Dolunay, Hatice teyzesinin onu kurtarma isteğine karşı çıkmadı.
Ne olursa olsun kendi hayatına bir defa şans tanımaya karar verdi.
Çiftlikten kaçmayı deneyecekti.
Aslında kaçmayı geç dışarı bile çıkmaktan çok korkuyordu kız.
Yine de şansını denemek istiyordu.
Hatice teyzesi içinde yapmak istiyordu bunu.
Biliyordu aslında. Nereye giderse gitsin. Babası onu bir şekilde bulurdu.
Dolunay'a şimdiye kadar yaptıklarından daha fazlasını yapar, belki de öldürürdü.
Yine de mücadele etmeden teslim olmak da istemiyordu.
Ucunda ölüm bile olsa buradan kaçacaktı.
Belki de başarırdı kaçmayı.
Bu sayede babasının yaptıklarından işkencelerinden kurtulurdu.
Hatice, Dolunay'ın yanından ayrıldıktan sonra Asiye'yi aradı.
Ona Dolunay'ın hakkında önemli bir şey konuşmak istediğini söyledi.
Asiye, buluşmayı kabul edince, alışveriş bahanesiyle evden çıktı.
Gitmeden önce Ahmet Kâhya’ya Dolunay'ın evlenmeyi kabul ettiğini söyledi.
Bunu Ekrem'e söylemesini istedi.
Bunu Ekrem'in kıza daha fazla zarar vermemesi için yapmıştı kadın.
En azından Dolunay, buradan kaçana kadar rahat olmalıydı.
Ahmet Kahya, Dolunay'ın evlenmeyi kabul ettiğini. Ekrem Beye söylemek için büyük eve gitti.
Hatice, bu sefer eşine bile, Dolunay'ın kaçacağını söylemeyi düşünmüyordu.
Kocası buna çok kızacaktı.
Bunu biliyordu kadın. Onun başının da belaya girmesini istemiyordu.
Eğer Ekrem, ondan şüphelenirse.
Ahmet Kahya 'yı gözünü kırpmadan harcardı.
Bu yüzden bu defa bir şey söylemeyi düşünmüyordu.
Zaten Ahmet Kahya, her an Ekrem Beyin, yanında olduğu için kimse ondan şüphelenmeyecekti.
Hatice çiftlikten ayrıldığında Asiye hemşireye mesaj attı.
Alışveriş merkezinde buluşmak istediğini söyledi.
Dolunay' la ilgili çok acil bir konu olduğunu yazıp gönderdi.
Hemen gönderdiği mesajı silip telefonunu çantasına koydu.
Onu alışveriş merkezine getiren çiftliğin şoförüne, onu dışarıda beklemesini söyledi.
Kendisi hızlı adımlarla alışveriş merkezine girdi.
Asiye, onu kimsenin göremeyeceği bir köşede bekliyordu.
Hatice'nin tam yanından geçtiğini görünce hemen arkasına takıldı.
Asiye ve Hatice konuşabilecekleri bir yer bulup oturdular.
Asiye, meraktan çatlamıştı bu saate kadar.
Dolunay'ın başına bir şey geldiğini zannederek yerinde duramamıştı.
Hatice, bütün olanları Asiye'ye tek tek anlattı.
Asiye, olanları duyunca sinirden küplere bindi. Dolunay için çok üzüldü.
Ekrem Kara'dan, ne kadar korksa da Dolunay'a yardım etmek için elinden geleni yapacağını söyledi.
Nasıl olsa kaybedecek bir şeyi yoktu.
Hatice'ye bakarak, "Yarına kadar mutlaka bir şey düşüneceğim.
Yarın akşam Dolunay' ı çiftlikten kaçıracağım merak etme." dedi.
Asiye, Hatice ile konuştuktan sonra etrafı kontrol etti. Sonrada masadan kalkıp oradan ayrıldı.
Hatice, ise kimseyi şüphelendirmemek için alışveriş yapmaya başladı.
İşini bitirince aldıklarını arabaya koydu.
Sonra da şoförün kullandığı arabayla çiftliğe döndü.
Çiftliğe geldiğinde aldıklarını mutfağa yerleştirdi.
Asiye'yle konuştuklarını kıza anlatmalıydı. Onun için Dolunay'ın, yanına gitmeye karar verdi.
Ortalıkta kimse görünmüyordu.
Ne Ekrem Bey, ne de Ahmet Kâhya çiftlikte yoktu.
Hızlı adımlarla Dolunay'ın odasına girip kapıyı kapattı.
Eski koltuğun üstünde oturan kızın yanına gitti ve elini tuttu.
"Asiye, hemşireyle konuştum kızım. Sana yardım etmek için elinden geleni yapacak.
Yarın akşama kadar bir şeyler düşüneceğini, seni kurtaracağını söyledi.
Seni buradan çıkaracağız merak etme."
"Tamam teyzeciğim. Yalnız nereye gideceğim ben.
Yol iz bilmem. Ben bu yaşıma kadar bu çiftlikten hiç çıkmadım biliyorsun"
"Asiye teyzen onu da halledecek kızım.
Sen sadece her an kaçmaya hazır ol.
Her an seni almak için gelebilir."
"Tamam teyzem ben buradan gitmek için hazırım.
Yeter ki Asiye teyze bir yol bulsun."
"Ben bulacağından eminim Dolunay. Kadın çok zeki. Benim yanımdan ayrılmadan düşünmeye başlamıştı zaten.
Çiftliği de iyi biliyor sana bakmak için kaç defa geldi buraya."
Dolunay' la konuşan Hatice.
Kendisi de hazırlık yapmak için odadan ayrıldı.
Kız için kıyafet ve para ayarlamalıydı.
Dolunay'ın sadece iki elbisesi vardı.
Dönüşümlü olarak onları giyiyordu.
Hemen koşarak evine geldi.
Kız için aldığı kıyafetleri çantaya yerleştirdi.
Kaçarken giyeceği kıyafetleri de hazırladı.
Bir miktar da para koyduktan sonra çantayı kapattı.
Dolunay ve Hatice o geceyi diken üstünde geçirdi.
Asiye, ikinci günün gecesi çiftliğe geldi.
Kiraladığı arabayı çiftlikten yirmi dakika uzağa ağaçlık bir yere sakladı.
Kendi arabasıyla gelmemişti.
Çünkü onun arabasını herkes biliyordu.
Gece yarısını bir hayli geçtiği için çiftlik sessizliğe gömülmüştü.
Hatice'ye geldiğini bildiren mesaj attı.
Sonra da onun gelmesini beklemeye başladı.
Mesajı gören Hatice sessiz bir şekilde gelerek kapıyı açtı ve Asiye'yi içeri aldı.
Kimseye görünmeden sessiz bir şekilde Dolunay'ın odasına geldiler.
Dolunay, evlenmeyi kabul ettiği için Ekrem'in, içi rahattı. Kapısına nöbetçi falan koymuyordu artık.
Yine de kapısını hala kilitli tutuyordu.
Hatice ve Asiye, kızın kapısını açıp sessizce içeri girdiler.
Onların geldiğini gören kız hemen ayağa kalktı.
Ona yardım için çabalayan iki kadına sıkıca sarıldı tek tek.
Hatice, elindeki kıyafetleri kıza verdi.
"Hemen bunları giy kızım." dedi.
Dolunay, kıyafetleri alıp hızlı bir şekilde giyindi.
Onlara bakarak ağlamak için fırsat kollayan gözlerini kırpıştırdı.
"Ben nereye giderim, Hatice teyze? Dışarıda ki hayattan çok korkuyorum.
Hayatım boyunca gittiğim tek yer çiftliğin deposu." dedi.
Asiye, Dolunay'ın yanına gidip ona sıkıca sarıldı tekrar.
"Korkma canım ben de seninle geleceğim. İkimiz beraber kaçacağız." dedi.
Dolunay, Asiye teyzesinin yanında olacağı için çok mutlu olmuştu.
Bu sayede korkuları bir nebze olsun azalmıştı.
Asiye, Hatice'ye bakıp,
"Çiftlik çok sessiz kimse yok mu?
Ben biriyle karşılaşırız diye çok korkmuştum" dedi.
Hatice, ise Asiye'ye gülümsedi "
Onların hepsi derin bir uykuda.
Ben onların daha uzun bir süre uykuda kalmalarını sağlamış olabilirim." dedi.
"Ne yaptın kız?" dedi Asiye merakla.
" Onlara uyku ilacı verdim.
Akşam yemeğine kattım.
Sabaha kadar deliksiz uyurlar"
"Sen var ya az değilsin Hatice sultan.
Senden korkulur valla"
"Hadi hemen gidin. Siz gidince bende aynı yemekten yiyerek yatacağım.
Benden şüphelenmelerini istemiyorum.
Yoksa Ahmet'i kullanıp beni de konuştururlar."
Dolunay, Hatice teyzesine sarılıp ona veda etti.
Sonra da kapıya doğru yürümeye başladı. Asiye, kızın kolundan tutup odadan çıkardı.
Hızla çiftliğin kapısından çıkıp arabaya doğru yürümeye başladılar.
Kısa süre sonra Asiye'nin arabayı sakladığı yere geldiler.
Hiç vakit kaybetmeden hemen arabaya binip yola çıktılar.
Emir Asaf, halası ve eniştesiyle yedikleri akşam yemeğinden sonra oturmuş kahve içiyorlardı.
Asaf'ın suratı beş karış. Yarın Ekrem Kara ile yapacağı konuşmayı düşünüyordu.
Ona ailesinin katili olduğunu bildiğini söyleyecekti.
Artık gizli saklı bir şey kalmayacaktı.
Asaf kartları açık oynayacaktı.
Ekrem Kara 'nın karşısına geçip her şeyi yüzüne haykıracaktı.
Ekrem Kara, her gün Emir Asaf'ın annesi ve babasını öldürdüğü için bin pişman olacaktı.
Serap Halası Asaf'ın yapacaklarını kocasından öğrenmişti.
Cihan, karısını ısrarlarına dayanamamış ve her şeyi ona anlatmıştı.
Serap, Emir Asaf'ın intikamına Ekrem'in kızını bulaştırmasına çok kızmış, Emir Asaf' la şiddetli bir tartışma yaşamışlardı.
Emir Asaf, halasının kalbini çok kırmıştı.
Bir ara halası evden gitmeyi bile düşünmüştü.
Ama Cihan, buna izin vermemişti.
Burada kalmaları gerektiğini söylemişti karısına.
Burada kalarak hem Emir Asaf'a hem de Ekrem Kara' nın kızına göz kulak olacaklardı.
Emir Asaf' ın kıza zarar vermesini istemiyorlardı.
Serap Hanım, kahvesini bitirdikten sonra ayağa kalktı. Kocasına dinlenmek için odasına çıkacağını söyledi.
Emir Asaf' ın yüzüne bile bakmadan odasına gitti.
Eniştesiyle yalnız kalan Emir Asaf.
Onunla konuşarak biraz rahatlamak istiyordu.
"Yarın Ekrem Kara' yla görüşmem var enişte.
Bu yüzden çok sinirli ve gerginim.
Halamı da kırdım biliyorum.
Ekrem Kara ve kızının konusu açılınca çıldırıyorum.
Hele onun kızına acıyanları onu bu işe karıştırmama mı söyleyenleri duyunca iyice çileden çıkıyorum ."
"Haksızlar mı oğlum?
Ne gerek var? Küçük bir kızı bu işe karıştırmaya.
O kızın yaşı çok genç. Hem onun bir suçu yok ki."
"Ekrem'in kızı olmak onun için yeterli bir suç enişte.
Ne olursa olsun kimse beni yolumdan döndüremez.
Bu intikam süresince o kızın da çok canı yanacak.
Onun canını bizzat ben yakacağım. onun acı çekmesini zevkle izleyeceğim.
Annemin çektiklerini onun kızı da çekecek."
"Sen bilirsin oğlum.
Ama yanlış yapıyorsun.
Gel bu inadından vazgeç."
Sana yakışmayacak şeyler yapma."
"İlk önce onlar yanlış yaptı enişte.
Ailemi suçsuz yere öldürmeyeceklerdi.
Beni karşılarına almayacaklardı.
Şimdi acı çekme sırası onlarda.
Ne kızına ne de ona asla acımayacağım."
Gece yarısını çoktan geçmişti.
Ama Emir Asaf bir türlü uyuyamamıştı.
Yatağın da sağa sola dönüp durdu saatlerce.
Gece yarısının çok tan geçtiği saatlerde telefonu çalmaya başladı.
Telefonunu alıp baktığında arayanın Serhat, olduğunu gördü.
"Bu saatte neden arıyor bu adam?" diyerek telefonu açtı.
Serhat'ın söyledikleriyle çılgına dönmüştü Asaf.
"Hemen onları alın ve kimsenin bulamayacağı bir yere götürün.
Başlarına adam koy.
Çok dikkat edin. Sakın elinizden kaçırmayın." dedi.
Serhat'ın karşıdan taraftan anlattıklarını dinleyen Asaf telefonu kapattı.
Serhat' tan duyduklarıyla çılgına dönmüştü genç adam.
Beklediği şeydi bu.
Hiç de şaşırmamıştı.
Emir Asaf, odasında volta atmaya ve sinirini yatıştırmaya çalıştı bir süre.
Sonra da yatağına yatan Emir Asaf, zorda olsa uykuya daldı.
Ekrem Kara, sabah erkenden kalktı ve hemen Ahmet Kahyayı yanına çağırdı.
Ekrem, kahvaltısını yaparken Ahmet Kahya koşarak yanına geldi.
"Buyurun efendim.
Beni çağırtmışsınız." dedi.
"Gel Ahmet. Bu gün çok önemli bir görüşmem var biliyorsun.
Dolunay' ın evleneceği adamla görüşeceğim.
Gitmeden önce Dolunay' ı görmek istiyorum.
Onunla konuşmak istediğim şeyler var.
Gidip onu buraya getir" dedi.
Ahmet "Tamam efendim hemen getiriyorum" dedi ve koşarak kızın odasına yöneldi.
Odanın kapısına geldi ve beklemeden kilitli kapıyı açtı. Ahmet Kahya, odaya girdiğinde odanın bomboş olduğunu görünce beyninden vurulmuşa döndü.
Gözlerine inanamadı.
Ne yapacağını şaşıran adam hemen karısının yanına gitti.
Odalarına gittiğinde karısının hala uyuduğunu gördü.
Hatice içinde uyku ilacı olan yemekten yediği için hala uyuyordu.
Anlaşılan ilaç ağır gelmişti kadına.
Ahmet, karısına bir kaç defa seslendi.
Hatice, zorla gözlerini açarak baktı adama.
"Ne var Ahmet sabah sabah neden bağırıp duruyorsun?" dedi.
"Kalk Hatice kalk çabuk. Çok kötü bir şey oldu. "dedi.
Hatice hemen yataktan fırlayarak,
"Ne oldu söylesene be adam?" dedi.
Ahmet Kahya, "Dolunay yok" dedi kısık tutmaya çalıştığı sesiyle.
"Nasıl yok? Ahmet. Nereye gidecek bu kız?"
"Yok işte Hatice. Odasına baktım.
Her yere baktım yok.
Ekrem Bey çıkmadan önce onu görmek istediğini söyledi.
Odasına onu çağırmaya gittim.
Ama orada yoktu. Nereye gider bu kız Hatice?
Hem kilitli kapıyı nasıl açtı?"
Hatice, hemen ayağa kalktı. Kocasına yalan söylediği için çok üzülüyordu.
Ama yapacak bir şeyi yoktu.
"Git ona kızının evde olmadığını söyle ."
Hatice'nin içi rahattı artık.
Asiye ve Dolunay çiftlikten çıkalı saatler olmuştu.
Artık buradan çok uzaklara gitmişlerdir diye düşündü.
Onları bulmaları çok zordu nasılsa.
" Neden hemen ona söylememi istiyorsun? Önce her yeri arayalım."
"Nereyi arayacaksın Ahmet.
Kilitli kapıdan nasıl kendi başına çıkacak bu kız.
Hem hiçbir yeri bilmiyor.
Nereye gidebilir ki ?"
" Haklısın ama yine de çiftliğin her yerine bakıp öyle haber verelim."
"Ekrem Bey, şimdi kızmaya başlar Ahmet çabuk ol."
Ahmet, bütün odalara, bahçeye, avluya, depoya bütün bakılabilecek yerlere baktı ama.
Kızı hiç bir yerde bulamadı.
O da hemen Ekrem Beyin yanına gitti.
Ekrem, Ahmet Kâhya’ya bakıp,
"Dolunay' ı neden getirmedin, o nerede?" dedi.
Ahmet başını yere eğerek, "Dolunay odasında yok Ekrem Bey," dedi.
" Nasıl yok Ahmet!!"diye bağırdı Ekrem.
" Sen benimle dalgamı geçiyorsun, nereye gider bu kız?"
"Bende bilmiyorum efendim.
Buraya getirmek için odasına gittim.
Ama odası bomboştu.
Çiftliğin her yerini aradım.
Bakmadığım yer kalmadı."
"Nasıl olur lan, kilitli kapıdan nasıl çıkar, nereye gider bu kız?
Adamlara haber ver. Her yeri arasınlar. Bulmadan sakın gelmesinler.
O kızı geberteceğim. Bulunsun gelsin buraya. Ben ona yaptığının hesabını soracağım.
Görüşmeye bir saat kaldı.
Hemen çıkmam lazım benim. Adamlara söyle kızın kaybolduğunu ağızlarından kaçırmasınlar.
Sessiz sedasız arasınlar onu.
Arabayı hazırla hemen yola çıkacağım.
Benimle beraber gelecek adamlar da hazır olsunlar."
Ahmet Kahya, bütün hazırlıkları hızla tamamladı.
Ekrem Bey, adamlarıyla beraber Emir Asaf'ın şirketine doğru yola çıktılar.
Bir saatten biraz daha fazla süren yolun sonuna.
Şirkete vardıklarında Serhat ve adamları onları karşıladı.
Serhat, Ekrem'in adamlarına peşlerinden gelmemelerini burada beklemelerini söyledi.
Serhat kendi adamlarını da orada bıraktı.
Sonra da Ekrem Beyle beraber Emir Asaf' ın olduğu yere doğru yola çıktılar.
Ekrem, Serhat'a bakarak, "Nereye gidiyoruz?" diye sordu.
"Emir Asaf Beyin yanına gidiyoruz" dedi Serhat.
"Konuşma şirkette olacaktı hani?"
"Emir Asaf Bey böyle olmasını istedi.
Sizinle kendi malikanesinde görüşecek."
Ekrem, bu duruma çok bozulmuştu.
Ama şuan yapacağı bir şey yoktu.
Eli mahkum du şimdilik.
Serhat, onu malikaneye götürürken, yolda Emir Asaf' ın telefonunu aradı.
Yolda ve gelmek üzere olduklarını söyleyerek telefonu kapattı.
Yirmi dakika sonra malikaneye geldiler.
Arabadan inen Serhat, Ekrem'in inmesini beklemeye başladı.
Bir kaç saniye sonra Ekrem arabanın kapısını açıp dışarı çıktı.
Etrafı inceleyen Ekrem Bey, sanki burayı bir yerden hatırlıyordu.
Yıllardır bu taraflara gelmiyordu.
Ama buraya daha önce geldiğine emindi.
"Bu taraftan" diyen Serhat'ın sesiyle kendine geldi.
Hemen Serhat'ın gösterdiği yoldan onu takip etmeye başladı.
İçeriye doğru ilerledikçe gözünün önüne daha çok görüntüler gelmeye başladı.
En sonunda Serhat, bir kapının önünde durdu ve kapıyı çaldı.
İçeriden gelen girin sesiyle Serhat kapıyı açtı ve içeri girdi.
Sonra da Ekrem'in girmesi için kenara çekildi.
Ekrem, yavaş adımlarla kapıdan girdi.
Ekrem, girdikten sonra Serhat,
Emir Asaf'a bakarak, "Ben dışarıdayım efendim" dedi. Sonra da odadan dışarı çıktı.
Ekrem, camdan dışarıyı izleyen Emir Asaf'ın yakınına kadar geldi.
"Görüşmek için neden burayı seçtin?" dedi.
Emir Asaf yüzünü yavaş yavaş Ekrem'e döndü.
"Sence neden olabilir Ekrem Kara?"
"Ben bilmiyorum, onu sen söyleyeceksin Gençoğlu"
Emir Asaf, elleri ceplerinde duvara doğru yaklaştı.
Duvar da asılı üzeri çarşafla kapatılmış bir çerçeve vardı.
Emir Asaf yavaş yavaş çarşafı çekti.
Annesi ve babasının birbirlerine sarılmış, gülümseyen fotoğrafları çıktı ortaya.
Ekrem, Emir Asaf' ın üzerinde olan bakışlarını yavaşça duvardaki fotoğrafa çevirdi.
Ekrem Bey, fotoğraftaki gördüğü yüzlerle hayatının en büyük şoklarından birini yaşadı.
"Bu bu nasıl olur?" dedi kekeleyerek.
Emir Asaf öfkeyle Ekrem'in karşısına dikilip.
"Bu insanları tanıdın mı Ekrem Kara?" dedi.
"Bu bu Fahri Gençoğlu nasıl olur böyle bir şey..."
"Fahri ve Ayşen Gençoğlu.
Onlar benim annem ve babam Ekrem.
Senin on altı yıl önce öldürdüğün
ailem."
" Sen sen onların oğlu musun?"
"Evet bildin. Ben onların oğluyum.
O gece bu evde ailesinin acı dolu seslerini gizlendiği yerden dinleyen.
Ama onlara yardım edemeyen onları kurtaramayan işe yaramaz oğulları"
"Sen onları benim öldürdüğümü nereden çıkardın?"
"İnkâr etmen faydasız Ekrem.
Kalemin kırıldı. Cezan kesildi.
Sen bu cezayı yavaş yavaş çekeceksin.
Önce en sevdiğinin acı çekmesini izleyeceksin.
Sonra sıra sana da gelecek."
"Onları ben öldürmedim.
Bir delilin var mı? Nereden biliyorsun benim öldürdüğüm
Ekrem, duvarda ki Asaf'ın ailesinin fotoğraflarını görünce büyük bir şok yaşamıştı.
Emir Asaf, ise Ekrem'in karşısına geçerek, babasının ona bıraktığı mektubu adamın yüzüne fırlattı.Böyle bir hareket beklemeyen Ekrem'in ikinci bir şok yaşamasına sebep oldu.
Yere düşen mektuba bakan Ekrem, mektubu eğilerek yerden aldı.
Bir süre mektuba öylece baktı.
Daha sonra Asaf'ın nefret dolu bakışları arasında mektubu okumaya başladı.
Fahri Gençoğlu, mektupta her şeyi açık açık yazmıştı.
Ekrem Kara' nın onu öldürmeye çalışacağını.
Eğer başına bir şey gelirse tek suçlunun Ekrem Kara olacağını yazmıştı.
Onu tehdit ettiği de dahil her şeyi oğluna bu mektupla anlatmıştı.
"Babamın yazdıklarını da yalanlayamazsın değil mi?
Onları sen öldürdün Ekrem Kara.
Sen aşağılık bir katilsin.
Neden bunu yaptın ha neden yaptın?
Neden onları öldürdün?
Ne istedin onlardan?"
Artık her şey ortaya çıkmıştı.
Ekrem, hiç bir şeyi saklamaya gerek duymadan konuşmaya başladı.
"Baban ölmeyi hak etmişti Gençoğlu.
Benim hayatta tek sevdiğim kadını kaybetmeme sebep oldu.
Onun benden kurtulmasına yardım etti.
Bunu bana yapmayacaktı.
Ben o kadın için kimleri, neleri harcadım biliyor musun?
İnan bana baban en değersiz olanıydı.
Baban bu işe karışmayacaktı.
Beni karşısına almayacaktı.
Kendi istedi böyle olmasını"
"Ya annem, ondan ne istedin?"
"Arkamda şahit bırakamazdım.
Annen de ölmek zorundaydı.
Hem annen kendi istedi ölmeyi.
Babanı kurtarmaya çalışırken kendi canından oldu."
"Benim hayatımı mahvettin Ekrem Kara.
Senin yüzünden annemi ve babamı kaybettim.
Onlara hep hasret yaşadım.
Senin yüzünden akıl hastanesinde yattım.
Senin yüzünden uzun yıllar ülkemden ayrı kaldım.
Senin yüzünden bambaşka hayallerim varken.
Nefret edilen korkulan karanlık bir adam oldum.
Bütün bunların sebebi sensin."
"Her şeyin sebebi ben değilim.
Senin her şeye burnunu sokan baban. Onun yüzünden oldu her şey.
Benim olanı benden almayacaktı."
"Babam, sadece ondan yardım isteyen birine yardım etti.
Yardım ettiği için öldürdün.
Sen Ekrem Kara, bunun hesabını vereceksin.
İlk taksit senin kaybettiğin ve benim kazandığım ihaleler.
İkinci taksit kızın.
Yarın akşam bu malikâne de nikâh var.
Kızını akşam altı da burada bekliyorum.
Onu sen getireceksin buraya.
Bana yamuk yapmaya kalkma sakın.
Bu senin zararına olur.
Daha önce de söylediğim gibi Ekrem Kara. Ölümün çok kolay olmayacak."
Ekrem, Emir Asaf'ın ona olan nefretinin sebebini öğrenmişti.
Ama kendini asla suçlu hissetmiyordu.
Emir Asaf'ın damarına basmaya devam ediyordu.
"Baban hak ettiği için öldü Gençoğlu.
Annen de onu korumak için uğraşırken.
Sen beni fazla hafife alıyorsun çocuk.
Benim neler yapabileceğim hakkında hiçbir fikrin yok."
"Merak etme. Senin nasıl bir insan olduğunu gayet iyi biliyorum.
Ama sen beni bilmiyorsun.
İstersem seni şu an alnının ortasından vururum.
Kimsenin ruhu bile duymadan da yok ederim."
"Ama yapmazsın biliyorum.
Senin gibi gururlu kabadayı bozmaları. Adaletli ve onurlu bir savaş isterler.
Bu benim için geçerli değil.
Elime geçen ilk fırsatta sana acımayacağım bunu bil."
"Yarın akşam Ekrem Kara.
Yarın akşam saat altı da burada olun.
Düğünüme katılan çok insan olacak. Sakın misafirlerimi bekletmeyin.
Şimdi evimden defol git."
Ekrem, başka bir şey söylemeden sinirle evden çıktı.
Serhat, onu tekrar Emir Asaf'ın şirketinin önüne getirdi.
Orada bekleyen adamlarıyla beraber şirketten ayrıldılar.
Emir Asaf' ın şirketinden ayrıldıktan sonra.
Hızla çiftliğe gelen Ekrem Kara, ortalığı ayağa kaldırdı.
Çünkü Dolunay'dan hala haber yoktu.
Adamları aramadık yer bırakmamışlar ama Dolunay'ı bulamamışlardı.
Geçmişin laneti yavaş yavaş üzerine çöküyordu Ekrem'in.
O iki çocuk. İki çocuk hayatını mahvetmeye çalışıyorlardı.
Onları zamanında öldürmeliydi.
O iki velet ölseydi, hiç bir sorun kalmayacaktı şimdi.
Onların yaşamasına izin verdiği için kendini asla affetmeyecekti.
"Emir Asaf Gençoğlu, senin işini ailenin öldürdüğüm gün bitirmeliydim.
Seni de Dolunay, annenle beraber seni de ortadan kaldırmak en doğrusuydu.
Benim aptallığım yüzünden siz hala hayattasınız.
Ama benim sonumu siz hazırlayamazsınız.
Bunu yapamazsınız.
Siz daha beni tanımıyorsunuz.
İki velet benim sonum olamaz.
Asla olamaz.
Buna hiç bir şekilde izin vermem.
Siz göreceksiniz. Benimle uğraşmak ne demek yakında göreceksiniz."
Ekrem iyice çıldırmış kendi kendine konuşuyor.
Ortalığı kırıp döküyordu.
Ahmet ve adamlar ise her tarafta kızı arıyorlardı.
Kızdan şu ana kadar hiç bir haber almamışlardı.
Aramalar son sürat devam ederken.
Ekrem'in adamları çiftlikten yaklaşık bir saat uzaklıkta şarampolde terk edilmiş bir araba buldular.
Adamlar arabanın içinde işe yarayacak bir şeyler, kıza dair bir iz aramaya başladılar.
Ahmet Kahya, arabanın koltuğuna dökülmüş kızıl saç telleri gördü.
Dolunay, bu arabanın içinde yolculuk etmişti.
Saç tellerinin ona ait olduğu belliydi.
Ama şimdi yoktu.
Kıza ne olmuştu, nereye gitmişti?
Başına bir iş mi gelmiş, birileri mi kaçırmıştı onu?
Ne olduğu belli değildi.
Ahmet Kahya, Dolunay' ı kaybetmekten çok korkuyordu.
Ya ona bir şey olduysa.
Hatice'ye ne derdi?
Dolunay, onların olmayan çocukları gibiydi.
Hatice, Dolunay'a o kadar bağlıydı ki.
Kıza bir şey olursa. Kadın da ölürdü onunla beraber.
Elleri boş bir şekilde ayrıldılar terk edilmiş arabanın yanından.
Hemen adamlarla beraber çiftliğe döndüler.
Ahmet Kahya, olanları Ekrem Beye anlattı.
Dolunay' ı hiçbir yerde bulamadıklarını söyledi.
Ekrem'in sinirden yüzü mosmor olmuştu.
Ne yapacağını bilmiyordu.
Kızı nasıl bulacaktı.
Yarın Dolunay'ı Emir Asaf Gençoğlu'na teslim etmesi gerekiyordu.
Ama onu bir türlü bulamıyorlardı.
Sanki yer yarılmış kız içine girmişti.
Adamlar o gece sabaha kadar Dolunay' ı aradılar. Bakmadık bir yer bırakmadılar.
Ne yazık ki kız yoktu.
Ekrem, İstanbul'da bütün tanıdıklarını telefonla aramıştı. Her yerde kızı aratıyordu.
Ahmet, kızın saç tellerini bir arabada bulduğunu, ama kızın ortalıkta olmadığını söyledi karısına.
Dolunay'ın nereye kaybolduğunu bulamadıklarını, hiç bir yerde olmadığını Hatice'ye söyleyince kadının gözyaşları sel oldu.
"Ne yaptım ben?" dedi. Ona kaçmasını söylemeseydim. Böyle olmayacaktı Ahmet."
Ahmet, karısının sözlerini duyunca kafasına balyoz yemiş gibi oldu.
Ne yani Dolunay'ın kaçmasına karısı mı yardım etmişti.
Kızın hayatını karısı kendi elleriyle mi tehlikeye atmıştı?
"Neden bana söylemedin Hatice?" dedi sinirle.
"Neden benden gizledin? Ben engel mi olacaktım kızıma?"
"Senin başının da belaya girmesini istemedim Ahmet.
Ekrem'in sana zarar vereceğinden korktum.
Sen bilmezsen sana bir şey yapamaz diye düşünmüştüm."
"Şimdi daha mı iyi oldu Hatice?
Kız ortalıkta yok. Başına ne geldiğini bilmiyoruz?"
"Haklısın Ahmet affet ne olur."
"Ben sana kızgın değilim Hatice.
Sadece kırgınım. Keşke bunu yapacağını bana söyleseydin.
Daha iyi bir yöntem bulabilirdik belki"
"Bilemedim Ahmet'im bilemedim.
Şimdi ne yapacağız söylesene?"
"Sen hiç kimseye bundan bahsetme.
Senin işin içinde olduğunu kimse bilmemeli.
Ben gizliden kendim de aratacağım.
İnşallah bulunur diyemiyorum.
Çünkü bulunduğu zaman.
Ekrem Beyin kıza yapacaklarını düşünemiyorum bile.
Ondan önce ben bulmalıyım Dolunay' ı."
Aramalar hızlı bir şekilde devam ediyordu.
Saatin altı ya gelmesine az kalmıştı.
Emir Asaf' ın adamı Ekrem'i arayıp geç kalmamasını söylemişti.
Gün boyu aramalarda sonuç veremeyince Ekrem'in yapacağı bir şey kalmamıştı artık.
Mecburen kendi gidecek olanları anlatacaktı.
Emir Asaf'ın inanmasını beklemekten başka çaresi yoktu.
Resmen Ekrem Kara'yı kuklaya çevirmişlerdi.
İki veledin kuklası olmuştu adam.
Ekrem, daha fazla vakit kaybetmeden adamlarıyla beraber Emir Asaf'ın malikanesine doğru yola çıktı.
Malikaneye vardığında onu Serhat karşıladı.
Yalnızca bir adamını yanına aldı.
Diğer adamlarını dışarıda bırakarak içeri girdi. Salon tıklım tıklım doluydu.
Zengin iş adamları ve eşleri vardı. Onların yanı sıra gazeteciler ve televizyon kanalları da vardı.
Ekrem, şaşkın bir şekilde etrafa baktı. Salonun bir köşesinde nikâh masası, nikah memuru ve takım elbisesiyle Emir Asaf Gençoğlu'nun beklediğini gördü.
Emir Asaf ‘da kapıdan giren Ekrem Kara'nın yüzüne sinsi bir gülümsemeyle baktı.
"Düğünüme hoşgeldiniz. Sevgili Kayınpederim." diyerek masadan kalktı ve Ekrem’e doğru yürüdü.
Emir Asaf'ın konuşmasıyla bütün gözler ona döndü.
"Evet, dostlar gelinin babası da geldiğine göre.
Artık gelini de buraya alabiliriz değil mi?
Saatlerdir burada gelini bekliyoruz.
Sanki biraz geç kaldınız gibi"
Hafif bir müzik çalmaya başlayınca herkesin gözü kapıya döndü.
Kapıdan Serap Hanım'ın kolunda yüzü kırmızı bir tülle kapalı Dolunay girdi.
Dolunay'ın geldiğini gören Ekrem'in, başından aşağı kaynar sular dökülmüştü.
Gördüklerine inanamamıştı.
Saatlerdir aradığı kız. Hiç ummadığı bir yerden çıkmıştı.
Ama sesini çıkarmadı. Ne de olsa olması gereken olmuştu.
Dolunay, Emir Asaf' la evleniyordu.
~İki Gün Önce~
Asiye ve Dolunay çiftlikten kaçtıktan sonra. Arabaya binip hızla oradan uzaklaştılar.
Asiye, bir saat yolculuktan sonra Dolunay'a döndü.
"Rahat ol canım artık kurtulduk.
Bizi bu saatten sonra kimse yakalayamaz." dedi.
Dolunay, sevinçle Asiye teyzesine sarıldı.
"Asiye teyzem. Siz olmasaydınız ben ne yapardım. Çok teşekkür ederim" diyerek kadının yanağını öptü.
Yolculuk sakin bir şekilde geçerken
bir anda arabaya bir şey çarptı.
Asiye'nin kullandığı araba yalpalayarak şarampole hızla indi.
Onlar şaşırmış ve korkmuş bir şekilde etrafa bakarken.
Bir anda etrafları siyah arabalarla sarıldı.
Arabalardan inen adamlar.
Onları sürükleyerek aşağı indirdiler.
Ne kadar bağırsalar çırpınsalarda kurtulmaları imansızdı.
Adamlar gözlerini ve ellerini bağladılar. Onları kendi arabalarına bindirip depo gibi bir yere getirip bıraktılar.
Sonra da ellerini ve gözlerini çözdüler.
Hiç bir şey söylemeden onlara yiyecek bir şeyler bırakıp oradan ayrıldılar.
" Sakın kaçmaya çalışmayın, yoksa canınızdan olursunuz.
Dışarıda adamlarım bekleyecek." dedi adamlardan bir tanesi.
Onlar gittikten sonra Asiye, Dolunay'a sarıldı. "Çok üzgünüm kızım böyle olmasını hiç istemezdim.
Kurtulmamıza çok az kalmıştı." dedi.
"Bir an şok yaşasa da bunun böyle olacağını zaten bilen kız.
"Üzülme teyzem sen elinden geleni yaptın.
Böyle olacağını bilemezdin." dedi.
"Kim olabilir bu adamlar kızım, babanın adamları olabilir mi?"
"Bilmiyorum teyze ben onları ilk defa gördüm. Başka kim, ne ister bizden?
Babamın adamları olabilirler."
Asiye, önce etrafa göz gezdirdi. Deponun ortasında bir masa iki sandalye vardı.
Masanın üstüne adamlar poşetlerde bir şeyler bırakmıştı.
Kadın masaya yaklaşarak poşetleri açtı. Kız yanına çağırarak adamların bıraktığı yiyeceklerden yemesi için verdi.
"Canım istemiyor teyzem sağ ol." dedi kız masanın yanındaki sandalyeye oturarak.
"Yemelisin kızım. Ayakta kalabilmek için güçlü olmalısın."
"Artık hiçbir umudum kalmadı teyzeciğim.
Baksana son çaremi de kaybettim.
Şimdi ne olacağını bilmediğimiz bir hayat bizi bekliyor.
Benim yüzümden senin de başın belaya girdi.
Bu adamlar kim, bize ne yapacaklar bilmiyoruz?
Artık yaşamak falan istemiyorum.
Hiçbir şey istemiyorum.
Ne olacaksa olsun. Mücadele etmeyeceğim artık"
"Ah be güzel kızım. Hayat bazen çok daha fazla yük bindiriyor insanın üstüne.
Ama her karanlığın ardından güneş mutlaka doğar. Bunu sakın unutma.
Sana da o güneş bir gün mutlaka doğacak."
"Biliyor musun Asiye teyzeciğim?
Hiç sanmıyorum artık"
Gece ve ertesi gün o depoda kalan Asiye ve Dolunay, güneş batarken deponun kapısının açılmasıyla ayağa kalktılar.
İçeriye bir kadın ve bir adam girdi.
Kadın Dolunay'ın yanına gelerek durdu.
Ona bakıp baştan aşağı süzmeye başladı.
Asiye, ise Dolunay' ı korumak için kızın önüne geçti hemen.
Kadın Asiye'nin bu davranışı karşısında gülümsedi.
"Öncelikle merhaba. Benim adım Serap. Bu da eşim Cihan.
Bizden çekinmenize ve ya korkmanıza gerek yok.
Biz buraya akşam için kızı hazırlamaya geldik" dedi.
"Ne hazırlaması, neden hazırlanacakmış Dolunay?
Siz siz ne yapmaya çalışıyorsunuz?"
" Lütfen sakin olun ve beni dinleyin.
Bu gün saat altı da Dolunay'ın nikahı var. Benim yeğenim Emir Asaf Gençoğlu' yla evleniyor" dedi Serap. Yumuşak bir ses tonuyla.
"Bu nasıl olur? Biz o adamdan kaçıyorduk zaten.
Dolunay' ı bu evlilikten kurtarmak için çiftlikten kaçırmıştık.
Lütfen yapmayın kız evlenmek istemiyor.
Yeğeninize söyleyin bu işten vazgeçsin."
"İnanın çok söyledim.
Ama asla vazgeçmiyor.
Kızın babasıyla anlaşmışlar.
Bu çok kötü bir şey biliyorum ama başka çaren yok canım üzgünüm." dedi Serap Dolunay' a bakarak.
Dolunay, Asiye teyzesinin arkasından hareketlenerek Serap Hanım'ın karşısına geçti.
"Ben hazırım ne isterseniz yapacağım" dedi. Teslim olmuş, mücadeleden vazgeçmiş bir şekilde.
Serap Hanım, kız için getirdiği sade beyaz kıyafeti kıza uzattı.
"Bunu giy güzelim. En azından beyaz. İsterdim ki gelinlik giy ama...
Daha fazla konuşmak istemeyen Serap, depodaki herkesi dışarı çıkarıp kızın giyinmesini sağladı.
Dolunay, Asiye teyzesinin yanında olmasını çok isterdi.
Ne yazık ki bugün onu yanında götüremezdi.
Babası bu akşam kesin gelecekti.
O adamın Asiye'yi görmesini istemiyordu.
Kadının yanına gelerek, ona sıkıca sarıldı.
"Şimdilik ayrılıyoruz teyzeciğim" dedi.
"Neden kızım?
Bende seninle geleyim. Belki bana ihtiyacın olur.
Seni yalnız bırakmak istemiyorum."
"Bende senin yanımda olmanı çok isterim teyzem.
Ama olmaz. Oraya babam da gelecek seni görmemesi lazım.
Senin bana yardım ettiğini öğrenirse seni öldürür.
Seni de Hatice teyzemi de kaybetmek istemiyorum.
Anla beni. Sen kendi evine git ve bu olanlardan kimseye bahsetme."
Asiye, çaresiz kabul etti.
İkisinin de orada olması onlara bir şey kazandırmayacaktı.
Belki dışarıda kızı kurtarmak için başka yollar bulabilirdi.
Dolunay, hazır olunca onu alıp Emir Asaf'ın malikanesine doğru yola çıktılar.
Asiye' de başka bir arabayla evine bırakıldı.
Malikane ye gelince Serap Hanım Dolunay' ı Emir Asaf' ın odasına götürdü.
Emir Asaf, odada akşam için hazırlanıyordu.
Serap Hanım, kapıyı çalıp içeriye girdi.
Asaf'ın yanına giderek.
"Dediğin gibi kızı getirdik oğlum.
Onu görmek ister misin?" dedi.
Emir Asaf, " Hayır hala görmek istemiyorum. Hem bana ne onun görünüşünden"
"Oğlum sen akşam bu kızla evleneceksin.
Neden onu görmek istemiyorsun?
Hem neden kıza gelinlik giydirmedik?
Onun da gelinlik giymeye hakkı var "
"Bana bak hala. Bu normal bir evlilik değil biliyorsun.
Hem gelinliği hak eden giyer.
O adamın kızı hiç bir şeyi hak etmiyor.
Ayrıca da onu görmek istemiyorum.
Nikâh saatine kadar gözüme görünmesin yeter.
Hangi cehenneme götürürsen götür."
Serap Hanım, çaresiz odadan çıktı.
Dışarı çıktığında Dolunay'ın gözlerinin kıpkırmızı olduğunu görünce konuştuklarını duyduğunu anladı.
Dolunay'ın koluna girip onu misafir odasına götürdü.
Odaya girince, " Sen burada kal.
Otur dinlen kızım. İstersen biraz uyuyabilirsin.
Ben nikâh saati gelince seni almaya gelirim.
Şimdi sana yiyecek bir şeyler getireyim" dedi.
"Aç değilim lütfen bir şey getirmeyin. Sadece biraz dinlenmek istiyorum "
Serap Hanım "Peki kızım, sen bilirsin" diyerek kapıyı kızın üzerine kilitleyip gitti.
Onu kilitlemek hiç hoşuna gitmemişti. Ama yanlış bir şey yapıp Emir Asaf'ın öfkesini temelli üzerine çekmesini istemiyordu.
Serap Hanım, gidince Dolunay gözyaşlarına boğuldu.
Babasının nefret ettiği gibi, evleneceği adam da ondan nefret ediyordu.
"Neden ha neden, neden?" dedi gözyaşları içinde. "Neden benden nefret ediyorlar?
"Ben kimseye bir şey yapmadım.
Ben kimseye bir şey yapmadım.
Yeter artık. Biri bitmeden biri başlıyor.
Her şeyin sonu gelsin artık.
Yaşamak istemiyorum.
Bıktım artık bu hayattan "dedi.
Sonra da gözyaşları içinde uykuya daldı.
Nikâh için bütün hazırlıklar tamamlanmış bütün davetliler gelmişti.
Serap Hanım ve Cihan Bey, Emir Asaf'ın, bugün neler yapacağını bilmiyorlar ve çok korkuyorlardı.
Dolunay'ın, bugün çok yara alacağı belliydi.
İki nefretin arasında kalan Dolunaydı. En çok acıyı da o çekecekti.
Nikâh saati geldiğinde Serap, kızı almaya geldi.
Ağlamaktan yüzü gözü şişen kızı, önce banyoya götürüp elini yüzünü yıkadı.
Sonra hafif bir makyaj yaptı.
Kız o kadar güzeldi ki aslında makyaja bile ihtiyacı yoktu.
Hele saçları kızılın en güzel tonunda belinden aşağı dökülüyordu.
Dolunay, Serap Hanımdan saçlarını toplanmasını istedi.
Serap Hanım, başını olumlu anlamda sallayarak hemen kızın saçlarını topladı.
Sonra da yüzüne kırmızı bir tül örttü. Hazırlık bitince kızın koluna girdi.
Beraber nikâhın yapılacağı büyük salona doğru yürümeye başladılar.
Emir Asaf' ın gelinin babası geldiğine göre gelini de buraya alabiliriz sözüyle Serap Hanımla beraber içeriye girdiler.