8. Uzaya Falan mı Çıktık?

1749 Words
Sabah erkenden babam tarafından uyandırılıp en temiz kıyafetlerimle giydirilmiş saçlarım taranmış sakallarım zorla kesilmiş bir halde homurdanarak aşağı inmiştim. Babamın bir fast food dükkânında çalışmak için beni soktuğu efendi kılığını kapıdan dışarı çıktığım anda bozmayı düşünüyordum. Uğur gülmemek için elini ağzına kapatırken Mustafa kesinlikle kahkahasından taviz vermemişti. Mutfak kapısının ağzında beni izleyen Mine gülmemek için dudaklarını dişliyordu. Utanmasa annem okunmuş pirinç yedirecekti. Beyaz gömleğimin yakasındaki düğmeyi açmak için uzanan parmaklarımı hızlı bir şekilde geri çeken babam beni Mine ile birlikte kapı dışarı etmişti. "Bu halin bana neyi hatırlattı biliyor musun?" Bilmiyorum dercesine kafamı sallarken gözlerini üzerimde gezdirdi. "Seninle Aslı'nın pastanesin de buluştuğumuz ilk zamanı... Hani üzerinde sana bol gelen kareli bir gömlek vardı, saçlarını yana taramıştın cildin böyle pürüzsüzdü." Parmaklarını yanağıma koyup yüzümü kendisine çevirdi ve yanağıma küçük bir öpücük kondurdu. "O zaman şu an berbat görünüyorum eminim." Elini yüzümden çekip parmaklarımla buluşturduktan sonra önüne döndü gülümseyerek. "Hayır görünmüyorsun. Ve bu imajını bozmayı aklından bile geçirme. Şahsen ben Ahmet Amcanın tarafını tutuyorum şu iş konusunda." "Ama..." dedim ve durdum. Mine'nin bana yardım etmesi gerekiyordu ve eğer babamın tarafını tutarsa Nisan'ı orada çalıştıramazdım. "Ne ama?" "Ben şey... Nisan'a iş bulacağım konusunda söz vermiştim benden haber bekliyor. Orada çalışması gereken ben değilim, onun benden daha çok işe ihtiyacı var." "Benden o gıcık kıza yardım etmemi bekleme Özgün!" Bir anda sinirlenerek elini elimden kurtardı ve kollarını göğsünde kavuşturdu. Yüzümü asmış bir halde gözlerine bakarken gözlerini kaçırdı. "Mine..." dedim en acıklı ses tonumu kullanarak. Omuzlarından tutup kendime çektim ve sıkıca sarıldım sadece. Onu istemediği bir şey için zorlamak istemiyordum ama tek başıma olmak kötü hissettiriyordu. "Hala gitmediniz mi oğlum! Geç kalıyorsun!" Babamın pencereden yaptığı ikaz yüzünden Mine'den hızla ayrılmak zorunda kalmıştım. Derin bir iç çekip önüme dönerken babam gitmem için tetikte bekliyordu. Mine kolumdan çekerek cadde boyunca yürümemi sağladı. "Bir plan yapmalıyız." Mine'nin sözlerinden sonra hızla ona döndüm. Gözlerindeki sitem kendini açıkça belli etse de bana kıyamadığını bir kez daha ispatlamıştı. Hala ona şaşkınca baktığım için gözlerini devirdi ve boşta duran elimi tutup parmaklarımla oynamaya başladı. "Gidip işi öylece Nisan'a verirsen baban bunu anlar." Başını eğdiği için gözünün önüne saçları düşmüştü. Saçını kulağının arkasına sıkıştırdı ve kafasını kaldırıp gözlerime nefesimi kesen bir bakış attı. "Nisan'a mesaj at ne bekliyorsun?" Yutkundum ve bir şeyler söylemek için dudaklarımı araladım ama dilim tutulmuştu. Sadece kafa sallamakla yetindim ve ardından telefonumu çıkarıp Nisan'a fast food dükkanının adresini attım. "Peki şimdi ne yapacağız Mine?" Kafasında bir şeyler olduğu belliydi ve benim Mine'ye olan güvenim sonsuzdu. Dişlerinin arasından derin bir nefes alıp tatlı tatlı gülümsedi. "İki seçeneğimiz var sevgilim." O sevgilim dediği dakika da kaşlarım hayretle yukarı kalkmıştı. Mine ile ilişkimizde birbirimize pek o tarz hitapları kullanmazdık. Ona sevgilim, aşkımdan daha yaratıcı bir şeylerle hitap etmek istesem de evdekilerin benimle dalga geçeceği düşüncesi beni durduruyordu. Kesinlikle onunla bir an önce evlenip ayrı eve çıkmalıydım. "Nedir peki onlar?" dedim ben de onun gibi tatlı tatlı gülümseyerek. "Hmm... Fast food dükkanının sahibini kafalamak ve iki kişiyi işe almak." "Olur mu öyle şey ben çalışmayacağım." "Bakıyorum da dünden razısın çalışmamaya!" Kızgınca kaşlarını çattı ve elimi hızla bıraktı. "Diğer seçenek nedir onu öğrenebilir miyim önce?" "Nisan da iş başvurusu yapacak. Adam ikinizi de deneyecek ve daha iyi olan işi alacak." "Yani işimi berbat edeceğim ki adam Nisan'ı seçsin." Sinirle alt dudağını dişledi ve elleriyle yüzümü tutup kendine yaklaştırdı. "Hayır berbat etmeyeceksin. Gerçekten iyi olan kazanacak. İşte buna adalet derim." Tam hayır diyecekken dudaklarıma kısa bir öpücük bırakmıştı. Serseme dönmüş bir halde tekrar konuşacakken bir kez daha öptü. "Yalnız böyle yaparsan sürekli itiraz ederim ben. Yanlış yöntem." Dedim kurnazca gülümserken. Dudaklarını birbirine bastırdı ve "Biliyorum." dedi. Vücuduma yayılan heyecanla onu belinden tutup kendim çekecekken beni durdurdu ve "Farkında mısın mahalledeyiz." dedi uyarırcasına. "Pardon az önce beni öperken mahallede değil miydik? Uzaya falan mı çıktık?" Gülümseyerek söylediğim sözlerden sonra önüne döndü ve beni yürütmeye başladı. Sessiz sakin fast food dükkanına geldiğimizde Nisan çoktan gelmişti. Beni görünce hemen ayağa kalksa da Mine'nin de yanımda olduğunu fark edince gözlerini devirmişti. "Şimdiden uyarayım da sevgilinde gözüm yok." diyerek bana döndü. Tuhaftı. Saçlarını yıkamış ve sıcak yaz günlerinde kızların eninde sonunda yaptıkları saç modeli olan topuzu yapmıştı. Üzerinde klasik beyaz bir gömlek altında yırtık gri bir şort vardı. "Ne yapıyoruz peki?" İçeriye şöyle bir göz attığımda patronu olduğunu düşündüğüm kişi beni görüp dışarı çıkmıştı. Göbekli tonton bir adamdı ve tıpkı benim gibi saçlarını yandan taramış ve gömleğini gıdığına kadar kapatmıştı. Babamın saçma çabasını adamı gördükten sonra mantıklı bulmaya başlamıştım doğrusu. "Özgün hoş geldin çalışmaya başlayabilirsin." Kırmızı alarm verdiğimi anlayan Mine duruma anında el atmıştı. "Pardon ama torpille adam mı çalıştırıyorsunuz?" Adam anlamadım dercesine Mine'ye diktiği gözlerini bana çevirdi. Bu kız ne diyor havasında elini salladığında tedirgince gülümsedim. "Kendisini tanımıyorum." Mine bana aferim bakışı attığında doğru yoldan ilerlediğimi anlayarak omuz silktim adama. Nisan neler oluyor dercesine bizi izlemekle meşguldü. Henüz bizi tanımıyordu tanıdığında arkasına bakmadan kaçabilirdi ya da en yakın dostlarımızın arasına giriş yapabilirdi. Tıpkı Mustafa ve Uğur gibi... "Kusura bakmayın ama kuzenimin de işe ihtiyacı var ve sizin bu tutumunuz yüzünden asıl işe ihtiyacı olanlar işsiz kalıyor. Bilmem anlatabildim mi?" Adam boğazını temizledi ve duruşunu dikleştirdi. Mine'nin bu etkileyici ve ikna edici konuşmasını hayranlıkla izliyordum. "Kuzen ben oluyorum bu arada?" diye araya giren Nisan'ın yersiz çabası takdir edilecek cinstendi doğrusu. Yutkundu ve adamın gözlerinin içerisine istekle baktı. "Ne yapmamı istiyorsunuz yani?" dedi Mine'ye dönerek. Ellerini göğsünde kavuşturmuş Mine'nin cevabını bekliyordu. Bu sırada kafeye müşteriler gelmeye başlamıştı bile. Şöyle bir etrafa baktığımda küçük ama şirin döşenmiş olduğunu gördüm. Sabahın bu saatinde bile müşteriler geliyordu belli ki burada çalışırsam fazlaca yorulacaktım. "İkisini de bugün denemek için işe alın ve deneyin. Hangisi daha iyi çalışıyorsa onu alın. Hak eden kazansın." Diyerek son noktayı koyan Mine Nisan'ın yanına geçti. Benimle değil de onunla bir bağlantısı varmış gibi hareket etmesi yalnız hissetmeme neden olmuştu. Şaşkındı Nisan. Kirpiklerini kırpıştırıyor bir şeyler söylemek istercesine Mine'ye bakıyordu ama nutku tutulmuştu. "Pekâlâ. Güzel bir fikir... Esra onlara kıyafet ver." Adam kasada duranlardan birini bize yönlendirdiğinde hayretle kaşlarımı kaldırdım. Kafamı çevirip onlara baktığımda Nisan Mine'nin ellerinden tutuyordu. Adam çoktan gelen müşterilerle ilgilenmesi için çalışanlardan birinin yanına gitmişti bile. "Ya beni seçmezse..." Ses tonuna yansıyan çaresizliği bana eski zamanlarımı hatırlatıyor tüylerimi diken diken ediyordu. Bu his hiç hoşuma gitmemişti. "Seçmezse bu senin hatan, benim değil." Nisan' a tek kaşını kaldırarak bakan Mine şimdi benim yanıma geçmişti. "Gidelim kim hak ediyorsa o alsın bu şekilde senin de için rahat eder Nisan." Sinirle yumruklarını sıkıp Esra'nın peşine takıldık. Erkekler için ayrılan bölmede benim için hazırlandığını fark ettiğim kıyafetleri alıp giyindim ve tekrar Mine'nin yanına döndüm. "Ben gitmeliyim burada bekleyemem..." "Gitmesen." dedim üzüntüyle gözlerine bakarak. "Biraz özlersin fena mı?" deyip göz kırptığında gitmeden önce sesimi duyurmayı başarmıştım. "Kaç aydır ayrıydık zaten yeterince özledim..." "Kaç aydır ayrıydınız?" Nisan'ın gereksiz sorusuyla ona döndüm. Tabi ki bedenine göre olanı değil olmayanı seçmişti. Üzerine bol gelen tişörtün kolları neredeyse dirseklerine kadar uzanıyordu. Yakası fazla açık olmasın diye sonuna kadar iliklenmişti. Cevap vermek yerine yanıma gelen çalışan çocuğa baktım. Bana siparişi nasıl almam gerektiğini gösterirken oldukça sevecen davranıyordu. Eray'ın yaşlarında falan olmalıydı. Benimle işi bittiğinde Nisan'ın yanına geçmişti. "Ona biraz daha yavaş anlatman gerekiyor Mert." Nisan'a neden laf atma gereği hissetmiştim emin değildim. "Haha çok komik." Bana yüzünü buruşturarak verdiği cevaptan sonra önüme döndüm. "Buyurun siparişiniz nedi- Senin burada ne işin var oğlum?" Mustafa kaslı kollarını tezgaha yaslamış bana bakıyordu boncuk boncuk mavi gözleriyle. Ne ara buraya gelmişti ki hiç fark etmemiştim. "Acıktım." "Annemin hazırladığı harika kahvaltı neyine yetmedi. Gel beni de ye." diye çıkıştığımda Mustafa Nisan'a baktı. "Seni değil de yanındaki şu fıstığı yesem?" Bir an ne diyeceğimi şaşırmış halde kalakaldığımda müşteriyle ilgilenen Nisan bize dönmüştü. Mustafa'nın sessizce söylediği şeyi muhtemelen duymamıştı duysaydı yerin dibine girişimi memnuniyetle seyredebilirdi. Nisan umursamazca tekrar önüne döndüğünde Mustafa'ya doğru eğildim. "Neresi fıstık onun saçmalama! Ayrıca onu tanısan böyle demezdin..." Kafamı kaldırdım ve sanki Nisan hakkında kötü şeyler söyleyen ben değilmişim gibi gülümsedim. "Artık siparişinizi alayım lütfen?" dedim ikaz edercesine. Mustafa bana dik dik baktıktan sonra beni es geçip Nisan'a doğru ilerledi. Onun tezgahının önüne abanmak yerine dik durmuş ve harika gülüşünü suratına yerleştirmişti. Böyle artı şeyler yapmasına hiç gerek yoktu zaten fazlasıyla yakışıklı ve kalıplı biriydi. "Menü 2 lütfen." Bu kibar ses tonunu bana neden kullanmamıştı? "Ekstra bir şey ister misiniz?" Mustafa'nın yüzünde oluşan hınzır gülümseme beni korkutsa da hayır demişti neyse ki. Önüme gelen müşteriyle doğru düzgün ilgilenememiştim bile. Siparişini aldığım kızın isteğini mutfağa doğru bağırırken gözlerim Mustafa'nın üzerindeydi. Başını yakmasını istemezdim. Siparişinin gelmesini beklerken tekrar benim önüme geldi ve ensemden tutup "Hayırlı olsun yeni işin. Bundan sonra her gün buradayım." dedi. Büyük elini ensemden çektiğinde ona sadece kızgın bir bakış atabilmiştim çünkü patron bana bakıyordu. Üstelik henüz burada çalışmaya başlamamıştım, Mine ile çevirdiğimiz dolapları bilmiyordu. "Nasıl olur da böylesine kaslı biri her gün fast food yer. Kafayı yemiş olabilir misin Mustafa?" dedim inatla. "Orası bende merak etme." diyerek kol kaslarını belirginleştirdi ve gözlerimin kısılmasına neden oldu. "Beni daha fazla rezil etmeden gider misin lütfen?" "Ohoo Özgün! Ne var ya iş sana uymuş mu diye kontrole geldim. Allah Allah." "Siparişiniz hazır." Nisan'ın sesiyle gülümsedi ve tepsiyi tek eliyle kolayca kaldırıp masalardan birine oturdu. Aldığı küçük hamburger dişini kovuğuna bile yetmezdi doğrusu. "Onu tanıyor musun?" Nisan'ın sorusuyla gözlerimi devirdim. "Tanımıyor olsam böyle konuşmazdım herhalde." "Tamam anladık hemen tersleme..." dedikten sonra önüne döndü. Haklıydı onu terslememem gerekiyordu ama beni gıcık etmişti. Her yaptığı hareket gözümde büyüyordu. Halbu ki ona iyi davranmam gerekiyordu. Hayal'in silueti gözlerimin önüne geldiğinde silkindim ve kendime geldim. Sabret Özgün, bunlarda geçecek! "Mustafa, kendisi spor hocası... Böyle olduğuna bakma oldukça duygusal bir çocuk." Nisan, bir anda değişen ruh halime ağzı açık halde baktığında sahte bir tebessüm edip önüme döndüm. *** Saatler süren günün ardından işimiz bittiğinde şapkayı kafamdan çıkardım ve alnıma yapışan saçları geriye ittim. Cam kenarındaki küçük yuvarlak masaya oturmuş patronun bize bir açıklama yapmasını bekliyorduk. Nisan, stresten tırnaklarını yerken ona bakmamak için mücadele ediyordum çünkü tırnak yenmesinden nefret ederdim. Gergince aldığı derin nefesten sonra birden göz göze geldik. Bir şey söylemek için ağzını açtığı sırada patron gelmişti. Diğer masadan bir sandalye çekip yanımıza oturduğunda göbeği masaya değiyordu. Rahatsız edici görüntüsünü umursamamaya çalışarak gülümsedim. "İkinizde iyiydiniz." dedi önce daha sonra sıkıntılı bir nefes verdi. Adamın alnında çok fazla kırışıklık vardı belli ki stresli biriydi. Kaz ayakları, ellerindeki çiller onu olduğundan daha yaşlı gösteriyordu sanki. "Müşteriler de baya yoğun... İki çalışanın maaşını karşılayabilir miyiz..." Adamın yavaş yavaş konuşması canımı sıkmıştı. Bir an önce söyleseydi de kendimi caddeye atsaydım. "Babanın çok büyük hatırı var Özgün. Seni işe almamazlık edemem." Adam gözlerime bakıp kafasını salladığında ne yapacağımı bilememiştim. Bu sırada Nisan çoktan elendiğini düşünerek geriye yaslanmış ve kafasını eğmişti. "Senin de işe ihtiyacın varmış... Bir deri bir kemik kalmışsın. İkinizde çalışın." Nisan duyduklarından sonra hızla kafasını kaldırdı ve beni bile şaşırtacak hareketler yaptı. Adamın tonton yanaklarını tutup sıktı, değişik danslar etti ve en sonunda dizlerinin üzerine çöküp dua etti. Patron bu davranışlar karşısında sadece gülmekle yetinmişti. "Bu arada bu hafta kafe kapalı olacak. Haftaya başlarsınız. Şimdiden hayırlı olsun." Patronla teker teker el sıkıştıktan sonra kafeden çıktığımızda Nisan hala sevinç naraları atıyordu. Mine... Harika bir planla beni içinde bulunduğum çıkmazdan kolayca çıkarmış ve beni yine şaşırtmamıştı. Şimdi ise benim onu şaşırtmam gerekiyordu. Hazır bu hafta kafe kapalıyken ona hayatının sürprizini yapmalıydım!
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD