Bölüm (20)

1082 Words
Yanına geçtim. “İyi misin güzelim?” diye sordum. “Bir sorun yok, iyiyim hayatım,” dedi. “Beni bir ömür bekle olur mu?” “Beklerim,” dedi. “Nefes aldığım sürece seni beklerim.” O an… Dünya durdu. O güzel yüzünü avuçlarımın içine aldım, Usul usul öpmeye başladım. Sonra biraz geri çekildim, gözlerinin içine baktım. “Seni çok seviyorum, Zarin. Sana çok âşığım. Uğruna can veririm… bunu sakın unutma. Sana söz veriyorum: Ömrümü seni ve kızlarımızı mutlu etmeye adayacağım. Her gün seni bir öncekinden daha çok seveceğim.” Tekrar öptüm onu. Ama bu seferki öpüş… Daha önceki gibi değildi. Tutkuluydu. Duygularımız kabarmıştı. Üzerine geçirdiği ince gecelik hafifçe kıpırdıyor, tenine değdikçe benim içimde yangınlar çıkıyordu. İkimiz de, o an sadece birbirimize aittik. Ona dokunurken… ilk defa sevdiğim bir kadınla böyle yakın oluyordum. Gergin olduğunu fark ettim. Korkuyordu. Ama olması gereken buydu. Bu gece, aramızdaki son duvar da yıkılmalıydı. Gözlerine baktım. “Bana bak güzelim… Eğer canını yakarsam, sen de benim canımı yak,” dedim. Kollarını boynuma doladı. Hâlâ korkuyordu ama artık hazırdı. “Burada istediğin kadar bağırabilirsin,” dedim gülerek. Henüz tam olarak başlamamıştım ama bedeni kaskatı kesilmişti. “Sakinleş biraz… İstersen başka bir zamana erteleyebiliriz,” dedim. Ama istemedi. “Hayır… şimdi olsun,” dedi. Benim için büyük bir rahatlamaydı bu. Onu incitmek istemiyordum ama bu adımı birlikte atmamız gerekiyordu. “Beni affet,” dedim sessizce. Ve sonra… Yavaşça hareket ettim. Tırnaklarının sırtıma geçtiğini hissettim. Ama duramazdım. Çünkü o da beni arzuluyordu. Zamanla rahatladı. Acısı yerini hazza bıraktı. Adımı fısıldamaya başladı. İnliyordu… Benim için, benim adımla… Her sesiyle biraz daha delirdim. Çünkü artık biliyordum: O da beni istiyordu. Sadece ruhuyla değil, bedeniyle de… Sona yaklaştığımızda “Hadi güzelim… rahatla,” dedim. Aynı anda… Aynı ritimde… Aynı duyguyla sonlandık. Bir an başımı alnına yasladım. Nefes nefese, kalbi kalbime çarpıyordu. “Özür dilerim,” dedim. Çünkü canını az da olsa yakmıştım. “Sorun değil,” dedi. “Olması gereken buydu.” Yataktan kalkmaya çalıştı ama izin vermedim. “Gel buraya…” dedim. Sarılıp üzerine yorganı örttüm. Tir tir titriyordu. Şu an ihtiyacı olan tek şey benim kollarımda olmaktı. Sımsıkı sardım onu. Fısıldadım kulağına: “Seni çok seviyorum… çok.” Ve böylece uyudu. Benim aşkım… Benim her şeyim… Benim Zarin’im. O gece… Onun aşkıyla lal olmuştum. Deli divane bir adamdım artık. Ve hayatımı saklayacak kadar seviyordum onu. Onu kaybetmekten öyle korkuyordum ki… Kalbimin, hayatımın, ömrümün tek sahibi olsun istiyordum. Kollarında can bulmak, kollarında can vermekti en büyük arzum. O gece… İkimiz de birbirimize kavuşmuş olmanın huzuruyla uyuyakalmıştık. Sabah gözlerimi açtığımda ilk gördüğüm şey onun kollarımın arasındaki güzelliğiydi. Sanki benim uyandığımı hissetmiş gibi o da araladı gözlerini. “Günaydın sevgilim,” dedim usulca. “Günaydın…” dedi o da. Sesi hâlâ uykulu, hâlâ o tatlı sabah mahmurluğundaydı. “Nasıl hissediyorsun?” diye sordum. “Bir duş alsam daha iyi olurum,” dedi, hafifçe gülerek. Birlikte girdik duşun altına. Suyun her damlası tenimize değdikçe, o geceye dair her iz birbirimize biraz daha bağladı bizi. Sonra el ele tutuşup yürüdük çiftliğe kadar… Yeni hayatımıza, bir kapıdan değil, bir kaderden içeri girdik. Ev dediğin; duvardan, bacadan ibaret değildi. Ev… Elini tutup her şeyi göze alabileceğin bir kadına ya da bir adama “benimsin” diyebilmekti. Benim içinse o kadın Zarin’di. Ve ben ona… Köpekler gibi âşıktım. Bir bakışıyla nefesimi keserdi, bir tebessümüyle kalbimi yeniden çaldı. Ona olan tutkum her geçen gün daha da büyürken bugün evliliğimizin ilk ayını geride bırakmıştık. Sabah gözlerimi açtım… Ama yine yoktu yanımda. Bu hafta üçüncü kez böyle oluyordu. İçim burkuldu elbette… Ama biliyordum; kızlarla ilgileniyordu. Onlara annelik yapıyordu. Ve ben, bu yüzden hiçbir şey diyemiyordum. Yatakta, onun hayaliyle boğuşurken kapı açıldı. O girdi içeri. “Hayatım, artık uyanmayı düşünmüyor musun?” dedi. Gözlerinde yaramaz bir ışıltı vardı. “Uyanmayı değil,” dedim, “başka şeyler yapmayı düşünüyorum.” Kolundan tuttum, çekiverdim yatak örtüsünün altına. “Bu duruma itirazın var mı?” diye sordum, gözlerimin ta içine bakarak. “Kesinlikle yok,” dedi gülümseyerek. O başlardaki utangaç, ürkek kadın gitmişti… Yerine, beni her gün daha çok arzulamaya teşvik eden, kendini bana ait hisseden, beni seven bir kadın gelmişti. Ve ben, o kadını her sabah yeniden sevmeye yeminliydim. Bu halleri bitiriyordu beni.öpüşürken telefon çalmıştı Uzanmış, komidinin üzerinde çalan telefonumu almıştı. “Kimmiş?” dedim. “Bülent,” deyip yüzüne kapattı telefonu. “Şu an onunla ilgilenemeyecek kadar meşgul sanırım,” diyerek gülümsedi. “Yavrum, söz konusu sensen kimseyle ilgilenemeyecek hale geliyorum zaten,” dedim. “İyi o zaman, sorun değil,” deyip beni delirtmeye devam etti. Ama telefon tekrar çalmaya başlayınca, “Yeter artık,” deyip bu kez açtı. “Ne var Bülent? Ne istiyorsun?” diye sordu. “Serhat’la görüşmem gerekiyor. Acil bir konu hakkında,” diyen Bülent’e, “Serhat şu an daha acil bir işle meşgul. Daha sonra ara,” deyip tekrar kapattı. Bülent benim sağ kolumdu. Uzun süredir yurt dışında olduğu için düğünüme yetişememişti ama döner dönmez gelip tanışmıştı Zarin’le. “Gelsene sen buraya,” deyip çektim onu yatağa. “Sen bir gün kalbimin durmasına sebep olacaksın…” “Şikayetçi misin?” diye sordu alt dudağını dişlerinin arasına alarak. Kendimi ona doğru itip iyice yaklaştım. “Sence şikayetçi gibi mi görünüyorum?” dedim. “O zaman çok konuşmasak daha iyi,” deyip öptü beni. Duş alıp birlikte indik aşağı. “Nihayet oğlum, kaç saat oldu uyanmıyorsun! Bu kızı saatlerdir uğraştırıyorsun,” diyen anneme, “Asıl beni uğraştıran o,” diyemedim tabii. Öyle uslu durduğuna bakma, beni ateşe verip yakan o desem, hayatta inanmazdı herhalde. “Hayatım, bugün kızlarla okul çıkışı AVM’ye gitmek istiyoruz. Bir itirazın var mı?” diye sordu. “Yok güzelim, ama yalnız gitmeyin, yanınızda birileri olsun,” dedim. Bu durumdan pek hoşlanmasa da “Tamam,” dedi. Kalktı, beni işe yolcu etti. Bu hayatta en sevdiğim şeydi: sarılarak uğurlaması. Kapıya kadar gelip, ben uzaklaşana dek arkamdan bakması… Beni dünyanın en mutlu adamı ediyordu. Benim hayatım—daha doğrusu cennetim—o kapıdan çıkınca cehenneme dönüyordu. Çünkü Zarin’in sandığı gibi sadece tarımla, hayvancılıkla uğraşan bir adam değildim ben. “Nerede adamlar?” diye sordum, beni almaya gelen Bülent’e. “Depodalar abi, seni bekliyorlar,” dedi. Bazen düşünüyorum, Zarin bir gün öğrenirse ne yapar? Büyük ihtimalle arkasına bile bakmadan gider benden. Çünkü o sakin, sessiz, huzurlu bir hayat istiyordu. Benim hayatım ise tam tersiydi. Daha peşine taktığım adamları bile sorgularken neden takip ettiğimi anlasaydı, bir saniye bile durmazdı yanımda. Düşündükçe boğazım düğüm düğüm oluyordu. Öğrenirse beni terk eder diye… O benim aydınlık tarafımdı, hep de öyle kalsın istiyordum. Yanımda, yamacımda. Depoya girdiğimde karşımda duruyordu. Cemal. Eli kolu bağlı bir şekilde…
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD