On üçüncü bölüm

4552 Words
"Beklenmedik bir anda dedim, ben hamileyim." Dibine kadar içiyor, dibine kadar ağlıyor ve her şeyi dibine kadar anlatıyordum. Hem gittiğimiz meyhanenin adı da Dibine Kadar'dı. Anlayacağınız üzere komple dibine kadardım bugün. Ege'ye hamile olduğumu öğrendiğim anı anlatıyordum Boran'a. Konuştuğum konuların birbirleriyle hiçbir alakası yoktu, zaten kaliteli bir kafaya sahip olsam; anlatmazdım bunları. Yine de anlattığım saçma şeylerden çok eğleniyordu Boran. Sanki tüm derdi, kederini bırakmış bir tek bana odaklanmış gibiydi. "Biliyor musun kardeş, midilli gibi çocuk doğurmuşum." Güldü bir kez daha. "Ne gülüyorsun yastık herif? Yalan mı dediklerim?" "Yok, yok komple doğrusun." "Bizde yalan yoktur zaten. Eğer bir eğrilik görürsen bil ki o benim aklı kayıp kardeşimdendir." sonra rakı bardağını masaya vurup doldurmasını işaret ettim. "Alev mi?" derken bir kez daha doldurdu boş bardağımı. "Alev ya..." gözlerimden yaşlar süzülmeye yeniden devam etti. "Bencil kızın teki. Şerefsizlik yaptı bana. Babamı, korudu bana karşı. Bazen kapının önüne koyasım geliyor onu." Boran ise hiç istifini bozmadan "E, koy o hâlde." dedi. Kolaydı ya yastık herif, "Kardeşin yoktur senin lolipop. Nereden anlayacaksın hâlimi?" "Kim bilir belki vardır." "Allah yardımcısı olsun kardeşinin o zaman." Sarı saçlarını savurarak "Neden öyle dedin kız, geçimsiz adam değilim ben." Geçimsiz mi... "Ben geçimsiz miyim Boran? Sıkıyor muyum insanı?" "Yok kardeş," dedi net bir sesle. "Seninle konuşmasını bilmiyordur sıkılanlar. Bak, seninle çok güzel anlaşıyoruz." "Anlaşıyor muyuz eşek herif? Sen kendi kendine anlaşıyorsun. Şu an derdimiz ortak, ondan oturdum senle rakı masasına." Sonrasında kokoreç tabağımdan bir çatal batırıp ağzıma götürdüm. "Hesabı sen ödersin ha, ona göre. Böyle yerlere param yetmiyor benim." Gülümsedi, "Tuvalet kağıdım dolarlardan oluşuyor kankam. Sen rahatına bak." "Alev dedi ki bana, geçimsizmişim. Babam bu yüzden ölmüş. Yağız, sıkıcı olduğum için boşanmış benden. Alev, bilmiyor ki babamın şerefsiz bir it olduğunu. Fasulyeyi nimetten saydığı gibi babamı da adamdan sayıyor. Ben ona baba derken bile titriyorum. Kahpe herifin tekiydi, şerefsizdi, kolpa birisiydi. İçip içip annemi dövmeye gelirdi, hatta kar-" derken sözlerimi yuttum bir anda. Hani hiçbir şeyi açık etmeyecektin Semiramis? "Bir şey mi oldu?" Başımı iki yana sallayıp bir yudum daha aldım rakıdan. "Zalimdi işte. O kadar." "Benim de annem öyleymiş." dedi shot atarken. "Hayatımızda birçok şey ortakmış." diye de devam etti. Neydi ki ortak olan? Fakirliğimiz mi, her gün baş etmem gereken aklı hovarda kardeşim mi yoksa yutmak zorunda olduğumuz acılarım mı? "Ucundan bile geçmiyordur emin ol." "Yok," dedi uzunca gözlerime bakarak. "Kaderlerimizi birbirine çeken bir şeyler var gibi." "Başlama lan edebiyata." dedim ve salatayı yemeye koyuldum. Kaderimiz birbirlerine ip dolayarak çekiyormuş, yok artık! Daha neler. "Anlatmaya devam et, ne yapmayı düşünüyorsun Alev hakkında?" "Şeytan diyor ki, topla kıyafetlerini koy valize. Balkondan yüzüne doğru fırlat. Bu kez şeytana uyacak gibiyim. Hak etti. Birazcık burnu sürtülsün, görsün hayatın zorluklarını. Gerçi sokakta bile yaşasa, anlamaz o güçlüğü." "Dışarıda, soğukta ne yapacak Semiramis? Acımasızca değil mi?" "Değil!" derin bir nefes vererek devam ettim. "Neler çektiğimi bildiği hâlde bunları yüzüme vuruyor. Hem onu evine alacak bir ton insan var. Gitsin birisine. Gerçekten sokakta yaşayacağını bilsem göndermem zaten." "Ağlarken kokoreç yemek güzel fikirmiş bu arada. Gözyaşlarım daha lezzetli yapmış." "Afiyet, şeker olsun. Yarasın kankama." "Eyvallah." diyerek başımı salladım ve yemeğime kaldığım yerden devam ettim. "Yoruldum her şeyden. Ben artık çabalayan olmak istemiyorum. Ne zaman huzurlu günler gelecek?" İsyan bayrağımı çekmiştim. "Ardında bir kızın var, onu düşünmelisin. Onun sana ihtiyacı var." Burnumu çektim, "Doğru ya midilli gibi bir kızım vardı benim. Sarı papatyam." herkes gitse bile benim kaymağım canım kızım bana yeterdi. Ne kadar erken anne olmuş olsam da iyi ki olmuşum. İyi ki Ege'min annesi olmuşum. Gülümsedi yeniden. "Saat gece on ikiye geliyor. Başka içmene müsaade etmem kankam." Ben de aynı fikirdeydim, "Bir daha geleceksek gideriz." Başını salladı usulca, "Sen iste fizana götüreyim seni. Alt tarafı alt komşumsun canım, elimin kiri yani ne olacak." "Ben kir miyim Bumerang Boran?" Hayır anlamında birkaç defa salladı başını. "Estağfirullah o ne öyle? Sen kir değilsin, olsan olsan taramalı tüfek olursun." "O ne değişik iltifat be? Güzelmiş ama hoşuma kaçtı." Son yudumlarımı da içtikten sonra Boran'ın kolumdan tutup kaldırması ile ayağa kalktım. Başım dönmeye başlamış, kendimde değildim fakat güveneceğim biri vardı yanımda. İstersem uzayda hissedeyim kendimi. Kolumun birini omzuna attı. Ben ise soğuk şakalar yapıyordum alakasız bir şekilde. "Abim şok olmuş, bense A101." Dedikten sonra yeniden gülme tufanına kapıldım. Dibine Kadar beni gerçekten de yerin dibine kadar sokmuştu. "Kankam, Allah rızası için bir daha yapma." "Dur, dur bir tane daha geliyor." dedim ve doğrulmaya çalıştım. "Bak, doğru oldum. Sen de eğri ol." Göz devirdi bana. "Gülmekten kredi kartını yiyecektim. Ne kadar da komik bir uşaksın, doğuştan mı böylesin yoksa baba tarafı Cem Yılmaz mı?" "Beni İrem aradı." Sanırım bana katılmak istemiş olacak ki "Bilmİrem mi?" diye sordu. Ardından da güldü. "Ha, bak şöyle ol aslan parçası. Şakaya şakayla karşılık vereceksin." "Senden öğrenecek çok şeyim var desene." Kimin kimden öğrenecek çok şeyi vardı, bilemem fakat ben muallim olmaya hazırdım. "Tabii, öğretmenin olacağım senin." "Ol bakalım, öğretmen sen olacaksan ben talebe olmaya hazırım." Ben muallim, sen talebe. Öğreteyim seve seve. ? "Serkan, Ege'nin kostümünü hazırladın mı?" Nihayet kendini beğenmiş Müdür Hanım'a okulunda zorbalık yaşandığını kabul ettirmiştik. Bunun için Başak Hanım'ın önerdiği fikri hayata geçirme kararı almıştık. Şimdi ise büyük bir balo için hazırlanıyorduk. Ağlamaklı yediğim kokoreç davetinden üç gün geçmişti. Bu süre zarfında Yağız ile aramız enikonu açılmıştı fakat artık takmıyordum. Birbirimizden ne kadar ırak durursak o kadar iyi oluyorduk. Yine de baloya çağırmıştım. Zaten okuldan mesaj yoluyla da bildirilmişti ona ama benim de söylememin daha uygun olacağını Sedef bana söylediğinde arayıp konuşmuştuk. Alev ile ilişkimizin nasıl geçtiğini sormayın çünkü geçmiyor. Ciddi anlamda onu kapının önüne koymuştum. Benim için çok zor olsa da Alev'in umurunda değildi. Dediğim gibi kalacak yeri çoktu, bu yüzden fazla rahat tavır sergiliyordu. Neyse ki, hayatımızda güzel şeyler de oluyordu. Mesela Ege'nin eğlenceli geçeceğini umduğum balosu. Ben ve Ege çok heyecanlı olmasa da Boran hepimizden cıvıl cıvıldı balo konusunda. Bu arada baloda nöbet tutacaklarmış, konuklar gibi giyinerek. Yani baloya o da geliyor. Bumerang Boran, adını layıkıyla taşıyor eşek herif. Kıyafet seçimini, Serkan'ın ısrarlarına dayanamayıp ona bırakmıştım. Bok da çıkabilir, söz konusu Serkan olunca insan tedbir almaya mecbur tutuluyor... Şu an bizim evde; Serkan, ben, Sedef, Ceyda abla ve Boran vardı. Barış, İbrahim Abi ve Yağız ise kendi evlerinde hazırlanıp buraya geleceklerdi. Kağan bambaşka evrende zaten. "Anne, Serkan Abi ne zaman gelecek? İnşallah elbisem çok güzel olmuştur, Kayra'ya tatlı görünmek istiyorum." "Serkan Abi'nden elbise gibi şık bir şeyler bekleme derim Ege." Ege'nin yüzü biraz asılsa da durumu sonradan toparlayan Sedef ve Ceyda abla oldu. "Burada heykel gibi Sedef Teyzen ve Ceyda Teyzen var Ege'ciğim. Eğer istediğin gibi olmazsa alıveririz sana bir elbise." "Her hâlinle güzel olacaksın, çünkü sen bir queensin Ege Reyiz." diyen de Boran'dı. "Biliyorum Unicorn Boran Abi." deyip altın sarısı saçlarını savurdu. Bu tavrı da bizi güldürmüştü hâliyle. "EVET, MİLLET HAZIR MISINIZ YÜZYILIN KOSTÜMÜNE?" Beşimiz de "HAYIR!" diye bağırdık. Boran bile Serkan'ın huyunu çözmüştü. Sanırım bu da, bütün gün bizim karakola geldiği için. "Hazır olmasanız da ben çıkacağım karşınıza." diyerek kapının önünde belirdi. "Dırıdırım! Büyük icadım nasıl olmuş sizce?" "Senin büyük icat dediğin korona virüs elbisesi mi Serkan?" Dik gözlerle baktık hepimiz. Evet, zorbalığa dur demek için farklı kostümler yapacaktık fakat korona virüs elbisesi de ne demek oluyor? Dalga mı geçiyorsun canım? Serkan hâlâ heyecanlı heyecanlı bize bir şeyler kanıtlamak istercesine "Böyle inik durduğuna bakma Semi Komiserim, alıyorsun bu kostümü," dedikten sonra kostümü ağzına doğru götürdü. "Şişirme yerine üf yapıyorsun. Ve, kostüm şişmiş oluyor." Biz ciddi ciddi dinlerken Boran bir anda alkış tutmaya başladı, "Tebrik ediyorum Ey Türk Polisi! Gündemi ancak böyle güzelleştirme yapabilirdin. Sen müsteşar filan olsana." Serkan elini çenesine koydu ve düşünmeye durdu, "Biliyor musunuz Yüzbaşım, aslında benden bakan olurmuş. Annem öyle güzel doğurmuş yani. Ama işte şartlar el vermedi." "Semiramis, farklı olmak balonun konsepti değil miydi zaten? Orijinal bir fikir olmuş bence." diyen de Ceyda Abla olmuştu. "Ama ergonomik değil." "O ne demek Sedef Teyze?" "Diyelim ki çişin geldi Ege kuzucuk, bu kostüm ile nasıl tuvalete gideceksin?" diye makul bir açıklama yaptı Sedef. Ege başını aşağı yukarı sallayarak karşılık verdi. "Kendall Jenner gibi buz kovasına işer." ben hariç diğerleri Boran'ın dediğine gülerken Boran'a çıkıştım. "Sedef çok haklı. Bu kostümün oluru yok." "Kalbimi kırıyorsunuz Semi Komiserim," diyerek Serkan dudağını büzdü. Derin bir iç çektim. Sakalımız yok ki sözümüz dinlensin. "Oluru var bence Semiramis. Denemekten kim ölmüş? Ege de isterse kostümü giysin. Hem baloya az kaldı." Yapacak hiçbir şey yoktu. Tek umudum olan kızıma baktım, "Ne düşünüyorsun Ege Reyiz?" Ege kararsız görünse de koşar adımlarla Serkan'ın elindeki kostümü üzerine tuttu, "Bence güzel oldum." öyle de iyi yürekliydi benim kızım. Anasından hiçbir şey kapmamış. "Komiserim, Ege de beğenmiş." "Gördük Serkan, gördük." "Semiramis abla, sen hazırlan. Biz de giyiniriz Boran Abi'nin evinde." olur anlamında başımı salladım. Serkan ve Boran çoktan üstünü giyinmiş olduğu için kızlar onun evinde ben ise kendi odamda giyinecektim. Boran ve Serkan ise dışarıda bekleyecekti. Kızlarla ayrıldıktan sonra hızlıca odama girdim. Bütün kokteyl, parti, her türlü halt davetine uyan elbiselerimi ve takımlarımı çıkarıp yatağın üzerine çeyiz serer gibi serdim. O piti piti diye saymaya başlasam mı yoksa gözümü kapatıp mı seçsem, Alev olsaydı bana bir elbise verirdi şimdiye. Her neyse, olmadığı daha iyi. En azından kıyafetlerimi araklayan biri yok artık. Bardağın dolu tarafından bakmak deyimi bu olsa gerek. Siyah elbiseler her zaman kurtarıcı olduğuna bir kez daha inanıp kısa, ince askılı düz bir elbise aldım elime. Üzerime tutup aynada kendime bakındım uzun uzun.  Kısa boy değildi aslında elbise. Midi sayılırdı fakat yırtmacı ile bir tarafı mini oluyordu. Derin dekoltesi vardı, seviyordum dekolteleri. Bunu bir yıl önce almıştım sezon sonu indiriminden. Yağız çok beğenmişti, yatarken bile bunu giy diyordu bana. Şimdi üzerimde görecekti yeniden, ah be hayat. Gold, halka küpelerimi taktım. Tırnaklarımda dünden kalan bordo oje olduğu için hiç ellemedim onları. Törpüleri de eksiksiz duruyordu. Kolye takmadım, onun yerine hoş pırlanta bileklik ve yüzükler taktım. Sıra saçlarıma gelmişti. Bugün sabah yıkadığım kahverengi saçlarımı özgür bıraktım yeniden. Makyaj masasının başına geçip tarağımı aldım elime. Ve güzelliğine divan edebiyatı yapılacak saçlarımı taramaya başladım. Kabarmasına izin vermeden tarayıp yukarıdan sıkı bir şekilde topladım. Saç köpüğü cart curt derken güzel bir atkuyruğu çıkmıştı ortaya. Mimar olacak kadınmışım vallahi. Bir baktım aynaya, sonra dönüp bir daha baktım. Muhteşem olduğuma kanaat getirdikten sonra dolabın kapağını açıp klasik siyah stilettoları kaptım elime. Şu anlık elimde duracaktı, çıkarken giydirirdim ayaklarıma. Odayı en son topladıktan sonra örtüp çıktım odadan. Oturma odasında sessiz bir şekilde oyununu oynayan Ege'ye seslendim, "Ege Reyiz bak bakalım, annen afet olmuş mu?" Bir kez etrafımda dönüp gülümsedim kocaman Ege'ye. Beni uzunca inceleyip gözleri parıldadı, "Çok güzel olmuşsun anne." dedi. Daha sonra elini çenesine götürüp düşünür gibi yaptı, "Ama bir eksiklik var." "Hmm, neymiş eksiklik?" "Boya yok anne! Yüzüne badana yapmalıyız." Kollarımı iki yana bağlayıp küser gibi yaptım. "Aşk olsun Ege Reyiz, annen makyajsız çirkin mi?" "Anne ben öyle mi dedim?" "Şaka, şaka. Bu arada doğru söyledin Egeciğim, makyaj yapmam lazım. Bu daha fragman." "Fragman ne demek anne?" "Ön gösterim kızım, ön gösterim." deyip Ege'nin yanağını öptüm. "Anneyi tutmayalım bakalım. Ben hızlıca makyajımı yapıp seni hazırlayacağım. Gel şimdi odaya gidelim." Ege'yle el ele tutuşup odamıza gittik. Makyaj masasına oturdum, Ege ise yatağın baş ucuna oturdu. Daha sonra beni izlemeye başladı. Kapatıcı ile işe girip ruj ile sonlandırdım. Ağır bir makyaj gözükmüyordu ortada fakat sürdüklerim ile koca bir ev boyanırdı. Ne yapayım seviyorum. Kırmızı renkte ruj sürmüştüm. Göz makyajım ile siyah ağırlıklı olmuştu. Her şeyi hesaplayıp sürmüştüm, bu yüzden güzel gözüküyordum. Hoş olmuştum, hoş. "Evet, Ege sıra sende. Otur bakalım sandalyeye." Ege sesimle beraber sandalyeye oturdu. Sarı saçlarından başladım kostümüne uygun bir saç modeli yapmaya. En üstten toplayıp topuz yaptım. Korona virüs kostümünün anlam ve önemini taşıyan aksesuarları da taktıktan sonra ortaya yepyeni bir Ege çıkmıştı. "Benden güzel oldun prenses." Ege kendine bakındı uzun uzun. Hayran kaldı diyebilirdim. Bir hastalık, bir çocuğa ancak bu kadar yakışabilirdi diye düşündüm içimden. "Hastalık giysisi ile ne kadar güzel olabilirim anne?" Bir iç çektim. Kızım Met Gala elbiseleri ile boy göstermeyi hayal ederken şimdi ise virüs kıyafeti taşıyordu üzerinde. Bir insan bu kadar istikrarlı olabilir. "Gerçekten çok güzelsin. Hem herkesten farkın var Ege Reyiz. Bu sence de güzel bir şey değil mi?" Kızıma verdiğim en verimli teselli. "Ama Kağan Abi; farklılıklar her zaman güzel değildir, dedi anne. Ben güzel değil miyim?" ulan Kağan şimdi sana ana bacı girmez miyim? "Sen Kağan Abi'nin her dediğine bakma Egeciğim. O kıskanmış seni. Elin, kolun oynamasın da son hazırlıklarını yapalım." Ege'yi ikna ettiğimi düşünüp eksiklerini giderdim. Saçını daha düzenli hâle getirdim. Acaba bir de maske mi taksaydık gündeme özgü? Zamanında az maske araklamamıştım doktor arkadaşlarımdan. "Ege, saçına maske takalım mı?" "Anne maskeler saça mı takılıyor?" Sus kız sen. Anneler her şeyin doğrusunu bilir. Fakat kızımı bozmamak için aklını kaçırmış anne rolü oynamayı seçtim, "Haklısın kızım, maskeler saça takılmaz." Ege hiç rahatını bozmadan bana son golünü de attı, "Evet anne, insanlar saçına maske takmaz çünkü bu normal bir şey değildir. İnsanlar korona elbisesi de giymez çünkü bu da normal bir şey değildir. Öyleyse neden ben çirkin virüs elbisesi ile baloya gidiyorum?" "Ben buna cevap veremem." "Cevabını bilmediğimiz şeyleri yapmamamız gerektiğini söylemişti öğretmenimiz. Öğreneceğin çok şey var anne." "Kızım bir kaleye iki top birden fazla gelir. En iyisi Serkan Abi'ni üzmemek için bu elbiseyi giymektir. Kalp kırmak da kötü bir şeydir güzel yavrum." Kahverengi boncuğu andıran gözleri ile bana baktı bir süre. Kıyafetinden emin değildi fakat yüreği bir pamuk gibi yumuşaktı ayrıca, "Hı hı. Ben kalbi taş olan insanlardan değilim." "Aferin güzel bal kızım. Hep öyle ol." "Sen de kalbi taş olanlardan değilsin anne. Babamın da öyle değildir. Hem kalbi taş olanlar anne baba olamaz ki." Kızımın son dedikleri ile yutkundum zorlukla. Küçük bir çocuğun aklına imkansız gelen bir şey, benim hayatımda yeri vardı. Kalbi taş olanlar anne, baba olamaz; haklısın güzel kızım senin deden benim babam olmadı hiçbir zaman. "Anne neden sustun? Kötü bir şey mi dedim?" Gülümsedim kocaman. Arada bir hatırıma düşüp beni böyle derin kuyuya sokardı soyadını taşıdığım şahsiyet. "Yok Ege Reyiz. Kötü bir şey demedin aksine çok güzel bir söz ettin." Ege bir şey söylemeyince düzenlemelere geri döndüm. On dakika içerisinde Ege'nin de son dokunuşları bitti. O sırada çalınan kapı zili ile ayaklandım, "Egeciğim, kapı çaldı. Ben bakıyorum sen de çantanı hazırla tamam mı?" "Tamam anne." Ege'yi odada bırakıp kapıya doğru koştum. Kısa ve dar koridordan geçerek kapıya vardım. Önce delikten kim olduğunu anladıktan sonra kapı kulbuna gitti elim. "Ben de diyordum Boran Kankam nerede kaldı diye. Çok geciktin yavrum sen." alaylı konuşmama odaklanmak yerine Boran hayran olmuş bir şekilde beni inceliyordu. "Yavrum, mavrum kalbime ağır geliyor Polis Hanım. Rica edeceğim, bir devlet askerine böyle ithamlarla gelmeyin." Farkında olmadan dudağımın kenarı kıvrıldı, "Hımm, madem öyle diyorsanız gözlerinizi benden çekin. Lütfediyorum sayın devlet askeri." Hızla gözlerini çekti. Afallamıştı, "Elbisenin kumaşı ne kadar kaliteliymiş. Ona baktım da." Aynen, aynen Bumerang Boran. Kesin öyledir, kesin. "Yakışmış mı bari?" "Ne bileyim Semiramis kankam? Sadece elbiseye baktım, sapık ilan edilirim diye. Ahlâklı bir kişiliğim var." gerçekten sapık gibi bakmamıştı. Elbisede birçok dekolte vardı fakat o sadece yüzüme bakıyordu. "Elbiseye bakmadığını biliyorum Boran. Yüzümden çekemedin ki gözlerini. Devletin askeri yalancı mı olurmuş?" Parmakları ensesinde gezindi bir süre. "Makyajın da kaliteliymiş. Maybelline mi bu?" "Zengin miyim oğlum ben? Alev'in bunlar. Artık onunki ne haltsa, sürdük yüzümüze. Ama dediğin gibi kaliteli çıktı kendimi Sims'te karakter tasarlıyormuş gibi hissettim." "Belli belli kaliteli olduğu. Yoksa bir makyaj bu kadar çok yakışamazdı." dedikten sonra hızla elleri ile ağzını kapattı ayıp bir şey söylemiş gibi. "Yani güzel olmuşsun işte." Güldüm bu hâline. "Bir alemsin Bumerang Boran. Her neyse elbisemi hâlâ puanlamadın. Söyle bakalım kaç veriyorsun?" "Estağfirullah o beni puanlasın." Bir şey diyecek iken o sırada Ege çıkageldi. "Boran Abi, hoş geldin. Nasıl olmuşum?" Boran Abi'sini selamladıktan sonra kendi çapında üç yüz altmış derece döndü kızım. "En güzel sen olmuşsun Ege Adası. Zaten bu kostümü senden başka hiçbir kimse taşıyamazdı. Senin gibi bir kraliçeye layık ancak." Ege kendini beğenmiş, bir düşes havasında elini Boran Abi'sine uzattı öpmesi için. Kızım sen altı yaşındasın ne bu sosyetik kadın tripleri? Hep babaannesine çekmiş biliyor musunuz? Yağız'ın gudubet anası da böyleydi. "Bir tek kraliçe var zaten, o da ben." az önce elbiseyi sevmedim diye mızmızlanan kimdi güzel kızım? Boran, Ege'nin bu hâline gülümseyip kendisine uzatılan elini öptü. "Ama kostümü şişirmemiz lazım kraliçem. Sizin evde kompresür var mı acaba?" "Dağdan gelmedik, var herhalde." diye cevap verdim onun sorusuna karşılık. "Ben de bir eksiklik var diyordum Boran Abi. Elbisem sönükmüş." Bir çırpıda kompresürü ardiyeden getirdim. Şişme havuzu şişirirken veya havası inen topu yeniden şişik hâle getirmek için almıştım bu aleti. İyi de işe yarıyor kerata. Fişini prize taktıktan sonra iğneli kısmını Ege'nin elbisesinin şişirme yerindeki uca taktık. "Ege birazdan beşik gibi sallanabilirsin anneciğim." deyip son uyarımı da yaptım. "Titrettin beni sarı dersin artık kankam." dedi gülerek Boran. Ona ters bakışlar atıp makineyi çalıştırdım. Beş dakikada Ege disko topu gibi yuvarlak hâle geldi. "Ege Reyiz seni sokağın başındaki yokuştan aşağı doğru bıraksak misket gibi yuvarlanırsın vallahi." "Boran Abi'n doğru diyor Ege. Düşmemeye dikkat et, tutamayız seni." Ege, bize korkulu gözlerle baktı. "Korkuttunuz beni." "Korkma korkma. Şaka yapıyoruz biz. Ama yine de sen düşme olur mu?" dedi Boran, Ege'yi rahatlatmak için. "Düşersen kostümün patlar anneciğim. Ondan diyoruz biz sana." "Tamam söz düşmem." Ben kompresörü yerine koydum sonrasında. Balo vakti yaklaştığını fark edince vestiyerden ceketimi alıp ayakkabıları çıkardım. Ayakkabıları kapının önüne koyarken çalan telefonumun sesini duymamla itibaren oturma odasına gittim. Ünitenin üzerinde duran telefonun ekranına baktım. Yağız arıyordu. Sanırım aşağı geldiklerini, bizim de evden çıkmamız gerektiğini söyleyecekti. Çok geçmeden cevaplandırdım çağrıyı. "Efendim Yağız?" "Ege'yi de kap gel Semi. Sürprizim var benim prensese." Sürpriz filan dedi heyecanlanmaya başladım bak, "Hayırdır?" "Sen en iyisi aşağı çabucak gel Semiramis. Yoksa ortada Serkan sayesinde sürpriz namına bir şey kalmayacak." "Tamam, geliyoruz." iyice meraka düşürmüştü bu adam beni. Telefonu da alıp odanın kapısını örttüm. "Yağız gelmiş. Bizi bekliyor. Bir de sürprizi varmış sana Ege Reyiz." Ege'nin gözleri parladı. "Canım babam," deyip kapının önündeki ayakkabılarını giyinmeye başladı. Boran ise bu tatlı hâline bir tebessüm bıraktı. "Ege'den daha çok heyecanlanmış gibisin kankam." "İlk defa doğru bir tespit bıraktın Bumerang herif. Söz konusu Yağız ve Yağız'ın biricik kızı Ege olunca hayal gücü geniş bir adam geliyor Yağız'ın yerine. Yine neler yaptı kim bilir." Zaten tasarım gücü yüksek bir adamdı Yağız. Üzerine Ege tozu serpince Mimar Selim Bey'den hallice bir Yağız Bey çıkıyordu ortaya. Ege'nin ikinci yaş doğum gününde balonlarla Ege'yi uçurma deneyi gerçekleştirmişti. Daha sonra Timur'un fili gibi kocaman bir fil heykeli yapmıştı bizimkilerle. Benim de böyle bir baba hayali yatıyordu kalbimde. Gerçi bunlar çok uç istekler gelirdi bana. Sadece seni seviyorum kızım demesi yeterdi. Sevginin yetmediği ne vardı ki Yağız ve benden başka? "Aranan potansiyelli baba." Boran'a katıldığımı belli edip Ege'ye döndüm. "Balım, çantana neler koydun?" Ege, tırtıllı toz pembe renkteki pelüş sırt çantasını almıştı yanına. Ve çantanın şişkinliğine bakarsak bayağı bir eşya doldurmuştu içerisine. Hayır yani, bir aylığına memlekete gitmiyoruz güzel yavrum. Ne almış olabilirsin ki? "Küçük bir ev koymuş gibi." "Mübalağa yapma Bumerang. Hadi Ege söyle neler koydun içine?" "Yüz adet ıslak mendil içeren bebek ıslak mendil paketi, beş tane nane kokan Selpak, meyveli sakız, içinde su dolu unicornlu mataram, küçük aynalı mavi tarağım, bileği simli beyaz çorabım ve örgü ipi." Hadi diğerlerini anladım da örgü ipi niye alırsın güzel yavrum? Hislerime tercüman olmuş gibi Boran söze girdi, "İpi dişimize bağlayıp sallanan dişi mi çekeceğiz Ege Reyiz? Neden ip aldın yanına?" "Vardır illa bir mantıklı açıklaması," diyerek kızıma güvenmeyi seçtim. "Anneciğim teşekkür ederim. Kayra başka güzel kızlara gitmesin diye ip aldım yanıma. Birbirimizi bağlayıp hep beraber gezeceğiz. Sence de çok akıllıca değil mi anne?" Boran ağzı açık efsunlanmış gibi kalakaldı öylece. Tabii, ben Ege'nin bu düşüncelerine alışık olduğum için Boran gibi durmuş saat tarifesini uygulamadım. "Zamanın erkeklerine de hiç güven olmuyor Boran Abisi. Şimdiden önlemini alıyoruz biz." "Kayra'ya bunu yapan hayat bize neler yapmaz." Boran'ın dediğine güldüm Ege'yle birlikte. Üçümüz birden indik merdivenlerden aşağı. Boran'ın söylediğine göre Ceyda Abla ve Sedef aşağıda bekliyormuş. Bu yüzden tekrar yukarı çıkmadık. Ceyda Abla'nın ikizleri babası İbrahim Abi'deydi. Bir yandan iyiydi ikizlerin gelmesi fakat diğer yandan Özgül'ün Kayra'ya olan ilgisini düşünürsek Ege için kötü bir şeydi. Ege ve Özgül mücadelesi, Portekiz ve Arjantin maçı ile ölümüne yarışırdı. Aşağı indiğimizde gördüğümüz koca dev mimari şey ile ağzımız açık, gözlerimiz tam yuvarlak hâle geldi. Yağız bu kez ustalık eserini ortaya koymuştu, ciddi anlamda... "Şaka mı?" diye mırıldandım karşımdaki araca bakarken. Fakat araç demeye de bin şahit isterdi çünkü bu çok başka bir şeydi. "Külkedisi mi oldum ben şimdi?!" heyecanla Ege babasının hediyesini incelemeye gitti. Boran ve ben ise şaşkınlıkla olduğumuz yerde kaldık. "Valla benim böyle babam olsun çeyiz sandığında saklarım, dışarı çıkarmazdım. Metehan'ın ordusu gibi korurdum babamı." dedi Boran benim gibi araca bakarken. "Onu da denedik. Ama başarısızlıkla sonuçlandı." Daha sonra ikimiz de kafalarımızı birbirimize çevirip hayret duygusunu hâlâ barındıran gözlerle baktık. "Bu kadarını beklemiyordum." "Ben de Boran, ben de." "E ne duruyorsunuz orada? Gelsenize siz de binin cadılar bayramı kabağından yapılmış at arabasına." diyen Yağız ile ona döndük. "Yağız gerçek mi bu?" "Hayır eski karım maalesef ki değil." diye anlatmaya koyuldu Yağız. Yaptığını bir de küçümser gibi hâli vardı, bu adam emlakçı olacakken son anda yoldan dönmüş. "Gerçeğini de denedik aslında. Fakat sinekler konunca estetik bir görüntü oluşmadı. Doğum gününe ayarlamıştım bunu kısmet olmadı biz de balosuna ayarlarız dedik." Hani Sindirella masalındaki kabaktan sihirle at arabasına dönen araba var ya, heh işte aynı oydu. Ama bu araba at arabası gibi değil gerçekten dışı turuncu kabak ile kaplıydı. "Savcım bu yenmiyor ama, çocuk mu kandırıyorsunuz siz?" dedi diğer taraftan Serkan. Hepimiz ona baktığımızda gülme krizine girdik çünkü Serkan arabayı ısırıyordu. "Salak herif kaç kere diyeceğim bu kabak gerçek değil diye. Plastik heykel gibi bir şey." O sırada İbrahim Abi, Yağız'ın kolunu cimcikledi. "Düzgün konuş Yağız, çocuklar var." Evet çocuklar vardı ama sohbetin ne kadarını duydular orası tartışılır bir konuydu. Çocuklar tam odaklanmış bir şekilde arabaya binmiş, gözaltına almışlardı. Onlara da eğlence çıktı tabii. "Yağız Abi bunun yerine limuzin kiralasan daha ucuz olurdu." "Yok, hesapladım Sedefçik. Limuzin birkaç kuruş ile daha pahalıya geldi. Kızıma her şey feda olsun orası ayrı ama ben konsepte uysun diye kabak arabası aldım." Hayranlıkla dinledim Yağız'ın söylediklerini. En ince ayrıntısına kadar düşünmüş ve ayarlamıştı. Ege'nin adına bir kez daha sevindim, kızımı çok seven ve önemseyen bir babası vardı. Eh bunda biraz benim de katkım vardı, düzgün adamla evlenip boşanmıştım. "Özgül ve Özgür de çok sevdi doğrusu. İnşallah Ege ile sırf bu yüzden kavga etmezler." dedi Ceyda Abla endişe ile. Hak verdim biraz, kıskançlık olabilirdi araba yüzünden. Fakat asıl kavga baloya gidince olacaktı. "Giderken beraber binerler ama baloda büyük bir çatışma çıkarsa ben karışmam." "Ege'nin annesisin Semo, kavganın başsolisti olarak senin çıkman lazım meydana." diyen de Kağan olmuştu. "Ege bu mücadelede yalnızsın ne düşünüyorsun?" Barış da oradan duygu ve düşüncelerini sordu Ege'ye. "Kayra'ya inanmak istiyorum Barış Abi." Ege'nin Kayra'ya inanmak istemesine sevindim içimden. En azından büyüdüğünde başkalarının lafına kanıp yuvasını dağıtmayacaktı. "Ben hâlâ arabanın şokunu yaşıyorum kankam. Sessiz sedasız kaldım problem değil di mi?" Boran bana fısıltı ile derdini ifade etse de Yağız'ın gözü sürekli üzerimizde olduğu için duymuştu. Kulaklarının da iyi olduğunu söylemiş miydim? "Olmaz Yüzbaşım. Hatta sessiz sedasız kalmak bazen daha iyidir." Boran'a cevap verecekken benim yerime Yağız konuştu. Ulan Yağız seni var ya, bir kaşık suda boğazlayasım geliyor. İmalı konuşmalarını, kıskanmasını istemiyordum. Yine de komiğime gitti. Enayi gibi bıyık altından güldüm. Daha sonra kendimi toparlayıp Boran'a döndüm, "Bence biz gidelim." "Yağız bu bal kabağını kim kullanacak? Ayarladın değil mi oğlum işinde ehli olan birini?" diye sordu İbrahim Abi. Ceyda Abla, İbrahim Abi'nin koluna girerek o da söze girdi, "Evet Yağız, bir sorun çıkmasın sonra. Çocuklar var içerisinde, Allah korusun." "Valla Ceyda Abla buradan bakınca birilerini ayarlamış gibi durmuyorlar." "Semiramis Abla'ma katılıyorum Ceyda Abla. Benim de adım Sedef'se bir şoför tutmadılar bak buraya yazıyorum." "Sen de yaza yaza bi' hoş oldun Sedef." diye mırıldanan Kağan'dı. Sedef ve Kağan demişken, Savcı Selen ile Kağan'ın ilişkisi nasıl gidiyordu? "Dile getirince inanmıyorlar Komiserim." Sedef'in tripli dediği laf üzerine sorumun cevabını almıştım. Bu yüzden bir şey yapmadım. "Bir savcı sizce düşüncesiz olur mu hiç," Yağız, ortamıza geçip bir konuşmacı ruhuna trans oldu. "Tabii düşündüm şoför işini." Yağız gözleri ile Barış'a baktığı zaman Barış devreye girdi, "Aradık, taradık tüm İstanbul cemiyetini. İstediğimiz şoför adayını," "Maalesef bulamadık." en son noktayı da Kağan koyunca beynimde işlenmek için hazır olda duran öfke hücrelerim çalışmaya başladı. "Ne demek şoför bulamadık Yağız? Fareden mi şoför yapacağız salak herifler?!" diye çıkışmamla Yağız, Barış ve Serkan olduğu yerde korkudan titrediler. "Faremiz yok ama Komiserim," dedi mırıldanarak Serkan. "E, o zaman bul Serkan, şoför yapalım!" Dedikten sonra söylediklerimin anca masalda gerçekleştiğini hatırladım. İllallah çekerek derin bir nefes verdim, "Sakinim ve sakinim. Kazık kadar kadını da bozdunuz ulan, ne diyeceğimi şaşırdım." "Semiramis biz şoför bulamayınca o muhteşem aklımızla düşündük ve şoförlüğü kendimiz yapmaya karar verdik." "Sizin o muhteşem aklınızın altından girip üstünden çıkarım Barış, ne demek lan şoförlüğü size bırakmak. Siz normal arabayı sürerken kırk takla atıyorsunuz." Sesimizi duyup gerilmesini istemediğimiz çocuklarımıza baktık Ceyda Abla ve ben. Dünya yansa bile umurunda olmayan çocukların eğlencesini gördüğümüz zaman derin bir oh çektik. "Bu sorumluluğu yüklenebilecek misiniz, İbrahim şunlara bir ilim irfan öğret." Ceyda Abla söylenirken Sedef de bu duruma gülüyordu. "Siz gerçekten bir şoför bulacaklarına inandınız mı? Kim sürer ki bu bal kabağından olma arabayı." "Biz oradan beceriksiz mi gözüküyoruz Sedef?" diye Sedef'e karşılık veren Kağan oldu. "Dördünüz bir araya geldiğinde ortaya pek sağlıklı işler çıkmıyor, daha doğrusu." "Dördüncüsü kim Sedef Abla, ben içinde miyim dışında mı? Eğer dışındaysam-" Serkan Manas Destanı gibi bir konuşmaya başlamışken araya ben girdim, "Dört kişi dediğine göre içindesin Serkan'cım." Serkan haklısın Komiserim diyerek başını öne eğdi, suçlu çocuklar gibi kıvranmaya başladı. Gözlerimi ondan çekip Yağız'a diktim. "Kim sürecekce sürsün artık, baloya az kaldı Semiramis." dedi İbrahim Abi. "Ben süreceğim." kendimden emin bir şekilde cevap verdikten sonra bizimkilerin tepkisini bekledim. Hadi inkar etsinler de görelim. Aralarında en düzgün araç kullanan bendim, bunu yedi düvel bilirdi zaten. Her türlü arazi aracı sürerim, bal kabağı zımbırtısını mı kullanamayacağım? Güleyim de öleyim bari. Hepsi gözlerini fal taşı gibi açmış bana bakıyordu. Yüzlerinde belirsizlik gibi bir duygu hâkimdi. Hâlâ neyi düşünüyorsunuz, oğlum? Taş gibi komiserim ben. Nelere göğüs gerdim, bunu mu yapamayacaktım? "Sizden daha bir iyi seçenek oldum eşek herifler. Bu arabayı sürerken trafik magandaları çıkarsa karşınıza, ortada keçi boku gibi kalırdınız. Hem benim uzun yol tır şoförlüğü yapmışlığım var." dedim sona doğru göğsüm kabarmış bir şekilde. Bu dediklerime Boran hariç herkes inanmış gibi bakıyordu, Boran ise sorduğu soru ile havamı söndürdü, "Hangi yıllar arasında yaptın Semi Kankam, benim de öyle bir deneyimim oldu da ondan sorayım dedim." sus be adam sus. Bir kerecik sus. Gözünün yağını yiyeyim. "Bilmezsin Boran. Sen yürümeyi söktüğünde ben atletizm dalında ünlü sporcuydum." "Bence de Semiramis sürsün, dediklerine ben kefilim." Ceyda Abla'nın böyle düşündüğüne teşekkür ettim. Ardından Sedef de benden emin olan bir sesle "Çocuklarımızı Semiramis Abla'ma emanet edebiliriz." "Ay, ben de yanında giderim. Kralın oğlu olarak." Serkan da bana destek verdiğinde yüzümdeki zafer gülümsemesi büyüdü. "İbrahim, hayatım senin fikrin ne?" "Güzelim, sen ne dersen ben onun izini sürüyorum bilirsin. Kız kardeşime güvenim tam." "Kadın tır şoförlüğü yaptım diyor, arkasına bal kabağı takılan kamyoneti mi süremeyecek? Yürü be kankam." İbrahim Abi ve Boran'ın övgü dolu sesleri de burnumu kaf dağına çıkarmıştı. Boran'ın dediklerini duyup kıskanan Yağız ben hariç kimsenin duyamayacağı bir tonda "Aman, sen eksik kal." diye mırıldanmıştı. Benim de duyamayacağımı düşünüyordu fakat çok yanılmıştı. İkisine de göz devirip İngiltere kraliçesi havalarına devam ettim, "Barış, Kağan ve Savcım Yağız? Arkama bakarsanız içi milli duygularını taşıyan vatanseverlerimi topladım. Bana destekleri sonsuz. Bundan sonra yoluma engel olamazsınız herhalde." Yağız'ın zaten bakışları emindi. Her şeyi başaracağımı bilirdi ve buna en çok şahit olan o olmuştu hayatımda. "Başaramadığın tek şey evliliğimizdi zaten. Seni durdurana aşk olsun." Dedikleri ile kaşlarım çatıldı. Ne ima ediyorsun Yağız? İkili oynayan kendisi değilmiş gibi konuşuyordu bana karşı. Üstelik bunu herkesin içinde yüzüme baka baka söylüyordu.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD