Bir kaç saat geçmişti, o hemşire kız bir daha gelmedi odaya.
Cemil’in ise gözü kapıda, her açıldığında bir umut dikiyor bakışlarını.
Ve yine açıldı umut kapısı,
Ama yine beklenen değildi gelen..
“Serumunuz bitmiş, iyi hissediyorsanız çıkışınızı yapalım Cemil bey..” dedi doktor..
Cemil’in yüzü düştü o anda.
Elinde olsa aylarca burada kalırdı burada biliyordum..
“İyi iyi doktor bey, ben halledeyim çıkış işlemlerini..” dedim gülerek..
Ben gülüyorum ama kardeşliğin hali duman..
“Aslında bir kaç gün daha mı kalsaydım doktor bey, hani iltihap falan kapar yaram..” dedi boğuk bir sesle..
Attım ellerimi cebime, dayadım omzumu duvara..
Bir kaşım yukarıda bakıyorum Cemil’e..
Hastane kokusundan nefret adam, elinden gelse mesken kuracak bu odaya..
“Aslında çok derin değil yaranız Cemil bey. Ama iyi hissetmiyorsanız..” demesiyle böldüm doktorun sözünü.;
“Siz bakmayın buna doktor bey, naz yapıyor.. Bişeyi yok maşallah..” dediğimde çatıldı Cemil’in kaşları..
“Ağam..” dedi uyarıcı bir tonda..
Eğdim başımı, gülmemek için sıktım dudaklarımı..
“Yatağı boşuna meşgul etmeyelim kardeşlik, hani durumu daha acil hastalar olursa falan..”
Cemil’in sıkıntıyla iç çekişi geldi kulaklarıma..
“Haklısın kardeşlik..” dedi ama sesi bi mahur..
“Ben işlemleri halledip gelecem, sen bekle..” diyip döndüm arkamı..
Doktorda çıktı benle beraber,
“Doktor bey, pansuman için hergün gel git yapmasak, bi hemşire arkadaş ayarlasak olmaz mı?”
Adam şaşkınca baktı yüzüme.
Bi sıyrık için evde bakım istemek, ne düşündü kim bilir..
“Saat farketmez, mesai çıkışı özel araçla alır bırakırız sıkıntı olmaz. Yeter ki hastamız iyi olsun..” dediğimde salladı başını doktor..
“Tamam ben bi hastane yönetimiyle görüşeyim haber veririm size..” diyip gitti..
Bense baktım kapının ağzından Cemil’e..
Başını camdan dışarıya çevirmiş, öylece izliyor Mardin’i..
“Ah be kardeşlik..” diyip döndüm arkamı..
Daha iki adım atmamıştım ki,
“Agir..” diye bir ses işittim arkamdan.
Sesi ezberimde,
Aklım, fikrim, kalbim..
Her hücrem aşinaydı bu sese..
Şaşkınca döndüm arkamı..
Hale..
Bir kaç adım ötemde, öylece bakıyor bana..
“Hale..” dedim şaşkınca..
O an bir damla yaş süzüldü gözlerinden,
gördüm..
“İyisin.. çok şükür Allahım, iyisin..” diyip sarıldı boynuma..
Ama nasıl sarılmak..
Sanki aramızda yılların hasreti varmış gibi..
öylesine içten, öylesine sıcaktı.
O an kalbimden birsey aktı sanki..
Meğer ne muhtaçmışım bu sarılmaya..
Bende sarılmak istedim, kaldırdım kolumu..
Ama içimde bas bas bağıran bir ses vardı..
Yapma Agir..
Dokunma.. Hem yanarsın, hem yakarsın..
Derince yutkundum, sıktım havadaki elimi..
Sonra çektim içime hayran olduğum kokusunu..
Canımdan can gitti ama dokunmadım, dokunamadım..
Zaten Hale de hemen çekti kendini geri..
İstemsizce yaptığı şeyin mahcubiyeti sinmiş yüzüne.
“Şey.. özür dilerim..” diyip eğdi başını..
Birde elini attı tam boynunun altına.
Ne vakit utansa boynunun altındaki beniyle oynar çünkü..
Hafifçe kıvrıldı dudaklarım iki yana..
“Neden?” dedim.
Başını kaldırdı usulca..
Gözlerime bakmaktan çekiniyor.
Ama bu kez diğerlerinden farklı.
Bu defa nefret yok o karalarında..
Adını kıyamadığım bir his sinmiş sanki gözbebeklerine..
“İstemeden oldu, yani nasıl oldu bilemedim ben. Rahatsız olduysan bi daha tekrarlanmaz..” dedi.
Bense hala yüzümde aynı tebessümle bakıyorum gözlerine..
Bir adım attım ona doğru,
“Dileme.. Rahatsız olmam..” dedim, attım elimi yüzüne düşen perçemine.
Yavaşça çektim kulağının arkasına..
“Senin dokunuşun ruhuma, ömrüme şifa olur Gül..Özür dileme..” dedim.
Sessizce yutkundu Hale.
Başını eğdi ama gördüm..
Onunda kıvrıldı dudakları hafifçe..
Ama yüzüde kıpkırmızı kesildi anında..
Bir kaç saniye sonra, Halenin karşımda oluşunu anca idrak edebildim..
İstanbulda bıraktığım kadın, şimdi karsımdaydı.
Çatıldı kaşlarım anında,
Boğazımı hafiften temizledim önce.
“O değilde sen nasıl geldin buraya.. Onca adamı atlatıp kaçmış olamazsın değil mi?”
Kaldırdı basını Hale..
Yaramaz bi çocuk gibi parmaklarıyla oynuyor habire..
Aklımda ise türlü senaryolar..
Nasıl geldi? Kaçtıysa nasıl becerdi?
“Koca ormanın ortasına zırhlı ev yaptırmışsın, nasıl kaçayım Allah aşkına..” dedi gülerek.
Bi rahatlama geldi o anda..
“Korumalardan birinden vurulduğunu duyunca, duramadım.. Çok korktum, korktu yani Peri anne.. Sonrada sağolsun rica etti adamlardan, geldim işte..” diye de ekledi..
Her kelimesiyle mest ediyor sanki yüreğim…
Hafiften eğdim başımı, baktım yüzüne uzun uzun..
“Peri anne merak etti korktu yani sadece..!” dedim yalancı bir sitemle..
Hale ise hala parmak uçlarıyla oynuyor..
“İkimizde ettik..” dedi zar zor çıkan sesiyle..
“Beni merak ettin yani.. Korktun benim için öyle mi?” dedim gülümseyerek..
Biliyorum birazdan sinirlenecek bu ısrarımdan.
Bilerek yapıyorum zaten.
Bir insanın öfkesine sinirine bile hasret kalınır mıydı?
Kalınırmış..
Ben Halenin öfkesine, sinirlenince savurduğu saçlarına, gülünce çıkan gamzesine, şaşırınca kısılan gözlerine.. her zerresine hasretim..
Her hücresine hayranım bu kadının..
İki günlük ayrılık ömrümden iki asırı almıştı sanki.. öylesine bir özlem vardı yüreğimde..
Önce Cevap vermeden salladı başını hafifçe Hale.
Sonra yine çıkardı pençelerini.
“Kim olsa ederdim.. Sonuçta o kadar iyiliğin dokundu.. Hem insansın neticede..!” dedi.
O an kendimi tutamayıp gür bi kahkaha bastım.. koridordaki insanların tuhaf bakışları döndü bize, ardından da Halenin mahcup bakışları..
“Kim olsa İstanbul’dan Mardin’e koşarak.. Hatta ne koşması uçarak gelirdin yani öyle mi Gül..” dedim sesim hafif alaylı..
Çattı kaşlarını Hale, dikti gece karası gözlerini gözlerime..
“He öyle Agir ağa..! Hem sen bana ne diye Gül diyip duruyorsun..! Hale benim adım Hale..” diye çıkıştı..
Biraz daha yaklaştırdım yüzümü yüzüne..
“Bana Gül’sün..” dedim
“Yalnız bana Gül’sün.. Yalnız benim Gül’ümsün..”
Eğdi başını, tam ağzını açacakken, doktorun sesi girdi aramıza..
“Yönetimle görüştüm Agir bey.. Bu hastaneye katkılarınızı bilmiyordum kusura bakmayın lütfen.. Sizin için hangi saatler uygunsa, Ayşegül hemşire hastanızla ilgilenecek.” dedi.
Hafifçe salladım basımı,
“Eyvallah doktor bey.. Hemşire hanıma hangi saat uygunsa o saatte, istediği yerden şoför gelir alır.”
Minnetle salladı doktorda başını, uzaklaştı yanımızdan..
Bende döndüm Haleye..
“Burası Cemil’in odası, sen geç. Ben çıkış işlemlerini yapıp geliyorum..” dedim.
Hale içeri girince bende hızla indim aşağıya..
~~~~
Hale odaya girdiği gibi Cemil şaşkınca bakakalmıstı kadına.
Panikle yattığı yerden doğrulmaya çalıştı, ama sızlayan koluyla bir ah döküldü dilinden.
“Rahatsız olma Cemil.. Çok geçmiş olsun..” diyen kadına bakarken atamamıştı şaşkınlığını.
“Sa..sağol yenge..” dedi.
Duyduğu şeyle Halenin kaşları çatılmıştı anında.
“Yenge..!” diye tekrarladı Cemil’i..
Ardından da üstelemeyip geçip oturdu camın önündeki koltuğa..
“İyisin maşallah, ucuz atlatmışsınız da bişey soracağım sana..”
“Buyur yenge..” diyen adamla sıkıntılı bi nefes aldı önce. Cemil her yenge dediğinde siniri tavan yapıyordu ama kendini zar zor sakinleştirdi.. Derin bir nefes alıp,
“Bunu kim yaptı size, yani sana? Nihat mı? Başkası mı?” dedi merakla..
Halenin sorusuyla bakışlarını hemen kaçırmıstı Cemil..
“Agir gelince o verir cevabını yenge..” diyip baktı kadının yüzüne..
“Ne yengesi be..! Yenge diyip durma bana Cemil..” dedi hafif sert sesiyle.
Cemil ise hiç istifini bozmadan bakıyordu kadının yüzüne..
Aynı soğuk yüz, aynı donukluk..
“Yengeye yenge denir..YENGE..” diye bastıra bastıra tekrarladı aynı kelimeyi..
Ellerini göğsünde birleştirmiş ters ters bakıyordu Hale adama..
“Sizi bana sayıyla mı veriyorlar yahu..! Biri yenge der cinlerimi tepeme çıkarır, öbürü Gül der ısrarla.. Sınav mısınız bana kardeşim..” diyip hırsla kalktı oturduğu yerden.
Kendisine anlamsız gözlerle bakan adama döndü yüzünü..
“Ne bakıyorsun Cemil.. Bak benim Hale.. Ha..le.. Yenge menge deme Allah aşkına..” dediği anda aralanan kapıya döndü ikisininde bakışları..
Agir çattığı kaşları ile bakıyordu karşısındaki ikiliye..
“Sesin koridoru inletti ne oluyor..” diyen adama döndü bu defa Halenin okları..
“Adımı ezberletiyorum Agir ağa.. geldiğin iyi oldu..” dedi, geri oturdu yerine..
Agir ise anlamsızca bir Haleye bakıyordu bir Cemil’e..
Ne oldu der gibi salladı başını Cemil’e..
“Valla bilmiyorum ağam.. yengeye yenge dedim diye kızdı..” diyen adamla Hale sabır çekip yaslandı arkasına..
Halenin delirme sebebini anlamıştı Agir.. Gülmemek için dudak kenarlarını ısırmaya başladı..
“Tamam kızma, sakin ol.. Bir daha Hale der Cemil.. yenge yok..” dedi, bir yandan da Cemil’e göz kırpmayı ihmal etmemişti..
“Güzel.. Bunu kendine de hatırlat Agir ağa olur mu?”
“Neyi..?”
“Adımın Hale olduğunu.. Habire Gül Gül diyip durma bana..” diyen kadınla Cemil’in gözleri şaşkınlıkla açılmıştı..
“Gül mü?” derken sesi istemsizce yüksek çıkmıştı..
Agirin yaptığı kaş göz işaretini anlamadan döndü bakışları Haleye..
“Nasıl Gül.. O Gül.. Yenge miymiş ağam..” dedi şaşkınca..
Halenin kaşları havalanırken, Agirin ağzının içinden tonlarca küfür sıralanmaya başlamıştı bile Cemil’e..
“Ne oluyor? Ne Gül’ü, kim Gül, hangi Gül..” diyen Haleye baktı Agir mahcupça..
“Narkozdan ne dediğini bilmiyor.. Hadi sen dışarıda bekle, ben bu dengesizi toparlayayım çıkalım şuradan bir an önce..” diyen adamla Hale başını sallayıp çıktı odadan..
Halenin çıkmasının ardından Cemil döndü Agir’e..
“Kardeşlik.. Sahiden o Gül, bu Gül mü?” dedi.
Sesinde istemsiz bir hayret vardı. Bu kadar tesadüf çok fazlasıydı..
Yada tesadüf değil kaderdi bunun adı..
Agir ise cevap vermeden salladı başını..
Ama gözlerinin içinde tarifsiz bir huzur..
“Vay anasını kadere bak.. İyide belli ki bilmiyor yenge.. niye söylemiyorsun kardeşlik..” diyen adamla seslice yutkundu Agir..
Kısa bir sessizlikten sonra kaldırdı başını;
“Zamanı değil çünkü Cemil..”
“Neyin zamanı değil kardeşlik.. bilse belki yumuşar biraz.. belki kırılır aranızdaki buzlar.. Susma gözünü seveyim.”
“Olmaz Cemil.. Bunu şimdi öğrenmesi aklıyla kalbi arasında bırakır onu.. Ben bunu istemiyorum. Ben istiyorum ki bana tüm kalbiyle gelsin, inansın.. Sende ağzını sıkı tut.. Hale çocukluğum olduğunu bilmeyecek..” diyip yaklaştı Cemil’e.. Yavaşça yataktan kaldırıp, ilerlediler kapıya doğru.