangir'i hep evlenmesi için teşvik etmişti ve ilk defa bu kadar istekli olduğunu görüyordu. Cihangir ise duyduğu şeyle kendine kızdı. Doğruydu, bunu nasıl düşünememişti?
Abisi kızı zaten dövüyordu, belki kızı istediğine vermemişti. Beyin geldiğini öğrenince de kızı zorla vermeye kalkmıştı olamaz mıydı? "Konuşuruz." Sesinin aniden buz kesmesine mani olamamıştı. Niye heves edip durmuştu?
"O halde gidip kızla buluş da bir konuşun."
Cihangir daha fazla yemek yemek istemediğini fark ettiğinde sofradan kalktı. "Münasip bir zamanda gidip konuşurum. İşlerim var, tarlaları gezeceğim. Hasat vakti neredeyse bitecek ama daha mamüller yetişmedi."
"Dur oğlum bende geleyim."
Semiha Hanım giden torununun arkasından baktı. Evlenince değişmesini, işinden biraz olsun kopmasını diledi içinden, yoksa dilediği evliliği o güzel kıza zehir olacaktı.
?
ERTESİ GÜN
"Nereye kız yine?"
Yengemin sesi ile başıma bağladığım eşarbımı sıktım. Bir eşarp daha elime alarak boynuma sardım. Aynadan görünen yengemi umursamadan eşarbı doladım boynuma. "İşe gideceğim."
"Kız delirdin mi sen?" dedi hızla içeri göz atıp bana bakarak.
"Evet, delirdim sonunda delirtiniz beni."
Aynanın önünden çekilerek yengeme döndüm. "Çiçek Teyze dediydi dün. Bugün tarlaya gidecekler hasat vakti, biraz çalışayım dedim. Malum senin kocandan pek bir hayır yok." Yengem sözlerimle sinirlendi.
"Kız abin duysa bacaklarını kırar senin! Git otur içeri sinirlendirme beni! Tarlaya gidecekmiş, koskoca beyin nişanlısı olacaksın gidip o kirin içine giremezsin! El alem diline düşemem ben." Omuzunu sıyırıp geçerek odamdan çıktım.
"Abimi adamdan sayan kim? Hem yapmadığı şey değil bacaklarımı kırmak."
İçeri attığım adımla abimin bakışları beni buldu. Gözleri üzerimdeki eski kıyafete ve eşarbıma kaydı. Sabahın köründe nereye gittiğimi anlamaya çalışıyordu. "Nereye kız?"
"Tarlaya gideceğim."
Kaşlarını kaldırdı, oturduğu yerden kalkmadan güldü. "Tarlaya mı gideceksin?" Başımı yere eğmeden suratına baktım. "Eve iki lokma bir şey girsin diye gidiyorum. Ne yapayım senin gibi ayyaşın çalışacağı yok!"
"Ulan!"
Abim yerinden kalktığında bedenimi kıpırdatmadan durdum öylece. Yengem aramıza girerek onu durdurmaya çalıştı. "Kazım bırak gitsin, hem doğru diyor evde bir şey kalmadı. Akşam ne yiyeceğiz?"
Öfkeli bakışlarını karısından çekip bana doğrulttu. "Akşam olmadan eve gel yoksa gittiğin o tarlada öldürürüm seni!" Parayı duyunca yine nevri dönmüştü adamın. Gerçi ne bekliyordum ki, abim paragöz ayyaşın tekiydi.
"Kesin." diye mırıldandım, kapıya doğru yürürken. Geç kalmadan traktöre yetişmem gerekiyordu. "Yarın gitmeyeceksin, bugün tek git. Misafirlerimiz olacak, yardım edersin yengene." Yardım mı ederdim tüm evi tek mi temizlerdim bilmiyordum.
"Ne misafiri?"
"Parmağına yüzük takmaya geliyorlar." dedi halinden hoşnut bir şekilde yüzüme baktı. Kapının kenarına koyduğum yolluğumu elime aldım. Az önceki sinirinden eser kalmamıştı. Dudaklarından dökülen sözlerle dişlerimi vurdum birbirine. "Sen tak o yüzüğü kendine!"
Kapıyı açıp, çarparak kapattığımda abimin arkamdan bağırışını duysam da ardıma bakmadım. Köy meydanına ilerleyip, traktörün önünde bekleyen insanların arasına girdim. Traktörün sahibi geldiğinde köydeki tek yakınım olan Gülsüm ile birlikte bindik. Hareket etmeye başladığında traktörün arkasında salına salına ilerlemeye başladık.
"Kız Nazlı niye bana demedin bey gelip beni isteyecek diye? Gelirdim yanına." Gülsüm'ün olanlardan habersiz bir şekilde konuşması ile gözlerimi devirdim. Göbek ata ata görücüleri karşıladığım için kızıyordu bana.
"Açma şu bey lafını. İstemiyorum ben, zaten olmayacak da o iş."
"Olmayacak mı? Yengen gelip anama dedi, bey yarın gelip yüzük takacakmış sana. Kıskanırım diye mi demiyorsun bana?" Söylediklerine kızmamak elde değildi. Ben sanki beyi istiyordum da ondan sakınıyordum.
"Ne alakası var? İstemiyorum beyi o kadar!"
Traktörün yavaşlaması ile boynuma sardığım eşarbı burnumun üzerine örterek, başımın hemen üzerinde bağladım. Eşarbın altından aldığım nefesle, traktör durdu. Herkes teker teker inerken sıranın bana gelmesini bekledim.
Sonunda traktörden inip, tarlanın ucundan başlayarak pamukların arasına daldık. İşçiler çoktu Allah'tan, tarlanın yarısına kadar gelmiştik. Pamukları dallarından koparıyorduk. Üzerimde uzun kollu bir elbise vardı ama eski püsküydü. Pamuğun dalları kollarımı sıyırmasın diye uzun kollu seçmiştim.
Güneş tepede hasada devam ettik. Bende hazır işteyken her şeyi bir tarafa atıp, pamukları topladım. Aklımda ne o bey bozuntusu ne de abim vardı. Elimi çabuk tutup, işe koyuldum. Sabah kahvaltı vakti geldiğinde kısa bir ara verdiler.
Getirdiğim salatalık, domatesle karnımı doyurdum. Gülsüm bana kızsa da ayrı yiyememişti yemeğini. Birlikte yedikten sonra yeniden koyulmuştuk işte. Yevmiye ile çalışınca para az verseler de mecburduk. Abim çalışmıyordu, bende çok yemesem de para lazım ediyordu.
?
"Kız Nazlı! Kaçtır sesleniyorum duymuyorsun! Mola verdik, gelsene!"
Gülsüm'ün omuzumu dürtmesiyle elimdeki pamuğu sepetin içine bıraktım. "Gel hadi, yemek dağıtıyorlar." Başımı hafifçe sallayıp ayağı kalktım.
"Tamam."
Birlikte kalabalığa ilerledik. Kadınlarla erkeklerin oturdukları yer ayrıydı tabi aileler dışında. İki adamın dağıttığı yemek kuyruğuna girdik. Normalde millet evinden getirirdi öğlen yemeğini ama ne zamandır onlar veriyorlardı. Millette sesini çıkarmadan yiyordu.
"Yemekte ne var görüyor musun?"
Gülsüm eğilip kazanın içine baktı. "Pilav gibi duruyor." Gözlerimi erkeklerin kuyruğuna diktiğimde et kavurması dağıttığını gördüm. Kaşlarım çatıldı, sinirle arka tarafta oturan adama baktım. Oturmuş et kavurmasını yiyordu hayvan!
"Al kızım."
Adamın bana uzattığı bulgur pilavına baktım. Yan tarafta dağıttıkları eti gördüğümde kendime mani olamadan o tarafa sinirle yürüdüm. "Adem Efendi!" dedim neredeyse yerde rahatça uzanmış adama.
Adını duyduğunda gülmeyi bırakıp, olduğum tarafa baktı. "Ne oldu bacım?" Bacımmış! Gösterirdim ben ona bacıyı! "Niye erkeklere ayrı kadınlara ayrı yemek dağıtıyorsunuz? Biz de çalışmadık mı?" Gözüm et de değildi, yenilen haksızlıktaydı.
"Kızım senin ne dediğini kulağın duyuyor mu? Siz bu yiğitlerle aynı hasılatı mı yaptınız? Size tam yevmiye verdiğimize şükretmiyorsun, üstüne bir de yemek istiyorsun öyle mi?" Yerinden kalkıp, yanıma yaklaştı.
"Ne hasılatından bahsediyorsun sen? Siz iki de bir cigara molasına oturuyorsunuz, olmadı çay içiyorsunuz biz hiç ara vermeden çalışıyoruz! Bir de aynı hasadı yapmadınız diyorsun!" Sesimi yükseltmemle sinirlendi.
"De git pilavını ye, de şükret! Bey bir de karılara mı yedirecek et?" Ellerimi yumruk yapıp konuşacağım sırada Gülsüm kolumu çekiştirdi. "Nazlı yeriz biz bir şey olmaz."
Kolumu elinden kurtarıp, sıradaki erkeklere baktım. "Bizim de o yemekte hakkımız var! Burada o etleri hak etmeyen biri varsa o da sensin Adem Efendi! Sabahtan beri kurulmuşsun ağacın gölgesine sözde işini yapıyorsun."
"Sesin çok çıkmaya başladı hatun senin! Sana mı kaldı benim işi mi sorgulamak? Damarıma basma benim!" Önümde durup yüzüme tükürür gibi konuştuğunda iğrenerek yüzüne baktım. "Sana mı kaldı insanları ayırt etmek?"
"Lan-"
Elini kaldırdığında, onu engelleyerek kolunu tuttum. Biraz güç olsa da yanağıma vurmasını engelledim. "Sen kim oluyorsun da bana vuruyorsun be? Hiç utanman yok mu senin?"
Adam parmaklarımın arasındaki kolunu çekti. "Hasan buna bir ekmek gene verme! Zıkkımın kökünü yesin!"
"Sen ye zıkkımın kökünü! Pislik herif!"
Dediklerim onu adeta çıldırtmıştı. Bu sefer onu engelleyeceğimden emin değildim. Üzerime yürüdüğünde işçilerden biri araya girdi. "Bey geldi Adem Ağabey!" Karşımdaki adam aniden dut yemiş bülbül kesildi.
Adem Efendi aramıza mesafe koyup, yanımda durdu. "Beye tek kelime edersen seni gebertirim oruspu." Erkeklerin kendini korumak için yaptıkları boş tehditlere alışmıştım abimden. Başlarına bir şey gelir diye korkuyorlardı.
"Beni mi geberteceksin sen?" dedim güler yüzle. İçimdeki siniri bastıramadan, adama yaklaştım. Öfkeme yenik düşerek, elimi kaldırdığım gibi Adamın suratına geçirdiğimde yaşından olsa gerek yere yığılı verdi.
"Sensin be oruspu!"
Adamın üzerine kendimi atarak yumruklarımı savurduğumda Gülsüm telaşla bizi ayırmak için kolumu tuttu. "Sizin gibi itler yüzünden bu kadınlar çalışamıyor zaten! Pislikler, ahmaklar!"
Adamın yüzüne yumruk atmaya çalıştığımda, elimin sırtına keskin bir acı girdi. Güçlü değildim ama hakkımı da kimselere bırakmazdım. Artık alışmıştım. "Ne oluyor burada?" Gür, tok bir erkek sesi duyduğumda Gülsüm beni yaka paça kaldırdı adamın üzerinden.
Etrafta Adem Efendi'yi izleyen erkekleri gördüğümde içime soğuk bir su serpildi. Şimdi milletin içindeki gururu yerle bir olmuştu. Bütün köy konuşacaktı, 'Adem Efendi köyün ortasında bir kızdan dayak yedi' diye.
Umurumda mıydı?
Hiç de değildi.
"Beyim!"
Adem Efendi zorlukla ayağı kalktı. Üzerindeki toprağa bulanmış kıyafete bakıp gülümsedim. En azından kıyafeti kirlenmişti. "Nedir bu halin Adem Efendi?" Kolumu Gülsüm'den kopartıp başımı kaldırdığımda gördüklerimle olduğum yerde put kesildim.
Bu, dünkü adamdı.
Cihangir Bey.
Namı değer 'Nazlı'nın sözlüsü(!)'
"Hiçbir şey yoktur beyim. Gelin şöyle!"
Eliyle ağacın altındaki yeri gösterdiğinde öne atıldım. "Cihangir Bey!" Adam, sesimi duyduğunda gözlerini Adem Efendi'den çekti. Bedenini bana taraf çevirerek, baktığında nefesimi tuttum. Gözleri gözlerime değdiğinde isteme gününde olanlar gözümün önüne serildi. Buz gibi kara bakışları aynıydı, hiç değişmemişti.
Gözleri beni burada gördüğü için oldukça şaşkındı. Dudaklarını aralasa da diyecek bir şey bulamadı. Gözlerimi gözlerinden çekip göğsüne düşürdüm. Az biraz ötemde dursa da başımı kaldırmak boynumu ağrıtmıştı. Heybetli, çiçek Teyze'nin dediği gibi yiğit bir adama benziyordu ama hemen bir kanıya varmak için çok erkendi.
"Senin burada ne işin var?" diye konuştu, sesini biraz düşürmüştü. Daha bir ilgiliydi sanki. Karşımdaki adamın bir anlık kocam olacağını düşündüğümde yanaklarıma al çiçekler yağdı. Bunu düşünmenin sırası mıydı?
"Beyim bu kız size baş kaldırdı! Yemeğinize laf etti." Adem Efendi'nin dedikleri ile gözlerimi bir anlığına kapattım. "Yemeğe değil, adaletine laf ettim Adem Efendi! Ağzımı açtırtma bana!" dedim sinirle.
"Susun!" Gür sesi ile aramıza girip, sırtını Adem Efendi'ye döndü. "Söyle bana, ne oldu burada?" Üzerime bir iki adım atıp, tam önümde durdu. Adem Efendi bir şey diyecek gibi oldu ama şaşkınlıktan diyemedi. Kendisine hak verir diye düşünmüştü belli ki.
"Ne olacak, adam diye başımıza diktiğiniz şu şerefsiz herif kadınları çok çalıştırıp erkeklere sürekli mola veriyor. Bir de yemekleri ayırıyor! Neymiş efendim, biz onlarla eşit çalışmıyormuşuz!" Cihangir Bey'in –nasıl sesleneceğimi bilemedim- bana şaşkınlık içerisinde bakıyordu.
Gözleri hafif kısılmış, hararelerini üzerimden ayırmadan izliyordu beni. "Ne var?" dedim gözlerimi kaçırıp, ne diye o kadar dikkatli inceliyordu ki beni? "Tövbe ağam! Terbiyesiz kızdan ne beklenir ki?"
"Benim terbiyem eksikse senin de adamlığın eksik!"
Adem Efendi kötü bakışlarını üzerimden çekmeden sabır çekerken önümdeki adama bakmamak için çaba sarf ediyordum. Neye bakıyorsa bu kadar? Kalbim yerinde oynamaya başladığında midemin ortasında garip bir his belirdi. Beni oldukça rahatsız eden bir his.
"İşçiler, iş başına! Mola vermeden akşama kadar bu tarlayı bitiriyorsunuz! Kalkın lan!" Aniden sırtını bana dönüp adamlara bağırdığında yerimde hoplamadım desem yalan olur. Ödüm kopmuştu!
Erkekler çaresizce tarlaya giderken sıra Adem Efendi'ye geldi. "Sen de Adem Efendi! Bir ay yevmiyesiz çalışacaksın! Sesin dahi çıkarsa atarım seni görürsün o zaman!"
"Ama-"
"İşine bak!"
Adem Efendi çaresiz tarlaya ilerlediğinde içimden bir şükür çektim. Cihangir Bey, bu sefer yanımda duran Gülsüm'e döndü. "Siz de etleri kadınların arasında paylaştırın. Sonrada traktörle eve dönün, yevmiyeniz tam verilecek. Çok çalıştınız, sağ olun."
Gülsüm yanımdan ayrıldığında gitmek için hareketlendim. "Sen nereye?" Bir adım atacakken, engelledi beni. Başımı kaldırmadan, önümdeki toprağa baktım. "İşime gideceğim."
"Benimle geliyorsun."
Başımı hızla kaldırıp ona baktığımda, kolumu sıkmadan tutarak, eliyle arabasını gösterdi. "Seni evine bırakayım."
"Niyeymiş o? Senden böyle bir şey isteyen mi oldu?" dedim kolumdaki parmaklarını çekmeye çalışarak. Kolumun üzerindeki parmaklarının sıcaklığı, ince elbisemin altından dahi hissedebiliyordum.
"Olmadı ama olacak. Ya arabaya bin, ya da seni kucağımda taşırım."
Gözlerim irileşirken, hiç şakası yokmuş gibi dik dik yüzüme baktı. Bu adam ciddi olamazdı değil mi? Bunca kadının içinde beni kucağına alamazdı herhalde? "Bu ne cüret? Sen kimsin ki?" dedim burnumu havaya dikip, gözlerinin içine cesurca baktım.
"Sözlün."
"Değilsin! Seni isteyen yok! Beni parayla aldığını düşünüyorsan da avcunu yalarsın. Evlenmeyeceğim seninle." Tepkisini bozmadan, buz gibi bakışları ile yüzüme bakmaya devam etti.
"Anlaşılan kucağına al diyorsun."
Üzerime eğildiğinde bir adım geriye attım. "Tamam! Bineceğim." dedim telaşla, sırtını bana döndüğünde arabaya doğru ilerledim. Toprakların arasından çıkarak yürümeye başladığımda beni ardımdan takip etti.
Arabanın önünde durup, kapıyı açtım. Ardımdaki adama bakmadan bindiğimde, sırada olan kadınların bu tarafa baktığını gördüm. İçimden sabır çekerek önüme döndüm. Yan tarafımdaki kapı açıldı. Bedenini içeri sokarak, motoru çalıştırdı.
Ellerimi göğsümün üzerinde bağlayıp, sessizce yolun bitmesini bekledim. Göz ucuyla yanımda oturan adama bakmaya çalışıyordum ama utanıyordum da. Çiçek Teyze evlen demişti, bu camışla mı evlenecektim! Yok daha neler! Bu adam terbiyesiz sapığın tekiydi!
"Yarın geleceğimizi biliyorsun değil mi?"
Sesi az önceye nazaran yumuşaktı. Şaşırmadan edemedim. "Evleneceğiz, bu işten geri dönmem."
"O kadar para verdin sonuçta değil mi?" dedim kaşlarımı kaldırarak, ona baktım. Gözlerini bana değdirip yola odaklandı. "Ziyan olmasın 'malın'!"
"O gözle bakmıyorum sana için rahat olsun. Mal da değilsin." Başımı 'tabi, tabi' der gibi salladım. "Elbette öyledir dediğine inanırdım tabi parayı vermeseydin." Arabanın hızı arttığında kaşlarımı çattım.
"Vermeseydim ağabeyin olacak o şerefsizi öldürürdüm."
Yüzümdeki ifade donup, kaldı. Ne demekti öldürürdüm? "Kendi kardeşini mal gibi gören, kadınları mal gibi satan adamların hepsini öldürürdüm. Bu ağabeyine özel bir şey değil." İçim korkuyla ezilirken, dedikleri ile biraz olsun ferahladı.
"Aman ne hoş! Çok inandım."
Direksiyonu kavrayan parmak boğumları beyazladı. Sinirlendiği her halinden belliydi. "Küçücük kızın bana inanıp inanmaması çok da umurumdaydı. Ne düşündüğünle ilgilenmiyorum zaten."
"Çek arabayı kenara!" dedim aniden, ona doğru çevirdim bedenimi. "Durdur, ineceğim!" Beni umursamadan arabanın hızını arttırdığında tekrar söylendim. "İneceğim dedim! Durdur şunu!"
Gözlerime sert bir bakış atıp, ani bir frenle durdurdu arabayı. Bedenimi çevirerek kapıyı açtım. Kendimi zorlukla dışarı attım. "O halde küçük kızı bırak da yoluna devam et! Ayı!" Kapıyı sertçe kapatıp, yolun ortasında sinirle yürümeye başladım.
"Camışın teki! Bir de evlen diyorlar bununla! Evleneceğime ölürüm daha iyi! Öküz!" dedim söylene, söylene ilerlerken. Saçlarım rüzgardan savrulurken, eteğim sert rüzgarla uçuşuyordu. "Nereye gidiyorsun?"
Arkamdan geldiğini anladığımda adımlarımı hızlandırdım. "Sana ne be? Bırak peşimi!" Köye varmama daha çok vardı, yürürdüm ama binmezdim o arabaya! "Geri dön şu arabaya!" dedi arkamdan seslenirken.
"Sen istediği yere git! Ben gelmiyorum, ne de olsa küçük kızın ne düşündüğü umurunda değil!" dedim öfkeyle. Kadınların düşünceleri ne zaman önemli olacaktı ki? Abim olacak o alçaktan dolayı her erkeğe kin besler olmuştum.
Kolumdan tutulup çekilmemle saçlarım yüzümü kapattı. Kolumu parmaklarından kurtarıp, yüzümden saçlarımı çektim. "Ne istiyorsun?" dedim hiddetle inip kalkan göğsümle, nefes nefese konuştum.
"Bin arabaya, köye bu halde gidemezsin."
"Binmeyeceğim!"
İçinden sabır çekti, çenesini sertçe sıvazladığında yüreğim kuş gibi çarptı. Yani bu sinirin arasında yüreğim niye çarpıyordu? "Adın Nazlı yerine dik kafa koysalarmış! Ne hatunmuşsun, bir laf dinlemedin."
"Dedi, dillere destan sapık olan bey!" diye söylendim gözlerinin içine bakarak. "İnsanda az da olsa utanma olur! İsteme günü görmedim mi sanıyorsun?" Saçlarım gözlerimin önüne gelerek yüzümü örtüyordu.
"Ne gördün, seninle ilgilendiğimi mi? Yoksa bu yüzden mi evleneceğim dediğimi sanıyorsun?" Gözlerim güneşten sulanmaya başladığında bakışlarımı göğsüne düşürdüm. Üzerime bedeni gölge düşürdü, yüzünü eğdiğinde geriye eğdim sırtımı.
"Göğüslerin ilgimi çekmiyor."
"Utanmaz adam!" dedim yüksek sesle, utancımı gizlemeye çalışarak. Nasıl böyle açık sözle konuşabiliyordu? Hiç mi utanması yoktu bu adamın? "Küçücük kızsın neyini isteyeyim?" Gururuma ayak basmıştı.
"Yeter! Niye evlenmek için geliyorsun o halde! Evlenmeyelim olup, bitsin. Bir daha da görüşmeyiz!" Gözlerimiz kesiştiğinde, sözlerime devam edemedim. Siyah gözleri, gözlerimin içine öyle yoğun bakıyordu ki tek kelime daha edememiştim. Bedenim bakışlarının altında titriyordu. Kalbim ise göğsümü ezip geçiyor, yüzüm ateşler içinde yanıyordu. Oysaki rüzgar çoktu ama ben ateşler içindeydim.
İlk o an, ona farklı baktım.
Yüzü kusursuz denilecek adar güzeldi. Gözleri, çok güzeldi. Simsiyahtı, kirpiklerimi kıskandıracak kadar güzel kirpikleri vardı. Düz burnu, yüzünü kusursuz gösteriyordu. Yanakları hafif çukur, içe çöküktü. Sert çehresi nefesimi kesti. Bedeni o kadar kalıplı ve heybetliydi ki bedenim yanında küçücük kalıyordu. Anladım, ondan etkileniyordum. Belki bana yaklaşan ilk erkek olduğu içindi bu ilgim, belki de kocam olacağı içindi.
"Olmaz."
"Ne?" diye fısıldadım. Gözleri yüzümü inceliyordu. Aynı onu incelediğim gibi, her kıvrımımda dolanıyordu bakışları. Ne düşündüğünü çok merak ettim. Yolun ortasında öylece birbirimizi izliyorduk. Öylece, bakıyorduk birbirimize. Az önce tartışan biz değilmişiz gibi.
"Evleneceğiz." Neden bu kadar diretiyordu? "Küçük kız dedin bana, madem istemiyorsun ne diye eşin yapacaksın beni?" Baştan aşağı süzdü beni ama bu sefer rahatsız olmadım. Olmam gerekirdi ama olmadım.
"Arabaya bin, evine gidelim."
"Hayır! Madem bana cevap vermiyorsun o halde bende senin sözüne itimat etmeyeceğim."
Arkamı döndüğümde, bileğime dolanan sıcak avuçla geriye doğru çekildim. Göğüslerim sertçe gövdesine çarptığında, saçlarım üzerindeki gömleğe dağıldı. Burnum göğsünün üzerine sürtünürken gözlerim irileşmiş, soluk dahi almadan öylece bakıyordum gövdesine. Bedenin kıvrımını hissedebiliyordum. Ellerimi göğsünün iki yanına yasladığımda sert olduğunu hissettim. Gövdesi, taş gibiydi.
Elimin altındaki göğsü hızla inip kalkıyordu. Bedeni kaskatı kesilmişti, kıpırdamıyordu bile. Sanki kolumu istemeden tutup çekmişti. Rüzgarın esmesi ile kokusu burnuma doldu. Sigara ve tuhaf bir kokuyla karışık bir şey kokuyordu. Burnumdan içeri giren koku, tuhaf geldi ama kötü değildi. Sadece, değişikti.
"Sesini biraz alçalt hatun. Adın gibi Nazlı bir kadın ol." Saçlarımın üzerine fısıldanan sözlerle, kendime geldim. Bedenimi geriye çekip, aramızdaki boy farkına baktım. Başım, ancak göğsüne yetişiyordu. Kabul ediyordum, bu adam dev gibiydi.
Sesi üzerimde farklı bir etki yaratıyordu. Titretiyordu beni. "Ben buyum, istersen." Dik dik ona baktığımda gözlerini kapattı. Göğsünü aldığı nefesle şişirdi. "Ya sabır!"
"Sen daha çok sabır çekersin beni gördükçe."
Kirpiklerini aralayıp sinirle bana baktığında aklına bir şey gelmiş gibi duraksadı. "Benden günah gitti hatun!" Aniden üzerime eğilerek, kollarını bacaklarıma dolayıp beni sırtına attığında dudaklarımdan büyük bir çığlık firar etti.
"Ne yapıyorsun sen?"
Çığlığımı umursamadan bedenini arabaya dönerek yürümeye başladığında, tekmelerimi ve yumruklarımı bedeninin üzerine bıraktım. "Bıraksana beni hayvan! Bir de bey olacak, camış gibi attı beni omzuna! Pislik herif, bıraksana!"
Elinin birisini kalçamın biraz üzerine koyduğunda dudaklarım şokla aralandı. Saçlarım başımdan aşağı süzülürken utançtan yüzümü kıpkırmızı kesildi. Avucunun sıcaklığı tüm bedenime işlemişti sanki. "Çek elini oradan! Ahlaksız adam!"
"Yanlış dedin, nişanlım diyeceksin artık."