İKİNCİ BÖLÜM

3955 Words
Asaf'ın bu odayı neden istediğini de bilmiyordu. Yine de onu kızdırmamak için bir şey sormuyordu. Emir Asaf, bir haftadır malikâneden çıkmıyordu. Kafasında ne kurduğunu kimseler bilmiyordu. Kimseyle tek kelime bile konuşmuyordu. Sadece düşünüyordu genç adam. Serhat, bile bu sessizlikten korkmaya başlamıştı. Asaf, yıllar önce tutamadığı matemini tutuyordu şuan. Anne ve babası için kahroluyordu çocukluğunun güzel anılarıyla dolu odasında. Bir çocuğun başına gelebilecek en acı şey gelmişti Emir Asaf'ın başına. Ailesini kaybetmişti var mı ötesi? Çocuk yaşta hem yetim hem öksüz kalmıştı. Gözlerinin önünde can vermişti en değerlileri. En kötüsü de bir cinayete kurban gitmişlerdi. Adam onları göz göre göre katletmişti. Asaf'ın anne ve babası suçsuz yere. Sadece birine yardım ettikleri için, bir hiç uğruna öldürülmüştü. Başına gelen bu korkunç olay Emir Asaf'ı hayatta en nefret ettiği insan haline dönüşmesine sebep olmuştu. Acımasız, eli kanlı, herkesi ezip geçmekten çekinmeyen, insanların karşısında titrediği, bir caniye dönüşmüştü. Katil ise hala elini kolunu sallayarak ortalıklarda dolanıyordu şimdilik. Elbette o adamın sonu Emir Asaf'ın elinden olacaktı İntikama giden yolun dönüşü yoktu Emir Asaf, için. İntikamı için canını ortaya koymuştu genç adam. Emir Asaf, kendi canına zerre değer vermiyordu bu saatten sonra. Yeter ki intikamı alınsın. Yeter ki ailesinin mezarlarında kemikleri sızlamasın. Sadece bunun için yaşıyordu. Ondan sonra ölse de Asaf, için sorun olmazdı. İstanbul'a döneli neredeyse bir ay olmuştu. Emir Asaf, Serhatla beraber İstanbul gecelerinde boy göstermeye başlamışlardı. Bütün eğlence mekanlarında, kumarhanelerde, gece kulüplerinde herkes Emir Asaf Gençoğlu'nun döndüğünü bilsin istiyordu. Kendi mekânlarına da her gece uğrayıp işlerin yolunda olup olmadığını kontrol ediyordu. Asaf, yurt dışında olduğu gibi çapkınlıklarına burada da devam ediyordu tabi. O kadar yakışıklı bir adamı hiç bir kadın kaçırmak istemiyor, hepsi peşinden koşuyordu. Emir Asaf, peşindeki kadınlara da zerre değer vermiyordu. Hayatına sayısız kadın girmiş, hiç biri de umurunda olmamıştı. Annesinden başka hiç bir kadının onun için değeri yoktu zaten. Kadınlarla eğlenir bir daha yüzlerine bile bakmazdı. Asla birine bağlanmayı düşünmemişti şimdiye kadar. Bundan sonra da bağlanmayacaktı. Hayatında kimseyi istemiyordu adam. Kadınlar onun için sadece bir kaç saatlik eğlence olmaktan ileri gidememişti. Emir Asaf, işleri konusunda da köklü atılımlar yapacaktı. Amerika'daki bütün işlerini, yatırımlarını Türkiye'ye taşımaya karar verdi. Artık orayla hiç bir iş bağlantısı olsun istemiyordu. Bir taraftan işleriyle ilgilenirken bir taraftan da Ekrem Kara'yı adım adım takip ettiriyor, hakkında daha çok bilgi toplattırıyordu. Aslında onun işini tek kurşunla kendisi bitirebilirdi. Ama bunu istemiyordu şimdilik. Emir Asaf, Ekrem Kara'nın hayatında çekmediği kadar acı çekmesini istiyordu. Ailesine yaşattığı acıların kat kat fazlasını yaşasın istiyordu. Ekrem Kara'yı fiziki acıdan önce süründürecekti. Ona hayatı zindan edecekti. Onunla kedinin fareyle oynadığı gibi oynayacaktı. Bir şeyin daha farkındaydı Emir Asaf. Ekrem Kara hiç te hafife alınacak bir adam değildi. Onun hayatıyla ilgili birçok şey öğrenmişti. Ekrem Kara, hedefine ulaşmak için herkesi harcayabilecek bir adamdı. Onun için çok dikkatli olmalıydı. Halası, amcaları ve kuzenlerinin de başlarına dert açmak istemiyordu. Ekrem'in onlara da bulaşmasını istemiyordu. Şimdiye kadar Ekrem Kara'nın iş hayatını takibe almışlardı daha çok. Özel hayatını hiç sorgulamamıştı. Serhat 'tan adamın özel hayatı hakkında da bilgi toplamasını istedi Asaf. Ekrem'in özel hayatıyla hiç ilgilenmiyordu ama. İntikam için denemeyeceği yol da yoktu. Serhat, bir taraftan araştırmasına devam ederken, Emir Asaf ‘ta Ekrem'in büyük umut beklediği ve kazanacağından emin olduğu ihale için adamlarıyla birlikte yola çıkmıştı. Ekrem'in elini kolunu bağlamak için bu ihaleyi de kazanacaktı. İhalenin yapılacağı yere vardığında adamları etrafı kollarken Emir Asaf avukatı ve iki adamıyla binaya girdiler. Herkes gelmiş ve ihale yapılacak alanda yerini almıştı. Bütün teklifler tek tek verilmişti. Artık herkes kararı bekliyordu. Emir Asaf, tam olarak Ekrem'in karşısında oturuyordu. Bu yeri özellikle ayarlamıştı. Ekrem Kara'yı sürekli takip eden Asaf. Adamın kaybetme korkusundan renkten renge girişini zevkle izliyordu. Sonunda ihalenin sonucu açıklandı. İhaleyi yöneten adamın, "ihaleyi kazanan Emir Asaf Gençoğlu ve Gençoğlu şirketi demesi üzerine Ekrem, ne yapacağını şaşırmıştı. Suratı öfkeden ve yenilmişlikten kıpkırmızı olmuştu. Yine kaybetmişti. Yine aynı kişiye yenilmişti. İhaleyi sunan adam, "Emir Asaf Gençoğlu aramızda. Tebrik ediyoruz Emir Asaf Bey." dediğinde bütün gözler Emir Asaf'a döndü. Herkesle beraber Ekrem Kara'nın bakışları da onun üzerindeydi şuan. Emir Asaf'ın gözü de Ekrem Kara'nın üzerindeydi tabi. İki nefret dolu adam bir süre birbirlerine baktılar. Sonra Emir Asaf, ayağa kalkıp ihaleye katılan herkese teşekkür etti. Ayrıntıları avukatına ve adamlarına bırakarak oradan ayrıldı. Ekrem, yine çıldırmıştı. Kendisinden kaç yaş küçük bir yeni yetme tarafından hezimete uğratılmıştı. Nereden çıkmıştı bu adam? Emir Asaf'ı ilk defa görmüştü Ekrem. Ona bakışlarından ise çok ürkmüştü. Hayatında hiç kimse ona bu kadar nefretle bakmamıştı. Tabi bir kişi hariç. Oda Ekrem' den hep nefret etmişti. Ekrem'in yüzüne hep nefretle bakmıştı. Oysa Ekrem, onu o kadar çok sevmişti ki. Onun aşkı için canını bile vermeye hazırdı. Onu kaybedince çıldırmış adam. Yapmadık kötülük bırakmamıştı. Onun için çok insan harcamış, Elini kana bulamıştı. Tabi onun hayatını da mahvetmişti. Şimdi ise kızından çıkarıyordu acısını. Her gün kadının ona vermediği sevginin acısını kızından çıkarıyor, ona hayatı zindan ediyordu. Bir defa daha kaybeden Ekrem Kara ateş saçan gözlerle etrafına baktı. Sonra da yerleri bile titreten sert adımlarla oradan ayrıldı. Adamlarıyla beraber çiftliğe geri döndü. Hem ihale stresi hem de aklına gelen anılarla iyice çıldıran Ekrem, çiftliğe gelir gelmez kendini içkiye vermişti. Gençoğlu şirketi karşısına çıktığından bu yana işleri hep sarpa sarıyordu. Emir Asaf Gençoğlu'nun bakışlarından Ekrem Kara'dan nefret ettiği gün gibi ortadaydı. Ekrem Kara'yı bitirmek için uğraştığı da çok net anlaşılıyordu. Nedenini bir türlü anlamamıştı Ekrem Kara. Hayatında hiç görmediği adama ne yapmış olabilirdi. Ne kadar düşünse de Emir Asaf'ın kim olabileceği aklına gelmiyordu. Ekrem Bey düşüncelere dalmış otururken Ahmet Kâhya yanına gelip bir isteğinin olup olmadığını sordu. Ekrem Bey ayağa kalkıp, "O uğursuz kız yaşıyor mu hala?" dedi. Ahmet kendi çocuğuna bu kadar nefret besleyen bir insan hayatında görmemişti. "Yaraları henüz iyileşmedi efendim" dedi. "Güzel bir haber bu. Ne kadar acı çekerse o kadar iyi. "dedi ve kendi odasına gitti. Emir Asaf, ihale sonrası geldiği şirkette Serhatla Ekrem'in özel hayatıyla ilgili öğrenilenleri konuşuyorlardı. Serhat, buldukları bilgileri Emir Asaf'a anlatıyordu. İstanbul, yakınlarında büyük bir çiftliğinin olduğunu zamanının çoğunu bu çiftlikte geçirdiğini ve bir kızından başka kimsesi olmadığını öğrendi Emir Asaf. "Bir kızı mı var? "dedi Serhat'a şaşırmış bir şekilde. "Evet, efendim bir kızı var. Yalnız şimdiye kadar hiç kimse görmemiş yüzünü. Kız nasıl biri bilmiyoruz. Tek bildiğimiz kızın on yedi, on sekiz yaşlarında olduğu. Emir Asaf'ın o anda kafasında şimşekler çakmaya başladı. Serhat' ın söyledikleri olayın yani intikamın boyutunu değiştirmişti. Emir Asaf, şu ana kadar Ekrem Kara'ya fiziksel acı vermek ve iş hayatında bitirmek isterken bir çocuğu olduğunu öğrenmişti. Artık Ekrem, için yeni planlar yapacaktı. Serhat 'la beraber ne yapmaları gerektiğini konuşarak bir karara varacaktı. Serhat, olaya adamın kızını karıştırmak istemiyordu aslında. Emir Asaf'ı bu kararından vazgeçirmeye çalışmış ama başaramamıştı. Önce kızı kaçırmayı düşündü Asaf. Daha sonra bu düşüncesinden vazgeçti. Bu Ekrem'e acı vermez ancak sinirlendirirdi. Kendini yenilmiş hissetmezdi. Tabi başka yollarda vardı. Emir Asaf, bir baba için en ağır olanını seçecekti. Serhat'tan Ekrem' Kara' yla bir görüşme ayarlamasını istedi. Serhat, Emir Asaf'ın ne yapmaya çalıştığını anlamasa da sekreteri çağırıp Ekrem Kara' yla bir görüşme ayarlanmasını istedi. Ertesi gün Ekrem saat on bire kadar uyudu. O kadar stresli bir gece geçirmişti. Yataktan kalkmak bile istemiyordu. Yine de ayağa kalkıp, kendini toparlaması lazımdı. O Ekrem Kara' ydı. Kimse onu yıkamazdı. Ne gerekirse yaparak bu sıkıntılardan kurtulması gerekiyordu. Hemen kalkıp kahvaltı için büyük salona indi. Tam masaya geçip oturmuştu ki telefonu çaldı. Tanımadığı numaranın aradığı telefonu açtı. Emir Asaf Gençoğlu'nun sekreteri olduğunu söyleyen kadın Ekrem'in çok şaşırmasına neden oldu. Sekreter patronunun onunla görüşmek istediğini söylemişti. Görüşme için Emir Asaf Gençoğlu'nun uygun olduğu zaman tekrar arayacaklarını da eklemişti. Bu duruma bir anlam veremeyen Ekrem, teklifi kabul edip telefonu kapattı. Bu habere şaşırsa da bir taraftandı çok sevindik. Belki Emir Asaf Gençoğlu, Ekrem Kara' yla anlaşmak için aratıyordu. O şirketle ortak bile olabilirdi belki. Emir Asaf Gençoğlu, Ekrem Kara'yla uğraşmayı bırakıp iyi geçinmek istiyor olabilirdi. Ekrem artık sıkıntılardan kurtulacağını düşünerek keyifle kahvaltısını yaptı. Bir hafta sonra Emir Asaf Gençoğlu'nun sekreteri aradı tekrar. Emir Asaf Beyin onunla bu akşam görüşeceğini söyledi. Görüşmenin büyük kumar partilerinin düzenlendiği Emir Asaf’ında ortağı olduğu bir gece kulübünde olacağı söylendi. Akşam kadar heyecandan yerinde duramadı Ekrem. Görüşme saati yaklaşınca adamlarıyla beraber gece kulübüne geldi. Onları kapıda Emir Asaf'ın adamları karşıladı. Ekrem'in adamlarına patronlarını kapıda beklemelerini söylediler. Ekrem Kara'yı da yalnız Emir Asaf'ın girebildiği gizli bir odaya getirdiler. Odaya girdikten sonra adamlar Ekrem Kara'yı orada bırakıp hemen dışarı çıktılar. Ekrem, önce etrafa bakındı. Sonra gidip bir koltuğa oturdu. Çok gergin olduğu hareketlerinden belli oluyordu. Emir Asaf, odanın içini kameradan görüyor adamın davranışlarını izliyordu. Ekrem'i özellikle bekletiyordu. Onun daha çok stres olmasını istiyordu. Ekrem'i yarım saat beklettikten sonra kendisi de odaya gitmek için ayaklandı. Kapıya vardığında sert bir şekilde kapıyı açıp içeri girdi. Kapının gürültüyle açılmasıyla Ekrem Kara, ayağa kalktı. Emir Asaf'ın emin adımlarla kendisine doğru gelişini beklemeye başladı. Emir Asaf, Ekrem'in yanından hızla geçti. Selam bile vermeden odadaki masanın en başına oturdu. Ekrem Kara'nın bakışları Emir Asaf'ın üzerindeydi sürekli. Gözünü bile kırpmadan onu izliyordu. İki düşman. İkisi de birbirinden farklı düşüncelerle bakıyorlardı birbirlerinin yüzüne. Emir Asaf, Ekrem Kara'ya kendi oturduğu masaya oturmasını işaret etti Ekrem, hiçbir şey söylemeden Emir Asaf'ın karşısındaki sandalyeye geçip oturdu. Emir Asaf, bir süre Ekrem Kara'nın hal ve hareketlerini takip etti. Adam sık sık ellerini birbirine sürtüp ovuşturuyordu. Emir Asaf, bu hareketinden Ekrem'in ellerinin terlediğini anladı. Demek ki bu görüşmeden büyük beklentileri vardı. Onun için gergindi adam. Emir Asaf, daha fazla beklemeden konuşmaya başladı. "Evet, Ekrem Kara. Nihayet karşı karşıyayız. Bu günü çok uzun zamandır bekliyordum" dedi. Ekrem'den bir saniye olsun gözlerini çekmeden. " Benimle görüşmek istediğinizi söylemişsiniz Emir Asaf Bey. Ne konuşacaksınız benimle onu anlamadım? Burada gizli saklı konuştuğumuza göre önemli bir konu olmalı. Yoksa yanılıyor muyum?" "Evet, Ekrem Bey. Çok önemli bir konu hakkında konuşacağız. Bence bu konu senin için çok daha önemli." "Sizi dinliyorum Emir Asaf Gençoğlu. Benimle olan sorununuz ne, neden sürekli beni bitirmek için çabalıyorsunuz? Neden girdiğim tüm ihalelerde bana rakip oluyorsunuz? Zarar etme pahasına işleri elimden alıyorsunuz? Bana olan nefretinizin sebebi ne? Ben sizi tanımıyorum bile. Şu an sizi ikinci defa görüyorum. Siz beni tanıyorsunuz galiba. Bu çok belli. Ama bu kin bu öfke neden?" "Evet tam da söylediğin gibi Ekrem Kara. Senden nefret ediyorum. Seni bitirmek, yok etmek, süründürmek istiyorum. Senin mahvolduğunu görmek tek dileğim. Bunu mutlaka göreceğim. Bir gün mutlaka ayaklarıma kapanacaksın anladın mı? Ben bunun için yaşıyorum. Senin perişan olmuş halini görmek için yaşıyorum." "Neden Gençoğlu? Sana ne yapmış olabilirim? Benden bu kadar nefret ediyorsun?" "Bunu öğreneceksin Ekrem. Yalnız şimdi değil. Zamanı geldiğinde her şeyi yüzüne haykıracağım. Yalnız şimdi sana bir teklifim var. Sen bu yaptığım teklifle ikinci kaybını yaşayacaksın. Önce sana milyonlar kazandıracak ihaleleri kaybetmeni sağladım. Şimdi paradan daha değerli bir şeyini elinden alacağım" "Nefret ettiğin adama ne gibi bir teklifin olabilir. Benden paradan daha değerli ne alabilirsin? Bunu bende çok merak ettim. Ben senin yerinde olsam işi hiç uzatmam. Tek kurşunla işi bitiririm." "Ben seni hemen yok etmek istemiyorum. Eğer isteseydim, şimdiye kadar çoktan bitmiştin Ekrem Kara. Senin acı çekerek, sürünerek, kan kusarak ölmeni sağlayacağım." "Orasını anladım. Benden öldürecek kadar nefret ediyorsun. Hatta ölmeden önce, süründürecek kadar nefret ediyorsun. Ama bana bir de teklifin var. Çok ilginç bir düşmansın. Peki madem. Şimdi teklifini daha çok merak ediyorum. Ha bu arada beni de fazla hafife alma Gençoğlu. Umulmadık taş baş yararmış unutma." "Seni istersem şu an böcek gibi ezerim Ekrem Kara. Sen kılını bile kıpırdatmadan nefesini keserim. Teklifime gelince. Senin iyi bir kumarbaz olduğunu duydum. Seninle masada kozlarımızı paylaşmayı çok isterim. Sen ne dersin bu teklife? Tabi bu kapışmanın büyük bir karşılığı da olacak." "Ben oynamak istemiyorum desem. Şu an kumar oynamak gibi bir isteğim yok" "Seçim hakkın yok Ekrem Kara. Hem korkma. Rus ruleti falan oynamayacağız. Seni hemen öldürmeyi düşünmüyorum. Eğer düşünseydim. Senin de dediğin gibi. Senin işini tek kurşunla bitirirdim" "Peki, ne oynamayı düşünüyorsun Gençoğlu?" "Zar atacağız. Sadece bir zar ve kazanan kaybeden belli olacak." " Tamam. Dediğin gibi olsun. Neyin karşılığında atacağız bu zarları? Benim kazancım ne olacak? Ya da kaybettiğim ne olacak?" "Ben ihaleler de senin elinden aldığım bütün işleri sana devredeceğim. Sende çiftliğini koyacaksın ortaya. İçindekilerle beraber. Yani içinde yaşayan herkesle beraber" "Ne!!? Sen ne diyorsun Gençoğlu? Çiftlik asla olmaz. Orası benim hayatım. Ben o çiftlik için neler feda ettim. Sen bilemezsin. Çiftliği asla masaya koyamam. Bu hiç bir şekilde olmaz. Başka nereyi isterseniz masaya koyarım, ama çiftliği asla koyamam." "Çiftliği koyacaksın Ekrem Kara. Seçim hakkın yok. Ben orayı istiyorum. Hem de içindekilerle beraber. Hem sen kazanırsan servetine servet katacaksın. İhalelerin ne kadar büyük, çok para getirecek yatırımlar olduğunu biliyorsun. Ben seni yaşatırsam. Ömür boyu daha da zengin bir adam olarak yaşayacaksın." Ekrem, birkaç dakika düşündü. Teklifi kabul etmekten başka çaresi yoktu anlaşılan. Mecburen kabul edecekti. Yapacağı tek şey ise ne olursa olsun kazanmaktı. Çok para kaybetmişti ihaleler yüzünden. Şirketleri zarar üstüne zarar ediyordu. Bu adam onunla uğraşmaya devam ederse, kısa zamanda iflas edecekti. Şimdi ise tek bir zarla hayatı kurtulabilirdi. "Daha fazla düşünmeye gerek yok teklifini kabul ediyorum Gençoğlu" "Doğru karar verdin Ekrem. Zaten başka şansında yoktu." dedi Emir Asaf. Emir Asaf' ın adamları hemen zarları getirip masaya bıraktılar. Emir Asaf, bunu yapmaktan böyle bir duruma düşmekten nefret ediyordu. Ama yapmak zorundaydı. Ailesinin intikamı için dünyanın en kötü insanına bile dönüşebilirdi. Bir kumarbaz gibi olabilirdi. Lanet, nefret edilen bir adam olabilirdi. İnsanların elinden her şeyini alabilirdi. Zarlar gelince ikisi de ayağa kalktı. Zarlar önce Ekrem Beye verildi. İlk atışı onun yapması için. Ekrem şaşkın bir şekilde zarlara bakarken Emir Asaf at diye işaret etti. Ekrem, hiç beklemeden zarları alıp önce avucunda sıktı. Sonra da sallayıp masaya fırlattı. Masaya düşen zarlara ikisi de eğilip baktı. Biri beş biri altı gelmişti. Ekrem Kara buna çok sevinmiş, suratında sinsi bir gülümseme oluşmuştu. Emir Asaf' ın altı altı atması imansızdı. Bu sayede kaybettiği bütün işleri geri alacaktı. Ekrem, işi bitince hemen kenara çekildi. Zarların başına Emir Asaf geldi bu sefer. Zarları eline aldı. Ekrem'in zafer kazanmış bir kahraman gibi sırıtarak kendisine baktığını gördü. Duruşunu hiç bozmadan zarları sallayıp masaya attı. İkisi de hemen eğilip zarlara ikinci kez baktılar. Emir Asaf kazanmıştı işte. Zarlar altı altı gelmişti. Ekrem'in atamaz dediği zarlar şimdi gözünün önünde ona kaybettiğini haykırıyordu adeta. Ekrem, hemen itiraz etmeye başladı. "Hile yaptın sen. Nasıl olur bu, nasıl altı altı atabilirsin? "dedi. Emir Asaf "Haddini bil!!" diye bağırdı. Asıl sen kimsin ki bana hile yaptın diyorsun. Senin attığın zarlarla attım. Ben hile yaptıysam, sende hile yaptın o zaman." Ekrem başka bir şey söylememişti. Çiftliği kaybetmişti işte. Ne yapsa sonucu değiştiremezdi. Çiftliği Emir Asaf Gençoğlu'na vermek zorundaydı. Oradaki sandalyeye çöktü kaldı. Yine kaybetmişti Ekrem. Bu çocuğa kaçıncı yenilişiydi. Dişiyle tırnağıyla bu günlere getirdiği çiftliği de gitmişti elinden. Emir Asaf, kazanmanın rahatlığıyla gidip koltuğuna oturdu. Ekrem Kara ise masanın yanındaki sandalyede oturuyordu hala. Bitmiş ve perişan bir halde. "Kaybettin Ekrem Kara. Bundan sonra hep kaybedeceksin. Ben bunu özellikle sağlayacağım. Senin için iyi bir gün yok. Bu günden sonra da hiç olmayacak. Yalnız sana ilk ve son kez bir iyilik yapacağım. Ben senin çiftliğini falan istemiyorum. Benim oraya ihtiyacım yok. Ben seni nasıl istediğim zaman. İstediğim gibi yok edebileceğimi. Bir hiç haline getireceğimi göstermek için çağırdım buraya. Ben çiftliğini istemiyorum, ama içinde yaşayan birini istiyorum." "İçinde yaşayan birini mi dedin? Kimi istiyorsun sen anlamadım?" "Kızını istiyorum Ekrem Kara. Yalnızca kızını istiyorum" "Ne diyorsun sen be, Dolunay'ı mı istiyorsun?" "Evet Ekrem. Adı her neyse işte. Ben kızını istiyorum. Tek şartım bu" "Neden istiyorsun kızımı, onun ne alakası var bu işlerle?" "Ne alakası mı var? Çünkü sen kızını kumarda kaybettin. Anlaşmada çiftçiliği içindekilerle beraber istediğimi söylemiştim. Ben çiftliğini istemiyorum. Orayı sana geri veriyorum. Ben sadece içinde olan birini istiyorum. Hem merak etme. Kızınla hemen evleneceğim. Karım olarak gelecek, benim evime. Ben ondan sıkılana kadar da benim evimde, bana hizmet edecek. Sonrasında sana tekrar gönderirim üzülme." " Dolunay asla kabul etmez bunu. Hem o daha çok genç. Evlenmesine daha çok zaman var" "Genç olması benim için sorun değil. Merak etme çabuk büyür benim yanımda. Onu ikna etmekte senin sorunun benim değil." "Bak istersen çiftliği al, her şeyimi al. Kızıma dokunma" diyerek sahte bir üzüntü sergiledi Ekrem. Oysa aklından geçen düşünceler çok farklıydı. Ekrem'in canına minnetti aslında. Kızdan kurtulmayı oda çok istiyordu zaten. Emir Asaf'ın derdini anlamıştı adam. Kızını alarak ona acı çektireceğini sanıyordu. Onun da işine geliyordu bu durum. "Bırak öyle zannetsin' dedi içinden. Asaf'ın Ekrem Kara'yı kızına düşkün bir baba sanması daha iyiydi. Onun için kızını seviyormuş gibi yapıyordu. Onu vermemek için uğraşıyordu sözde. Dolunay'ın acı çekeceğini bilmek onu çok mutlu ederdi tabi. "Ne düşünüyorsun Ekrem. Kabul ediyor musun, etmiyor musun? Karar ver artık. Seninle daha fazla vakit kaybedemem" dedi. Emir Asaf sert ve bir o kadar da kararlı sesle. "Kabul etmekten başka çarem var mı Gençoğlu? Kabul ediyorum istediğin gibi olsun. Yalnız senden bir şey istiyorum. Kızıma kötü davranma olur mu? Onun üzülmesini istemiyorum" diyerek sahte üzüntülerine devam etti. "O benim karım olacak Ekrem. Ona nasıl davranacağıma ben karar veririm. Sen buna karışamazsın. Nikâhtan sonra da onu asla göremeyeceksin zaten. Ben ondan bıkana kadar, o da seni görmeyecek." Emir Asaf, hızla yerinden kalktı. "Evet Ekrem Kara. Bu günlük işimiz bitti. Seninle konuşmamız bitmedi tabi ki. İki gün sonra kızını ikna etmiş olarak benim şirketime gel. Sakın yamuk yapmaya kalkma. Kızını benden kaçırmaya falan çalışma. Nereye kaçırırsan kaçır bulurum bunu unutma. O kız artık benim anladın mı?" "Anladım merak etme. Bir yere gideceği yok. Onu kaçırmayı da düşünmüyorum." "İyi edersin" Emir Asaf, Ekrem Beyin son kez yüzüne baktı. Sonra da hızla gizli odadan çıktı. Geri kalan işi adamları hallederlerdi nasıl olsa. Emir Asaf, evine geldiğinde halası ve eniştesinin Amerika'dan döndüğünü gördü. Onları gördüğüne çok sevinen Asaf halasının yanına gidip ona sarıldı. "Serap Hanım, hani bir hafta sonra geliyordunuz? Ben geleli kaç hafta oldu. Anca aklınıza geldim galiba." dedi. Serap Hanım, suçu Cihan'a yükleyerek konuşmaya başladı. "Eniştenin işleri ancak bitti oğlum. Yoksa biliyorsun. Benim ve eniştenin seni ne kadar sevdiğimizi. Sen olmadığın günlerde enişten huysuz çocuklar gibiydi. İnan bana hiç çekilmiyordu." " Yapma hayatım. Benim yanımda beni çekiştiriyorsun. Biraz ayıp olmuyor mu sence?" dedi Cihan kırılarak. "Hiç te bile Cihan’ cığım. Neden ayıp olsun, haksız mıyım oğlum?" " Hala ben bu konuda sana katılmıyorum. Eniştem her zaman haklıdır. Dünya bir yana eniştem bir yana." "Aslan oğlum gel, sana bir sarılayım. İnan sensiz oralar hiç çekilmiyor." "Tabi çekilmez. Çünkü kavga yok. Asaf, bey bugün ne haltlar karıştırdı korkusu yok. Anlayacağın eniştenin hayatı sen buraya gelince baya bir sıkıcı oldu." "Dokunma Serap oğluma o benim kıymetlimdir" "Tamam Cihan. Bir şey demedim oğluna. Ben yukarı çıkıyorum artık. Çok yoruldum biraz dinlenmek istiyorum. Sizi eniştenle baş başa bırakıyorum. Konuşacak şeyiniz çoktur. Ben sizi hiç çekemem. Serap Hanım, yukarı çıktıktan sonra Cihan Bey, Emir Asaf ile birlikte koltuğa geçip oturdular. Cihan, "Ne yaptın oğlum? Ekrem Kara'yla buluşmam var demiştin telefonda." "Evet, onunla bugün konuştum enişte" "Neler oldu ne konuştunuz anlatsana oğlum?" Emir Asaf, Ekrem Kara ile aralarında geçenleri bir bir anlattı. Emir Asaf, bir tek Cihan Beyin yanında sakin olabiliyordu. Cihan'ı kaybettiği babasının yerine koyuyordu. Ona çok güveniyor saygı duyuyordu. Cihan Bey, Emir Asaf'ın intikamına Ekrem'in kızını karıştırmasına çok kızmıştı. Ama biliyordu ki ne yaparsa yapsın. Emir Asaf' ın yolundan dönmeyecekti. Onun için Emir Asaf'a bir şey söylemedi. Ekrem, çiftliğe döndüğünde gayet mutluydu. Neşeyle salona gelip koltuğa oturdu. Adamından bir kadeh içki isteyip zaferini kutladı. "Sersem çocuk. Aslında bana ne kadar yardımcı olacağının farkında değil. Bana duyduğu büyük nefretle o kadının kızına daha çok acı çektireceğine eminim. Bu da beni çok mutlu edecek." dedi yanındaki adama. Sonra da Ahmet Kahyayı çağırtıp onun gelmesini beklemeye başladı. Ahmet, Ekrem Bey'in çağırdığını duyunca hızla onun yanına geldi. "Buyurun efendim beni çağırtmışsınız. " dedi. "Gel Ahmet Kâhya. Seninle konuşmam gereken önemli bir konu var." "Sizi dinliyorum efendim" dedi Ahmet merakla. "Biliyor musun Ahmet? Çok yakında bu çiftlikten biri ayrılacak." "Kim ayrılacak Ekrem Bey, anlamadım?" Ekrem ayağa kalkıp Ahmet Kâhya’nın tam karşısında durdu. "Dolunay ayrılacak buradan. Çok zengin bir iş adamıyla evlenip bu çiftlikten gidecek" "Siz ne diyorsunuz? Ekrem Bey? Dolunay daha çok küçük onu nasıl evlendirirsiniz? O sizin kızınız. Ona bunu yapmayın lütfen efendim" diyerek Ekrem'i vaz geçirmeye çalıştı. "Sana fikrini sormadım Ahmet. Benim kızıma benden daha düşkünsün bakıyorum da. . Bunu karın yapıyor. Bilmediğimi zannetme. O benim kızım. Onun hakkında her türlü kararı ben veririm. Kimseye kızıma karışma hakkı vermiyorum." " Siz bilirsiniz efendim. Ben sadece daha iyi kısmetleri çıkar. Acele etmeseydiniz diye söyledim." "Dolunay' ın evleneceği adam belli Ahmet. O Emir Asaf Gençoğlu' yla evlenecek." "Şey efendim merakım mazur görün. Adam nasıl biri araştırdınız mı? Nasıl biri olduğunu biliyor musunuz?" "Çok zengin Ahmet. Bu benim için yeterli" "Onu demek istemedim Ekrem Bey. Yani iyi biri mi kaç yaşında" "Bu seni ilgilendirmiyor Ahmet. Yine de söyleyeyim. Umarım iyi biridir. Yaşına da gelince. En fazla otuz. Çok ta yakışıklı bir genç. Oldu mu Ahmet, soruların bitti mi?" "Siz bilirsiniz efendim. Yalnız kızınıza göre biraz büyük değil mi? Dolunay on sekizine daha yeni girecek" "Uzatma Ahmet. Git karına söyle. Dolunay'a söylesin ve onu ikna etsin. Şunu da söyle kabul etmekten başka hiç bir şansı yok de. Ne kadar itiraz etse de kararım kesin. Beni zorlamasın. Yoksa başına geleceklerden ben sorumlu olmam. Tamam mı Ahmet Kahya?" "Peki, Ekrem Bey. Siz nasıl istersiniz "diyerek yıkılmış bir şekilde oradan hemen karısının yanına gidip olanları ona anlattı. Hatice o kadar üzülmüştü ki. Kocasına bakarak. "Nasıl yapar bunu adi adam? Küçücük kızı elin kim olduğu belli olmayan adamına nasıl verir? Ekrem Kara'nın bulduğu adam en az onun kadar kötüdür." dedi. "Haklısın canım ama ne yapabiliriz? Onun istediğini yapmak zorundayız. Yoksa Dolunay' ı öldürür. Kız onun işkencelerine daha fazla dayanamaz. Son olanları biliyorsun adamın git gide gözü dönüyor" dedi Ahmet üzgün bir şekilde. "Ne diyeceğimi bilemiyorum Ahmet'im. Doğru diyorsun da. Ben Dolunay'a nasıl söylerim. Baban seni evlendiriyor kızım nasıl derim?" "Başka çaren var mı Hatice? Mecburen söyleyeceksin?" Hatice üzgün bir şekilde kocasının yanından ayrıldı. Sonraysa Dolunay'ın odasına geldi. Kilitli kapıyı açıp hemen içeriye girdi. Dolunay pencerenin önünde sandalyeye oturmuş Ahmet amcasının onun için aldığı kitabı okuyordu. Kitabı çok beğenmiş dalıp gitmişti. Onun için kapının açılma sesini duymamıştı. Artık genç bir kız olduğu için. Ahmet amcası ona aşk romanı almıştı. Dolunay aşk denilen duyguyu ilk defa bu kitapta okuyordu. Belli mi olur belki oda bir gün böyle güzel duygular yaşayabilirdi. Bir adama âşık olur. Tıpkı romanlardaki aşklar gibi olurdu onların aşkı da. Dolunay Hatice teyzesinin seslenmesiyle korkudan yerinden sıçradı. "Ay teyzeciğim çok korktum, babam geldi zannettim." dedi elini kalbinin üzerine koyarak. "Benim kızım korkma. Kusura bakma seni rahatsız ettim." "Ne kusuru teyzeciğim sorun değil. Ben boş bulundum sadece. Kitap okumaya dalmışım da. Hayırdır sen bu saatte gelmezdin. Hele babam varken sadece geceleri gelirsin. Ne oldu teyzem bir sorun mu var?" "Buraya baban istediği için geldim çocuğum" "Babam istediği için mi?" "Evet kızım baban sana bir şey söylememi istiyormuş." "Bir şey söylemeni mi, ne söylemeni istiyor teyzeciğim ?" "Şey kızım sana nasıl söyleyeceğimi bilmiyorum?" "Hatice teyze söyle artık korkutma beni kötü bir şey olduğu belli." "Çok üzgünüm kızım ama baban seni evlendirecekmiş." "Ne!!? Ne diyorsun Hatice teyze evlendirecek miymiş? Nasıl olur ya kiminle evlendirecek. Neden bir anda böyle bir karar verdi?" "Evet kızım bugün gelince Ahmet amcana söylemiş" "Olmaz teyzem olmaz. Kesinlikle ben evlenemem, asla olmaz Ben daha hayatın ne olduğunu bilmiyorum. Bu odanın bu çiftliğin dışında bir hayat var mı? Onu bile bilmiyorum." "Kabul etmezse başına geleceklerden ben sorumlu değilim demiş kızım." "Bu adam nasıl bir insan teyze. Yıllardır yapmadığını bırakmadı. Şimdi de bir lokma ekmeği mi çok görüyor?" "İnan kızım çok üzgünüm ne yapacağımı ne diyeceğimi bilmiyorum. İnan senin kadar perişanım. Bir çare bulmalıyız, ama ne olabilir. Ne yaparız inan artık düşünemiyorum bile artık." Hatice ve Dolunay üzgün bir şekilde dakikalarca oturdular. Hatice aklına gelen bir fikirle hemen ayağa kalktı. "Asiye teyzenden seni buradan kaçırmamıza yardım etmesini isteyelim. O bize mutlaka bir yol gösterir. Başka çaremiz yok kızım. Bir yolunu bulmalı ve seni hemen kaçırmalıyız. Ekrem Kara'nın bulamayacağı bir yere gitmelisin." "Nasıl kaçarım Hatice teyze. Hem babam bizi mutlaka bulur. Sonra da sana ve Ahmet amcama zarar verir. Ben bunu yapamam." "Sen bizi düşünme hem iyice düşünüp güzel bir plan yaparsak bizden de şüphelenmez. Sen hiç korkma bana güven tamam mı kızım? Ben halledeceğim bu işi. Seni mutlaka buradan kaçıracağım." " Tamam, teyzeciğim sen öyle diyorsan. Kaçmayı kabul ediyorum.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD