EGZERSİZ

2455 Words
Artık her şey rutine dönmesine bir çare bulmalıydı. . Vefa bir boşluk hissediyordu. Büyük bir boşluk.Kendini geliştirecek sosyal aktivitelere katılmak istiyordu. Okula geldikleri gün müdür her türlü sıkıntılarını rehberlik servisiyle paylaşabileceğini söylemişti. Artık nereden başlayacağını biliyordu. Rehberlik öğretmeninin kapısına geldiğinde bir an duraksadı. Oysa buraya kadar çok kararlı gelmişti. Önce derin bir nefes aldı, sonra kapıyı nazikçe tıklattı. İçerden bir cevap gelmesini bekledi. Beklediği ses gelmeyince bir kez daha ama bir öncekine göre duyulur tekrar tıklattı. İçerden bir ses "Gel" dedi. Vefa kapıyı araladı. Ağır adımlarla içeri girdi. Kapıyı yine nazikçe ses çıkartmadan kapattı. Rehber öğretmen de tıpkı diğer öğretmenleri gibi sıcak kanlıydı. Vefa öğretmenin gösterdiği sandalyeye oturdu. Öğretmen gülümsedikçe Vefa daha rahat davranmaya başladı. Okuldan sonra etkinlik yapmak istediğini, sıkıldığını anlattı. Öğretmen pek konuşmuyordu. Vefa anlattıkça bazı sorular soruyordu o güler yüzüyle , Vefa daha çok anlatıyordu. Bir ara gözü masadaki isimliğe takıldı. Melike dedi içinden, adı gibi meleğe benziyordu Vefa'nın gözünde rehberlik öğretmeni. Pek çok şey öğrenmişti öğretmenden. En çok sevindiği şeyse bir sıkıntısı olmasa bile sohbet etmek için gelebileceğini söylemişti öğretmen. Oradan çıktığında hala gülümsediğini farketti güldü kendi haline. Sınıf öğretmeni yapıyordu sınıfla ilgili tüm çalışmaları. Öyle demişti Melike öğretmen. Onunla da konuşmak istiyordu Vefa. Dersten sonra yanına uğramaya karar verdi. Ders zili çalalı çok olmuştu. Koşarak sınıfa çıktı. Ders müzikti. Kapıya yaklaştığında tüm sınıfın hep bir ağızdan aynı parçayı seslendirdiğini duydu. Şimdi içeri girmek şarkıyı bölmek demek, derse girmesem de olmaz dedi. Biraz da öğretmen niye geç geldin diye kızarsa sınıfın önünde, mahcup olmaktan çekindi. Birden elindeki kağıdı farketti. Odadan çıkmadan rehberlik öğretmeni uzatmıştı. Vefa da uzatılan kağıdı ne olduğuna bakmadan almıştı. Okuyunca üzerinde " Rehberlik Servisi İzin Kağıdı" yazdığını gördü. Şimdi bütün korkuları geçmişti. Kapıyı tıklattı ve içeri girdi. Tam düşündüğü gibi kapıyı açmasıyla koronun susması bir oldu. Vefa öğretmenine izin kağıdını uzattı. Öğretmenin sıraları gösteren el işaretiyle yerine geçti. Sanki hiç bölünmemiş gibi öğretmenin bir parmak hareketiyle sınıf aynı anda kaldığı yerden parçayı seslendirmeye devam etti. Vefa da kitabının ilgili sayfasını açıp arkadaşlarına eşlik etti. Ders bittiğinde müzik öğretmeni Vefa'yı yanına çağırdı. Vefa tenefüste sınıf öğretmenini bulmak istediği için acele ediyordu. Müzik öğretmeni bazı sorular sordu Vefa'ya , Vefa aceleyle cevap verdi. Öğretmen Vefa'nın bir telaşı olduğunu farketti. Sebebini sordu. Vefa, ders dışı etkinlikler hakkında bilgi almak için sınıf öğretmenini bulmak için acele ettiğini söyleyince müzik öğretmeni güldü. Aradığını sandığından da hızlı buldun, dedi. Okul korosuna katılmak istemez misin, diye de ekledi. Vefa çok sevindi. Okuldaki tek etkinlik bu mu deyiverdi birden. Bu cümle üzerine ikiside gülmeye başladılar. " Olur mu öyle şey, burada pek çok etkinlik var. Öğrenciler ilgi ve isteklerine göre istediği etkinliğe gidiyorlar. Kulüp saati bu yüzden var. " Gerçekten ne çok etkinlik varmış meğer. Okul bandosu, okul korosu, okul tiyatro ekibi, voleybol, atletizm, basketbol, resim kulübü... Şimdi hangisine gidecekti. Hepsi de çok güzeldi. Müzik öğretmenine koroya katılmadan önce biraz düşünüp araştırma yapmak istediğini, ders dışı etkinliği buna göre seçeceğini söyledi. Kendini bando takımında hayal etti. Törenlerde gösterişli bir manzaranın parçası olmak güzel olurdu. Koroda sahnede solo parça söylerken hayal etti. Bu da çok havalıydı. Tuvalin başında resim çizerken, filede yükselirken, potaya basket atarken. Hepsi birbirinden muhteşem görünüyordu. Karar veremiyordu. Tüm etkinlikleri izleyip öyle karar vermek en doğrusu diye düşündü. Kulüp saati hakkında arkadaşlarından da bilgi aldı. Onlar kulüp saatini boş geçen ders olarak görüyor ve çok eğlendiklerini söylüyorlardı. Bu mantığı anlayamadı Vefa. Onların aksine dolu dolu yaşamak istiyordu anı. Hangi kulüp etkinliğinin nerede yapıldığını not aldı. Klup saati geldiğinde hızlıca tüm etkinlikleri gezdi. Her hafta birine gitse Vefa karar vermeden okul biterdi. İlk okul korosunun çalışmalarını izledi. Belirli gün ve haftalar için seçilmiş şarkıları okuyorlardı. Bir de yıl sonu konseri varmış. Her yıl belirli günler için aynı şarkıları okuduklarını öğrenince bu etkinliğe ilerleyen yıllarda da katılabileceğine karar verdi. Bando takımında da aynı durum vardı. Törenlerde belirli ritimleri çalıyorlardı. Kendini tekrar günlerden kurtulmak için etkinlik ararken kendini tekrar eden egzersizlere katılmayı mantıklı bulmadı. Daha hayatın içinden, yaşamak gibi heyecan verici , gerçekçi bir şey olmalı, dedi. Tüm etkileri izleyip uzun vadede aynı heyecanı koruyup koruyamayacağını hesaplıyordu. En son tiyatro kulübüne uğradı. Kulübün kapısını açtığı anda başka bir dünyaya ışınlanmış gibi hissetti. Kostümlerle ortada gezinen öğrenciler inanılmaz görünüyordu. "Başka bir hayat yaşama şansın olsa bir süreliğine, reddeder misin! " dedi uzaktan bir ses. Vefa bunu oyunun repliği zannetti ama öğretmen Vefa'ya sesleniyordu. Öğretmen tekrar edince soruyu Vefa anladı bunun kendisine bir davet olduğunu. " Bir kıyafet gibi, üzerini değiştirir gibi başka birinin hayatına bürünmek reddedilemeyecek bir teklif teklif. Üstelik istediğin an kendi hayatına dönebiliyorken. " Vefa'nın bu cevabını tüm ekip beğenmişti. Alkışlar duyulmaya kostümlü bir çocuk elinden tutup Vefa'yı sahneye çıkarttı. Bu büyülü bir karşılama olmuştu. Vefa artık biliyordu nereye gideceğini. Tiyatro egzersizine katıldı. Türkçe öğretmeni veriyordu egzersizi. Dönem sonunda "Hastalık Hastası" adlı skece hazırlanıyorlardı. Vefa'nın yeteneği heman fark edilmişti. Bas rollerden birini vermişlerdi. Zekiydi Vefa repliklerini hemen ezberleyivermişti. Aynı şekilde Kiraz da çok yetenekliydi. Vefa'yı kendine rakip olarak görüyordu Kiraz. Önce yakın arkadaşlarıyla arasını açmıştı şimdi de tiyatroya gelmişti bu kızı görmek bile istemezken her yerdeydi. Birgün sınıfta oturuken Vefa, Esma ve Berra kahkahalarla içeri girdiler. Sanki Kiraz'ın inadına bu kadar bağırarak gülüyorlardı. Çok yapmacıktılar, midesini bulandırıyordu bu kızlar artık. Kiraz oturduğu yerden siniriyle kalktı çöpe gidecekti ama fark etmeden Berra'ya çarptı. Berra bunu kasten yaptığını zannedip Kiraz'a çıkıştı. Bir tartışma başlamıştı. Tartışmaya Esma da katılıp kardeşinden taraf oldu. İki tarafta birbirlerine karşı çok acımasızca şeyler söylüyordu. Birbirlerinin sırlarını bildikleri için söylemekle tehdit bile ettiler. Hatta Berra dayanamayıp Kiraz'ın babasının hapiste olduğunu, babasının adi bir katil olduğunu bağırarak söylemişti. Kiraz bu davranışı affetmedi ve Berra'nın saçlarından tuttu yere yatırdı. Esma da Kiraz'ın saçından çekerek kardeşini kurtarmaya çalışıyordu. Vefa da aralarına girip kavgaya son vermeleri için dil döküyordu. Sınıftaki diğerleri ise seyirci konumundaydı. Hele erkekler alkış tutup "Vur, vur, vur!" diyerek kavgayı harlıyorlardı. Taraf tutuyorlar " Hadi Kiraz hadi veya hadi Berra" gibi sözlerle ortalığı daha da kızıştırıyorlardı. Kiraz iki kişi arasında kalmış olmanın ve canını kurtarmak için Esma'ya Tokat atıp kurtulmak istedi. Fakat nasıl olduysa o esnada Kiraz'ın altında çırpınmakta olan Berra'nın ayağına takılan Esma yere düştü. Esma düşünce ona gelmek üzere atılan tokat Esma'nın hemen arkasındaki kızları ayırmak için uğraşan Vefa'nın yüzünde patladı. O vakte kadar Vefa ara bulmak sakinleştirmek taraftarıydı. Ama yüzüne yediği okkalı tokatın acısıyla ne haliniz varsa görün diyerek çıktı sınıftan. O acıyla gözlerinden yaş akmaya başlamıştı. Nicedir içinde tuttuğu göz yaşları sanki akmak için ilk damlanın düşmesini bekliyormuş gibi ard arda dizildiler. Aynaya bakıp yüzünde beş parmağının izini görünce ağlamasını hıçkırıkları takip etti. Şuan canını yakan yediği tokat değildi geçmişe ağlıyordu. Lavabodan çıkan iki kız merakla ne olduğunu neden ağladığını soruyorlardı. Yüzündeki izi görünce çok acıyor mu diye sordular. Hıçkırıklardan hiçbir şey anlatamıyordu Vefa. Sadece başını sallıyordu cevap vermek için. Bahanesi tokat olmuşken içinde ne var ne yoksa dökene kadar ağladı. Vefa lavaboda ağlarken öğretmenleri derse girmiş, kavga edenleri ayırmış, bir ton azar çekmiş üstüne bir de müdür beye göndermişti. Müdür Bey de disiplinle korkutmuş bir daha olmaması konusunda çok ciddi uyarmıştı. Kiraz çalışkan bir kızdı ve böyle bir olaya karışmış olması hem öğretmenini hem müdürü şaşırtmıştı. Kızlar müdür beyin yanında birbirlerine sarılıp özür dilediler bir daha tekrarlanmayacağına dair söz verdiler. Her ne kadar sarılsalar da içleri yangın yeri gibiydi yalnız kalsalar birbirlerini boğazlarlardı. Odadan çıktıklarında sessiz sessiz tartışmaya devam ederek sınıflarına geçtiler. Bu kavga aralarının tamamen açılmasına neden olmuş, onarılmaz uçurumlar açılmıştı. Kızlar müdür beyin odasındayken Vefa'nın yokluğu fark edilmiş iki öğrenciyi Vefa'nın yanına göndermişti öğretmeni. Vefa lavaboda hala ağlıyordu. Çok kötü kokmasına rağmen dışarı çıkmak istemiyordu. Kendisinin buraya ait olmadığını, burada ne işi olduğunu, evinden ayrılması gerekenin babası olması gereken neden kendi olduğunu, hayatın neden bu kadar acımasızca sürekli vurduğunu, anneliği herkesin yapamadığını, kendi annesinin de annelikten nasibini alamamış olduğunu, ölmek istediğini düşünüyordu. Düşündükçe ağlıyor, ağladıkça daha çok düşünüyordu. Canını acıtacak bir sürü yeni düşünce beynine hücum ediyordu. İnsanın en savunmasız anında hep böyle olmaz mıydı bir çıkış yolu bulamazsa oracıkta çıldırdı.Vefa çıkış yolu bulamıyordu. Zaten aramıyordu da. Aklını yitirse huzura edecekmiş gibiydi. O sırada Ceylan ve Hatice girdi içeri. Vefa'ya öğretmeninin onu çağırdığını söylediler. Nasıl olduğunu sordular. Aslında yüzüne bakar bakmaz hiç iyi olmadığı hatta berbat durumda olduğu görünüyordu. Yine de konuşmak için sormuşlardı. Elini yüzünü yıkattılar. Vefa ancak o zaman kendine gelebilmişti. Sınıfa geçtiler öğretmenleri neden ağladığını sorduğunda yüzünü kaldırıp bakması yetmişti. Beş parmağın izinin yerini hafif şişlik almıştı. Esma ve Berra'dan da uzaklaşmıştı. Kiraz'ı düşünmek bile istemiyordu. Sonradan sakin kafayla düşününce Kiraz'a hak verecekti ama şuan ona çok kızgındı. Eski dost düşman olmaz diye bir söz vardı fakat onlar düşmanın bile açmayacağı yaralar açmışlardı birbirlerine karşı. Bunlar gibi dostum olacağına yüz tane düşmanım olsun daha iyi diye düşündü Vefa. Vefa'nın diğer kızlarla arasının açık olduğunu gören Ceylan ve Hatice ona yaklaşmışlardı. Arkadaş olmak istiyorlardı fakat Vefa'nın zaten arkadaş edinmiş olmaları onları durduruyordu. Bu fırsatı iyi değerlendirdiler. Akşam yurda gittiklerinde Vefa hemen yatağına yattı yüzü hala acıyordu. Duvar tarafına dönmüş yorganı da başının yarısına kadar çekmişti. Böyle yapınca ışık daha az geliyor yorganda gölgeliyordu. Elini Yüzüne götürdü sokunca bile hissedebiliyordu şişkinliği. Öğretmeni soğuk bir şeyler koymuştu fakat bunun için geç kalınmıştı çünkü zaten çoktan şişmişti. Ne zaman üzülse kendini uykunun şefkatli kollarına bırakırdı. uyuyup uyanınca her şeyin geçeceğine inanıyordu. Daha güzel bir güne gözlerini açacak olmanın ümidi kolayca uyumasına yardım ediyordu. Uyumak üzereydi ki kapı çalındı Vefa hiç oralı olmadı kendisi için kim gelebilirdi ki kimseyi kendine yakın hissedemiyordu. Herkes çıkarı kadar yanında vardı en ufak bir uyuşmazlıkta bugünki yaşananlar tekrarlanabilirdi. Hayatta her karşılaştığımız insandan mutlaka bir şey öğrenirdik iyi veya kötü hiç fark etmez. Vefa da bugünkü olayda sırrını kimseye anlatmaması gerektiğini öğrenmişti. Annesi kimseye bir şey anlatmazdı sadece Vefa'yla dertleşirdi. Derdi ki " Ağzımdan derdimi alırlar sırtımdan yükümü alamazlar ya! Düşman sevindirmem ben. Zehir içerim kızılcık şerbeti içtim derim." derdi. O zamanlar bunu anlamazdı. Çünkü Vefa her şeyini Mine'ye anlatarak rahatlıyordu. Annesinin de dertlerini anlatacağı bir dostu olsaydı daha iyi olurdu diye düşünüyor annesinin bu düşüncesine katılmıyordu o zamanlar. Şimdi ne yapıyordu acaba kimle dertleşiyordu. Ne derdi olacaktı ki gerçi artık çok sevgili kocasıyla başbaşaydılar. Anlatacak derdi de yoktur diye düşündü. "Vefa, Vefa, Vefa arkadaşın gelmiş." Öyle bir dalmıştı ki düşüncelere duymadı bile. Yeter minik elleriyle Vefa'nın sırtına dokundu. "Vefa abla Kiraz ablam senin için gelmiş." diyerek sarstı. Kiraz sözünü duyunca bir şaşırdı. Yönünü kapıya döndü, doğruldu. yorganın hala üzerindeyken oturur pozisyon aldı. Gördüğü terbiye kapısına gelen kimseyi kovmamak yönündeydi. Buyur etti Kiraz'ı, yatağında oturması için yer gösterdi. Kiraz çekingen ve mahçup girdi odaya. Oturdu Vefa'nın yanına. Elinde bir şey vardı. Vefa'ya uzattı: - Bunu sana getirdim, dedi - O ne? Ne var içinde, diye sordu Vefa. buram buram katmer kokusunu almıştı tabiki ama ne söyleyeceğini bilemediğinden bu soruyu sormustu. - Katmer, dedi Kiraz. Yüzüne bakamıyordu Vefa'nın çünkü yüzünde kendi ellerine ait hiç hoş olmayan bir iz vardı. Bu onu fazlasıyla utandırıyordu. Vefa'yı da tam tanımadığından nasıl bir tepki vereceğini kestiremiyor ve haliyle çekiniyordu. - Pazartesi günü bizim köylü Mercan köye gitmişti. Annem onunla göndermiş, diye devam etti Kiraz. Vefa: - Bana neden getirdin ki? Kendin yeseydin ya. - Bana kızgın olduğunu biliyorum.Sana vurmak istememiştim. Benim seninle bir alıp veremediğim de yok ki zaten. Kendimi kurtarmak için öyle bir hareket yaptım ama nasıl yaptığımı da bilmiyorum. Ben kavgayı hiç sevmem ama babam hakkındaki sırrımı söyleyince tutamadım kendimi. Bu konuda çok hassasım o da bunu biliyordu. Beni oradan vurması çok zoruma gitti. Zaten sana geldiğini görünce kavgayı bıraktım. Bunu fırsat bilen Esma kollarımı tuttu kardeşi de bak buramı çimdikledi o esnada, diye sol kolunu gösterdi. Vefa Kiraz anlattıkça gördüklerini hatırlamaya, anlamlandırmaya başladı. Evet tam da öyle olmuştu Kiraz kalkmaya çalışıyordu hatta vurduğunda şok olmuşcasına duraklayıp Vefa'nın yüzüne bakakalmıştı. Esma'yı da hatırlıyordu kollarını tuttuğunu. Hatta Kiraz'ın Vefa'nın arkasından 'Vefa' diye bağırdığını da hatırlıyordu. Olay esnasında bunları idrak edememişti. Düşünecek, yorumlayacak vakti de yoktu zaten. - Evet hatırladım, dedi Vefa. Konuşmanın bu şekilde sonlanması olmazdı son kez bir şeyler söylemek için size başladı Kiraz: - Canın çok acıyor mu? Bunun için çok özür dilerim. Seni daha fazla tutmayayım bunu buraya bırakıyorum inşallah beğenirsin. İyi geceler, diyerek ayağa kalkacaktı ki Vefa kolundan tuttu Kiraz'ı: - Gitme. Uykum da kaçtı zaten seninle oturup bunları yiyebiliriz bence. Hem sen acıkmadın mı? Akşamki yemekten böcek çıkınca hiçbirimiz yiyemedim zaten. Dün sabah kahvaltıda yiyemediğim çikolatam vardı çantama koymuştum, onu katmerin arasına süreriz bir güzel yer karnımızı doyururuz ne dersin? Olmaz mı? dedi. Kendini Kiraz'ın yerine koymuştu. Kendi olsa o da bunu kendisine yapanın yanına koymazdı. Kiraz asla böyle bir teklif beklemiyordu. Konulacağını bile düşünmüştü. Ne kadar olgun bir kız diye geçirdi içinden. Affedilmiş olmak mutlu etmişti. Kiraz çok güzel bir yer bildiğini söyledi ve Vefa'nın koluna girerek merdivenleri çıkmaya başladılar. Dördüncü kata gelince koridoru takip ettiler. Buranın nereye çıkacağını merak ediyordu Vefa. Koridorun sonunda banyo ve tuvalet vardı. Kiraz Vefa'yı çekiştiriyor isteksiz adımlarını hızlandırıyordu. Koridorun sonuna gelince sol taraftaki camdan kapıyı açtı burası Yangın merdivenine açılıyordu. Vefa şaşırdı. Kiraz onu en üst kata çıkarmış üstelik yurdun dağlara bakan kapısından gökteki yıldızları görebilecekleri güzel bir manzarası olan bu yere getirmişti. "Burası çok güzelmiş. Ama ben biraz korktum ya yukarı birileri çıkarsa?"dedi Vefa. "Korkma, merdivenin en altındaki demir kapı kilitli yukarı kimse çıkamaz, içerden de kimse dışarı çıkamaz. Kapılar açık oluyor bazen üst kata çıkmak veya alt kata inmek için yangın merdivenini kullanıyoruz. Bu taraf yakın odalar için daha kısa bir yol bu. Ben de burayı düşünmek için kullanıyorum. Ne zaman canım sıkılsa buraya gelirim. En üst kat olduğu için pek kimse gelmez, Kalabalıktan uzaklaşmak için ideal bir yer. Hem burasının alanı aşağıdakilerden daha geniş ve manzarası da çok güzel. Tam da dağlara bakıp şiir yazmalık" dedi gülerek. Vefa'nın içi rahatlamıştı. Sevinçle kapıdan dışarı adımını attı. Mis gibi bir hava vardı. Evinin balkonunu hatırlatmıştı burası ona. Oradaki balkonu parka bakıyordu. Parkın etrafı hep ağaçtı. İlkbaharda dışarıyı seyretmeyi hobi edinmişti.Gündüzleri neşeli olurdu park. Kalabalığı izlerdi. Salıncakta sallanan, kaydıraktan kayan çocuklar... Parkta yürüyüş yapan teyzeler... sokak kedileri, köpekler... Geceleri ise gece lambalarıyla aydınlanan park pek bir hüzünlü görünürdü gözüne. Sanki çocukları evlenip gitmiş bayramlarda seyranlarda gelmesi için yol gözleyen; gün sayan yaşlı dedeler, neneler gibi o da gündüzün yolunu gözlüyordu. Sabah olsun ki yine her yanı insanla dolsun çocuklar koşuştursun kucağı dolsundu. Neşeli sesleriyle kulağı şenlensindi. Oturdular demir soğuktu. ama kısa bir süre sonra alıştı vücutları. Poşeti açıp katmeri çıkardılar, Çikolatanın yüzündeki kabı dörde katlayıp kaşık gibi kullanarak katmere çikolata sürdüler. ikiye bölüp yemeye başladılar. Mutluydu ikisi de. Vefa Kiraz'a teşekkür etti. Bu teşekkür hem katmer içindi hem de böylesine güzel bir yere getirdiği içindi. Bu çok iyi olmuştu. Çünkü Vefa'nın midesi neredeyse kendi kendini öğütmeye başlayabilirdi açlıktan. İkisi de karınlarını doyurmuştu. Kiraz heyecanla bağırdı: " Bak bak yıldız kaydı, dilek tut hemen çabuk." Vefa gösterdiği yöne baktı o da gördü kayan yıldızı ve bir dilek tuttu. Kiraz ne tuttun ne tuttun diye ısrarla sorsa da Vefa " Eğer birgün gerçekten olursa o zaman söylerim ancak." dedi. Kalpten istese de gerçekleşmesini pek de umudu yoktu. Ama bilmediği bir şey vardı. O da bu dileğinin ilerde gerçekleşecek olmasıydı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD