Lancashire Malikânesi
(Lancashire Kontluğu)
Leonard çokta uzağında olmayan merdivenlerden çıkan kalabalığa bakarak memnuniyetsizliğini saklayamayan bir ifadeyle başını salladı ve derin bir nefes verdi. Gökyüzüne kaldırdığı gözleriyle puslu havayı seyretmeye koyuldu bir süre .
Sadece otuz metre ilerisinde bulunan malikane şu an gözüne oldukça korkunç geliyordu.
En azından içeriye girişini geciktirebilirdi. Aksi taktirde bu geceyi çabuk atlatabileceğini düşünmüyordu.
Malikâneden dışarıya kadar duyulan Bach melodileri kulaklarına dolarken gözlerini kapama ihtiyacı hissetti. Uzun süre burada bekleyebilirdi fakat içerisi için aynı şeyi söyleyemezdi.
Akın akın gelen arabaların nal sesleri ve abartılı kahkahalar da Bach'ın dinlendiriciliğini ,zedeleyecek şekilde katılırken tekrar bir soluk daha verdi.
Evet kesinlikle böyle ortamlardan hoşlanmıyor ve bunu saklama gereği dahi duymuyordu. Samimiyetsiz insanlar ve onların maskeli yüzleri ardına saklanmış ikinci bir yüzleri... Bu demektir ki salonda herkesten iki tane vardı ve Leonard henüz bir tanesine bile katlanamazken şu an buradaydı.
Mühim gerekçesi olmasaydı asla böyle bir ortama girmeyeceğini bildiği için adımlarını hızlandırma gereği hissetti.
Biraz daha geç kalırsa Taylor'ın koca çenesinden uzun bir süre kurtulamayacaktı.
Kendisine selam veren bir kaç beyefendiye baş hareketiyle karşılık verirken birden önüne atlayan Bayan Bovary ile birlikte adımlarını yarıda kesmek zorunda kaldı.
"Oh... Tanrım ! Bay Harington! Buradasınız." Kadının abartılı bir ifade ile şaşırmış hali yüzünde komik bir ifadenin oluşmasına neden olmuştu fakat Leonard gülmek bir yana dursun kadını gördüğü anda git gide soğuk bir ifade takınmaya başladı. Bayan Bovary ise buna aldırış etmeyerek " Sizi görmek ne büyük şeref !" dedi. Kadının tiz sesi Leonard'ın kulaklarına kapı cızırtısı gibi dolarken Leonard içinden okkalı bir küfür savurmayı ihmal etmedi.
Nerden çıktığını dahi anlayamadığı bu kadında bir maske değil birden çok maske vardı ve şüphesiz Leonard en çok bu kadına tahammül edemiyordu. Yine de yüzüne oturttuğu sahte bir gülümseme ile eğilip kadının ellerini dudaklarına değdirdi ve doğrulmadan önce devam etti. "Aynı şekilde sizi görmekte öyle Leydi Bovary ,yine göz kamaştırıyorsunuz."
Kadının abartılı utangaç kahkahası onlara dönen bir kaç bakışla dikkatleri üzerine çekerken yine tiz sesiyle devam etti . "Beni utandırıyorsun genç adam , " Hülyalara dalan bir ifadeyle devam etti " Kaba görünüşünün altında yatan centilmen beni her zaman şaşırtıyor ... Böyle zamanlarda neden daha geç dünyaya gelmedim ki diye düşünüyorum ..."
Kadının ardı ardına sıraladığı kelimelerden çoğunu dinlemeyen Leonard sadece son sözlerine karşılık bir cevap verdi. "Eminim Tanrının bir bildiği vardır ,"
Leonard pek inançlı biri sayılmasa da bunun için Tanrıya şükredebilirdi. . Zira bu kadının yaşlı haline katlanamazken bir de genç halini düşünmek istemiyordu.
"Kim bilir ..." dedi Leydi Bovary elinde tuttuğu yelpazesini katlayarak Leonardın ne yapıyorsun bakışları altında onun omzuna bir kaç kere vurdu. " Gecelerin soğuk prensini burada görmeyi neye borçluyuz acaba ?" İmalı bir şekilde Leonard'a bakıyor olması kadının her zamanki gibi dedikodu arayışı içinde olduğunu gösteriyordu.
Leonard burun kemerini sıkarak gecenin ilerleyen saatlerinde de bir çok kez söylemek zorunda bırakılacağı cümleleri söylemeye başladı "Sizde çok iyi biliyorsunuz ki Leydi Bovary, bu balo samimi iki arkadaşımın nişanlarını ilan edecekleri önemli bir gün. Burada olmam sizi şaşırtmamalı. " Kelimelerini, karşısında ellili yaşlarda biri değilde on yaşında bir çocuk varmış gibi tane tane söylemişti. Her bir kelimesinde barınan bunalmışlık kendini oldukça beli ediyordu.
Leonard'ın takındığı öyle bile olmasa bu sizi ne ilgilendirir bakışı kadının yüzündeki gülümsemeyi yavaştan silerken bu sefer Leonard, gözlerine ulaşmayan bir gülümseme takındı.
" Ah... tabi... elbette" Kadının geveleyen ifadesi bile bu gülümsemenin gözlerine ulaşmasını sağlamıyordu. Ve çoktan sıkılmaya başlamıştı. Bu belki karşındaki kadından çok daha önce başlamıştı ama bu kadın, hiç şüphe yok ki daha çok sıkılmasına neden oluyordu. Fakat susmak nedir bilmeyen Leydi Bovary sanki aralarındaki konuşma çok samimiymiş gibi ortamdaki gerilim dolu havayı dağıtmak isteyerek bir kahkaha daha atıp devam etti. "Haklısınız fakat malum, sizi bu tür ortamlarda çok sık göremiyoruz. Kendinizi bu kadar özletmemelisiniz"
Leonard kadındaki değişime an be an şahitlik ederken "Bu samimi ortamlara katılmak için oldukça yoğunum," dedi.
"Siz bay Harington İngiltere'nin en zengin insanlarından birisiniz fakat hala paranızı çoğaltmak için uğraşıyorsunuz. Sizin gibi en çılgın zamanlarını işe ayıran gençlere rastlamak neredeyse mümkün değil ."
"Sizi temin ederim ki , işlerim balolara katılmak kadar eğlenceli ," Bu kesinlikle doğruydu. Şu an masa başında kendisini bekleyen bir yığın işe odaklanmak varken burada geveze ve yaşlı bir kadınla sohbet ediyordu. Ulu Tanrım!
"Eminim öyledir ,fakat bu kadar mirasa bir de varis gerektiğini hatırlatmama gerek yok sanırım " Leydi Bovary tehlikeli sularda yüzüyordu . Bunun farkında olup olmadığı ise tartışılırdı.
Ve Leonard bu yaşlı kadınların bekar insanlarla ne alıp veremediği olduğunu düşünmek bile istemiyordu. Üstelik aralarında samimi bir dostluk olmamasına karşın kendisiyle bu şekilde özel konulara girmelerini ise asla anlayamayacaktı. "Bunun benim sorunum olduğunu belirtmek isterim " dedi ve istemeyerek de olsa sesini yükselttiğini fark etmemişti. Belki de etmişti. Böyle kadınlara hadlerini bildirmek için can atan yanını kendisine taktıkları soğuk prens maskesiyle bastırmaya çalıştı. Keskin bir gülümseme dudaklarında iz bıraktığında kendisininde bir maskesi olduğunu fark ediyordu. . Fakat bu maskeyi başkalarının aksine kendi değil etrafında bulunan insanlar yerleştirmişti. Leonard ise halinden şikayetçi değildi. Bu maskeyle bile bir çok gereksiz insanla muhabbet etmek zorunda kalıyordu. Maskesi olmasaydı Tanrı korusun kim bilir neler olurdu?
Leonard'ın söyledikleriyle bir kez daha bozguna uğrayan Leydi Bovary yine de meraklı sorularını sormaktan geri durmadı. "Yeni bir ticaret işi aldığınız haberleri tüm sosyetenin dilinde . Ayrıca Castle Combe'da da yeni araziler peşinde olduğunuzda söylentiler arasında. Bu kadar zenginliği kime devredeceksiniz ?"
Leonard bunca şeyin bu kadar çabuk yayılması karşısında şaşırıp şaşırmamak arasında kalmıştı. Üstelik gizli tutma çabalarının şu an boşa gittiğini fark ederek öfke kontrolünü kaybetmemeye çalıştı. Yaptığı işleri hep gizli tutmaya alışmış ve olası dedikodulardan uzaklaştırmak için çabalamıştı. Fakat yeterli olamadığını anlaması uzun sürmedi.
"Biraz önce genç olduğumu söylemiyor muydunuz ?" Sahte gülümsemesini biraz daha büyüterek devam etti ," Bu mirasın kime kalacak olması şu an konuşabileceğimiz bir konu değil. Sanırım bu konuyu bir 20 yıl askıya almamız gerek " Kadının önünde bir kez daha eğilerek "Size iyi eğlenceler dilerim Leydim ," dedi ve kadının konuşmasına fırsat vermeden merdivenleri arşınladı. Bu gecenin oldukça uzun geçeceğinden şimdiden emin olmuştu
....
Leonard kendisine açılan çift kapılı ahşap altın işlemeli beyaz kapıdan girdiğinde tüm gözlerin üzerinde toplandığının farkında bir ifadeyle önünde uzanan merdivenlere kısa bir bakış attıktan sonra inmeye başladı. Bu zaman İngiltere'sinde balo salonlarında yaygın bir mimari olarak kullanılan ikinci bir merdiven gelecek konukların ön planda olmasına katkıda bulunuyordu fakat bundan memnun olmayan bir Leonard Harrington vardı. Ve tabi bir çok şeyden memmun olmayan bir Leonard Harrington vardı. V. York Dükü olarak yeterince dikkat çekmiyormuş gibi bir de bu lanet olası merdivenler yüzünden kendisine bakmayan bir çift göz görürse şaşıracaktı.
Kendisinin içeri girmesiyle bir anlığına sessizliğe gömülen salonu onun merdivenleri inmeye başlamasıyla büyük bir uğultu sarmıştı. Kızlarına kendisini gösteren anneler , kıskanç bakışlar , hayranlıklarını dile getiren baş hareketleri , yüzündeki yaraya gözlerini değdirip kaçan ürkek bakışlar ve dedikodunun ana kaynağı yaşlılar ve hizmetkarlar...
"Gecelerin soğuk prensi baloya teşrif etmiş ,"
"Harrington mu ?" Lord Wilson fısıltılara kulak verdiğinde başını merdivenlere doğru kaldırdı.
"V. York Dükü Leonard Harrington " diye onayladı başka birisi.
"Uzun zamandır görünmüyordu," Leydi Burford bir sene öncesine kadar Leonard ile adının anıldığı zamanlara dönmüş gibi dalgınlaştı. . Bir metresten daha fazlası olduğunu düşünürken şimdi hiç kimse olmanın verdiği eziklikle gözlerini Leonard'a dikmişti.
"Yeni işler peşinde olduğu söyleniyor, "
"Limana üçüncü gemisini yanaştırdığından beri balolara katıldığını görmedim " Lord Arnaud'un kıskanç bakışları kendini oldukça belli ediyordu. Gemi ihalesine kendisi de oldukça yüksek bir mevla ile katılmasına rağmen alamamıştı. Leonard'ın üçüncü gemisini limana koyması ve kendisinin henüz karlı bir yatırımı olmaması kıskançlığını törpülüyordu.
Üstelik Castle Combe'da da yeni araziler peşinde olduğunu duyduğunda ufak bir araştırmayı uygun görmüş ve arazilerin zaten miras yoluyla Harrington'a verileceğini öğrendiğinde bu işin peşini bırakmıştı. Şanslı hergele!
"Oldukça zengin bir adam , üstelik bir Dük " Ağzı açık bir şekilde hülyalara dalarak gözlerini kırpıştıran Leydi Carswell kolunu dürtükleyen annesine gözlerini devirdi.
"Bu onun ürkütücü biri olduğu gerçeğini değiştirmiyor, çalışanlarına bile acıması olmadığı söyleniyor ."
"O bir Dük Delisa... Elbette otoritesini sağlamak zorunda ,"
Leydi Elston elinde tuttuğu yelpazesini bir kaç kere sallayarak devam etti. "Örneğin Bay Farold bu yüzden hiç saygın biri olamadı. En son eşi Leydi Farold 'ın onu aldattığı haberi tüm sosyetenin dilindeydi "
"Yine de ömrünü hiç gülümsemeyen bir adamla geçirmek akıllı insanın yapacağı bir şey değil ,"
"Düşes olmak istiyorsan Metilda... Bazı şeyleri göze alman gerekiyor ,"
"Yüzündeki yara daha da ürkütücü görünmesini sağlıyor , sebebini bilen var mı?"
"Suikaste uğradığı söylentileri gerçek mi ?"
"Ne olursa olsun Soğuk Prens lakabını hak eden bir görünüşe sahip ," Leydi Lowson oldukça açık, kırmızı elbisesi, , yüzüne sürdüğü ve dönemin modası olan pudrası ve yine kırmızı olan dudak boyasıyla beyaz bir biblo gibiydi. Koyu kahve saçlarını tek omzundan aşağı bırakmıştı. Güzeldi Leydi Lowson fakat güzelliğine gölge düşüren bir yapaylığa sahipti.
Salona geldiğinden beri Leonard'ı arıyordu. Lancashire Kontu Taylor Ralf'ın en yakın arkadaşı olduğunu biliyordu ve Leonard'ın bu baloya geleceğine emindi. Bir aydır kendisini görmeye gelmemişti. Evine gittiğinde ise Londra'da olmadığını öğrenmişti. Hiçbir zaman kendisiyle işleri hakkında konuşmadığı için neler olduğunu öğrenme fırsatı olmamıştı . Balo salonunda süre daha oyalandığı sırada gözleri
görkemli heybetiyle salona giren Leonard'ı buldu. Kendisini görmeyişine daha doğrusu aramayışına bozulsa da bu gece onunla konuşacaktı. Adımlarını hızlandırdığı sırada Lord Wilson'un bulunduğu gruba kulak misafiri olmuş ve araya girmeden edememişti.
Gruptaki herkesin bakışları bir anda Leydi Lowson'a döndüğünde Leydi Burford yerinde dikleşti. Iki kadının birbirini öldürecek gibi duruşu ortamı gererken kimse tek kelime etmeye cesaret edemiyordu.
Bir süre sonra Lord Wilson bir adım öne çıkıp Leydi Lowson'ın önünde eğilerek selam verdi. "Leydi Lowson,"
"Bay Wilson, nasılsınız ?"
"Iyi olmak için elimden geldiğini yaptığıma emin olabilirsiniz"
"Buna hiç şüphem yok , "
"Her ne kadar olumsuzluklar olsa da güzel bir gün Leydim. Umut vadediyor,"
"Boşa çıkan umutlar hayal kırıklığı yaratır Bay Wilson. Eminim siz ne demek istediğimi daha iyi anlarsınız,"
Lord Wilson'un yüzündeki gülüş yerini bozulmuşluğa bırakırken bir an ne diyeceğini bilemedi. Leydi Lowson'ın Leonard Harington'un metresi olduğunu bilmeyen yoktu fakat Lord Edwar Wilson Leydi Lowson'u uzun bir süredir seviyordu. Tekliflerini sürekli reddedişi gururuna dokunsa da bu sevgiden vazgeçemiyor ve süreklidile getirmekten çekinmiyordu. Leydi Lowson ise bu itiraflara sağır olmayı tercih ediyor olmalı ki her seferinde iğnelemekte geri durmuyordu.
"Anlıyorum, " Lord Wilson bir adım geri çekilirken Leydi Lowson da kibirli bir bakış atıp gruptan uzaklaştı. Bu olanları sessizlik içerisinde izleyenler yeni bir dedikodu dalgasının farkında bir bekleyişe girmişlerdi bile.
Leonard ise tüm bunlardan habersizce merdivenleri inmeye devam ediyordu. Her yerde Soğuk Prens lakabının fısıltıları yankı buluyor ve tiz bir çığlık gibi kulaklarına doluyordu.
Balo salonu bunlarla doluyken Leonard kimseye aldırış etmeden merdivenlerin sonuna gelerek kendisine büyük -oldukça büyük bir gülümseme ile yaklaşan arkadaşına odaklanarak gülümsemeye çalıştı. Başarılı olup olmadığıysa şüpheliydi.
"Dostum , bir an gelmeyeceksin diye çok korktum ," Taylor arkadaşına sıkı sıkıya sarılırken can dostu ve kardeşi dediği insanın davetine katılmış olmasına oldukça sevinmişti. Leonard oldu olası balolardan uzak durmaya çalışan bir kişiydi ve şuan burada oluşu gururunu okşuyordu.
"Yine dikkatleri üzerine çekmişsin anlaşılan " Çarpık ve alaycı gülümsemesine Leonard gözlerini devirerek karşılık verdi.
" Bana bu eziyeti başka kimse yaptıramazdı ,"
"Bana ne kadar değer verdiğini görebiliyorum. Acaba diyorum Maggy yerine seninle mi evlenmeliydim?"
Iste bu Leonardı bir an olsun gülümsetmeye yetmişti. Belki de gerçek bir gülümseme en çok ona yakışıyordu. Sert yüz hatlarının bir taştan yontulmuş gibi kasılı durması onu ürkütücülüğün ötesine taşırken gülümseyen ifadesi herkesin ağzının açık kalmasına neden olurdu .
"Maggy'e bana aşık olduğunu itiraf edersen ben de bunu düşünebilirim ," diyerek aynı şekilde takıldı. "Sahi o nerede?" Kaşlarını çatarak kalabalığa göz attığında Taylor bezgin bir ifadeyle devam etti.
"Kadınları bilirsin dostum , hazırlanmaları bir ömür sürebiliyor. Ve bize de bu uğurda yaşlanmak kalıyor, "
"Hala vazgeçebilirsin biliyorsun değil mi ? Şimdiden evli bir adam gibi konuşmaya başladın ," Leonard arkadaşının mağdur bir sesle söylediği cümlelere neredeyse kahkaha atacaktı. Lancashire Kontu ve uslanmaz çapkın Taylor Ralf'ın bu hale gelebileceği bu salondaki hiç kimsenin aklına gelmezken şimdi arkadaşının vahim durumu önünde üzülmek veya alay etmek arasında kalmıştı ki Leonard alay etme taraftarıydı.
Taylor Leonard'ın sözlerine bir süre gülerek ,
"Ve Maggy de beni öldürsün değil mi? Kusura bakma dostum ama henüz çok gencim ve önümde uzun bir ömür olsun istiyorum, " dedi.
"Bu konuda seni yargılamam,"
Taylor parmağındaki yüzüğe bakarak iç geçirdi. "Her şey bir yana evliliğin ilk adımını atıyorum Leo . Bu... bu gerçekten tahmin edebileceğim bir şey değildi. Insan hayatının kadınını bulduğunda başka hiç bir şeyi umursamıyor. "
Leonard yüzünü ekşiterek "Şimdi de aşık bir adam gibi konuşuyorsun" dediğinde Taylor "Ben zaten aşık bir adamım . Hepimizin sonu bu ." dedi gülerek.
"Kendi adına konuş dostum , senin gibi olmaya hiç niyetli değilim ," Leonard bu çok kötü bir şeymiş gibi-ki ona uzun yıllardır kötü geliyordu- Taylor'a baktı.
"Bir gün Leo...bir gün karşına öyle bir kadın çıkacak ki o zaman ben de seninle böyle dalga geçip sürünmeni keyifle izleyeceğim. "
Leonard yanlarına yaklaşan bir hizmetçinin elindeki tepsiden aldığı iki kadeh brendiyi havaya kaldırarak "O zaman imkansıza içelim," dedi çarpık bir gülümseme ile.
"İmkansıza..."
***
"Tanrım Maggy , aşağıda herkes bizi bekliyor ," Taylor sıkıntıyla yanında gülümsemesini saklamaya çalışan Leonard'a bakarak sinirli bir bakış attı.
Ellerini havaya kaldıran Leonard "Sakin olmalısın dostum ," dedi. "Sonuçta bu anı uzun süredir bekliyor"
"Evlilik çağındaki bir genç kız gibi konuşmayı keser misin ? Ayrıca ...." Kapıya bir kez daha vuran Taylor kapının iki hizmetçi tarafından açılmasıyla cümlesinin devamını getiremeyerek gözlerini kırpıştırdı.
"Henüz evlenmeden şikayet etmeye mi başladık Bay Ralf " Maggy bedenini bir deri gibi saran ve diz kapağından sonra genişleyen buz mavisi elbisesiyle göz kamaştırırken Taylor bir an ne diyeceğini bilemedi. Sadece üç ay önce tanıdığı kadın şu an elinde tuttuğu bir buket beyaz gülle bir bütün olmuştu. Sanki o beyaz güller ile birlikte dünyaya gelmiş bir kraliçe edasıyla kendisine bakıyordu.
Maggy Wren , dağınık amber rengi saçları ve ela gözleriyle bir peri kadar güzel ve duruydu. Tanrı biliyor ya Taylor hayatında hiç böyle bir güzellik görmemişti. Bunca yıllık hayatında hiç böylesine soluksuz kalmamış , hiç böylesine bir kızın büyüsüne kapılmamıştı.
Maggy Wren... Bu isim zihninde defalarca yankı bulmuş ve kalp ritmini düzensizleştirmişti. Şüphesiz başka hiçbir kadın ona böyle hissettirmemişti. Ve hissettiremezdi.
Maggy Wren ..
Taylor'ın ilk aşkı ve hayatını devam ettireceği kadın..
Gecelerin uslanmaz çapkınını pranga altına alan tek kadın.
Yalnızca bundan üç ay önce Amerikadan Ingiltere'ye gelmişti. Leonard'ın anne tarafından akrabası olmasının yanında çocukluk arkaşıydı. Taylor ile tanışmaları ise Maggy'nin Ingiltere'ye geldiği gün karşılamaya Leonard'ın iş yoğunluğu nedeniyle Taylor'ı göndermesi ile başlamıştı. Kısa sürede anlaşan ikili hayatlarını birleştirmek için erkenci olsalar da ikilinin bu konuda bir şikayeti yoktu. Taylor'ın ufak şikayetlerini saymazlarsa tabi.
"Maggy.." Taylor biraz olsun kendine gelebildiğinde Maggy'nin ismini bir dua gibi fısıldamıştı. "Göz kamaştırıyorsun,"
"Bunun için saatlerce uğraştım Bay Ralf . Aksini duysaydım çok üzülürdüm,"
Maggy hayatını birleştireceği adamı baştan aşağı inceledi. Koyu mavi takımının içine giydiği beyaz gömleği vücudunun kaslı yapısını daha da ortaya çıkarmıştı. Oldukça güçlü duruşu onu ilk gördüğü anda dikkatini çekmişti. Muzır kişiliği, hayat enerjisi ve iyi kalpliliği ona aşık olmasına neden olmuştu. Kendini beğenmiş olduğunu kabul ediyordu fakat Taylor'ın büyük bir kalbi vardı. Öyle ki diğer kötü yanları bir gölge gibi önemsizleşmişti.
Korkuları olmasına rağmen bu güçlü adama hayır dememişti. Tanrım, nasıl derdi? Kahve gözleri sıcacık bakmış, elleri korurcasına tutunmuştu kendi ellerine. Nasıl hayır derdi?
Ingiltere'deki tüm kızların peşinde koştuğu bu adam, kendi gibi sıradan bir kızı sevmiş ve evlenmek istemişti.
Şimdi karşısında gördüğü adam ne denli doğru bir karar verdiğini açıkça gösteriyordu çünkü Taylor kendisine aşkla bakıyordu. Maggy bundan daha başka ne isteyebilirdi?
"Maggy, sen bütün güzel kelimelere layıksın. Gözlerimi kamaştırman için..." Eliyle Maggy'nin kıyafetini işaret etti ," ... bunlara gerek yok . Giydiğin bu elbise ve takılar sadece muhteşemliğini başka insanların da görmesini sağlıyor. " Kafasını olumsuzcu salladı ." Bunun olmasını istediğimi pek sanmıyorum. " Maggy'e doğru adım atıp ellerini tuttu.
"Davetlileri geri göndermemem için beni ikna etmen gerekecek,"
Leonard yapay bir şekilde öksürüp Maggy'e hayran hayran bakan arkadaşının dikkatini dağıtarak "Sanırım bu konuda ben devreye girebilirim" dedi. "Buraya sizin için geldim şimdi daveti iptal edersen seni öldürürüm"
"Ah Leonard!" Maggy Leonard'ı yeni fark etmenin mahçupluğunu yaşarken yanaklarına yayılan kızıllık onun utandığını ele veriyordu. Taylor bütün dikkatini dağıtmıştı. Bunun uzun sürmeyecegini umdu. Ömrü boyunca dikkatini dağıtacak bir kocası olmaması yararına olurdu...
Leonard imalı bir gülümsemeyle, kızaran Maggy'e bakıp "Hiç önemli değil Maggy," dediğinde onun daha çok kızardığına şahit oldu.
"Sevgilimi utandırmayı kes Leo." Taylor da gülerek arkadaşına baktı. "Ve haklısın .Onur konuğum olduğun için daveti iptal ettirmem prestijin açısından hiç iyi olmaz ," dedi göz kırparak.
"Neden çeneni kapayıp aşağı inmiyorsun? Böylelikle ben de Maggy'i bu işten vazgeçmesi için ikna edebilirim " Leonard da aynı şekilde göz kırptıģında Maggy gülümsemesini saklayamadı.
"Sanırım bunun için çok geç Leonard,"
"Tanrım Maggy !" Taylor inanmaz gibi gözlerini açarak Maggy'e onaylamaz bir bakış attı. "Neredeyse ikna olacaksın,"
"Bunun için kızabilir misin ? " Kaşlarını çatan Maggy Taylor'ın kapı önündeki serzenişlerini ima etmeden geçememişti.
"Evet Taylor kızabilir misin ?"
"Leo dostum, benim tarafımda olup ne kadar mükemmel bir koca olacağımı söylemen gerekiyor. Maggy'i ayrılığa ikna etmen değil,"
Taylor yapmacık bir öfkeyle Leonard'a baktı. "Üstelik sen erkek tarafısın,"
Leonard arkadaşının zor durumda kalışına gülümseyerek "Hayır ben kız tarafıyım Taylor ve gitmezsen Maggy'i sana getiremem. Hazır vazgeçecek durumdayken bence beni dinlemelisin " dediğinde Maggy'nin gözleri hızla Leonard'ı buldu.
"Bana sen mi eşlik edeceksin?" Maggy'nin sorusuna Leonard'ın başını olumlu bir şekilde sallayarak cevap vermesi üzerine Maggy ellerini dudaklarına götürdü. Gözyaşları bir anda gözlerini sararken bunun mutluluk gözyaşları olduğuna emindi.
Kendisi beş ay önce anne ve babasını bir gemi seyahatinde kaybetmişti. Geminin battığını ve hiçbir yolcunun hayatta kalmadığını öğrendiği anda bütün dünyası başına yıkılmış gibiydi. Koskoca Amerika'da yapayalnız kalmıştı bir anda. Leonard'ın annesi Leydi Harrington kendisine yanına gelmesini istediği bir mektup gönderdiğinde de şimdiki kadar mutlu olduğunu hatırladı.
"Hadi ama , sulu göz mutlu olman gerekiyor. O kadar da kötü bir refakatçi değilim ," diyerek Maggy'e sarıldı Leonard. Maggy gülümseyerek bu sarılışa karşılık verdiğinde Taylor da ikisini gülümseyerek izliyordu. Maggy'nin durumunu biliyordu ve Leonard'ın böyle bir incelik yapacağı aklına gelmezdi. Sanırım taş kalpli arkadaşı arada yumuşayabiliyordu.
"Küçükken de hep böyle sulu gözdün." Leonard'ın ufak takılmalarına Maggy aldırış etmese de Taylor araya girmeden edemedi.
"Tam olarak neye kızmalıyım bilemiyorum. .. Maggy'e benden önce sarılmana mı yoksa sevdiğim kadınla benden daha çok zaman geçirdiğine mi?"
Maggy Leonard'dan ayrılıp Taylor'a baktı. Kızarmış gözleri öyle masumdu ki Taylor onu böyle görmeye dayanamadığını fark etti. Sanki kalbini yerinden almışlar gibi bir histi. Acı verici...
"Ağlamamalısın Maggy , çünkü ..." Bir süre duraklayarak işaret parmağını kalbine götürdü. "... tam da burası acıyor ."
Maggy aşkla Taylor'a baktı. Bu adam kendisinde yarattığı yıkımların farkında değildi. Bilseydi bu kadar güzel konuşmaz ve bu kadar güzel bakmazdı şüphesiz.
"Bunlar mutluluk gözyaşları sevgilim, bugün hayatımın en mutlu günü. "
"Sen de benim mutluluğumsun Maggy. Ömür boyu öyle kalacaksın. "
***
"Oldukça güzel görünüyorsun ," dedi Leonard, eline sıkıca tutunan Maggy'i biraz olsun rahatlatabilmeyi umarak.
"Sakinleş biraz ,böyle giderse aşağı inmeden bayılacaksın,"
Maggy zoraki bir gülümsemeyle Leonard'a bakıp derin bir nefes aldı. Bacakları titriyor ve sıkı sıkıya Leonard'a tutunuyordu. Midesi kasılıyor ve kalbi göğüs kafesini zorluyordu. Üstelik bu düğün değil bir nişan balosuydu.
"Elimde değil Leonard, Üzgünüm ,"
Leonard Maggy'e güven verici bir gülümseme göndererek kapıların açılması için işaret verdiğinde salonda büyük bir alkış tufanı koptu.
Merdivenleri indiklerinde kendilerini bekleyen Taylor küçük bir çocuk kadar mutlu görünüyordu. Leonard da onun bu durumuna göz devirmemek için zor tutuyordu kendisini. Aptal aşık.
Taylor'dan aldığı yüzükleri eline alarak ,
"Değerli konuklar ," dedi. Herkesin dikkatini çektiğine emin olduktan sonra devam etti.
". Hepinizin bildiği üzere bu aksam oldukça özel bir gün . Gecelerin uslanmaz çapkını arkadaşım Taylor Ralf ve çok sevdiğim sevgili Maggy Wren hayatlarını birleştirme kararı aldı. Bu her ne kadar çoğu genç kız için üzücü olsa da ..." Salondan ufak gülme sesleri geldiğinde kendisi de gülümsedi. "Onlar aşkı birbirlerinde buldular. "
Taylor' a dönerek "Evliliğe atılan ilk adımda mutluluğunun daim olmasını diliyorum dostum ," dedi.
Ardından Maggy'e dönerek ," Ve sevgili Maggy... küçük kardeşim ... mutlu olmak için en doğru adamı seçmiş olmasaydın buna tepki gösterebilirdim. Mutluluklar, "
Leonard son sözünü söyledikten sonra Taylor eline aldığı kadehi havaya kaldırarak gözlerini Maggy'e çevirdi.
"Ilk gördüğüm anda hayatımı alt üst eden ve kalbimde amansız çırpınışlara sebep olan kadına... ''Ardından gözlerini Leonard'a dikti ."..ve düzenlediğim baloya onur konuğum olarak katılan çok sevgili dostum Leonard Harrington'a.." Kadehini havaya kaldırarak "Mutluluğumuza ," dedi.
Son sözlerinin ardından salonda büyük bir alkış koparken hiç çekinmeden Maggy'nin yanaklarını kızartan bir öpücük bahşetmeyi de ihmal etmemişti.
...
#####
"Grace tatlım, iyi olduğuna emin misin?"
Margaret uzun bir süre odasından çıkmayan Grace için oldukça endişeliydi. Son bir haftadır daha da kötüye giden durumu korkularını gün yüzüne çıkarıyordu. Bu kıza ne olduğunu anlamış değildi. Bir buçuk aydır suskun ve gözü yaşlıydı. Soruları yanıtsız kalıyor ve sürekli geçiştiriliyordu. Arwin ile sabahlara kadar bir çözüm yolu arıyorlar fakat ellerinden bir şey gelmemesi ikisini daha da telaşlandırıyordu.
Grace'in kederli suskunluğunun bir çığlık gibi yankı bulmasını umsa da getireceği yıkımdan da korkmuyor değildi. Fakat bu gerçekleşmediği takdirde Grace'in günden güne bir çiçek gibi soluşunu izlemek zorunda kalacaklardı.
Kapının yavaşça açılması düşüncelerinden sıyrılmasına neden olurken ellerini beline koyup sitemini belli eden bir ses tonu takındı Margaret. "Tanrı aşkına Grace bizi endişeden öldürmek mi istiyorsun?"
"Üzgünüm Margaret hala ,kendimi iyi hissetmiyorum,"
Margaret sapsarı bir yüzle odadan çıkan Grace 'e biraz daha kızabilirdi fakat onu bu halde gören gözleri ve iradesi buna izin vermedi. Grace'e biraz daha yaklaşıp elini omzuna koydu. "Hayatım, neyin var ? Neden hiçbir şey anlatmıyor ve sana yardım etmemize izin vermiyorsun?"
Grace oldukça halsiz bir haldeydi. Konuşmaya ve hatta düşünmeye bile hali yoktu. Yorgundu. Zihnen ve bedenen yorgun ve takatsizdi. Bir haftadır kendisini daha da bitkin hissediyordu. Sürekli başı dönüyor ve kusuyordu. Hasta olup halasına ve amcasına yük olmak istemiyordu. Fakat bedeni yaşananları daha fazla kaldıramıyor olacak ki günden güne tükeniyordu.
Halasının endişeli ifadesine baktı. Annesinden sonra başka birinin kendisi için endişeleniyor olmasına bile sevinemeyecek kadar bitkindi...
Üstelik başına gelenleri anlatabileceği bir yüzü olduğunu hiç sanmıyordu.
"Sanırım geçen gece yağmurda durmamalıydım, ufak bir soğuk algınlığı olmalı ," dedi sadece.
"Deli kız , seni uyarmıştım, doktor çağırmamızı ister misin ?" Margaret bir anne edasıyla sorduğu soruya olumsuz bir cevap gelse bile doktor çağıracağını belli eden bir bakış takındı.
"Ha-hayır . Biraz dinlensem kendime gelebilirim. Lütfen beni düşünmeyin. Iyiyim ..."
"Iyi olduğunu mu sanıyorsun ? Şu haline bir bak ..." Margaret öfkeyle Grace'e bakarak devam etti ," Üstelik bunun soğuk algınlığı olduğunu hiç sanmıyorum küçük hanım. Sana neler olduğunu anlatmanı söylemiştim ama sürekli kaçıyorsun, ağlıyorsun ve susuyorsun . Üstelik ....Aman Tanrım Grace !"
Margaret sözlerini bitiremeden yere yığılan Grace'i tutmaya çalışırken nasıl olur da bir anda bayılabildiğini idrak edemeyecek kadar şaşkındı. Cümlesi yarıda kesilirken çığlığı boğazında bir düğüm haline gelmişti.
"Arwin ! Grace... Tanrım lütfen kendine gel...Grace ! Arwin" Margaret kendini toparladığında bir yandan Arwin'e seslenirken diğer yandan Grace'i kendine getirmeye çalışıyordu.
"Neler oluyor ?" Arwin yerde yatan Grace'i ve onun yanında duran Margaret'i gördüğünde gözlerine inanamayarak bir süre durakladı, "Tanrım !"
"Orada dikilip durmak yerine yardım et Arwin "
Arwin Margaret'in kendisini uyarmasıyla koşarak yanlarına gidip Grace 'i kucağına aldı. Bir yandan da Margaret'a ne olduğunu anlatması için söyleniyordu.
"Konuşuyorduk ve birden bire bayıldı. Tanrım Arwin korkuyorum, " Gözleri gözyaşlarıyla dolan Margaret bunca yıllık hayatında bu denli endişelenmediğine adı gibi emindi.
"Tamam sakin ol . Ben doktor çağırıyorum sen onun yanında kal ," dedi Arwin. Grace'i yatağına yatırıp Margaret'a sarıldı. "Endişelenme, iyi olacak ,"
"Umarım ...Tanrım lütfen yardım et.."
***
"Sence nesi var ?" Margaret Grace'in odasında yarım saatten fazla duran doktorun kendilerini bilgilendirmesi için beklerken oldukça sabırsızdı. "Neden hala orada ?"
"Sakin olmalısın hayatım , Grace iyi olacak . Bay Gerrald kasabaya yeni gelen iyi bir doktor. "
Arwin her ne kadar Margaret kadar endişeli olsa da sakinliğini korumaya çalışıyor ve Margaret'ı daha fazla endişelendirmemeye özen gösteriyordu.
"Korkuyorum Arwin. Tanrım o bizim kızımız. Nasıl sakin olabilirim? "
"Böyle davranman bize bir yarar sağlamıyor," Arwin tekrar ağlamaya başlayan Margaret'a sarılarak "Her şey iyi olacak ," dedi sayamayacağı kadar çok yinelediği bu kelimeye sıkı sıkıya tutunmuştu.
Kapının açılmasıyla birbirinden ayrılan yaşlı çift beklentiyle Bay Gerrald'a baktılar.
"Tanrım,Bay Gerrald lütfen bize Grace'in iyi olduğunu söyleyin," Arwin sabırsızlıkla konuştuğunda Margaret da onu desteklercesine başını salladı.
Doktor yaşlı ikiliye gülümseyerek cevap verdiğinde olacakların farkında değildi. "Bayan Catelin gayet iyi. Sadece yorgun düşmüş , hamileliğin ilk döneminde olabilecek ufak aksaklıklar. Beslenmesine dikkat etmesi gerekiyor. Son zamanlarda kilo verdiği çok açık fakat bebeğin sağlığı için annenin de sağlıklı olması şart..." Doktor her ne kadar cümleleri ard arda sıralasa da Arwin ve Margaret sadece tek bir kelimeye odaklanmıştı.
Hamile...
Bay Gerrald cümlelerinin sonunu getirdiğinde yaşlı çift duyduklarıyla sarsılmış bir halde sadece "Hamile mi?" diye sorabildiler.