Rüzgâr, yanmış toprakların arasından geçerken külleri göğe savuruyordu. Her savrulan parça, yıkılmış bir hatırayı; her soluk, kaybolmuş bir hayatı taşıyordu. Artık savaşın sesi susmuştu. Ne bir emir çığlığı, ne bir çarpışma, ne de bir yardım yakarışı duyuluyordu. Sadece yürek delen bir sessizlik hâkimdi ortalığa. Ve o sessizlikte, sadece iki adam nefes alıyordu. James, dizlerinin üstünde derin derin soluyordu. Elindeki kılıç, yere saplanmıştı ama hâlâ kavranıyordu parmaklarında. Parmaklarının arasında Elara’nın kanını taşıyan toprak vardı; kızıl, kurumuş, ama unutulmamış. Gözleri Charles’a kilitlenmişti — gözlerinde ne zaferin huzuru ne de acının tesellisi vardı. Sadece hak edilmiş bir sonun ağırlığı duruyordu orada. Charles, birkaç adım ötede diz çökmüş, sol omzundan aldığı derin yara y

