Bölüm (11)

918 Words
O gider gitmez mutfağa girip birkaç atıştırmalık aldım. Yukarı çıktım. Ama bekleyemedim. Yolunu gözlemeye başladım. Onu uzaktan görünce… İnmekten kendimi alamadım. Dayanamadım. O da kapıdan girmişti çoktan. Tedirgin olduğunu biliyordum. O yüzden kapıyı sessizce kilitledim. “Elini ver…” dedim. “Tedirgin olma. Hadi gel.” Bir bana bakıyordu, bir de elimizi tutan ellerimize. Ama alışacaktı… Alışmalıydı. Üst kata çıktık. Onu pencere kenarındaki sedire oturttum. Salı alıp omuzlarına örttüm, üşümesin diye. Sonra kendi sandalyemi çektim, hemen yanına. “Biliyor musun…” dedim. “Şu an kalbim yerinden çıkacakmış gibi atıyor.” “Ben…” dedi, sesi incecik, “Ne hissettiğimi pek anlayamıyorum. Böyle bir şey beklemiyordum…” “Olsun, güzelim,” dedim. “Kabul ettin ya… Alışırsın. Ve ben… alıştırmak için elimden geleni yaparım. Çünkü seni çok seviyorum. Ve beni sevmen için elimden ne gelirse yapmaya hazırım.” Başını eğdi. “Bilmiyorum…” dedi. “Yani… böyle şeyler yaşamadım hiç.” “Ben de…” dedim. “Evet, evlendim daha önce ama… hiç âşık olmadım. Hiç sevmedim. Ama seni… O tarlada ilk gördüğüm anda düştün aklıma. Sonra o kafede… Kokun buram buram doldu ciğerlerime. Ve o kitapçıda… Sen hatırlamıyorsun belki ama… Göz göze geldiğimiz o saniyede… ‘Tamam,’ dedim. ‘Bu kız olacak…’” “Ben seni araştırdım…” dedim. Şaşkınlıkla baktı bana. Sesi çıkmadı ama gözleri “ne demek istiyorsun?” der gibiydi. “Kardeşlerine hem anne hem abla olduğunu öğrendim. Dedim ki… belki benim kızlarıma da bir gün annelik yapar bu kadın. Ve buraya geldikten sonra anladım ki, hayatımda ilk kez yanılmamışım.” Sesim yumuşadı, kalbim ısındı. “Seni izledikçe… hiçbir zaman yamultmadın beni. Hiçbir hareketin, hiçbir sözün beni yanıltmadı. Sonra bir baktım… Aşk denen şey suramda yeşermiş.” Elimi kalbime koydum. Derin bir nefes aldım. O ise… donakalmıştı. Sanki dili tutulmuştu. Ama gözleri… gözleri konuşuyordu. Sonra usulca fısıldadı: “Ben… ne diyeceğimi bilmiyorum. Ama inan bana, elimden geleni yapacağım.” Gülümsedim. “Yanımda olman bile yeter. Ama biliyorum… Adım kadar eminim ki… Benim seni nasıl sevdiğimi gördükçe… Sen de beni seveceksin. Çünkü sen bana rastgele gelmedin, Zarin.” Gözlerinin içine baktım. Sözlerimle değil, yüreğimle konuştum. “Allah seni bana… Aşık olayım diye gönderdi.” Ellerini aldım, usulca avuçlarımın içine yerleştirdim. Öptüm. Defalarca. Sanki ilk defa sevmenin tadını dudaklarımda hissediyordum. “Bak,” dedim sonra, “Ben öyle kolay adam değilim. Asabiyim. Sinirliyim. Kızlarım olmasa belki bu çiftliğe bile uğramazdım. Ama sen geldin. Ve ben artık buradan bir ömür inmek istemiyorum. Sadece oturup seni izlemek istiyorum.” Elimi uzattım, yüzüne dokundum. O yumuşak cildine… O sessizce içimi dağıtan güzelliğe. Başımı yavaşça yasladım onun alnına. “Bu akşam… Bu gece… Şu an… Bir hayal gibi.” Sustum. Biraz geri çekildim, göz göze geldik. Heyecandan titriyordu. Ama o titrek bakışta korku değil… güven vardı. Umut vardı. Kalbimin sesi vardı. “Benden korkma, olur mu? Benden çekinme. Benden kaçma.” Yavaşça eğildim. Dudaklarımı onun dudaklarına yaklaştırdım. “Seni sevmeme izin ver…” Tam öpecektim ki— “Baba!” diye gelen çığlıkla irkildik. Kızım… Zarin hızla geri çekildi. Ayağa kalktı. Ben de toparlandım, kalbim yerinden çıkacak gibiydi. “Ne oldu, babacığım?” dedim. Leyla gözlerini ovuşturarak yaklaştı. “Boğazım çok acıyor…” Alnına bir öpücük kondurdum. Alev gibiydi. Ateşi vardı. Zarin de hemen geldi yanıma. “Sıcak… Ateşi yüksek.” “İlaç verdim ama düşmesi gerekirdi,” dedi endişeyle. “Doktora götürelim…” dedim. “Ben kızları çağırayım. Leyan’la kalsınlar. Biz Leyla’yı götürürüz,” dedi. Hızla indi aşağı. Bir süre sonra kardeşlerinden biriyle birlikte döndü. Yola çıktık. Arka koltukta Zarin, kızımı kucağına almıştı. Küçük bir anne gibi… Yumuşak, dikkatli, şefkatli. Hastaneye vardığımızda… Doktorun sorduğu her soruya bir anne gibi cevap verdi. Ne zaman ateşi yükseldi, ne yedi, ne içti… Her ayrıntıyı anlatıyordu. Ben değil… O takip etmişti kızımı. Ben değil… O koruyordu onu. Ve işte bu yüzden… Aşıktım ben ona. Çünkü Zarin, benim çocuklarımı… Benden daha fazla düşünüyordu. Hayat… Kime neyi, nasıl sunar bilmiyorum. Ama bana Zarin’i… Altın bir tepside sundu adeta. Leyla’yı hastaneye getirdiğimizde doktorlar tanıdıktı. “Yatırın, ateşi düşsün. Öyle gönderelim,” demişlerdi. Zarin, gözünü bile kırpmadan başında bekledi. Benim güzel kızımın… annesiz büyüyen kalbinin yanına annelik gibi bir merhamet koydu o gece. Hemşire, yumuşak bir sesle yaklaştı: “Zaten ben ara ara kontrol ediyorum. Siz geçip uyuyun, bakın şu yatak boş.” Ama Zarin başını iki yana salladı. “Yok… böyle iyiyim. Ateşi tamamen düşmeden uyuyamam.” Gece boyunca gözünü kırpmadan oturdu başucunda. Sonra, sabaha karşı biraz normale dönünce benim ısrarımla uzandı yatağa. Ben ise kendimi kanepenin köşesine attım. Biraz gözlerimi kapattım, ama ne uyuyabildim… Ne de uyuyacak gibi hissettim. Hem zaten 1.90’lık adam kanepede ne kadar rahat ederdi ki? Kalktım, kızımı kontrol ettim. Çok şükür… iyiydi. Sonra gözüm Zarin’e takıldı. Yandaki yatakta, melekler gibi uyuyordu. Bir yüzüne baktım… Bir de kalbimin hâline. Hemşire içeri girdiğinde sabah taburcu olabileceğimizi söyledi. Bir sigara içmek için dışarı çıktım. Geri döndüğümde uykusuzluk artık göz kapaklarımı taş gibi bastırıyordu. Usulca yaklaştım yatağa. Zarin’in kokusu ciğerlerime doldu. Bir an bile düşünmeden, yanı başına kıvrıldım. Uyku sersemi, bana sokulmuştu. Belki sarıldığı kişinin ben olduğumu anlamadı… Ama ben biliyordum. Biliyordum ki, bu his başka bir şeydi. Ve öyle bir uyku bastırmıştı ki… Ne zaman sabah oldu, anlamadım bile. “Serhat… Senin burada ne işin var?” diye dürtüklemesiyle uyandım. Gözlerimi açmasam daha akşama kadar uyurdum herhalde. “Yavrum valla çok direndim… Ama uyku bastırınca dayanamadım,” dedim. Halbuki… Bilerek yapmıştım her şeyi. Kalbimin götürdüğü yere gitmiştim, hepsi bu. “Beni kaldırsaydın ya… Ben gider Leyla’yla uyurdum. Ya o bizden önce uyanıp görseydi bizi?” dedi. Haklıydı. Ama ben onu çoktan hayatıma dahil etmiştim.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD