Bölüm 1
Kimileri ruhun, kalbin oluşumu ile vücuda bağlandığını inanır. Kimileri de ilk tohumla beraber bağlandığa inanır.
Titreşimlerin güçlenmesiyle birlikte bilinç açılmaya başladı. "Ben kimin? Neyim?" gibi soruların cevabını aramaya başlarken tekrar kapandı. Sonra tekrar açıldı ve kapandı. Bu durum böyle devam edip durdu. Fakat bilinç her kapanıp açıldığında bir öncekinden daha uzun süre açık kalıyor, daha berrak hale geliyor ve gelişmiş oluyordu. Zamanla cevabı olmayan bu sorulara yenileri de eklendi. "Neredeyim? Bu içimde atan şey de ne? Neden yalnızım?"
Bilinç artık kendini kapatıp açılmaya göre değerlendirmeye başladı. Her kapanıp açıldığında kendinin daha da zekileştiğini, daha önce fark edemediği şeyleri fark etmeye başladığını anladı.
15. ayılma da bir şeyin içinde olduğunu fark etti.
17. ayılma da içinde olduğu şeye bağlı olduğunu fark etti.
20. ayılma da kısıtlıda olsa hareket ettirebildiği uzulları olduğunu fark etti.
25. ayılma da içinde bulunduğu şeyin de kendisi gibi atan bir şeyi olduğu farketti.
27. ayılma da içinde bulunduğu canlının kendisi gibi hareket sıkıntısı olmadan, rahatça hareket ettiğini fark etti.
30. ayılma da içinde bulunduğu canının tek olmadığını farketti.
32. ayılma da titreşimlerin farklı olduğunu ve içinde bulunduğu canlının başka canlılarla bu farklı titreşimlerle anlaştığını fark etti.
35. ayılma da titreşimlerin uzunluğundan, şiddetinden içinde bulunduğu canlının yaşadığı yeri algılamaya çalıştı.
44. ayılma da onun hayal bile edemediği bir şeyi keşfetti. Odaklandığında içinde yaşadığı canlının yaşadığı yeri görebilmeyi... Bu görüş yeteneği tamamen röntgen makinesine benzer şekilde çalışıyordu. Kalp ve damarlar kıpkırmızı gözükürken, geri kalan her şey gri ve tonları şeklinde gözüküyordu. Bu sayede artık her şeyi daha rahat fark edebiliyordu. Dış dünyayı daha iyi anlamaya başladı.
80. ayılma da bu kez de dış dünyadaki canlıların zihinlerine girmeyi öğrendi. O canlıya uzun süre odaklanırsa zihnine girebiliyordu. İlk zihnine girdiği kişiyse evin kadını olan Shel'di.
Shelle birlikte bir çok şeyi yanlış bildiğini fark etti. Dahası hiç tahmin etmediği şeyleri öğrendi. Farklı titreşim dediği o şeylerin konuşma olduğunu, canlıların kendilerine insan dediklerini, konuşmayı, yazmayı, okumayı, içinde bulduğu canlının adının Asire olduğunu ama kendisinin ona anne demesi gerektiğini, aileyi, hayvanları, bitkileri, dünyanın kırmızı ve griden oluşmadığını, bilincin kapanmasına da uyku dediklerini, kendisine henüz bir ad konulmadığı için bebek dedikleri gibi bir çok bilgi öğrendi. Onu öğrendikleri arasında en heyecanlandıran şey ise kısa süre sonra onun doğum adı verilen olayla birlikte dış dünyaya çıkacak olmasıydı. Öğrendikleri arasında en anlam vermediği şeyse duygu kavramıydı. Shel'in ona kötülük eden bir kaç kişiyi hala seviyor olması, onda anlaşılmaz bir durumdu.
Özellikle annesi ve babası olmak üzere çiftlikteki herkesin daha onla tanışmamış olmalarına rağmen onu sevdiklerini biliyordu. Bu durumu kendine sorduğunda da cevabı aynıydı. Fakat "Neden?" sorusuna cevap yoktu. Bu sorunun cevabını doğduktan sonra öğrenebileceğini düşünerek daha fazla kafasını meşgul etmemesini sağladı.
Zihne girme işini sevmişti. Bu sayede çok rahat bir şekilde bilgi edine biliyordu. Fakat herkesin zihnine giremiyordu. İçinde yaşadığı insanın üstünde denediğinde anında bilinci kapanıyordu. Babasının üstünde denediğinde ise vücudu irkiliyor ve onun geri çekilmesi için uyarıyordu.
Dış dünyayı Shel sayesinde artık hemen hemen öğrenmişti. Yaşadıkları yer bir çiftlikti. Annesi Asire ve babası Pol bu çiftlikte çalışan kişilerdi. Annesi çiftliğin temizlik işlerini yapıyor, babası da hayvanlarla ilgili işleri yapıyordu. Çiftlikte Dongwe adı verilen canlıları besliyorlardı. Dongwe bir çeşit inek türüydü. Onların sütlerini ve salyalarını kasabada satarak geçiniyorlardı. Asıl para eden salyalarıydı. Salyaları iksirciler için önemli bir ham maddeydi.
Shel ve kocası Gotci ise çiftliğin sahipleriydi. Shel iyi bir kadındı. Kendi halinde 60lı yaşlarda bir kadındı. Durmadan gülümseyen biriydi. Asire'yi ne zaman görse karına dokunur "O sağlıklı endişe etme. O iyi bir çocuk olacak"diyerek Asire'yi sakinleştirirdi. Asire'nin karnı artık iyiden iyiye büyüyünce de ona iş yapmayı yasaklamıştı.
Gotci ise asabi biri gibi gözükse de özünde yufka yürekliydi. Kasabaya ne zaman süt ve salya satmaya gitse her zaman eksik parayla gelirdi. Bunun sebebi ise kasabadaki çocukları mutlu etmek için bir şeyler almasıydı. Gotci'nin en büyük zevki şöminenin yanında piposunu içerken kitap okumaktı. Bebek, Gotci'nin okuduğu kitaplar yüzüne dünyayı çok merak ediyordu. Onu en çok meraklandıran şey büyüydü. Bununda iki sebebi vardı. Birincisi büyü yapmayı ilginç buluyordu. İkinci ve asıl sebebi ise Mognaes'in maceraları adlı kitaptaki büyücüydü. O ne zaman bir büyü yapsa herkesi kurtarıyordu. Dev kertenkeleleri, ogreleri, goblinleri öldürüyor, hayaletleri kovuyordu. O bir kahramandı ve herkes tarafından seviliyordu. O da onun gibi sevilmek istiyordu. Neden sevilmek istediğiyle ilgili kendine sorular soruyor fakat cevap veremiyordu. Bu durum onun garip hissetmesine sebep olsa da sevilmek istediği gerçeğini değiştirmiyordu.
Annesi ve babası uyuduğu bir esna da O, Mognaes'in ogrenin kafasına büyüyle fırlattığı taşı düşündü. Kendisi de böyle bir şey yapmak istiyordu. Fakat Mognaes 50li yaşlarda bir büyücüydü. Büyü gücünün büyüdükçe arttığını düşündüğü için de bir kayayı fırlatması imkansız sandı. Bu yüzden odanın duvarında bulanan tabloyu gözüne kesitirdi. Tüm gücüyle tabloya odaklandı. Tam bilinci kaybolurken büyük bir gürültü duyuldu. O bayılmıştı fakat yaptığı şey ortadaydı.
Tüm ev halkı gürültüyle birlikte yerinden sıçrayarak uyandı. Pol ve Asire gördüğü manzara karşısında ne diyeceklerini bilmiyorlardı. Çünkü tablonun olduğu duvar artık yoktu. Yıkılmış etrafı toz kaplamıştı. İkisi panikle birbirlerine baktılar.
"İlmelda iyi misin? Neden böyle bir şey yaptın?" dedi Pol panikle.
"Ben... Ben bir şey yapmadım. Uyuyordum." dedi Asire şaşkın ve panik bir şekilde.
"Doğum yaklaştığı için mi acaba? Dikkat et lütfen." dedi Pol.
Aniden kapı açıldı ve içeri Shel ve Gotci girdi.
"İyi misiniz?" dedi Shel korkuyla.
Pol ve Asire sessizce kafalarını salladılar.
"Nasıl oldu bu?" dedi Gotci, yıkılan duvara doğru yürürken.
Pol olayı kapatmak için bir yalan bulması gerektiğini biliyordu. Aklına gelen ilk şeyi söyledi. "Galiba duvar biraz çürümüş. Astığım tabloyla birlikte taşıyamadı ve yıkıldı."
Gotci yaşlı aksakalını okşayarak " Olabilir. Eski zaten ev. Bir tadilat yapmamız lazım." dedi.
Shel endişeli bir şekilde Asire'nin yanına giderek "Asire kızım, hadi içeri geçelim. Sen hamilesin. burada durunsan üşüteceksin." dedi.
Asire yataktan kalkarken bağırmaya başladı. Sonra bacaklarından akan suyu görünce içten konuşmuş gibi kısık bir sesle "Bebek geliyor." dedi. Sesi kimse duymamıştı. Fakat herkes doğumun başladığının farkındaydı.
Shel bağırarak "Çabuk bana sıcak su getirin!" dedi.
Pol ve Gotci olayın şokundan öylece kala kalmışlardı.
"Ne bakıyorsunuz öyle! Çıkın hadi! Bana sıcak su getirin!" dedi Shel bağırarak.
Shel'in bağırmasıyla ikisi de kendine geldi. Hızlıca dışarı çıkarak biri kuyuya diğeri ise şömineye odun atmaya gitti.
Su sıcak suyu alan Shel, kapıyı yüzlerine kapatarak "Burada bekleyin." dedi. İçeriden feryat figan Asire'nin bağırma sesleri geliyordu. Pol bir sağa yürüyor bir solo yürüyordu. Bebeğin bir ay önce geliyor olması herkes için endişe vericiydi. Gotci, Pol'u sakinleştirmek ve endişelerini azaltmak için "Adını ne koymayı düşünüyorsun?" dedi.
Pol aniden durdu. Gözleri nemliydi. "Erkek Han, kız..." dedi ve yutkundu. "Vazgeçtim. Erkek istemiyorum. Sadece iyi olsun yeter. Lütfen kök tanrım." dedi.
Gotci anlamamıştı. "Pol sakin ol. O senin çocuğun. Eminim iyi olacaktır." dedi.
Pol'un duyduğu, dinlediği yoktu. Adımları her geçen dakika daha da hızlanıyordu. Ta ki içerden bir bebek ağlaması duyana kadar.