6. Bölüm

2712 Words
Kendisine ilk gelen Arwin oldu. "Siz ne söylediğinizin farkında mısınız Bay Gerrald," dedi ve öfkeli bir şekilde doktorun üstüne yürüyerek devam etti ,"Bir yanlış anlaşılma olduğuna eminim, " Doktor yaşlı adamın ani çıkışıyla bir iki adım gerilerken neler olduğu konusunda hiçbir fikri yoktu. "Hayır Bay Blade yanlış anlaşılma yok. Bayan Catelin hamile. " Duyduklarıyla derinden sarsılan Arwin soluğu kesilmişçesine dizlerine eğildi. Kasabanın en iyi doktoru kendisiyle alay ediyor olmalıydı. Yoksa bu duyduklarının bir açıklaması olamazdı.. Hamile ... diye tekrarladı. Biricik Grace'i hamileydi. Bunun imkansız olduğunu söylemek istedi. Yanlış anlaşılma olduğuna emindi. Grace... hamile olamazdı. Bu...Bu gerçek olamazdı. Arwin bir süre sessiz kalırken ,"Hayır bay Gerrald bizim kızımızın hamile olması imkansız ," dedi Margaret. Şaşkınlığı gözlerinden okunurken , bunun bir şaka olmasını her şeyden çok ister hale gelmişti. "Yanlışınız var ..." dedi Arwin yineleyerek. "Hamile olamaz...o.." derin bir nefes aldı. Kabullenmek istemediği gerçekle yüz yüze gelmek istemiyordu. "..o henüz evli bile değil..." Doktor Gerrald, Arwin'in sözlerinden sonra ne diyeceğini bilemeyerek sustu. Odadan çıkarken böyle bir şeyin yaşanacağını tahmin edememişti. Bayan Catelin hamileydi fakat ne evliydi ne de bu iki yaşlı insanın bundan haberi vardı. Bu konu profesyonel olduğu her şeyin çok ötesindeydi. Yaşlı adam dizilerinin bağı çözülmüşçesine eğildiğinde yardımcı olmak için koluna girdi. "Iyi misiniz?" Olumsuzca başını sallayan Arwin etrafındaki her şeyi unutmuş ve sürekli zihninde aynı kelimeleri tekrar ediyordu. Bir yanlış anlaşılma olmalı.... Henüz evli bile değil... Ama nasıl ? Başını yerden kaldırarak doktor Gerrald'ın gözlerine baktı. "Bir yanlış anlaşılma olmalı... lütfen bunun bir şaka olduğunu söyleyin.." "Sizinle dışarıda konuşalım ," dedi Doktor Gerrald, yaşlı adamı sakinleştirmek için bulundukları ortamdan çıkarmayı amaçlayarak. Koluna girerek ayağa kaldırdığı adamın bir heykelden tek farkı soluk alış verişleriydi. Nefes alamıyor gibi hırıltılı bir solunumu vardı. "Siz söyleyin doktor , bu nasıl mümkün olabilir ?" Doktor olabildiğince duygusuz olmaya özen göstererek "Lütfen sakin olun ," dedi ardından Margaret'a döndü. "Siz , Bayan Catelin'in yanında kalın lütfen. Birilerine ihtiyacı olmalı. " ve onay alır almaz Arwin'i çıkışa yönlendirdi. Margaret bir süre Arwin ve doktorun ayrıldığı koridor boyunca gözlerini onlardan alamadı. Duyduklarını sindirmesi zaman alacak gibi görünüyordu. Grace'in iyi olmasını isterken hamile oluşu Tanrı'nın bir şakası gibiydi ve Margaret ,şaka kaldıramayacak kadar yaşlı olduğunu yeni fark ediyordu. Derin bir nefes alarak önündeki odanın kapısını aralığında gördüğü ilk şey pencereden dışarı bakan, gözü yaşlı bir Grace'ti Yine ağlıyor diye düşündü. Son zamanlarda hep olduğu gibi. Şayet doktorun söyledikleri doğru ise bir açıklaması olmasını diledi. Yoksa...yoksa ne yaparlardı? Grace uzun yıllardır yanlarındaydı. Onu olmayan kızları yerine koymuş anne yokluğunu hissettirmemeye özen göstermişti. Elbette bir gün çocukları olacağını ve onlara seve seve büyük annelik yapacağını hayal etmişti. Ama böylesi bir olay hayallerinin arasında bir yere sahip değildi. Nasıl olurdu ? Tanrım. .. Şimdi ise kızının bu dağılmış hali içini paramparça ediyordu. Uzun süredir suskunluğunun, üzüntüsünün ve gözlerinden okunan derin kederin sebebi bir bebek miydi? Eğer öyleyse bu nasıl olabilmişti? Neler yaşadın kızım ? Bir süre kapı eşiğinde bekleyerek kendisine ve konuşacağı konu için Grace 'e zaman tanıdı. Söyleyeceklerini duymak istiyor muydu emin değildi fakat Grace onun kızıydı. Ona sırtını dönebilir miydi ? Gözünden düşen her damla yaşla kahrolurken şimdi kızını yalnız bırakabilir miydi ? Başını olumsuzca salladı. Hayır dedi kendi kendine. Bunu asla yapamam. O Arwin'den sonra tek dayanağım... Margaret evlat acısını iyi bilirdi. Hayatında bir kez bebek taşımış ve onu da karnından ölü olarak çıkarmışlardı. Belki de bu yüzden anneliği en çok hisseden oydu. Grace'in eline diken batsa en çok o üzülürdü şüphesiz. Şimdi ise Grace yaralarını kanatan gözyaşları dökerken en çok onun yüreği sızlıyordu. Derin bir nefes alarak Grace'e doğru temkinli bir adım attı. Kendisine doğru dönen gözü yaşlı kızını gördüğünde Margaret da gözlerine doluşan gözyaşlarını engelleyemedi. "Grace..." Sesi ağlamanın verdiği kederle titrerken adımlarını oldukça yavaş atıyordu. Her adımında duyacaklarından korkan bir çekingenlik vardı. "Sevgili kızım..." diyerek yatağın kenarına oturdu. Sözünü nasıl devam ettireceğini bilmiyordu. Bu yaşına kadar bir çok şeyi öğrendiğini ve tecrübe ettiğini düşünürken şimdi konuşacak tek kelimesi yoktu yaşlı kadının. Dudakları kendinden habersizce kıpırdadı. "Anlatmak istediğin bir şey....bir şeyler var mı ?" dediğinde Grace'in boğazından çıkan hıçkırıkla yıkıldı Margaret. Kendi gözyaşlarına hakim olamayarak Grace'in ellerini tuttu. "Anlat bana küçük kızım... " Anlatmazsan sana yardımcı olamam... Olumsuzca başını sallayan Grace Margaret'ın kendisine şefkat dolu gözlerle bakmasına dayanamayarak başını saldı. Bu utancı anlatabileceğini düşünmüyordu. Ne diyecekti? Nasıl anlatırdı? Bir anlık merakına yenik düştüğünü ve onları dinlemediği için pişmanlıklar denizinde boğulduğunu nasıl söylerdi? Başını duyduğu utançla aşağı eğerek "Özür dilerim Margaret hala ," diyebildi sadece. Margaret Grace'in utancını görebiliyordu. Grace, kafasını önüne eğmeseydi Margaret'ın sevgi ve anlayışla bakan gözlerini görebilirdi şüphesiz. Ne olursa olsun Margaret kızının suçlu olduğuna inanmıyordu. Bir açıklaması olacaktı elbet bu olanların. Ve Margaret sonuna kadar kızının yanında olacaktı. "Özür dilememelisin yavrum , anlat bana . Susmak sadece seni yıpratır," Grace kafasını kaldırarak kendisine anlayışla bakan halasının gözlerine dikti gözlerini. "Bu utanç beni yeterince yıpratıyor zaten ," Gözlerinden akan yaşlar tenini kavururken silmek namına tek bir uzvunu oynatmıyordu. Duyduğu acının tek hatırlatıcısıydı gözyaşları. "Ölüm belki de benim için tek kurtuluş ," "Ah..aptal kız. Bir de seni akıllı sanırdım. Neler saçmalıyorsun Tanrı aşkına ?" Margaret Grace'ten duyduğu yenilmişlik tınısıyla afalladı. "Sırada ben varım küçük hanım, " diyerek içten olmayan bir gülümseme takındı. "Ölüm sıralı bir bekleyiş değil Margaret hala , ölüm bir terk ediş benim için. Bütün yaşadığım acıları geride bırakmak ..." "Hayır, hayır... Hayır ! " Margaret yerinde doğrulurken Grace'e öfkeli bir bakış attı. "Ölümle ilgili tek kelime daha edersen hiç yapmadığım bir şeyi yaparak seni dövmek zorunda kalırım ," Bu sitem, Grace'in yüzünde, gözlerine ulaşmayan kederli bir gülüşü doğurmuştu. Fakat geldiği gibi hızla solan bir gülüştü bu..hızla ölen.. "Bu yükü daha fazla kaldıramıyorum. Öyle ağır ki ... öyle can yakıyor ki ..." Tekrar ağlamaya başladığında Margaret Grace'i sarmaladı.. Kendi gözyaşları Grace'in omzuna damlarken destek olurcasına saçlarını okşadı... "Anlat bana hayatım ," dedi Margaret ağlamaklı bir sesle. "Lütfen.." Hıçkırıkları arasında derin bir nefes alan Grace "Sizi dinlemeliydim," diyerek söze başladı ." Dükün ... geldiği gün sizi dinlemeliydim," Margaret'tan ses gelmemesi üzerine devam etti. "O kadar çok baskı yaptınız ki ... lanet olası merakıma yenik düştüm. .." Tekrar ağlamaya başladığında Margaret yanında olduğunu belli edercesine daha da göğsüne bastırdı. Tüm bunların sebebi düktü. Nasıl anlayamamıştı? Grace'in her gün dükün kaldığı odaya girdiğine şahit olmuştu fakat asla ihtimal vermemişti. Grace tekrar söze başladığında bu konuyu sonra düşünmek için rafa kaldırdı. " En çok canımı yakan..." derin bir nefes alan Grace "..gözlerine hapsoldum hala... O kadar ...O kadar soğuk bakıyordu ki ... ben...ben buna rağmen kayboldum o gözlerde ..." diyerek devam etti. Ağlaması şiddetlendiğinde Margaret daha fazla konuşamayacağını anlamıştı. Grace'i kendinden uzaklaştırarak ellerini sıkıca tuttu. "Ağlamamalısın hayatım. O okyanus mavisi gözlerinden tek bir damla gözyaşı dökülmemeli... Eğer başta anlatmış olsaydın. ." "Korktum ... " diyerek Margaret'ın sözünü yarıda kesti. Korkmuştu Grace, olabileceklerden ve yaşatacağı hayal kırıklığından ötürü korkmuştu. Geriye kalan ailesini utanç sillesi altına almaktan, kendine sırtlarını çevirmelerinden korkmuştu. "Ne için güzel yavrum ?" Margaret durdurak bilmeden gözyaşı döken kızının yaraların merhem olmak istedi. Korkularına gölge.. "Yanlış bir şey yaptım Margaret hala. Duygularıma yenik düşerek büyük bir hata yaptım ve şimdi o hatanın doğuracağı yıkımdan korkuyorum ." Elleri karnına doğru gittiğinde artık orada bir can daha olduğunu kabullenmesi gerektiğini fark etti. Şimdi iki kişilik acı çekmek zorunda kalacaktı. "Üstelik bir bebek beklediğimden habersizdim, şimdi ne yapacağım? " Margaret çaresizce gözlerine bakan Grace'e güç veren bir gülümseme gönderdi. "Elbette en doğru olanı yavrum . Içinde bir can taşıyorsun. Kendinden bir parça . Onun için yaşamak zorundasın," "Ben ...ama nasıl ?" bakışlarını tekrar pencereye çevirdi. "Babasız bir çocuk nasıl büyütürüm? Arkamdan söylenecek sözler ve sizin arkanızdan söylenecek dedikodular..." "Bunları sırası geldiğinde konuşabiliriz tatlım. Şimdi önceliğimiz bir bebek ..." Margaret her ne kadar önemsizmiş gibi konuşsa da çevreden çıkan dedikodular ve dışlanmalar başladığında işleri daha da zorlaşacaktı. "Peki ya Arwin Amcam... o nerde?" Grace'in , Arwin'in Margaret gibi anlayışlı davranmasını ummaktan başka çaresi yoktu. "Doktor Gerald onunla konuşuyor. Eminim o da bunu anlayışla karşılayacaktır. Sonuçta sen bizim kızımızsın " Margaret Grace'in yüzünü okşayarak kurduğu cümlelere inanmak istedi.Arwin'in Grace'in hamile olduğunu öğrendiğinde verdiği tepki Margaret'ı korkutmuştu. Bunun geçici olmasını umdu. Kocasıyla kızı arasında kalma düşüncesi bile yeterince kötüydü. "Şimdi dinlen. Acıkmış olmalısın, sana yiyecek bir şeyler getireyim" Margaret Grace'in başına kondurduğu bir öpücükle odadan çıktığında kapı önünde Arwin'le burun buruna geldi. "Hayatım ?" "Grace nasıl ?" Arwin'in ses tonu buz kadar soğuktu. "Yorgun , dinlenmesi gerekiyor. Bende yiyecek bir şeyler .." "Doktorun söyledikleri doğru değil mi?" Arwin Margaret'ın konuşmasını yarıda keserken Bütün söylediklerinizi duydum der gibi bakıyordu. Margaret'ın kabullenmiş gibi başını aşağı eğişi her şeyin doğru olduğunu gösteriyordu. Hiçbir şey söylemeden merdivenlere yönelişi Margaret'ın dikkatini çekmiş olacak ki "Nereye gidiyorsun ?" diye sordu. "Ben değil o gidiyor. " Arwin'in sert bir şekilde söylediği sözler Margaret'ı şaşırtırken "Ne demek istiyorsun ?" dedi Arwin sorulan soruya aldırış etmeyerek yoluna devam etti. Margaret ise arkasından koşturarak inerken bir yandan da söylenmeyi ihmal etmiyordu. "Ne demek o gidiyor? " Arwin bir anda durup Margaret'a dönerek "Dediğimi duydun. Onu burada istemiyorum ." Dediğinde Margaret neredeyse bayılacaktı.. "Tanrım Arwin delirdin mi ? O dediğin bizim kızımız..." "Artık değil!" Arwin onca yıllık evliliğinde ilk kez Margaret'a bağırdığını idrak ederek "Özür dilerim ," dedi. "Fakat kararım kesin," "Sen aklını kaçırmış olmalısın. Nereye gider ... Tanrım." Margaret Arwin'in ciddiyetle söylediği sözlere inanmak istemeyerek bakıyordu. Arwin Grace'i istemediğini açıkça belli ediyordu. Yerinde dikleşirken meydan okuyan bir tavır takındı. "Kızını kendi evinden mi kovuyorsun?" "Benim öyle bir kızım yok !" Arwin içi acısa da söylediklerinden bir adım geri atmıyordu. Grace yaptığı yanlışın bedelini ödeyecekti. Bugüne kadar her zaman onu koruduğunu düşünürken koruyamamış olmanın gurursuzluğunu yaşatmıştı kendisine. Onca uyarısına rağmen söylediği şeylere kulak asmıştı. Düşündükçe daha da öfkelenirken en iyisi onun bu evden gitmesiydi. "Ama benim var bayım. Kızımı asla bir yere göndermiyorum. Üstelik hamile ve gideceği yerde başına ne geldi diye düşünerek kalan zamanlarımı geçirmek istediğim en son şey ." Margaret da en az Arwin kadar öfkeliydi. Kendi kızına sırt çeviren bir adamla evli olduğuna hala inanamıyordu. "Kimse hiçbir yere gitmiyor ," "Peki burada olursa farklı olacağını mı düşünüyorsun? Grace hassas bir kız ve bunca çıkacak dedikodulara dayanabileceğini mi sanıyorsun? Peki ya sen ...bu yaşından sonra söylenecek sözleri kaldırabilir misin? Burası bir han .. Bu olayın alışveriş yaptığımız insanların bizle olan ticaretlerini nasıl etkileyeceğini biliyor musun? " Arwin her ne kadar bunları söylemek istemese de ağzından bir anlığına çıkan cümleleri durduramamaştı. Aslında istediği tek şey Grace'in uzak bir yerde, onu hiç tanımayan insanların arasında daha rahat edebilmesiydi. Kocasının öldüğünü ve dul kaldığını söyleyebilir ve arkasından çıkacak dedikoduları engelleyebilirdi. Böylece ona gönderdiği parayla mutlu bir hayat sürebilirdi. Fakat Margaret 'a söylediği şeyler bambaşkaydı . "Seni duygusuz adam... sırf para için biricik kızımızı evinden kovmamızı mı istiyorsun ? Aklını kaçırmış olmalısın. " Margaret Arwin 'e öyle öfkeliydi ki sinirini nereden çıkarabileceğini kestiremiyordu. "Amcam haklı hala ... Burada durmam sizin için hiç iyi olmaz. Gitmem en doğrusu.." Grace aşağıdan gelen seslerle odasından çıkıp merdivenlerin başında Margaret ve Arwin'in konuşmalarına şahit olurken sağır olmayı her şeyden çok isterdi. Arwin'in benim öyle bir kızım yok sözleri miydi en çok canını yakan yoksa onu burada istemiyorum diyişi miydi bilemiyordu. Fakat bildiği tek şey haklı olduğuydu. Burdan gitmesi en doğru olanıydı. Yaptığı bir hata yüzünden kimsenin zarar görmesini istemezdi. "Saçmalamayı kesin . Kimse bir yere gitmiyor. " Margaret merdivenlerin başında tüm konuşmalarına şahitlik eden Grace'in hayal kırıklığı içindeki yüzünü çok net görebiliyordu. Bu Arwin'e olan öfkesini arttırırken Grace'in de gitmekten bahsetmesi onu daha çok yıpratıyordu. Grace merdivenleri yavaş yavaş inerken bakışlarını Arwin'in gözlerinden ayırmıyordu. Yanlarına geldiğinde Arwin'in itiraz etmesine fırsat kalmadan boynuna sarıldı. Gözyaşları tekrar akmaya başladığında "Özür dilerim amca ...yaptığım her şey için defalarca özür dilerim. Seni hayal kırıklığına uğrattım. Git dersen giderim fakat benim öyle bir kızım yok dersen ölürüm amca ...." Grace omuzları sarsıla sarsıla ağlarken Arwin'de gözlerinden akan yaşları durduramadı. Grace 'in kollarını çözerken tek kelime etmeden kendini dışarı attı. Grace amcasının arkasından bakarken gözü yaşlı bir şekilde "Beni affetmeyecek değil mi?" diye sordu. Margaret Grace'e yaklaşarak onu kollarının arasına aldı. "Alışması zaman alacak ama affedecek, " dedi. En azından bunun olması için Tanrı'ya yalvaracaktı. *** Üzerimde gölgelerle yaşıyordum Yatağımın başucunda bulutlarla uyuyordum Çok uzun süredir yalnızım Geçmişe hapsolmuşum,ilerleyemiyor gibiyim Leonard gökyüzüne çevirdiği bakışlarıyla düşüncelere dalmışken geceye karışan müziğe eşlik ediyordu. Sözler bir çivi edasıyla beynine çakılırken kendi hayatından bir kesit dinliyor gibiydi. Çok uzun süredir yalnızım. Geçmişe hapsolmuşum,ilerleyemiyor gibiyim "Yalnız olmak için fazla kalabalık görünüyorsun," Bayan Eleonor Lowson yarım saattir aradığı Leonard'ı balkonda bulduğunda bir süre onu izleyerek geçirmişti zamanını. İçeriden duyulan şarkıya eşlik ettiğini fark ettiğinde ise şaşırmıştı. Leonard 'ı ilk kez şarkı söylerken görüyor oluşu bir yana dursun sesindeki içtenlik onun daha çok dikkatini çekmesine neden olmuştu. Leonard'a doğru yürüyüp tıpkı onun gibi gökyüzüne çevirdi bakışlarını. Ay ile yıldızların dans ettiğini düşünürdü çocukken şimdi ise cansız bir nesneden farkı olmadıklarını. Güneş varken bir hiçtiler. Gece olduğunda ise ihtişamları güneş kadar göz kamaştırmıyordu. Leonard'a kaydırdı bakışlarını. Onun her zaman bir güneş olduğunu düşünmüştü. İhtişamına gölge düşürecek hiçbir şey yoktu. Duruşundaki asalet asil bir soydan geldiğini belli ediyordu. Leonard'ı tanımlayan kelime tam anlamıyla Güneş'ti. Önceki hayatında bir Yunan Tanrısı olduğunu düşündüren bir bedeni ve herkese diz söktürmesine yetecek otoritesi vardı. Fakat buna rağmen bir yerlerde bir eksiklik olduğunu düşünürdü Eleonor. Insan Leonard'a ilk baktığında korkardı. Biraz derin baktığında ise içinde bir yerler acırdı. Onun güneşi önüne çekilmiş bulutlar vardı , gözlerine ekili bir keder. Ve bakışlarına kondurulmuş bir sessizlik. "En acısı da bu değil mi zaten ?" Leonard bakışlarını gökyüzünden ayırmadan konuşmuştu. "Bunca insan arasında yalnız hissetmek ..." "Yalnızlığın senin için bir tercih olduğunu sanıyordum," Eleonor Leonard'a dikkatlice baktığında o kalın duvarların arkasındaki adamı görür gibi oldu bir an . Leonard'ın kapalı bir kutu gibi , çözülmesi güç bir yanı vardı. Ne zaman ki o duvarları aşabilirse ona ulaşacaktı. "Zorunlu bir tercih olduğunu kabul etmeliyim" Leonard başını çevirip Eleonor'un yosun yeşili gözlerine dikti gözlerini. "İnsan bazen yalnızlığa mahkum edileceğini bildiği tercihleri yapmak zorunda kalabiliyor ," "Senin yerin neresi peki ? Mahkum musun?" "Mahkum olamayacak kadar özgür ruhluyum. Yalnız olmak da nedense beni hiç rahatsız etmiyor. Yeterince can sıkıcı insanlar etrafımdayken nasıl şikayet edebilirim ?" Leonard gözlerine ulaşmayan bir gülümseme takındı. Eğer gerçekten iyi bakılsaydı o gözlere, kederle buğulandığını ve yalnızlığa boyun eğmek zorunda bırakılmış bir ruh görürlerdi şüphesiz. "Rahatsız edici kitleye girmediğimi umuyorum ," Bayan Lowson bir iki adım atıp ellerini Leonard'ın omuzlarına koyduğunda Leonard da itiraz etmeyerek kollarını Bayan Lowson'un beline doladı. Kulağına doğru yaklaşıp "Kesinlikle sizi her şeyin dışında tutuyorum. " "O halde neden bir kaç haftadır beni ziyaret etmediğinizi sorabilirim," "Cevap vermek zorunda olduğumu hiç sanmıyorum Eleonor..." Leonard'ın kısık ses tonu Bayan Lowson'a tehlikeli sularda yüzüğünü hatırlatan bir uyarı niteliği taşıyordu. Fakat Bayan Lowson bunun farkında değilmiş gibi direterek, "En azından başka bir kadının olup olmadığı konusunda bilgilendirebilirsiniz..." dedi. Bardağı taşıran son sözler söylendiğinde Leonard yerinde doğrulup kollarını geri çekti. Soğuk bakışlarını Bayan Lowson'a çivilediğinde Bayan Lowson iliklerine kadar üşümüştü. Leonard'daki değişime an be an şahitlik ederken soru dolu bakışlarını Leonard'a yöneltti. "Bu hayatta tahammül edemediğim şeylerden biri de benden hesap sorulmasıdır Bayan Lowson ," "Fakat ben ..." "Fakat siz ,bazen yerinizi unutuyorsunuz. Bu yüzden, şu dakikadan itibaren aynı şeyin tekrarlanma olasılığının olmayacağını umuyorum . Aksi halde yollarımızı ayırmamız ikimiz için de yararlı olacak. " Leonard kadının şaşkın bakışları altında balkonun dışarı açılan kapısından çıktığında arkasına bile bakmadan ilerledi. Bayan Eleonor Lowson 'u sadece yedi aydır tanıyordu. Daha önce bir çok baloda görmesine rağmen ilk tanışmaları Barones Ackley'in büyük kızının taktim balosunda gerçekleşmişti. Ilk kez yalnız gördüğü zamandı. Çünkü Bayan Lowson'un hiçbir baloya kavalyesi olmadan geldiğini gören olmamıştı. Kendisinin de nadir katıldığı balolarda o güne kadar hiç yalnız görmemişti Leonard. Konuşmasından ve bilgisinden etkindiğini itiraf etmeliydi. Bayan Lowson kitap okur , iyi müzikten anlar ve tiyatroyu asla kaçırmazdı. Ve bunu gösteriş olsun diye değil sevdiği için yapardı. Cemiyetteki bir çok kadından zeki ve güçlüydü. Konuşmalarından bir süre sonra Leonard için yakın bir arkadaştan daha öte olarak metresi olmayı kabul etmişti. Onca ay süren birlikteliğinde kendisini en iyi anlayanın Bayan Lowson yani Eleonor olduğunu düşünmüştü. Belki ona karşı bir şeyler hissedebilseydi birlikteliğini ciddiyete bile dökebilirdi . Fakat şimdi yanıldığını anlıyordu. Leonard uzun süredir kimseye hesap vermemişti. Vermezdi. Bayan Lowson ise bir metres olduğunu çabuk unutuyordu. Kadınlar diye düşündü. Her zaman daha fazlasını istemek için yaratılmış olmalılardı. Ve Leonard hayatında sadece bir kadına o şansı vermişti. Sadece bir kadına daha fazlası olabilmesi için izin vermişti. Geriye kalansa bir hiçti. Bir de asla unutmamasını sağlayan yara izi. Her hatırladığında orada olduğunu hatırlatır gibi sızlayan ve kininin büyümesine sebep olan iz.. Bu düşünceler içeride arabasının yanına geldi . Kendisine koşar adım gelen arabacısına "Malikaneye" diyerek arabaya bindi.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD