Arabayla yan sokağa girdiğimde yavaşladım biraz. Kolumdaki saatime gözüm gitti. 19.57'de okunacaktı ezan. Ve şu an saat ise 19.54'tü! Hep trafik yüzündendi yoksa şimdiye varmıştım!
Oruç dolayısıyla Şengül Abla bizde kalıyordu. Çok önceden eşi vefat etmiş çocukları da uzak diyarlarda başka hayatları vardı. Şengül abla da burada bir başına hayatını devam ettiriyordu. Ramazan ayında yapayalnız kalınmaz diyerek onu bizim eve davetliyordum. Hem iftar için akşam yemeği hazırlamada bize yardımcı oluyordu.
Binanın önüne doğru geldiğimde gülümsedim, park yerime kimse arabasını koymamıştı! Hayret, bu saate boş yer bırakmazlardı ama. Demek ki komşularımızda insanlık gelişimi var. Bu daire bizim olduğuna göre bu park yerinden bir tanesi de tapumda yazılıydı. Buna rağmen her yeri dolduran üçer beşer arabalarıyla park yerimi istila ediyorlardı.
Farı açıp yerime gireceğim zaman aniden birisi lüks aracıyla gelip yerimi kapmasıyla kornaya basmam bir oldu! Lan orası benim yerimdi! Benim! Ben yerimi kaptırmam!
Arabayı olduğu yere koyup sinirle çıktım arabadan. Benim yerimi kapan insafsızı çok merak ediyordum! Uyduruk arabasını park ederken uyduruk deme çarpılırsın ben arabanın tam arkasına geçerek arabaya elimle vurdum. "İn ulan! Yerimi kaptın, nöbetten çıktım zaten!" saat olmuş iftar vakti. Ve mahallede bas bas bağırıyordum. Komşular ne yapıyor bu deli diyorlardır. Ama benim yerim kapılmıştı! "Müezzin olarak seni koyalım camiye. Minareye çıkıp tüm İstanbul'a ezan okursun." ondan böyle bir tepki beklemezken o alaylı bir şekilde arabadan sakince çıkıp sırtını arabaya yaslamış bir şekilde bana bakıyordu. Kaşlarımı çatarak ona bakmaya devam ederken bir yandan da ona fark ettirmeden inceliyordum onu. Esmere yakın bir ten rengi vardı. Buğday tenli gibiydi. Gözleri mavimsi gibi ama olmayadabilir. Her şekilde çok güzeldi. Yüzünde hafif bir kirli sakal, vücut olarak iri yapılıydı.
Kolları kaslıydı, giydiği ceketten bile belli oluyordu. Kumral, kahverengimsi, kıvırcık saçları çok güzel görünüyordu. Benim erkek halimdi lan! Daha sonra gözlerim hiç olmadık yere gitti... Karın kaslarına. Resmen şov yapıyordu. Ulan yok mu sporcu sütyeni ile şov yapmam? Kapışırız aslan parçası. Şu an daha önemli bir meselemiz olduğunu fark edince bana soktuğu laftan geri kalmayacaktım. "Artık ezanlar minareye çıkılıp müezzinler tarafından okunmuyor. Çok geride kalmışsın reis."
Bana öyle mi der gibi başını sağa eğerek baktı. Nasıl mı bakıyordu? Sanırım bunu anlatamazdım. Anlatamayacak kadar güzel ve kelimeler sönüktü. Etkilendim mi? Evet, bunu inkar edemezdim. Mavi gözleri karanlık sokakta fener gibi aydınlatırken resmen ona dibim düşmüş gibi bakıyordum.
Vücudunu hızlıca baştan aşağı süzdüm, gizlice. Spor ceketi gibi mavi bir ceket içinde ise tişört vardı. Kot pantolonu giymiş, converse ile ayaklarını süslemişti. Converse kardeşliği! Evet! Converse giyiyordu, ulan Yağız'a bir türlü giydirememiştim. Neymiş düz tabanmış, rahatsız oluyormuş. Lan ben tüm İstanbul'u converse ile koşmuştum. Savcı bozuntusu, karizmasını çizmeyelim. "Ayak mı seviyorsun yoksa?" diye sormasıyla aniden gözlerimi ayaklarından çekip o yakışıklı yüzüne baktım. "Yerimi kaptın, konumuz senin ayakların değil!"
Omuz silkerek "Yo, yerini kapmadım. Bir kere benim yerim orası!"
Sezernişle araya girdim. "Neresi senin yerin lan?! Basbayağı benim yerim!"
"Tapulu malın mı lan?!"
"Evet, tapulu malım!" gerçekten tapulu malımdı. Ama bu onu anlamayacak kadar salaktı. "Komşular burasının benim yerim olduğunu söyledi?"
"Yalan söylemişler! Si-" küfür edeceğim zaman aklıma oruçlu olduğum geldi. "Hadi kardeş arabanı çek git. Kimsin ayrıca sen? Bu binaya ait burası! Seni ilk defa gördüm hadi git." adamı açık bir şekilde kovarken bana histerik bir şekilde kahkaha atmıştı sadece. Bana hâlâ aynı şekil bakarken yaklaşarak elini uzattı. Ne yapmamı istiyordu? Öpsene mk elini. İç sesime bir anlık uyup hiç düşünmeden öptüm elini.
Ne yaptın ne yaptın?! Öptüm. Malsın kanka. Evet malım cidden malım! Ulan elini mi öpmüştüm az önce bu salağın? O salaktı, ben ondan daha salaktım. Allah bir gün belamı verecek bu salaklıkla yaşamaya giderken.
Elini öpmemle elini başıma doğru götürdü. "Bari para ver şerefsiz herif! Elini öptürdün bana o kadar!" güldü. Ne güzel gülüyorsun kurban olduğum. Güzel gülüyordu, helal olsun. Güldükten sonra dudağı yana doğru kıvrıldı. Kendi mallığıma dudak kıvırması gene de etik değil. Kendimi tutamayacağımı anladığımda başımı hafif yana çevirerek gülümsedim. "Ben mi dedim ulan, gel öp elimi diye. Neyse verelim de boşa gitmesin." eli cebine gittiğinde kolundan tuttum hızlı bir şekilde. "İroni kanka ironi. Hatta bu bir şaka. Jokking, yeni eve taşınma jokkingi." inşallah ingilizce biliyorsundur. "Sen her önüne gelene jokking yapar mısın?"
"Sadece, yerimi çalanlara."
"Yerini çalmadım."
"Çaldın!"
"Çalmadım!"
"Çaldın!"
"Çalmadım!"
"Çald-" tam ona karşılık vereceğim zaman içlere huzur veren o ezan sesi okunmaya başlamıştı. Amin. İkimiz de sessiz kalıp birbirimize sinir dolu ama aynı zamanda çok güzel bir şekilde bakarken ezanı dinledik birkaç dakika boyunca.
"Ver işte yerimi! Arabam orada kaldı!" o ise bana ardını dönüp full açık olan arabanın camından kolunu ve başını sokarak bir şeyler almaya çalışıyordu. Saygısız herif. Lafımı dinlemedi bile. Sen olsan sen de dinlemezdin sana laf sokanı. Onun ne yapacağına bakarken başını ve elini soktuğu gibi çıkarıp iki tane 0.5lik su pet şişeleri ile geldi karşıma. Elimle ona alkış yaptım, "Helal olsun sana araba yeri hırsızı." o bana pet şişeyi uzatıp inkar etmeden aldım elime. Duamı edip suyu alır almaz açtım ve kana kana hasret kaldığım suyumu içtim. İçim yana yana. Cidden susamıştım, bu sefer.
Ben suyumu içerken diğer bir gözümle de ona bakıyordum. "Kalbinin hırsızı olmayı tercih ederdim." içtiğim suyu tek bir seferde onun üzerine doğru püskürtürken hâlâ söylediği sözün etkisindeydim. "Dememi falan bekleme yani." ulan şerefsiz! "İçtiğin suyu üzerimde taşımak nasıl bir onurluktur. Eyvallah, kimse taşıyamaz."
"Kimse taşıyamadığı için su akıyor şu an üzerinden." dediğimde gülen yüzü, kıyafetine doğru bakarken kayıp gitti. Öyle lafı sokarlar. "Taşımak istemedim zaten." deyip gene o p*ç gülüşünü yaptı. Elimle suyu arabaya koyup yakasından tuttum. "Seninle uğraşamayacak kadar açım şu an çocuk. Hadi çek arabanı, evine çek git." o ise dediklerimi ciddiye almayıp ellerimi yavaşça yakasından çekti. Daha sonra yerdeki poşeti eline alıp gözüme kadar soktu. "Çiğköfte?"
"Sen mi ısmarlayacaksın?"
"Evet."
"Nerede yiyoruz?"
Söylediğim tüm laflarımı içimden geri çekip bir kamelyaya oturduk. Poşetten çiğköfteleri o çıkarırken ben de ayranları açıyordum. "Afiyet olsun kankam." dediğinde eyvallah anlamında başımı salladım. Normalde herkesle çiğköfte yemezdim, çiğköfteyi bile kafa dengi olduğun biriyle yemem lazım yoksa hiç eğlenceli olmazdı.
Ayranı açar açmaz ona verirken çok da fazla uzak olmayan bir ses duyduk ikimizde. Sesi duymamızla başımızı sesin geldiği yere doğru çevirirken duyduğumuz şey beni öfkelendirirken karşımdaki adamın gülen yüzünü soldurup yerine bir öfke bırakmıştı.
"Kız Semiramis! Ne ara kocanı eskitip yenisini buldun?" gerçekten koca bir s*ktir. "Evli olduğunu neden söylemedin?" bana bakan mavi gözleri hayal kırıklığı, güvensizlikten başka hiçbir şey taşınmazken büyük bir çukura düştüğümün farkına yeni yeni varıyordum. Buyur ablam, bir de buradan uğraşalım.
️⛓️