Han kısa süre sonra bayılmıştı. Aelath onu tekrar kucağına aldı. Ejderhanın gözden uzaklaşmasıyla birlikte gelen gökkuşağı kuşuna hızlıca binerek kuzeye doğru uçmaya başladılar. Aelath da Han kadar olmasa da kederli ve üzgündü. En iyi dostunu öldürmüşlerdi. Onun canı için kendininki hemen şimdi vermek isterdi. Onlar orada ölüm kalım savaşı verirken yanlarında olmak isterdi. Fakat gidemezdi. Bu arkadaşına en büyük ihanet olacağını biliyordu. Han artık onu canı pahasına koruyacağına kendi kendine yemin etti. "Bir çocuk ve ben... Kader gerçekten insana hiç düşünmediği şeyler sunuyor." diye mırıldandı.
Kısa süre sonra Han uyanmıştı. Büyük bir kuşun üstünde uçtuğunu görünce affalladı. Önce kendini hayallerini kurduğu bir rüyada sandı. Sonra aklına bayılmasan hemen önceki olaylar geldi. Şu an hayalleri gerçekleşiyordu fakat o bundan hiç zevk almıyordu. Dahası umurunda bile değildi.
Aelath, Han'ın uyandığını görünce bir süre sessizce onu izledi. "Zavallı çocuk... Bu yaşta annesini ve babasını kaybetti. Dahası gözlerinin önünde öldürüldürler. Kaderin soyun kadar parlak değil anlaşılan. Fakat inan ki seni elimden geldiğince iyi yetiştireceğim. En iyi kıyafetleri giyecek en iyi eğitimleri alacaksın. Sana elimden geldiğince babalık yapacağım. Şimdilik uyu. Uyu ve dinlen zor bir gündü evlat." diye düşündükten sonra Han'a zihin büyüsü yaparak Han'ın uyumasını sağladı.
Bir süre sonra Aelath'ın malikanesine yaklaşmışlardı. Aelath tekrarsan zihin büyüsü kurarak kahyasıyla iletişime geçti.
"Kahya Moog! Hemen hizmetçileri derhal evin önüne getirin. Sıcak bir battaniye de getirsinler. En büyük ikinci yatak odasını hazırlasınlar! Doktor Elmin'i alması için birini gönder! Ben geldiğimde bunlardan biri olmazsa sizi pişman ederim" dedi.
Kahya Moog şaşkındı. Hemen malikanedeki hizmetçilere ve seyise talimat vererek organize etti.
Bir süre sonrada Aelath kuşuyla malikanenin önüne indi. Kucağında 4 5 yaşlarında bir çocuk vardı. Tüm herkes şaşırdı. "Lura! Hemen buraya gel ve Han battaniyeyle sar. Doğruca hazırladığınız odaya götürün. Doktor geldi mi?!"
Kahya Moog başını eğerek "gelmek üzere efendim." dedi.
Hizmetçiler Han ile beraber malikaneye girmişlerdi. Aelath ise giremiyordu. Girmek istemiyordu. Sanki malikaneye girmek her şeyi kabullenmek demekti. Bunu yapmak istemiyordu. Fakat mecburdu. Derin bir nefes alarak kapıdan içeri girdi. Herşey bıraktığı gibiydi. Vazolar, tablolar, heykeller... Bir tek kendi dışında her şey bıraktığı gibiydi. Gözü bir tabloya ilişti. iki başlı aslanın tablosuna. Sonra aklına tekrardan can dostu geldi. "Kanımdan kanına..." diye mırıldandı. Bu söz bir kurt sözüydü. Khar ne zaman savaşa girmeye hazırlansa bu sözleri söylerdi.
"Ben odama gidiyorum. Doktor gelince Han'ı muayene etsin." dedi ve ağır adımlarla malikanenin sol tarafında bulunan çalışma odasına doğru gitmeye başladı.
------------------------
Ertesi gün Han uyandı. Gözü açtığında tanımadığı bir tavana bakıyordu. Hayatında görmediği güzellikte bir tavana. Sarı varaklarla işlenmiş, ince bir sanat eseriydi. Uyandığı yatak samandan olmadığı belli olacak kadar yumuşak ve rahattı. Oda da rüzgarın etkisiyle oluşan o gıcırtı yoktu. Yavaşça doğruldu. Yanında kaliteli bir sandalyede uyuya kalmış biri vardı. Bir kurt meleziydi. Siyah tüyleri vardı. Kulakları tıpkı bir kurdunki gibiydi. Saçlarıyla bir bütün gibi gözüküyordu. Minik pembe bir burmu vardı. Köpek dişleri normalden uzun olduğundan hafif çenesinden dışarı çıkıyordu. Hafifçe esnekerek uyandı. Han'ı dik şekilde oturmuş ve ona bakarken görünce şaşırdı ve panik oldu. Hemen kafasını eğerek "Efendi Han uyanmışsınız." dedi.
Han soğuk bir sesle "Kimsin? Burası neresi?" dedi.
Lura korkuyla hemen cevapladı. "Efendim ben köle Lura. Burası da Efendi Aelath'ın malikanesi."
Han düşünceli bir şekilde sayıkladı. "Efendi Aelath..."
Lura hızlıca oturduğu sandalyeden kalkarak "Kahya Moog! Efendi Han uyandı." diye bağırarak odadan çıktı.
Bir dakikadan kısa sürede Aelath ve bir kaç kişi odaya girdi. Aelath hızlı ve endişeli bir şekilde Han'nın yanına gelerek "İyi misin Han?" dedi.
Han ise soğuk bir sesle "İyiyim." dedi.
Aelath derin bir nefes alarak "Çok şükür." dedi ve Han'a sarıldı.
Bu durum Han dahil herkesin garip hissetmesine sebep oldu. Efendileri Aelath sert ve ketum biriydi. İlk defa birisi için endişelendiğini görüyorlardı. Han ise Aelath'ın ona sarılmasını garipsemişti. Sonuçta o babasının arkadaşı olsa da bir yabancıydı.
Daha sonra Aelath hizmetçilere dönerek "Siz çıkın Han ile yanlız konuşacağım." dedi.
Hizmetçiler kafalarını eğerek onayladıktan sonra yavaşça odadan ayrıldılar.
Han ise sanki otuz yaşında ciddi bir adammış gibi Aelath'ın gözlerine bakıp ne diyeceğini bekliyordu. Aelath, Han'ın bakışlarını görünce gülümseyerek "Babana tahminimden daha çok benziyorsun." dedi ve ekledi. "Han güvenliğin için kimliğini gizli tutmalıyız. Aksi takdirde seni de öldürmeye gelebilirler. Bu yüzden seni oğlum olarak tanıtacağım. Annen öldüğü için seni yanıma aldım, diyeceğim. Ağız birliği yaparsak kimse bir şey fark etmez." dedi.
Han durakmıştı. Annen öldü diyeceğim kelimesi onda hala derin yaraların olduğu bir yere dokunuyordu. Sonra aklına babasının lafı geldi. Ciddileşti. "Yani bundan sonra seninle mi yaşayacağım?" dedi.
Aelath biraz kızararak "Yani eğer istersen. En azından güçlenene kadar kal. Sonra gitmek istersen git. Fakat unutma. Burası senin hep evin. Bende ba... Bir amcanım." dedi.
Ortam kısa süreline sessizleşmişti. Aelath "Tamam o zaman ben çıkayım." dedikten sonra Han ona seslendi. "Bana büyü yapmayı öğretir misin?"
Aelath elini Han'ın alnına götürerek "Tabii ki. Sen ne zaman istersen." dedi.
Han direk cevap vererek "Yarın! Bana Yarın öğretmeye başlar mısın?" dedi.
Aelath'ın sesi yine hüzünlü çıkmıştı. "Han... Evlat... Hemen güçlenip intikam almak istiyorsun, anlıyorum. Fakat büyücülük sabır işidir. Zorlu ve zahmetli bir iştir. Öyle hemen güçlenip onları yenemezsin. Özellikle de dayın seviyesindeki bir büyücüyü... Açık konuşacağım. Onun seviyesine hiçbir zaman gelememe ihtimalin var." dedi.
Han, Aelath'ın ne kadar güçlü bir büyücü olduğunu hisleriyle seziyordu. Aelath gibi biri böyle diyorsa dayısı çok güçlü olmalıydı. "Bir gün... Biliyorum erken değil! Ama bir gün..." dedi. Sesinde öfke vardı.
Aelath şaşkındı. 4 5 yaşındaki bir çocuk çok büyük laflar ediyordu. Onun yaşında biri devamlı ağlayıp annesini istemesi gerekirken o gözyaşı dökmüyor intikam için planlar yapıyordu. Bu zeka şüphesiz annesinden geçmiş olmalı diye düşündü.
Ertesi gün olduğunda Han, Aelath'ın kapısının önünde bekliyordu. Aelath kapıyı açtığında karşısında Han'ı görünce şaşırdı. "Han birşey mi oldu?" dedi.
Han kafasını sallayarak "Hayır. Sadece büyücülük için bekliyorum." dedi.
Aelath tek kaşını kaldırarak "Peki. Gel benimle." dedi. Han malikanenin arkasındaki büyük bahçeye götürdü. Han burnuna gelen tuhaf ve bir o kadar güzel bitki kokularını alınca heyecanlandı. Sanki her türlü bitkinin olduğu bir kırdaydı. "Burası çok güzel kokuyor." dedi.
Aelath, gülümseyerek "Burada yüze yakın farklı bitki ve çiçek var. Beğenmene sevindim." dedi.
Daha sonra Aelath, Han'ı çimlere oturtarak "Şimdi beni iyi dinle." dedi.