18.bölüm

619 Words
Bahadan önce yardımıma Halil abi koşmuştu. Annem o örtünün altında bekledikçe canımdan can gitmiş ve en son benimde gözlerim kapanmıştı. Halil abinin bana doğru koşup kucakladığını hatırlıyordum. Dahası bende yoktu. Gözlerimi açtığımda hastane odasındaydım. Kızlar başımda uyanmamı bekliyordu. Hepsinin gözleri kıpkırmızıydı. Zuhalin omzunda ağladığı kişi kimdi bilmiyorum o da en az benim kadar iyi görünmüyordu. "Uyandı." diyen ses Şuraya aitti. Hepsi nasıl olduğumu sormak istiyor ama dile getirmiyordu. Gözlerimi kapattım. Gözyaşlarım akmak için benden izin dahi istemiyordu. Kendiliğinden akıyorlardı. Şura ve Zennure yanıma oturdular. Kolumda serum bağlıydı. "Ölenle ölünmüyor." hepsi de ne yaşadığımı biliyor ve anlıyorlardı. Ölenle gerçekten ölünmüyordu da acısıyla da yaşanılmıyordu. Acım çok taze olduğundan mı söylüyordum bilmiyorum sadece bir kaç saat olmasına rağmen o örtünün altına koydukları annemin o son halini unutamıyor ve merak ediyordum. Ben ona dahada bakardım. Anneme ben ölene kadar bakardım. Kapıdan terin suyun içinde kalan Kutay telaş ve korku içinde girdi. Herkesin yüzüne baktı. Aceleci ve temkinliydi. Sanki bakışı bulmak istediği birisi var gibiydi. Yatakta yatan beni gördüğünde hızlı hızlı inip kalkan göğsü daha da hızlanmıştı. Saçları dağılmış üstündeki beyaz ğömleği terden sırılsıklam olmuştu. Elleri yumruk olmuş ve gözlerinin altı uykusuzluktan çökmüştü. Beni her yalnız bıraktığında ne halde bulacağını bilmeyen adam sanki korkusuyla yüzleşiyordu. Yüzleşmek ne ki! O da beni kaybetmiş gibi korkmuştu. "Geldim ömrüm. Geldim." Baha ve Zuhalin yanındaki erkek dışında onun bu sözlerine alışıktılar. Yumruk ustası adam sanki en amatör dövüşçüden en iyi yumruğu yemiş gibi sersemdi. Adımlarını güçlü atsa da o da perişandı. Perişanlığının kaynağı karşısında duruyordu. Onu hiçbir şey yıkmazdı ama benim yokluğum yıkardı. Benim yıkıntım arasındaydı Kutay. O içeri girince yataktaki Şura ve diğerleri odadan çıktılar. Bizi baş başa bırakacaklardı. Onlardan içeriden çıkınca o da yavaş adımlarla yanıma geldi. Elimle ona yatağı işaret ettim. Hiç iyi değildim. Yatağın ucunda yerini alınca onun yüzünü avuçlarım arasına aldım. Gözlerimden yaşlar kendiliğinden akarken konuştum. "Ömrün senden bir şey isteyecek." "İste." diye söyledi. Emir hitabı kullanan oydu ama emri yerine getirilecek bendim. Bunu sözler hissetmiyordu da ikimiz biliyorduk. "Annemi alalım götürelim buradan." toprağa konulsun ama burada durmasın istiyordum. Benim anneme beyaz Örtü örtmüşlerdi. Toprak onu sahiplensin örtsündü. O uğursuz monitörün sesi kulağımda çınlarken annem burada daha fazla kalmasın istiyordum. Hastanede annemde bende kalmayalımdı. Annemi sahiplenecek toprağa verelimdi. Biliyorum annem dönmeyecekti. En azından toprağında annem daha rahat uyurdu. Bende onun daha iyi olduğunu bilirdim. Toprak yıkasın ve annemi o örtsündü. Yüzünü kaydırıp avuç içlerimi öptü. "Alır gideriz. Gereken neyse yaparız." yapsındı. Ona uzandım. Burada daha fazla kalmak istemiyordum. Annemle birlikte bende gitmeyi istiyordum. Serum bağlıydı. Baktı bir süre. En son bakışlarıma yenildi ve çıkardı kolumdan. Beni kucağına aldığında onunla birlikte çıktık odadan. Kızların her biri duvar dibinde bekliyorlardı. Kutayın kucağında beni görünce ayaklandılar. "Gidiyor musunuz?" hepsi Kutaya gözü kapalı güvenen insanlardı. Kutay böyle birisiydi. Kutay kucağından beni bırakmadan onlarla konuştu. "Bana geçiyoruz. Kızlar siz o sürede Minelin yanında kalın. Benim halletmem gereken birkaç işim var." annemin cenaze işleriyle ilgilenecekti. Boynuna teşekkür niyetiyle daha çok sarıldım. Göz yaşlarım kesilmiyordu. Ağladıkça ağlayasım ve bağıra çağıra içimdeki acıyı kusmak geliyordu. Onun kucağında dışarı çıktık. Kızlarda arabaya bindiler. Halil abi ve Fatih beyde bizimleydi. Zuhal Fatih bey deyince duymuştum. Sessizlik içinde yol aldığımız eve sessizlik içinde girilmişti. Fatih bey bizimle kalırken Halil abi Kutayla birlikte gitmişti. Gitmeden beni kendi odasına bırakmıştı. Bunu ondan ben istemiştim. Baha da iş yerine geri dönmüştü. Çıkarken öylece haber verip çıkmıştık. İş yerini bizimle ilgili bilgilendirecekti. Gitmeden önce de benim için sakinleştirici yazmış ve Kutaya vermişti. Gelirken alınmıştı. Onu içtiğimden gözlerim ağırlaşmış ve uykunun kollarına kendimi bırakmıştım. Bugün bir şey öğrenmiştim. Beyazlar öyle sanıldığı kadar güzel olmayabiliyormuş. O Örtü bana annemi ve annemin yüzünün kapatılışını hatırlatacaktı. Hiç çıkacağını sanmıyorum içimden. Çarşafları kaldıracak ve beyaz namına hayatımda bir şeyi bırakmayacaktım. Anne sana beyaz yakışmadı. Anneler anne olduktan sonra belki de beyaz giymemelilerdi.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD