Kurumuş dudaklarım uykumun bozulmasına mahal olmuştu. Abi bunu da anlamıyorum ben. Yatmadan önce su içtim kaç kere.
Yanımdaki yatan felaket tellalı gibi olan kızıma baktım. Valla uyuyordu çok şükür. Kızımın yanında yatan eski kocama baktım bir de. Yüzünü dönmüş şerefsiz. Olabilecek en kısık fısıltımla ona seslendim. "Yağız." oflarken uyuduğunu sabaha kadar da uyanmayacağını anlamıştım. "Uyuduğumu sandın değil mi?" demesiyle bana jest yapmıştı. Adamım sensin eski kocam bey. Yağız bana seslenirken bir yandan da yönünü bana çevirmeye çalışıyordu. "Lan keşke paraya kıyıp geniş yatak alsaydık."
Karanlıkta ne kadar belli olur bilmem ama gözlerimi devirdim. "Yatak dayanmaz bize. Kalk hadi." dedim ona karşılık. "Oo eski karım hanım, ne yapacağız?"
"Seninle roman oynayacağım Yağız! Ne yapabiliriz Allah aşkına? Balkona geçelim. 35 lik bu sefer." dedim sesimin sonlarına doğru tek gözümü kırparak.
Omuz silkti, saçlarını tekrar savurdu. Gözüyle yükseklere bakarken "35 lik bana yetmez 70 lik sana değmez." dedi. Ay haspama bak sen. "70 lik alacak param yok demiyor da." dedim ben de ona nispet yapar gibi. "Sen gelme ben kendim içerim."
Ege'ye düşmeden yataktan çıktığım zaman sevindim. Ben kapıdan çıkacakken Yağız da süperman gibi arkamda belireverdi. "Bensiz şişenin dibini bulamazsın. Tadı çıkmaz."
"Yo çok güzel de çıkar." amacım onu sinir etmekti. Bizim eğlence anlayışı buydu. "Öyle olsun." dedi. Bu adamın savcı olduğuna inanmak zordu. Mutfağa sessiz adımlarla girdiğimiz zaman Ege'ye karşı sergilediğimiz mücadelede galip geldiğimizi ilan ettik. "Yağız kapıyı ört bakayım." derken bir yandan da tezgahın üstüne çıkmış hangisini seçsem diye düşünüyordum.
"Biraz hızlı davranmazsan tüm yaşanacaklar hayal olarak kalacak." az beklesen ölürsün Yağız çünkü değil mi? "Tamam be." deyip önümdeki şişeyi aldım. "Bar işletmiyoruz Semi. Alt tarafı iki tane şişe var." havamı bozmasana.
Şişeyi hızla kapıp tezgahtan yere atladım. "Atiğim, çeviğim." diyerek hava attım. "Beş yaşındaki kızımızdan kaçıyoruz resmen."
Ofladım Yağız'ın dediklerine. Haklıydı bir yerde ama bu benim suçum değildi. "Hep sen alıştırıyorsun çocuğa bunları Yağız." dediğimde kaşlarını yukarıya kaldırdı. "Ne yapmışım ben ya?"
Omuz silkip balkonun kapısını açtık. Tişört olarak siyah kısa kollu giyindiğimiz için soğuk çok çabuk tenimize ilişti. "Mart kapıdan baktırıyor, kazma kürek kazdırıyor." Yağız'ın sözleri üzerine kahkaha attım. "Yanlış söyledin Yağız." derken hâlâ gülüyordum.
"Kazdırır değil yaktırır o." dedim. "Gül Semi, bir de buna gül." sesi sitemkarlı çıkmıştı. Omzuna şakacıktan vurur gibi yaptım. "Olur arada öyle şeyler."
"Kadınlar önden." derken elini naziklikten uzattı. "Kadın olduğumu hatırladım bir an. Sindirmem lazım olanları."
"Kadın olduğunu her aynaya bakışında hatırlaman lazım. Baksana şu mavilere, kahverengi saçların..." derken gözlerini bedenimde gezdirdi. "Bunlara vuruldum kızım ben." eski kocam bey yavşıyor bana imdat. Dudağımın kenarı kıvrıldı. "Çok bakma gözün kalır." dedim.
"Her şey için çok geç değil mi?" Yağız'ın dedikleriyle duraksadım. "Seviyoruz birbirimizi Semiramis, neden boşandık biz?" of ya. Biliyordum bunların olacağını.
Sıkıntılı bir nefes verdim balkondaki mindere cenin pozisyonunda otururken. "Yağız kaç bin kere konuştuk bunları. Hem boşanmak benim hakkım diye kavga etmedik mi biz?" mavi gözlerimin içine bakarak konuştu. "Çok hızlı gelişti her şey. Nereden bileyim ben?!" sırtımızı balkonun pütürlü duvarına yaslarken soğuk hava yüzümüze vurup duruyordu.
"Bak Yağız, iki ay öncesinden kararlaştırdık bunları. Yaşadıklarımızı Ege yaşasın istemiyorum. Çok yıprandık, ara verdik olmadı. Son günümüzde bile kavga ediyoruz lan biz!" sesim sona doğru sinirli çıkmıştı. Fakat kızgınlığım Yağız'a veya kendime değildi.
"Boş ver ya. Ben saçmaladım sadece." dedi umursamaz tavırla. Yağız'a kız mı bulsaydım? "Hadi açtım şişeyi ilk sen iç." derken şişeyi ona uzattım.
"Bardak getirseydin ya." dedi şişeyi alırken. "İlk şişeyi böyle bitirdik Yağız yıllar öncesinde. Son şişemizi de böyle bitirelim."
Yağız tek kaşını kaldırdı. "Tek olduğunu nereden biliyorsun?"
"Bu evdeki son şişe." diyerek düzelttim. "Doğru ya annene yerleşeceksin." dedi ve şişeden ilk yudumunu aldı. "Sabah davam var benim. Fazla içmeyelim."
"Aman Yağız, korkma. Sarhoş etmez bu şişe." öyle tadımlık şişelerdi bu. Yağız'ın deyimiyle ona yetmeyen 35 lik şişe yani. "Senin de karakolda nöbet günün, yarın." Yağız'ın nöbet günlerimi ezberlemesi tuhafıma gitmişti. "Ben bile ezbere bilmiyorum Yağız. Helal lan." diyerek sırtını sıvazladım. "Konu sen olunca hoca kesiliyorum." dedi.
"Senin de pazartesi günü." dedim fısıltı ile. Onun duyamayacağı bir sesteydi. Ama duyadabilir. "Unutmamışsın." diyerek alayla gülümsedi. Nasıl duydun aga ya?
"Kulaklar gelişmiş Savcım." dedim gülerek. Şişeyi gülerek bana uzatırken reddetmedim isteğini. Aldığımla beraber bir yudum da ben içtim. "Yok mu senin şöyle asortik kadehlerin?" diyerek sorduğunda küçük çaplı zihnimde eşyalarımı gözden geçirme seansı yaptım. "Salgın var diyorlar, aynı ağızdan içmeyelim şimdi."
Gözlerimi devirerek oturduğum yerden kalktım. Her yeri talan edip minik kadeh bardaklarımı aramaya koyuldum. Tezgaha çıkıp üst tarafları ararken tam istediğim şeyin önümde olduğunu fark ettim. "Buldum sizi bardaklar! Bingo." diyerek sevindim.
O sırada balkondan Yağız'ın sesi ilişti kulaklarıma. "Aman boş ver Semi. Bulamazsın sen şimdi. Çay bardağı daha iyi." Yağız seni öldürmemek için bir neden bahşet lütfen.
Ofladım defalarca. Kaşlarımı çatık bir şekilde tezgahtan inip balkonu, gavur basar gibi bastım.
"Yağız seni geberteceğim!" diyerek kafasına geçirdim bir tane. Kollarıyla kendine siper ederken sinirden patlamış olan cümlelerimi sıralıyordum. "Şerefsiz Yağız, madem çay bardağı olacak neden beni uğraştırıyorsun! Ben kaç kere tezgaha çıkıp aradın haberin var mı senin?!"
Ellerimle önüme gelen saçlarımı arkaya attım. Yine ofladım. "Ege uyanacak Semi az sakin." doğru ya Ege vardı.
Lan evimde bile bağıramıyorum!
"Bir daha bir şey istediğinde kendin kalkıp alırsın." diyerek mindere geçip eski pozisyonumu aldım. Yağız kadeh bardaklarıma alkolü doldurdu azar azar. "Hadi yine iyisin." dedi ve kadehi uzattı.
Tam ağzıma götürüp bir yudum alacakken Yağız durdurdu beni. Allah'ım ben neden hiç özgür kalamıyorum? "Dur şimdi zenginler gibi şerefe deyip kadeh tokuşturacağız."
Gözlerimi onun bal rengi gözlerine dikerek sordum. "Biz zengin miyiz Yağız?" cevabı ben vereyim hayır. "İki dakika fakir olduğumu unutmak istiyordum."
"Gerçekler hayatım gerçekler!" diyerek kadehimi onun içilmeye isteksiz duran kadehi ile tokuşturdum. "Afiyet olsun diyeceğim de çarpılmaya niyetim yok." diyerek güldüm. "Çarpılmışız, çarpılacağımız kadar." dedi bıkkın bir sesle.
Minik kadeh bardağımdan bir yudum alırken Yağız'ı dürttüm kolumla. "İçsene." omuz silkti, sözüm üzerine. "Tadım yok Semi." sarhoş olmak için fırsat kollayan Yağız mı diyordu bunu? "Senin adın niye çok uzun ya?" diyerek sordu bu sefer ki.
Sorunun verdiği şaşkınlıkla ona döndüm. "Ne alaka?" yüzünü bana çevirdi. "Melike Teyze söyleyemedi bugün." Melike teyze kim Yağız?
"O kim Yağız?" esnerken sorduğum soruya bir cevap arıyordum. "Hava da çok sıcak yanıyorum." dedi gömleğinin düğmelerini aralayarak. İki yudumda sarhoş mu olmuştu bu salak? "Ne anlamda yanıyorsun Yağız? Söndürmemi mi istiyorsun?" sözümü bitirmemle eş zamanlı güldü deli gibi. Sus Yağız çocuk uyanacak! "Mavilerin bana yangın." şimdiden kafayı güzellediği için sabah dediklerine pişman olacaktı. "Neden ayrıldık biz?" bunu dedikten iki dakika sonra kavga edeceğiz.
Başını omzuma yasladı."Gitmesen olur muydu Semiramis? Sabah akşam sen olsan yanımda. Birbirimize bağırsak." ben de böbrek. Dünkü bebek işte! İki yudumda mallaşır mı insan? "Şimdi biz ayrıldık ya, ne olacak sonrasında?" sorduğu soruyla Yağız'a bakakaldım. Verecek bir cevabım yoktu. Cevap vermek istemediğimi susarak belli ettim.
"Hep kaçtın zaten." dedi bu defasında. Sabah uyanıp bu dediklerine pişman olsa da demek istedikleri bunlardı en nihayetinde. İçinde gizlediği her şeyin açığa çıkma günüydü sanırım. "Devam edeceğiz." dedim onu geçiştirmek adına.
Ağzını yine açıp bir şey diyeceğini anladığım zaman ayağa kalkarak konuştum. "Hadi Yağız uykun gelmiş senin." iki elimle de zorlanmayarak onu kaldırmaya çalıştım oturduğu yerden. Mayışmak üzere olduğu için aygır gibiydi, kalkmıyor. "Gitmeyelim." dedi ve kolumdan asıldı. "Yağız iyi değilsin." dedim ve bismillah çekip kaldırdım tüm gücümle onu.
Kolunu boynumdan geçirip omzumda sarkıtırarak destek olmaya çalıştım ona. Bir tarafını bana yaslayıp güç bela oturma odasına taşıdım onu. "Benden bu kadar Yağız." diyerek salıverdim onu koltuğa. Daha sonra da kendimi attım.
"İyi geceler Semiramis." dedi yarı uykulu kısık çıkan sesi ile. "Uyu hadi." dedim ve kendimi derin uykuya bıraktım.
⛓️
Kuş seslerini duymamla itibaren yorganı hızla üstümden fırlatarak fişek gibi kalktım koltuktan. "YAĞIZ KALK GEÇ KALDIK LAN!" dedim telaşla. Yüzümü döndürüp Yağız'ı uyandıracağım zaman koltukta olmadığını fark ettim. "Of Yağız of." dedim ve kafama vura vura oturma odasından kalktım.
Kolumda saat varmış lan! Kolumdaki saat aklıma gelince hemen saate baktım. He daha vakit varmış. Zamanımın olduğunu anlayınca gelen rahatlama hissi.
Belimin ağrısı ile kendimi gererken uykulu halimle mutfağa girdim. Girmemle eş zamanlı bir çocuk sarıldı bacaklarıma. "Günaydın anne." elimi ağzıma götürüp esnerken bana sarılan çocuğa baktım. Kendi çocuğummuş pardon. "Günaydın Ege Reyiz." dedim ve yere eğilip yanağını öptüm. Bence sarhoş olan Yağız değil bendim.
"Eski kocana günaydın yok mu eski karım?" Yağız'ın sesini duymamla başımı kaldırarak karşımda dikilen Yağız'a baktım. "Sana da günaydın eski kocam." dedim onu memnun etmek istercesine. "Heh şimdi oldu." şimdi siz boşandınız? nedense emin olamadım.
"Anne, sana özel kahvaltı hazırladım bak! Ne kadar akıllı bir çocuğum değil mi? Bana sahip olduğun için şükretmelisin anne." Ege'nin cümlesiyle Yağız dudak büzdü. Yağız'a bakmadan yüzümü duvar tarafındaki masaya döndürdüm. Başımı masaya döndürmemle itibaren eskiden yaşadığımız anılar göründü gözlerime. Hatıralarımızı boşlayıp Ege'ye sıkıca sarıldım.
Kendi çocuğumu bilmesem Ege hazırlamış derdim fakat bu kadar düzgün bir kahvaltıyı Ege yapmazdı. "Çok teşekkür ederim Ege Reyiz. Ama sadece kendin hazırladığına emin misin?" sordum tek kaşımı kaldırarak. Yağız'ın büyük bir bölümünü hazırladığını hatta hepsinin Yağız'ın yaptığını biliyordum. Ege yeni uyanmış ve kendi yapmış gibi gösterip benden övgü almak istedi büyük ihtimalle. Çünkü daha yüzü yıkanmamış duruyordu. "Şey yani, aslında küçük bir yerinde başka kişilerden yardım alınmış olabilir." dedi yarım ağız şekilde. Yalanı da güzel kıvırıyor.
Yağız dizlerinin önüne çökerek Ege'nin ellerini tuttu. "Küçük bir yer? Ve başka kişiler?" diyerek sordu. "Evet." dedi net bir ifade ile Ege. "Babası kendisi yapmış işte aa!" diyerek şakacıktan Yağız'a kızdım. "Hazırlayan ben, faydasını gören küçük hanımefendi oluyor." diyerek mırıldandı Yağız. Yazık kıyamam.
Tek kaşımı kaldırarak mavi gözlerimi ona dikerek sordum. "Nasıl bir fayda bekliyorsunuz hanımefe- pardon beyefendi?" sen yılan şeytan. "Beni adliyeye bırakabilirsiniz, ayrıca öğlen yemeğini de ısmarlarsanız çok müteşekkir olurum size karşı. Arabam tamirde malumunuz." vay beleşçi. Arabasının bozulacağı vakitte boşanmayı bulmuştu. "Düşünmem lazım beyefendi, biliyorsunuz ben artık bekar çıtır bir kadınım. Öyle herkesle randevulara çıkamam. Ayrıca zengin adamsınız... Taksi diye bir ulaşım çeşidi var." gözlerimi türk filmlerinde gibi süzdüm. "Laf söz olur Allah korusun."
Ege pantolonumu çekiştirince ona döndüm. "Anne! Anne!"
"Anası ile ayrıldık gene çocuk aramıza giriyor anasını satayım!" Yağız'a bir dakika deyip Ege'ye döndüm. "Efendim Ege?"
Ege minik parmaklarını pantolunumdan çekip sarı saçlarıyla dolandırdı. "Neriman var ya..." dedi ve gözlerini tavana dikti. "Yani Neriman Teyze!" diyerek düzeltti. Düzeltmesen de olurdu annem. "Ben Gülnür Abla ile konuşurken duydum. Ama benden duymuş olma." benim kızım olduğu çok mu belli oluyordu? "Ege Reyiz ben bile heyecanlandım şurada anlat hadi."
"Siz bir ay önce mi ayrı anne baba oldunuz?" diyerek masumca sordu. Yüzümü buruşturdum, çünkü ne dediği hakkında gram fikrim yoktu. "Anlamadık Ege?" diyerek Yağız soru niyetli sordu. "Siz bir ay önce boşanmışsınız, evli olmadan aynı evde yaşıyormuşsunuz. Bunu duydum." dedi Ege. Alo biz bir ay önce ayrıldık da haberimiz mi yok? Ne saçmalıyor bu karılar? "Çüş! Ebenin nikahı ama!" diyen Yağız olmuştu. "Ege bunu Neriman ile Gülnur mu pardon Neriman Abla ile Gülnur karısı mı dedi?" çocukla konuşurken düzgün konuşmalıydım. Sonuçta rol oluyorduk. "Evet anne! Kendi kulağımla duydum. Duyar duymaz da laf söyledim zaten." Oha!
Kimin kızı ya!
"Ne söyledin tam olarak Egeciğim?" sordu Yağız. Umarım ağızlarının payını almışlardır. Hem bilip bilmeden yanlış konuşmuşlardı! Ayrıca aynı evde kalsak da onlara ne oluyordu? "Bugün öğretmenimiz gıybet yapmanın kötü olduğundan bahsettim. Bir de şey dedim kızarak." dedi gizlenerek. "Gizlenmene gerek yok Ege. Hak etmişler diyeceğin şeyleri zaten." diyerek hak verdim kızıma. "Ailemin hayatına karışmak yerine seni her gece bırakıp aldatan kocana bir şey söyle Neriman Teyze, dedim anne. İyi demiş miyim anne, baba?" az bile demişsin Ege Reyiz. Kimse kusura bakmasın onlar olmayan bir şeyi varmış gibi gösteriyorsa bazı gerçekleri de yüzüstüne vurmak gerekir. "Nereden öğrendin bu edebiyatı Ege Reyiz?! Çüş!" dedi Yağız.
Sanırım Ege'ye gaz verme konusunda üstümüze tanımam. "Edebiyatımı bir de Kayra'nın gözlerine bakınca yazıyorum. O daha güzel." ağlamak istiyorum ya! Neden insan sabah sabah aşkından bahseder ki?! Ne gerek vardı ağzımın tadının kaçmasına! "Abayı yakmışsın babacığım." Yağız'ın kolunu cimcikledim. "Hep sen öğretiyorsun çocuğa!"
Ellerini havaya kaldırdı. "Hep ben suçluyum zaten. Nerede kötü olay oluyor benim üstüme yıkıyorsun, güzel bir şey olunca da kendi üstüne alınıyorsun. Nerede hak hukuk?!"
Kaşlarımı çattım. "Bana bak savcı bozuntusu!" o sırada kolumda hissettiğim bir acı ile koluma baktım. Lan! Ege ısırıyor beni! "Babamı rahat bırak anne! Aşkımıza engel olamazsın!"
"İyi kendine bak bu saatten sonra." diyerek omuz silktim. Ardıma dönüp masaya geçtim. "E ne duruyorsunuz? Gelin de yiyin." masaya geçmek için bile davetiye bekliyorlardı. Ağzıma bir yeşil zeytin attım. "Naci Abi'nin zeytini mi bu? Bozmuş zeytinini." dedim zeytinden kalan çekirdeği yutkunurken. Zeytini çekirdekli yemek gibi bir huyum vardı. "Halam göndermiş Semi." dedi Yağız tek kaşını kaldırarak.
"Güzel yapamamış." dedim düz bir sesle. "Anneanneme mi gideceğiz anne?" ana ben servisin oraya gideceğini servisçiye söylememiştim. "Evet Ege Reyiz. Servisçinize söylemeyi unutma sakın, anneannene bıraksın seni. Nöbetim var bugün seni almaya gelemeyebilirim." diyerek tembihledim Ege'ye. Dört gözle yerine on sekiz kulakla beni dinliyordu. Deyim evrimleşiyor. "Tamam anne tamam. Anlama algım açık." akıllı çocuğum.
"Beni adliyeye bırakma konusunda fikrin değişmedi değil mi?" çekinerek sordu Yağız. Kanka yemedim seni korkmana gerek yok. Konu sen olunca ebem bile korkuyor. "Bırakacağım Yağız ama bir daha sorarsan taksiye para verme durumunda kalırsın." Yağız başını olumlu manada sallayıp Ege'ye döndü. "Babası asalım mı okulu? Hamburger yemeye gideriz." diyen Yağız'a öldürücü bakışlar sergiledim. "Yağız çocuğa ne diyorsun ya?!"
Omuz silkerek "Aman ya, zaten kreşte öğrettikleri bir şey yok. Bizim kız öğretmene ders veriyor." Allah'ım bana sabır ver yoksa ben katil olacağım. "Kıskanma sana da hamburger ısmarlarım." tamam ne zaman gidiyoruz?
"Baba şöyle yapalım! Şimdi senin davan bitsin, beni okuldan bir süreliğine al ve annemin yanına gidelim. Sedef Abla'yı özledim! Kağan abilere hamburger alırız hem." hamburgerin tanesi ne kadar? Yağız mutlu olmuş bir şekilde gülümsedi. Heyecanlanarak "Bugün benim maaş günüm!" diyerek konuştu. Değirmenin suyu buradan geliyor. "Ama geri okula gideceksin?"
"OLUR!" diyerek ellerini birbirine çırpıştırmaya başladı. Ne güzel bir kulum Ya Rab. "Bir tanesin annesin ya!" annesinin yalakaları yesin sizi.
⛓️
Ege'yi servise bindirdikten sonra etrafı toparlaştırıp üstümü hızla giyindim. Arka sokaklar Selin kombini vol 2. Üç gündür giydiğim bodymi giyip üstüme gömleğimi giydim düğmelerini iliklemeden. Altıma yine her zamanki jeanımı geçirdim. "Yağız iki saat tuvalettesin çıksana hadi." diyerek bağırdım Yağız'a. "İşerken bile rahat yok!"
"Anlamıyorum yani ne yapıyor olabilirsin yarım saattir banyoda?!" derken bir yandan da koltuk altıma roll-on sürmeye çalışıyordum. Ferahlatıcı kokusu burnuma dolunca aynaya bakıp kendime gülümsedim. "İnsan hiç mi çirkin olmaz ya? Ben olmuyorum işte." kendi kendime mırıldandım yine.
"Oh çıktım be!" diyerek odaya dan diye giren Yağız'a döndüm. "Deliğe düştün mü diye soramadan edemedim." gözlerini devirdi ifadesiz bir şekilde. "Abartma ya."
Ben odadan çıkıp Yağız da takımını giyinip evden çıkmayı sonunda becerebilmiştik. "Sen de duyuyor musun sesleri?" diye sordu Yağız. Ne sesinden bahsediyor? "Dikkat vermedim ne sesi?"
"Baksana..." dedi kulağıyla dikkat kesilerek. "Neriman karısı kocasını evden atıyor sanırım." diyerek kıkırdadı. "Oha evet!" Yağız'ın yaptığı gibi dikkat vererek dinlediğim zaman Neriman'ın kudurduğu anlaşılıyordu. "Kudurmuş Neriman. Daha çok kudurur inşallah!" diyerek çekiştim sanki önümde Neriman varmış gibi. "Hâlâ dinliyor musun Yağız? Bir de hukukçusun."
"Ne alakası var kızım? Arkamızdan onca şey demiş. Biz dinlemişiz çok mu?"
Spor ayakkabılarımın bağcıklarını bağlayınca kolunu çekiştirdim. "Davana geç kalan savcı olarak tanınmak istemezsin. Ben kaçtım bye!" diyerek merdivenlerden üçer beşer inmeye başladım.
"Ben böyle çocuk yarışlarına girmeyi tercih etmiyorum." dedi övgülü bir sesle. Sesini iki kat aşağıdan da duyabiliyordum. Merdiven boşluğundan ona seslendim. "Haspama bak!"
⛓️
Adliyeye büyük bir uğraşla yaklaşmıştık çok şükür ki. Yağız da davasına yetişebilecekti. Kavşaktan dönerken Yağız beklemediğim bir soru sordu. "Dün olanlar..." dedi ve sıkıntılı bir nefes verdi.
Bir şeyden haberim yokmuş gibi unutmuşum gibi davranacaktım. Ona boş gözlerle baktığım zaman sözüne devam etti. "Unutmuş gibi davranma. Hatırladığını biliyorum." aga ya hiç oyun da işlemiyor. "Seni zor durumda bırakmak istememiştim, biliyorsun saçma bir sarhoşluk sadece." dedi kendinden iğrenir gibi.
"Hayır Yağız, böyle deme." dedim onu sakinleştirmek istercesine. "Söylediklerin sana bana bize zarar veren şeyler değildi." bize bir haksızlık mı yapmıştık yoksa? Beni çelişkiye koyan kısım buydu. "Hayatlarımız ayrı ve devam etmek zorundayız. O dediklerim sadece sarhoşluk etkisi ile söylediklerim. Bir geçerliliği yok." Yağız bunu söylerken dediklerimin hepsi yalan inanma gibi bir tonda demişti. Gerçekten demek istediklerin bunlar mı yoksa dünki gecenin izler mi? "Özür dilerim Semiramis. Tekrarı olmayacak söz veriyorum." içten bir şekilde özür diledi benden.
Hayır Yağız, ben özür dilerim. Bizi bozduğum için özür dilerim.
"Özür dilemene gerek yok." duraksadım bir an. "Ama..." dedim bal rengi gözlerine bakarak. "Emin olmak istiyorum. Doğru mu yaptık?" yaptım değil yaptık. "Ege böyle bir ortamda büyüsün istemiyorum. Bizim yaşadığımızı çocuğumuz yaşamamalı." dedi net bir ses ile. "Düşman değiliz ki. Dost olarak devam edeceğiz."
"Ya pişman olursak?" şüpheci bir sesle ile sordum ona. Emin olmalıydım gerçekten de bunu istediğinden. Gerçi boşanmak istemezdi ama. "Olmayacağız." kesin dille konuştuğu zaten durdum. "Hayatımıza başkaları girecek, çıkacak."
"Her şey Ege için." dedim ona karşılık. "Her şey Ege için." diyerek tekrarladı beni. "Geldik adliyeye." adliyenin önünde arabayı durdurduğum zaman Yağız'ın omzuna dokunarak ona seslendim.