BİRİNCİ BÖLÜM
Yine bugün Ahmet Kahya, her zaman yaptığı gibi önüne bir dilim kuru ekmek ve bir bardak su bırakıp gitmişti.
Dolunay, kaldığı depoda eli zincirle bağlı bir halde adamın gidişini izledi.
Ahmet Kahya, gittikten sonra ekmeği ve suyu alıp karnını doyurmaya başladı. Babası olacak adam, onu yine cezalandırmıştı. Suçu olsun ya da olmasın fark etmiyordu. Zaten hiçbir suçu yoktu kızcağızın. Adam bir şeylere öfkelendiği zaman ya da birine kızdığı zaman, kız daha ne olduğunu anlayamadan kendisini bu lanet olası depoda buluyordu.
Bu depo kızın acılarına, çığlıklarına, yediği dayaklara çok şahit olmuştu.
Ekrem Bey, öyle zalim bir adamdı ki kızına zerre değer vermiyordu. Hoş, adam kendisinden başka kimseye değer vermiyordu.
Her defasında bir bahaneyle kızını depoya kapatır, ekmek ve su hariç hiçbir şey verdirmezdi. Yediği dayakların haddi hesabı yoktu. Dolunay, kendini bildi bileli bu böyleydi. On sekiz yıllık hayatının büyük bölümü bir odanın içinde hapis hayatı yaşayarak geçmişti. Babası onu ne okula göndermiş ne de insan içine çıkarmıştı.
Ekrem Kara, çiftlik ve şirketler sahibi zengin bir adamdı. Ama kimseye yararı olmayan, aşağılık adamın biriydi.
Yanındaki adamları bile ondan nefret ederdi. Çiftlikte de hiçbir çalışanına huzur vermez, işini biraz bile aksatan olsun burunlarından fitil fitil getirirdi.
Herkes Ekrem Bey’den çok korkardı. Özellikle Dolunay ondan o kadar çok korkardı ki onu görünce eli ayağı titrerdi. Çünkü onu sürekli odada kapalı tutar, sinirlendiği zaman gelir yorulana kadar döverdi. Bu yaşına kadar defalarca dayak yiyen kıza her defasında Kahya Ahmet amcası ve karısı Hatice yardım ediyorlardı.
Hatice teyzesi, Dolunay’ın küçükken ayrılıp hatırlayamadığı annesi gibiydi.
Hatice teyzesi, her ne kadar babasının işkencelerinden kızı koruyamasa da elinden geldiğince yardım ediyordu.
Ekrem Bey’in öz kızına neden bu kadar kötü davrandığını onlarda bilmiyordu.
Hatice ve eşi buraya geldiğinde Dolunay daha on yaşındaydı. Onlar geldi geleli kıza eziyet devam ediyordu. Adam yıllardır kızına yapmadığını bırakmamıştı. Her sinirlendiğinde öfkesini zavallı kızdan çıkarıyor, ona huzur vermiyordu.
Hatice ve Ahmet’in çocukları yoktu. Bu yüzden Dolunay’ ı kendi kızları gibi kabul etmişlerdi.
Ahmet Kahya da Dolunay için çok üzülüyordu. Ama adamın yapabilecek bir şeyi yoktu. Ekrem denen adamın yanında, o da kıza kötü davranıyordu mecburen. Ekrem, Dolunay’ ı koruduklarını anlarsa onları da kovardı bu çiftlikten. Onlar artık başka iş bulacak, başka bir yere gidecek kadar genç değillerdi. Hem onlar giderse, Dolunay kimsesiz kalacaktı. Ona yardım edecek yaralarını saracak kimse olmayacaktı.
Ahmet Kahyayı hep bu düşünceler durduruyordu. Kızı çiftlikten kaçıracak kadar genç olsaydı, karısıyla beraber ona çok iyi bakarlar hatta evlat bile edinirlerdi.
Gel gelelim ne onlar gençti ne de Ekrem Kara’ dan kurtulacak korunacak yerleri vardı. Elleri mahkûmdu böyle bir hayata.
Ahmet ve Hatice Dolunay’ın gizli ailesiydi. Dolunay anne sevgisini Hatice ‘den alıyorken, Hatice’de evlat sevgisini Dolunay ile tadıyordu.
Onu sarıp sarmalıyor, anne şefkatiyle üzerine titriyordu.
Onun çektiği acılarda o da acılara boyanıyor, kızla beraber ağlıyor kahroluyordu.
Hatice, Ekrem Bey’in çiftlikte olmadığı zamanlarda kızı her konuda eğitmeye çalışıyordu. Hatta Dolunay’a okuma yazma bile öğretmişlerdi.
Ahmet amcasının gizli gizli getirdiği ders kitaplarıyla Dolunay çok çalışmış her şeyi öğrenmişti.
Ahmet amcası lise mezunu olduğu için ona gizli gizli ders vermiş, onu cahil kalmaktan kurtarmıştı.
Ekrem, kızına bugün yine ceza vermiş onu depoya kapattırmıştı.
Ahmet Kâhya’ya ^^Üç gün burada kalacak, ekmek ve su hariç hiçbir şey vermeyeceksiniz!^^ demiş ve çiftlikten ayrılmıştı.
Ona kimse karşı koyamıyor, her dediğini kabul etmek zorunda kalıyorlardı.
Ekrem, herkesi o kadar korkutmuştu ki ne polise gidebiliyorlar ne de kızı kurtarmak için bir şey yapabiliyorlardı.
Bir defasında işten kovulan bir çalışan, Dolunay’ın çiftlikte işkence gördüğünü ihbar etmişti. Ne yazık ki Ekrem, bir yolunu bulmuştu, kızın akli dengesinin yerinde olmadığına dair rapor almış; Dolunay’ın kendi kendine zarar verdiğini söylemişti. Bu sayede kendini kurtarmıştı.
Şikayet eden adama sonra ne olduğunu kimse bilmiyordu.
Ekrem Bey çiftlikten ayrıldıktan sonra Hatice, kimseye görünmeden Dolunay’ın kapatıldığı depoya geldi. Her zaman yanında sakladığı anahtarıyla kapıyı açıp içeri girdi. Dolunay ise kuru ekmeğini yemeye çalışıyordu. Kadın kızın halini görünce gözyaşlarına boğuldu. Onun canının parçası gibi olan kıza, aşağılık babası neler yapıyordu. Hemen kızın yanına gelerek önce sıkıca sarıldı. Sonra da ona gizlice getirdiği yiyecekleri verdi.
Dolunay, kuru ekmeği bırakarak Hatice teyzesinin getirdiği kekten bir dilim eline aldı. Kız keki ısırırken Hatice konuşmaya devam etti.^^Bu sefer ne oldu kızım, seni neden buraya kapattı bu adam?^^
Dolunay, ağzında ki lokmayı zorla da olsa yutup Hatice’ye yaşlı gözlerle baktı.
^^Bilmiyorum teyzem. Beni neden buraya kapattırdı. İnan ki bilmiyorum, ben hiçbir şey yapmadım ki. Odanın kapısı kilitli biliyorsun ben dışarı bile çıkamıyorum. Onu kızdıracak ne yapmış olabilirim?
Onun bana ceza vermesi için benim bir şey yapmama gerek yok ki. Babam için benim nefes alıyor olmam bile suç.
Neden benden bu kadar nefret ediyor teyze, ben ona ne yaptım? Yıllardır bir gün olsun bana sevgi göstermedi. Onu geçtim yapmadığı zalimlik işkence kalmadı. Bir baba bunu öz evladına nasıl yapar aklım almıyor.^^
^^Bunu bende bilmiyorum güzel kızım. Bu adam nasıl bir insan? Onun insan olduğu bile şüpheli ya neyse. Dolunay, kızım sen karnını iyice doyur; sonra seni eve götüreyim ihtiyaçlarını gider, banyo yap.^^
^^Gidelim teyzem de kapıda bekleyen adamlar vardır. Onlar ne olacak?
^^Korkma sen Ahmet amcan onları oyalıyor. Bizim işimiz bitene kadar onları başka yere götürdü.^^
Hatice, Dolunay karnını doyurduktan sonra hemen ellerini çözdü. Sonra kimseye görünmeden çiftliğin içindeki büyük eve, evden çok bir konağa benzeyen yerde ki odasına gittiler.
Dolunay’ın yaşadığı odaya gelince Hatice hemen banyoyu hazırladı. Dolunay’a hemen girip temizlenmesini söyledi.
Depoya daha bugün kapatılmasına rağmen üstü başı toz içinde kalmıştı.
Kız, bağlı olduğu yerde deponun toz toprak içinde olan zemininde oturuyordu. Bu yüzden üzeri toz toprak içinde kalmıştı. Dolunay, banyoya girip hızlıca duşunu aldı. Sonra uzun saçlarını taramaya başladı. Saçları o kadar uzundu ki zar zor işini bitirip dışarı çıktı. Kıyafetlerini değiştirip üzerine her zaman giydiği ceketini giydi. Kimsenin depodan çıktığını temizlendiğini bilmesini istemiyordu. Onun için eski ceketi onun kamuflajı gibiydi.
Hatice teyzesinin onun yıkanmasını sağladığını, temiz kıyafet giydirdiğini bildirmemek için üzerine mutlaka o ceketi giyerdi.
İşleri bitince tekrar depoya döndüler. Dolunay, bağlandığı yerine gidip oturdu.
Hatice teyzesi bileklerine zinciri takmadan önce, bileğini bezle sardı ve onun üzerine zinciri geçirdi.
Kızın canı yansın istemiyordu kadın. Zinciri taktıktan sonra Dolunay’a sıkıca sarıldı.
^^Sabret yavrum. Elbet senin sıkıntıların da bir gün bitecek. Hiçbir dert ömür boyu sürmez. İnan bana bir gün her şey çok güzel olacak. Ben buna inanıyorum. Sende inan lütfen. Hem ben baban gelmediği sürece her gün gelip sana bakacağım. Sen beni bekle merak etme.^^ dedi ve depodan ayrıldı.
Dolunay karanlıktan o kadar çok korkuyordu ki, karanlık bir ortamda kaldığı zaman korkudan baygınlık geçirdiği çok olmuştu. Babası olacak adam onun bu zayıf noktasını bildiği için, onu karanlık odaya kapattırdı.
Karanlık odada kızın sinir krizleri geçirmesini zevkle izlerdi.
Allah’tan deponun üst kısımlarında açıklıklar vardı. Gece ay ve yıldızların ışıkları hafifte olsa deponun içini aydınlatıyordu.
Üç gün sonra Ekrem Bey çiftliğe geri döndü. Döndü dönmesine ama sinirden patlamaya hazır bomba gibiydi adam. Karşısına kim çıkarsa çıksın öfkesinden kurtulamıyordu.
Ahmet Kahya koşarak adamın yanına gitti.
^^Hayırdır Beyim yolunda gitmeyen bir şey mi var, neden bu kadar sinirlisiniz?^^ dedi.
^^Neden olabilir Ahmet Kahya? Tabi ki kahrolası işler yüzünden. Aylardır işlerim yolunda gitmiyor. Şirket kaç tane ihale kaybetti biliyor musun? Girdiğimiz bütün ihaleleri sürekli kaybediyoruz. Şirket hızla zarara gidiyor. Böyle giderse iflas edebiliriz.^^
^^Sinirlenmeyin Ekrem Bey, elbet işler yoluna girer. Siz bir şekilde halledersiniz.^^ dedi. Onun işlerini nasıl hallettiğine dair imada bulunarak.
^^Hallederim tabi ki. Hallederim halletmesine ama düşmanımı tanımıyorum. Piyasada daha yeni olan bir şirket, sanki özellikle benimle uğraşıyor. Girdiğim her işte benim bir adım önümde. Zararına bile olsa elimden bütün işleri alıyor. Bir şeyden eminim bu şirket kiminse benimle bir derdi var. Ben onun kim olduğunu bulacağım. Kim olursa olsun, Ekrem Kara’ yla uğraşmak ne demekmiş öğrenecek. Daha benim kim olduğumu bilmiyor onlar.^^^
^^Ekrem Bey yorgun görünüyorsunuz, siz gidin dinlenin ben size yemek hazırlatırım.^^
Ekrem salona geçip koltuğuna oturdu, olanları düşündükçe sinirden duramıyordu.
Ahmet Kahya yanına gelince ^^O kız nasıl?^^ diye sordu.
^^Hangi kız efendim, kızınızı mı soruyorsunuz?^^
^^Evet, Ahmet kızım ne yapıyor?^^
^^Kötü efendim insan öyle bir yerde nasıl iyi olabilir?^^
^^İyi olmasın Ahmet iyi olmasını isteyen kim zaten? Ben o kız kötü olsun, acı çeksin diyerek depoya kapattırdım.^^
^^Neden efendim, öz çocuğunuza bunu neden yapıyorsunuz? Neden göz göre göre bu kadar acı çektiriyorsunuz?^^
^^Sana sorman için para vermiyorum Ahmet, sen git kendi işini yap. Bir daha benim işlerime sakın karışayım deme. Benim ne yapıp yapmayacağıma sen karar veremezsin. Haddini bil bir daha uyarmam.^^
^^Peki, efendim kusura bakmayın bir daha olmaz.^^ dedi.
Ahmet tam dışarı çıkacakken Ekrem onu durdurdu.
^^Dolunay’ ı kendi odasına getirip kilitleyin. Bugün de ona yemek yok. Ayrıca karına söyle sabaha kadar kızın uyumasını istemiyorum. Başında karın bekleyecek. Eğer karın ona acır uyumasına izin verirse, bende adamlarımdan birine bekletirim. Karın ona fazla ilgi gösteriyor bu dikkatimden kaçtı sanma anladın mı?^^
^^Anladım efendim.^^ dedi Ahmet.
Öfkeyle evden çıkıp giden Ahmet, gidip depodan Dolunay’ ı çıkardı.
Sonra da büyük evdeki odasına getirdi. Kızı odaya koyduktan sonra kapıyı kilitleyerek kendi evine gitti. Kocasının geldiğini gören Hatice hemen kalkıp kapıyı açtı. ^^Hayırdır Ahmet, ne oldu sinirli gibisin?^^ dedi.
^^Ekrem Bey geri döndü Hatice. Döner dönmez yine Dolunay’a sardı.
Şirkette işleri iyi gitmiyormuş. Şirket çok zarar ediyormuş. Sinirini yine kızdan çıkarmak için bir bahane buldu.^^
^^Bu sefer ne ceza verdi?^^
^^Yarına kadar Dolunay’a yemek yokmuş. Ayrıca bu gece uyumasını da istemiyor. Başında sen duracakmışsın.
Eğer onun uyumasına izin verirsen, adamlarından birini dikecekmiş kızın başına. Ekrem Bey senin ona ilgi gösterdiğinin farkına varmış. Beni açıkça uyardı Hatice.^^
^^Tamam, Ahmet sen merak etme ben bakarım Dolunay’a. Ekrem Bey, madem dikkat etmiş, bizde bundan sonra daha dikkatli oluruz.^^
^^Hatice, biliyorum Dolunay’ ı çok seviyorsun. Bende öz kızım olsa anca bu kadar severdim. Eğer Ekrem, yıllardır onu koruyup kolladığımızı öğrenirse hele ona okuma yazma öğrettiğimizi. En az bir lise öğrencisi kadar bilgisi olduğunu öğrenirse bizi öldürür. Kesinlikle affetmez.
Benim için ölmek sorun değil. O aşağılık, seni benim gözümün önünde öldürür. Ben buna dayanamam Hatice’ m. ^^
^^Biliyorum Ahmet, o adamın ne kadar acımasız olduğunu biliyorum merak etme. Öz kızına bile acıması yok. Bize mi acıyacak.^^
^^Biz olmasak Dolunay’a dayanamazdı. Sen kızı annesi gibi korumaya, gözetmeye, yaralarını sarmaya çalışıyorsun.^^
^^Dolunay on sekiz yaşına girecek Ahmet hala bu adamın işkencelerinden kurtulamadı.^^
^^Kurtulması da zor Hatice’ m. Onun için daha dikkatli olmalıyız. Hem Dolunay için hem de kendimiz için.^^
^^Tamam canım, bundan sonra her zamankinden daha çok dikkat edeceğim. Şimdi ben kızımın yanına gidiyorum.^^
^^Tamam, Hatice’m tamam. Çok dikkatli ol.^^
Hatice, hızlı adımlarla Dolunay’ın odasına geldi.
Kapıdaki anahtarı çevirip içeriye girdi. Gözü Dolunay’a iliştiğinde kadının kalbi bir kez daha sızladı.
Kız yorgunluktan eski koltuğun üstünde uyuya kalmıştı.
Hatice, kızın yanına kadar geldi. Onu uyandırmaya kıyamıyordu. Ama mecburdu kadın. Kızı uyandırması lazımdı. Her an Ekrem Bey gelip kızı uyurken görebilirdi.
Yine de kıza kıyamadı. ^^En azından birkaç dakika daha uyusun^^ diyerek kapıyı aralık bıraktı. Kendisi de kapının yanında durup dışarıya bakmaya başladı.
Neredeyse yarım saat geçmişti ki, dışarıdan sesler gelmeye başladı.
Bir anda panikleyen Hatice kızın yanına koştu. Ona seslendi ama Dolunay duymamıştı bile.
Bunun üzerine Hatice onu kolundan tutup sarstı. Dolunay, korkuyla gözlerini açtı.
^^Hayırdır teyzem, bir şey mi oldu? Neden geldin bu saatte? Ne güzel uyuyordum, neden uyandırdın beni anlamadım?^^
^^Biliyorsun baban geldi kızım, gelir gelmez de sana ceza vermiş.^^
^^Neden teyzem, bu sefer neymiş?^^
^^Bilmiyorum ki kızım. Herhalde şirketteki işleri iyi gitmiyormuş. Girdiği ihaleleri kaybetmiş. Bu yüzden sinirliymiş beyefendi. Acısını da senden çıkarıyor. Daha beter olsun inşallah. Yıllardır sana yapmadığını bırakmadı acımasız herif.^^
^^Peki, cezası neymiş teyzem?^^
^^Kızım yarın akşama kadar yemek yok demiş. Birde bu gece sabaha kadar yemek yok demiş.^^
^^Üzülme Hatice Sultan, bizde uyumayız. Bir gün yemek yemeyince ölecek değilim ya. Sen canını sıkma ne olur.^^
^^Benim güzel kızım sen dünyanın en iyi insanısın. Seni çok seviyorum.^^
^^Bende teyzem, bende seni çok seviyorum.^^
…
Emir Asaf, daha çocuk yaşlardayken annesi ve babası gözlerinin önünde öldürülmüştü.Gençoğlu ailesinin en büyük ve tek erkek çocuğu, ailenin en kıymetlisiydi Emir Asaf.
Ailede herkes onun ağzından çıkacak tek bir söze bakar, bir dediğini iki etmezlerdi.
Emir Asaf’ta harika bir çocuk, her insanın sahip olmayı isteyeceği bir evlattı. Anne ve babasın hiç üzmez, onların sözünden kesinlikle çıkmazdı. Okulunda başarılı geleceği çok parlaktı.
Emir Asaf’ın hayatı daha on üç yaşındayken evlerine giren, yüzünü daha önce hiç görmediği, vicdanı olmayan, acımasız adamların ailesini öldürmesiyle tamamen değişti. O gün hayatının dönüm noktası olmuştu.
Adamlar babasını salonun ortasına bir sandalyeye bağlayıp saatlerce işkence etmişlerdi.
O sırada Emir Asaf ve annesi yukarı katta gizli bir odada saklanıyorlardı. Babasına atılan yumrukların sesini ve onun acı dolu inlemelerini duyuyorlardı saklandıkları odadan.
Annesi sürekli ağlayıp, Allah’a kocasının kurtulması için yalvarıyordu.
Yapacak hiçbir şeyi yoktu kadının, adamlar çok kalabalık gelmişlerdi.
Bir kadın ve bir çocuk onların karşısında ne kadar etkili olabilirlerdi ki?
Adam başına gelecekleri bildiği için adamlar eve girmeden karısı ve oğlunu yukarı kattaki hiç kimsenin bulamayacağı gizli odaya göndermişti.
Kadın olanları oğlu duymasın görmesin diyerek kocasının dediğini yaparak bu odaya saklamıştı.
Bu olanları oğlunun görmemesi, sanırım bu imansızdı artık. Oğlunun kaderinde anne ve babasının öldürüldüğünü görmek de varmış. Evlatçığı için çok üzülüyordu kadın. Onu bırakacakları içi kalbi paramparça oluyordu. Çünkü kadın kocasını asla yalnız bırakmazdı. Ölürse de kalırsa da her şekilde kocasıyla birlikte olacaktı.
Emir Asaf’ ın amcaları da iş için şehir dışına gitmişlerdi. Çalışanlara da izin vermişlerdi.
Fahri Gençoğlu o gün evde eşi ve oğluyla yalnızdı.
Fahri bir gün bunun olacağını biliyordu. Ama bu kadar hazırlıksız yakalanacağı aklının ucundan geçmemişti.
Her zaman tedbirli bir adam olmuştu. Ailesi ve kendini korumak için her şeyi yapıyordu.
Yıllar önce hamile bir kadının hayatını kurtarmalarının başına bu kadar dert olacağını bilse yapar mıydı bilmiyordu?
Evet, yine de yapardı. Çünkü Fahri Gençoğlu öyle iyi bir insandı , kimseye bir zarar gelsin istemezdi. Ölüme bile gidecek olsa mutlaka zorda olana, ondan yardım isteyene mutlaka yardım ederdi.
Yüzüne bir yumruk daha geçiren adam: ^^Senin yüzünden oldu her şey.^^ dedi nefretle.
^^Sen olmasaydın her şey çok farklı olacaktı. O benden kaçamayacak, şuan benim yanımda olacaktı. Ben mutlu bir adam olacaktım. Bir canavara, bir caniye dönmeyecektim. Sen bunun bedelini ödeyeceksin Fahri Gençoğlu.^^
^^Ben kötü bir şey yapmadım.^^ dedi nefes nefese.
^^Ben zor durumda olan bir insana yardım ettim. Yine olsa yine aynı şeyi yaparım.^^
^^İşte en büyük hatan bu oldu biliyor musun? Beni kendine düşman etmek en büyük hatan oldu. Ne sandın, bunu yanına bırakır mıyım ben? Ha bu arada şunu da söyleyeyim: Onu kurtarman bir işe yaramayacak. Seninle işim bittiği zaman sıra ona da gelecek.^^
^^Sen nasıl bir insansın aşağılık herif. Ne istiyorsun o kadından?^^
Onlar birbirlerine bağırırlarken Ayşen Hanım oğlunu nasıl kurtaracağının derdine düşmüştü.
Adamların kocasını sağ bırakmayacağını anlamıştı. Çünkü Fahri'ye defalarca tehdit telefonları geliyordu. Adam bir gün onu mutlaka öldüreceğini söylüyordu hep.
Ayşen Hanım, kocasına polise gitmesini söylese de Fahri polisin bile onu durduramayacağını biliyordu.
Odanın içinde gizli bir bölme vardı. Oğlunu oraya gizleyip, kendisi dışarı çıkarak kocasının yanına gitmeyi düşünüyordu kadın. Elinden belki bir şey gelmezdi ama yine de kocasının yapayalnız ölmesine katlanamazdı. Buna asla izin vermeyecekti. Madem onu kurtarmaya gücü yetmeyecekti, kadın da kaderi neyse ona razı olacaktı. Ama önce oğlunu ikna etmesi gerekiyordu. Emir Asaf’a bakıp: ^^Oğlum benim, senden bir şey yapmanı istiyorum.^^ dedi.
^^Ne yapmamı istiyorsun annem?^^ dedi çocuk korkuyla.
Aşağı kattan babasının sesi geldikçe kahroluyordu çocuk zaten.
Babasına yardım edememek Emir Asaf’ın ruhundan bir şeyleri alıp götürüyordu.
^^Şuradaki dolabın arkasında gizli bir bölme var. Seni oraya saklayacağım. Sende ne olursa olsun sesini çıkarmayacaksın, tamam mı oğlum?^^
^^Sen ne yapacaksın anne?^^
^^Ben babanın yanına gideceğim.^^
^^Hayır, anne! Hayır, gitme lütfen. Babam gibi sana da zarar verirler. Arka kapıdan kaçalım anneciğim. Sonra gidip polise haber verelim, onlar babamı kurtarırlar. Ne olur anneciğim babama da sana da bir şey olmasın. Ben siz ikiniz olmadan yaşayamam. Lütfen anne! Lütfen beni burada yalnız bırakma. Babamın yanına gideceksen de beni de götür.
^^Bak oğlum zamanımız çok az. Adamlar her an bizi bulabilirler. Sen bu ailenin her şeyisin , geleceğisin. Benim ve babanın tek umudusun. Seni kaybedemeyiz oğlum. Bu asla olmaz. Senin mutlaka kurtulup yaşaman lazım. Baban için, benim için, ailemiz için yaşaman lazım.
Şimdi o bölmeye gireceksin ve ne olursa olsun çıkmayacaksın. Sen artık büyüdün. Sana söylediklerimi anladın mı yavrum? Söz ver bana babanın ve benim gurur duyacağımız bir evlat olacaksın.
^^Beni bırakma anne ne olur bende seninle gelmek istiyorum.^^ dedi Emir Asaf gözyaşları içerisinde. Ne olursa olsun babamdan ve senden ayrılmak istemiyorum.^^
Aşağı kattan gelen gürültülerden, adamların Fahri Bey’e, işkence etmeye devam ettikleri anlaşılıyordu.
Emir Asaf, babasının inlemelerini duymamak için kulaklarını kapattı. Ellerini yumruk haline getirerek kulaklarına sert bir şekilde bastırdı. Dayanamıyordu çocuk babasının acı çekmesine. Babası onun canıydı her şeyiydi.
^^Hadi oğlum çabuk içeri gir. Adamlar şimdi evi aramaya tekrar başlarlar. Arkalarında şahit bırakmazlar onlar. Hadi beni üzme kuzum.^^ dedi. Sonra da Emir Asaf’ ın kolundan tutarak kendine çekti.
Emir Asaf ne kadar dirense de annesi onu dolabın yanına getirdi.
^^Canım oğlum seni öyle seviyorum ki anlatmaya kelimeler yetmez.^^
^^Bende seni çok seviyorum annem. Her şeyden çok herkesten çok.
^^Tamam, oğlum yalnız sana bir şey söyleyeceğim. Ne olursa olsun, polisler veya amcaların gelmeden buradan çıkmayacaksın. Sakın sesini filan çıkarma. Eğer seni duyarlarsa seni bulmaya çalışırlar. Eğer bulamazlarsa evi bile yakarlar annem tamam mı?^^
Emir Asaf annesine bir şey diyemedi sadece kafa sallamakla yetindi. Çocuk ağlamaktan konuşamıyordu bile. Artık acıyı bütün ruhunda hissediyordu. Bu fiziki bir acı değildi. Bir evladın ailesi koparılıp alınırken bin parçaya bölünen kalbinin ve ruhunun can çekişmesiydi.
Ayşen Hanım oğlunu gözyaşlarını akıtarak gizli bölmeye soktu. Ona sıkıca sarılarak alnından yanaklarından öpüp kokladı. Önüne dolabı çekip bölmeyi kapattı. ^^Hoşçakal oğlum. Seni Allah’a emanet ediyorum.^^ dedi.
Kanlı gözyaşları akıtarak odadan çıktı, hemen kocasının yanına gitmek için merdivenlere yöneldi.
Merdivenlerden yavaş adımla inerken kocasının kanlar içindeki halin gördü. Hayat o an sanki durdu Ayşen Hanım'ın, bacakları tutmadı, elleri titremeye başladı.
Onu ilk önce kocası gördü. Acıyla gözlerini kapadı adam.
Hayatının tek aşkı oğlunun annesi onunla beraber ölmeye geliyordu. Kalbinde tarif edilemez acılarla birlikte gurur da vardı. Herkese nasip olmayacak bir aşk yaşamışlardı onunla.
Ayşen Hanım'ın kalbindeki yeri öyle büyükmüş ki kadın onunla beraber ölmek için geliyordu.
Adamlar kadın görünce çok şaşırdılar. Evin her yerini aramış kimseyi bulamamışlardı oysa ki.
İki adam hemen gidip kadının kolundan sürükleyerek Fahri Bey’in ayaklarının dibine fırlattılar.
Fahri Bey, karısının onunla beraber ölmeye geldiğini anlamıştı ama ona bir şey olmasını istemiyordu.
Karısının acı çektiğin görmektense kendisi bin kez ölürdü. Onlara karısını bırakmaları için yalvarmaya başladı adam.
^^Onun hiçbir suçu yok. Onu bırak. Ne yapacaksan bana yap. Ona bir zarar verme.^^ dedi.
Ayşen Hanım yerden başını kaldırarak kocasına baktı aşkla. Asla kimseye boyun eğmeyen kocasının onun hayatı için yalvardığını görünce kocasına bir kez daha âşık oldu. Çünkü biliyordu aynı şeyi oda kocası için yapardı. Kimseye boyun eğmezdi ama kocası ve oğlu onun hassas noktası can eviydi.
Fahri karısını o kadar çok seviyordu ki onun hayatı için her şeyi yapardı. Karısı ve oğlu onun için tek yaşam sebebiydi.
Ayşen kocasının yalvarmalarına dayanamadı ve sürünerek gidip bacaklarına sarıldı.
^^Fahri kimseye yalvarma canım. Benim için bile olsa kimseye yalvarma.
Ben bu aşağılık adamlardan korkmuyorum. Seni çok seviyorum aşkım. Seninle çok güzel yıllar yaşadım. O bana yeter. Öleceksek de beraber kalacaksak ta. Sakın kimseye yalvarma.^^ dedi.
^^Bende seni çok seviyorum. Kadınım her şeyim affet beni. Seni bu hale düşürdüğüm için affet, bu duruma gelmemizin suçlusu benim.
^^Ben sana hiç kızmadım ki adam. Sana o zamanda söyledim sen doğru olanı yaptın. Zorda kalan bir insana yardım ettin. Seninle gurur duyuyorum. Seni karşıma çıkaran rabbime şükrediyorum.^^
^^Yeter artık bu kadar muhabbet. Bir oğlunuz olduğunu biliyorum. O nerede? Nerede saklıyorsun hemen söyle!^^ diye kükredi adam.
^^Oğlum evde yok amcalarıyla şehir dışına gitti. Evde ikimizden başka kimse yok istersen her yeri arayabilirsiniz.^^
^^Öyle mi Fahri Bey, şimdi anlarız.^^
Adamlarına bütün evi tekrar aramalarını söyledi. Kendisi de koltuğa oturup birbirini ölecek kadar seven adam ve kadına tiksinti içinde baktı.
Çünkü onu kimse uğrunda ölecek kadar sevmeyecekti. Kimse onun için gözyaşı dövmeyecekti.
Adamlar dağılıp bütün evi aramaya başladılar.
Evin her yerini, her köşesini didik didik aramalarına rağmen çocuğu bulamadılar.
Tekrar salonda toplanarak evde kimsenin olmadığını söylediler.
Adam oturduğu koltuktan ayağa kalkarak Fahri ve Ayşen'in yanına doğru yürüdü.
Adamlarına kadını kocasının yanından uzaklaştırmalarını söyledi.
İki adam kadını kolundan tutarak kaldırmaya kocasından ayırmaya çalıştılar.
Ayşen, kocasının bacaklarına öyle sıkı sarılmıştı ki iki adam zorla ayırdı onları. Kadın ayrılmamak için gücünü son zerresine kadar kullandı. Başaramadı kadın. Zorla söküp aldılar kadının kollarından adamı.
^^Fahri!^^ dedi kadın son kez feryat ederek. ^^Ayşen’im^^ dedi adam son kez içi yanarak. İki bakış birleşti son kez aşkla.
Birbirine kilitlenen gözleri kana susamış bir canavarın sesi ayırdı.
^^Tamam öyleyse. Son duanı et Fahri Gençoğlu^^ dedi nefret dolu sesle.
^^Ben duamı her zaman ediyorum. Senin gibi bir adam bana bunu söyleyecek en son kişi.^^
Bu sözler üzerine silahını ateşleyen adam Fahri Beyi tam göğsünden vurdu.
Yetmedi bir kere daha ateş etti. Bu kurşun kendini kocasının önüne atan Ayşen Hanım’a geldi. Sırtından vurulan kadın kocasının ayaklarının dibine düştü.
^^Ayşen!^^ diye bağırdı adam nefes nefese.
Son kez doğrulup kocasının gözlerine bakan Ayşen Hanım oracıkta can verdi.
Fahri Bey’in o dakikadan sonra sesi soluğu kesilmişti.
Ne bağırabiliyordu ne de haykırabiliyordu. Oğlunun sesini duymasını ve ortaya çıkmasını istemiyordu.
Artık o da ölmeliydi. Çünkü karısı, sevdası, her şeyi ayaklarının dibinde nefes almadan yatıyordu. Bu saatten sonra Fahri Bey’in aldığı her nefes ona haramdı.
Son kez karısına baktı. Sessiz sessiz ağlayarak. Hayatının kadını gözlerinin önünde cansız yatıyordu.
Ne çok sevmişti onu. Onunla evlenmek için ne kadar uğraşmıştı. Şimdi ellerinden kayıp gitmişti tek aşkı. Adam bir kez daha ateş etti. Bu Fahri’nin de sonuydu artık.
Birbirleri için aşkla atan iki kalp. Sonsuzluğa yola çıkmıştı.
Adamlar ikisinin de öldüklerini görünce evden ayrıldılar.
Başlarında ki adam son kez Fahri Bey’e bakıp, ^^Sana söylemiştim. Beni kendine düşman etme demiştim. Sonunun böyle olacağını biliyordun^^ dedi ve çıkıp gitti. Ev artık sessizliğe gömülmüştü. Ölüm sessizliği denilen şey bu olmalıydı.
Emir Asaf saklandığı yerde silah seslerin duymuştu. Dışarı çıkmaya gücü yoktu çocuğun. Korkudan altına kaçırmış bir köşeye büzülüp oturmuştu. Bir süre sonra araba seslerinden adamların gittiklerini duydu.
Bacakları titreyerek oturduğu yerden kalktı. Hemen gizlendiği yerden çıktı ve koşarak merdivenlerden indi.
Salona geldiğinde bir çığlık koptu boğazından. Kalbini yırtarcasına, gırtlağını parçalarcasına bağırdı çocuk.
Eli ayağı bağlı olan babasının yanına geldi. Sonra, babasının ayaklarının dibinde yatan annesini gördü.
Emir Asaf tekrar öyle bir çığlık attı ki ailesinin ardından. Sanki sesinden ev sallanmıştı.
Annesinin yanına attı kendini. Dizüstü yer oturdu. Annesinin başını kendi dizlerinin üzerine koydu. Canından çok sevdiği annesinin cansız bedeni şu an nefessiz dizlerinde yatıyordu.
Canından can gitmişti. Başını kaldırıp babasına baktı. Oğlu mutlu olsun diye işten eve gelince yorgun olduğu halde onunla oturup sohbet eden, oğlunun her sıkıntısını çözen uyuyamadığında başucunda oturan babası da yoktu artık.
Emir Asaf için artık zaman durmuştu gözyaşları da durmuştu.
Ağlamıyordu artık. Sadece annesinin başı kendi dizlerinde başını babasının bacağına dayadı. Öylece beklemeye başladı.
Sonra birden bire babasının öksürüğünü duydu. Ona doğru başını kaldırıp baktı. Babasının ağzından kan geliyordu. Sonra bir gayretle elini oğluna uzattı.
^^Oğlum affet beni. Affet her şey benim yüzümden oldu. Sizi koruyamadım^^ dedi veda eder gibi. Ben gidiyorum der gibi.
Emir Asaf hemen annesini yere yatırıp ayağa kalktı ve babasına sarıldı.
^^Baba ne olur bırakma beni. Bak annem nefes alamıyor. Bize kim bakacak artık. Biz top oynarken bize kim kızacak.
İkimize sizi seviyorum diyerek kim sarılacak baba? Bu adamlar annemi neden öldürdüler. Ne istediler bizden, neden baba neden?^^
^^Oğlum sana her şeyi anlatan bir mektup yazdım. Benim odamda dolapta kilitli. Anahtarı senin en sevdiğin oyuncağın içinde. O mektupta adamın adı yaşadığı yer, onun benimle düşmanlığının sebebi hakkında bütün bilgiler var. Onu büyüdüğün zaman al ve oku. O adama karşı çok dikkat et. Ondan uzak dur oğlum.
Seni ve anneni çok sevdim. Siz benim her şeyimsiniz. Kendine çok dikkat et oğlum.^^ dedi ve gözlerini kapattı.
Emir Asaf bir gecede hem annesini hem de babasını kaybetmişti.
Yere annesinin yanına oturdu tekrar, kaç saat geçti bilmiyordu çocuk. Saatler sanki yıl gibi gelmişti çocuğa.
Saatler sonra evlerinin büyük kapısı açıldı. Polisler ve amcaları geldiler yanlarına.
Ne yazık ki çok geç kalmışlardı. Annesi ve babası yoktu artık.
Amcaları hemen çocuğun yanına koştular. Bir tanesi sıkı sıkı sarıldı Emir Asaf’a. Yüzünü ellerinin arasına alarak bir tepki bekledi.
Emir Asaf’ ın bakışları korkutmuştu amcalarını. Çocuk ne ağlıyor, ne de tepki veriyordu. Sadece sabit bir yere bakıyordu.
Sanki bir günde on yaş büyümüş, on yıla sığacak yaş yaşamış gibi çökmüştü Emir Asaf.
Annesinin ve babasının cenazeleri gittikten sonra halası da geldi.
Serap Hanım, Emir Asaf’ın halinden çocuğun kendinde olmadığın anlamıştı.
Ne kardeşi ne de yengesi için gözyaşı bile dökememiş feryat figan anlayamamıştı kadın.
Çünkü onların bir emaneti vardı. Kadının ona sahip çıkması gerekiyordu. Hemen çocuğu aldı ve en yakın hastaneye götürdü.
Emir Asaf’ ın annesi ve babası günler sonra kalabalık bir cenaze töreniyle defnedildi.
Emir Asaf’ ın durumu çok kötüydü. Çektiği acı çok büyüktü. Attığı çığlıklar hastaneyi bile inletiyordu. Bir yıl, tam bir yıl hastanede kaldı. Aylarca psikolojik tedavi gördü. Emir Asaf bir yılın sonunda taburcu olduğunda tamamen farklı bir çocuktu. Artık o eski neşeli, mutlu, güler yüzlü çocuk değildi.