Dolunay, Serap Hanım'la beraber tıklım tıklım dolu olan büyük salona girdi.
Tülün altından etrafa baktığında bütün gözlerin onun üzerinde olduğunu görüyordu kız.
Hiç tanımadığı insanlar, ona sanki bir yaratıkmış gibi bakıyorlardı.
Babası olacak adam da oradaydı ve dehşet saçan gözlerle onu izliyordu.
Sanki kızına değil bir düşmanına bakıyormuş gibi bakıyordu Dolunay'a.
Şimdiye kadar, kendi ettiği eziyetler sanki yetmemişti.
Kendi gibi başka bir zalime, hiç düşünmeden vermişti kızı.
Değersiz bir eşyadan kurtulmuş gibi izliyordu şimdi.
Babası onu hiçbir zaman kendi kızı gibi görmemişti ki zaten.
Hangi baba kızına bu kadar kötü davranır, onu bu kadar yaralardı.
Bütün bu olanların sebebi zaten o adam değil miydi?
Ona bu kadar acı çektirdikten sonra daha da kötü bir hayatın içine yine o atmamış mıydı?
Onun yüzüne bile bakmadan nikâh masasına doğru yürümeye devam etti.
Nikâh masanın önünde bir adam onu bekliyordu.
Evleneceği adam o olmalıydı.
Onu ilk defa görüyordu kız.
Adamın gözlerinde sadece nefret vardı.
Kıza öyle bir bakışı vardı ki.
Dolunay'ın kanı donmuştu adeta.
Titreyen bacakları kendini taşıyamıyordu artık.
Bir an önce ne olacaksa olsa, bu durumdan kurtulsaydı artık.
Çünkü aldığı nefes bile canını yakmaya başlamıştı.
Masaya gelince Serap Hanım'ın yardımıyla yerine oturdu.
Emir Asaf, nefretle bir kez bakmıştı kıza. Bir daha dönüp yüzüne bile bakmamıştı.
Emir Asaf' ta yerine oturduktan sonra nikâh memuru konuşmaya başladı.
Emir Asaf' ın masanın üzerindeki elleri öfkeden titriyordu.
Yumruk halindeki elleri sinirinin ne kadar üst seviyede olduğunu gösteriyordu.
Nikâh memuru konuşurken Dolunay, başını kaldırdı.
Kıza dönüp bakmayan adama göz ucuyla baktı.
Yüzü öfkeden kararmış sabit bir yere bakıyordu.
Sanki öfkesiyle bütün dünyayı yakacak gibiydi.
Sanki şuan ayağa kalkıp Dolunay' ı öfkesiyle boğacak gibiydi.
Emir Asaf, nikâh kıyıldıktan sonra Dolunay' ı beklemeden ayağa kalktı.
Nikâh cüzdanını eline alıp Ekrem'in tam karşısına kadar geldi.
Nikâh cüzdanını adama gösterip zehir zemberek kelimelerle konuşmaya başladı.
"Bu kızının tapusu Ekrem Kara" dedi.
Tiksinir gibi bir yüz ifadesiyle.
Bana sattığın. Kumar masasında kaybettiğin kızının, teslimatının yapıldığına dair tapu."
Bu sözler üzerine Ekrem, Emir Asaf'a yumruk atmak isteyince, sırtına dayanan silahla geri adım atmak zorunda kaldı.
Ekrem'in Emir Asaf'a vuracağını anlayan Serhat.
Olay çıkmasını istemediği için, kimseye fark ettirmeden silahını çıkarttı. Hemen Ekrem'in sırtına dayadı.
Emir Asaf, Ekrem'in bu hareketine başını sağa sola sallayarak tepki gösterdi.
"Bana ne zaman vurman, hatta beni öldürmen gerekiyordu biliyor musun? Ekrem Kara.
Kızını kumar masasında senden istediğim de vuracaktın bana.
Hatta kanının son damlasına kadar kızını vermemek için çaba gösterecektin.
Gerekirse beni öldürecektin ama kızını vermeyecektin.
Şerefli bir baba öyle yapardı.
Şimdi bana sahte kabadayılık yapma.
Senin nasıl şerefsiz bir adam olduğunu ben biliyorum."
Sonra herkese dönüp," Evet millet benim gibi bir adamın.
Böyle bir kızla neden evlendiğini merak ediyor olmalısınız"dedi.
Herkes sadece Emir Asaf'ın söyleyeceklerine odaklanmıştı.
"Bu kız benim kazandığım araba ev eşya gibi mallardan bir tanesi.
Ben bu kadını babasıyla oynadığım kumarda kazandım.
Evet, yanlış duymadınız.
Onu kumar masasında kazandım.
Aslında kayınpederimin tüm çiftliğini kazandım.
Çiftliği ona acıdığım için geri verdim.
Sadece kızını aldım.
Ama yüzünü henüz ben bile görmedim.
Sizde görmediniz değil mi.
Şimdi açıp bakalım verdiklerime değmiş mi?" dedi.
Sonra da hızla Dolunay'ın yanına geldi.
Onu kolundan tutarak salonun ortasına sürükledi.
Yüzündeki tülü sertçe açıp kızı yere fırlattı.
Herkes ağzı açık bir şekilde kıza bakıyorlardı.
Asaf' ın yaptıkları yüzünden, herkes birbiriyle fısıldaşmaya başladı.
Emir Asaf'ın nasıl tehlikeli ve korkulması gereken bir adam olduğunu konuşuyorlardı.
Oradaki herkes acıyarak bakıyorlardı yerdeki kıza
Kameralar şuan sadece Dolunay' ı çekiyorlardı.
Dolunay, ise kendinden geçmiş bir şekilde boş gözlerle etrafa bakıyordu.
Kulaklarında ise Emir Asaf' ın onu kumarda kazandım sözü yankılanıyordu.
Kahrolmuştu bunu duyduğunda.
Kalbi yüz binlerce parçaya bölünmüştü.
Kız daha ne kadar küçük düşebilirdi?
Daha ne kadar rezil olabilirdi.
Kelimelerin bittiği yerdeydi Dolunay.
Babası olacak adam bunu da yapmıştı.
Onu kumar masalarına oyuncak, böyle korkunç bir adama eşya yapmıştı.
Emir Asaf' ın bu hareketi orada bulunan herkesi şaşkına uğratmıştı.
Herkes kızın etrafına toplanmışlar.
Ona acıyan gözlerle bakıyorlardı.
Dolunay o kadar utanmıştı ki başını eğdi ve bir daha yerden kaldırmadı.
Bazı kadınlar, 'Emir Asaf gibi bir adam bu sünepeyi sevmezdi zaten.
Bir ona bakın bir de yerdeki şu kıza bakın.' diyerek Dolunay'ı küçümsüyorlardı.
Emir Asaf, yere fırlattığı kıza dönüp bakmadı bile.
Gözü o kadar dönmüştü ki.
Yoluna kim çıkarsa çıksın onu acımadan yok edecek kadar nefret doluydu.
Emir Asaf, tekrar Ekrem'in yanına gitti.
"Teslimat bitti Ekrem Kara.
Şimdi evimden defol" dedi kin kusar gibi.
"Sıkıldığım zaman kızını da gönderirim merak etme. "Sonra da adamlarına Ekrem'i dışarı çıkarmaları için işaret verdi.
Adamlar onu evden atmak için gelirken. Ekrem, Asaf'a
baktı öfkeyle. Sonra da,
"Bunu ödeyeceksin Gençoğlu.
Bugünü unutma. Yaptıklarını da" dedi.
Sonra da hemen çıkışa yöneldi.
Emir Asaf' ın adamları Ekrem'i hemen malikaneden çıkardı.
Emir Asaf, tekrar kameralara dönerek konuşmasına devam etti.
"Ne sandınız, benim gibi bir adam buna bakar mı?" dedi.
Yerdeki kızı parmağıyla göstererek.
"Onu sadece babasından intikam almak için getirdim buraya.
Bu kadın benim karım değil.
Sadece hizmetçim olabilir" dedi tükürür gibi.
Sonra da bütün misafirlerine ithafen konuştu.
"Düğün bitti millet" dedi alay eder gibi bir ses tonuyla.
Geldiğiniz için teşekkür beklemeyin. Çünkü etmeyeceğim.
Yılın olayıyla eğlenmiş olmalısınız. Şimdi güle güle." diyerek odasına gitmek için merdivenlere yöneldi.
Adamları misafirlerle ilgilenip onları yolladıktan sonra, evde hiç kimse kalmamıştı.
Serap Hanım, hala yerde oturan ve sürekli ağlayan kızın yanına gitti.
Yanına kocası da geldi ve beraber kızı yerden kaldırdılar.
Serap Hanım, Emir Asaf'ın yaptıklarına bir türlü inanamıyordu.
Emir Asaf, o kadar mı kin nefret dolmuştu?
Suçu bile olmayan kıza bu kadar ağır bir şeyi nasıl yapmıştı.
Ona o kadar çok kızdı ki kadın.
Ne yazık ki elinden hiçbir şey gelmemişti.
Olanlara engel olamamıştı kadın.
"Hiç kimse böyle aşağılanmayı hak etmez.
Özellikle böyle masum bir kız hiç hak etmez Cihan."
Serap, kocasıyla beraber kızı götürüp koltuğa oturttular.
Kız o kadar perişan haldeydi ki.
Serap Hanım bu duruma çok üzülmüştü.
Cihan'ın getirdiği suyu kıza içirip yanına oturdu.
O sırada Emir Asaf odasından geri geldi.
Halası ve eniştesine bakarak,
"Bir kaç gün kendi evinize giderseniz sevinirim hala." dedi.
Serap, hemen karşı çıktı Asaf'ın onları gönderme isteğine.
"Asla o kızı seninle yalnız bırakmam. Bunu aklından çıkar "dedi.
Emir Asaf, eniştesine bakıp. "Enişte lütfen rica ediyorum.
Biliyorsun sana saygım sonsuz.
Ama benim eşimle yalnız kalmamız lazım.
Biz daha yeni evlendik değil mi?" dedi. Söylediklerinde birçok imayı anlatmak isteyen bir ses tonu vardı.
Eniştesi" İstediğini aldın Asaf.
Kızı da, babasını da rezil ettin.
Artık bu kadar yeter.
Bak kızın durumu çok kötü.
Bırak oda bizimle gelsin.
Senin öfken daha fazla kıza zarar vermesin" dedi.
"Olmaz enişte o benim karım.
Bu gece ve her gece benimle kalacak.
Ben ondan bıkana kadar.
Şimdi yalnız kalabilir miyiz lütfen? "
Emir Asaf' a söz geçiremeyeceğini anlayan Cihan. Ayağa kalkıp karısına elini uzattı.
Serap, hiç istemeyerek oturduğu yerden kalktı.
"Hadi canım, biz gidelim" dedi.
Serap itiraz etmek için konuşmaya başlayacaktı ki. Cihan,
"Serap lütfen hadi" dedi.
Dolunay'ın artık konuşmaya bile takati kalmamıştı.
Olanları gözleri kızarmış bir halde, ağlayarak izliyordu sadece.
Serap Hanım, gitmeden önce Asaf'a yaklaştı. "Eğer bu kıza bir şey olursa Emir Asaf. Seni asla affetmem.
Bunu sakın unutma Emir Asaf Gençoğlu. Sakın." diyerek Cihan Beyi beklemeden dışarı çıktı.
Emir Asaf, koskoca evde Dolunay' la yalnız kalmıştı.
Kızı görmeye bile tahammülü olmadığı için ona dönüp bakmıyordu bile.
Dolunay, ise korkudan ve üzüntüden titriyordu.
Emir Asaf, hemen telefonunu çıkarıp,
Serhat'ı aradı.
Serhat, yanına gelince ona bakarak. "Hemen şu kızı al gözümün önünden." dedi.
"Götür onu aşağıdaki hazırlanan odaya bırak. Üzerine kapıyı kilitlemeyi unutma.
Biliyorsun hanımefendi kaçma girişimleri yapmayı seviyor" dedi.
Serhat" Tamam Efendim" diyerek kızı kolundan tutup, aşağıya onun için hazırlanan odaya götürdü.
Sonra da üzerine kapıyı kilitledi.
İşi bittikten sonra tekrar Asaf'ın yanına geldi.
Emir Asaf, yanına Serhat'ı da alarak, malikâneden ayrıldı.
Kendini en yakın gece kulübüne attı. Gecenin üçüne kadar içti.
İyice kendinden geçmeye başlayınca öfkesi gün yüzüne tekrar çıkmaya başladı.
Serhat, Emir Asaf'ın etrafa zarar vereceğini anladığında kulübü boşalttırdı.
Emir Asaf ise iyice çıldırmıştı.
Elindeki bardağı sıkarak parçalara ayırdı.
Kulüpte ne bulduysa oradan oraya fırlattı.
Mekânın altını üstüne getirinceye kadar durmadı.
Daha sonra da yorgunluktan bitene kadar duvarı yumrukladı.
Serhat "Yapmayın efendim kendinize zarar veriyorsunuz" desende onu durduramadı.
"Sence bu umurumda mı Serhat?
Bu akşam yaptıklarım.
Eve gidince yapacaklarım yüzünden.
Kendimden nefret ediyorum.
Ama bu beni durdurmuyor.
O kıza ne yaparsam yapayım babasına duyduğum nefretim azalmıyor. Anlıyor musun Serhat. Azalmıyor?"
"Anlıyorum efendim. Şimdi sizi evinize götüreyim.
Dinlenin biraz. Bugün çok ağırdı.
Bir an önce bitsin artık.
Ha bu arada söylemeyi unuttum.
Dün geceki bütün haberleri fotoğrafları toplattım merak etmeyin.
Hiç kimse hiç bir şey yayınlayamaz.
Hiç bir yerde fotoğraflar görünmeyecek."
"Tamam Serhat, tamam gidelim hadi. Zaten olacakları geciktirmenin kimseye bir faydası yok.
Bu gece o kız yaşaması gereken her şeyi yaşayacak" dedi.
Serhat, Emir Asaf'ın kararından vazgeçmeyeceğini anlayarak ayağa kalktı.
Kulübün sahibine Asaf Beyin kulübe verdiği zararı karşılaması için yüklüce bir çek bıraktı.
Sonra da Emir Asaf'ı da alarak kulüpten ayrıldı.
Malikaneye gelince Emir Asaf, sarsak adımlarla içeriye girdi.
Serhat'a dışarıda beklemesini söyleyerek kapıyı kapattı.
Öfkesi hala geçmemişti.
Vücudu kasılıyordu sinirden.
Her zerresinde intikam ateşi yanıyordu.
Asaf, salonda daha fazla oyalanmadan aşağıya bodrum kata kızı kapattığı odaya doğru yürüdü.
Bu gece yapacağı şeyleri. Kıza vereceği acıyı hatırlamamak için o kadar çok içmişti ama yine de aklı bulanmamıştı.
Odaya geldiğinde kapıyı tekmeleyerek açtı.
Yalpalayarak odaya girdi ve etrafa bakmaya başladı.
Kapının sert bir şekilde açılmasıyla Dolunay, yerinden fırladı.
Kapının önünde dikilen Emir Asaf' ın bakışlarından o kadar çok korktu ki.
Odanın en köşesine kadar kaçtı.
Emir Asaf, odanın en köşesine kaçan kızın karanlıktaki görüntüsüyle yavaş yavaş ona doğru yaklaşmaya başladı.
"Nereye kaçabileceğini sanıyorsun sen?" dedi.
Oda karanlık olduğu için kızın yüzünü net görmüyordu.
"Benden kaçışın yok. Ekrem Kara'nın kızı.
Babanın cezasını bu gece ve bundan sonra ki günlerde gecelerde sen ödeyeceksin" dedi.
Dolunay'ın kaçacak bir yeri kalmamıştı.
Bacakları tutmuyordu korkudan.
Gözlerinden yaşlar art arda düşüyordu.
"Lütfen bana zarar verme. Ben sana bir şey yapmadım" dedi sesi ağlamaktan titrerken.
"Uzak dur benden korkuyorum lütfen."
Emir Asaf kızın ağlamasına aldırmadan bir hışım kızın kolundan tutup sürüklemeye başladı.
Dolunay, ne kadar bağırsa yalvarsa da dinlemedi genç adam.
Şu an vahşi bir hayvan gibiydi Asaf.
Dolunay' ı onun elinden alacak hiçbir güç yoktu.
Onu duyacak yardım, edecek kimse de yoktu.
Emir Asaf, kızı zorla kendi odasına getirdi.
Yatağın üstüne fırlatıp.
"Çabuk soyun" dedi.
Dolunay' ın yüzü gözü perişan haldeydi.
Korkudan ölmek üzereydi.
"Asla olmaz yapamam. Lütfen bana dokunma" diyerek ağlamaya bağırmaya başladı.
Emir Asaf, yatağa fırlattığı kızın üzerine yürümeye başladı.
"Ne sandın ha sen ağlayınca sana acır mıyım ben?
Vazgeçer miyim sandın.
Sana asla acımam anladın mı asla?" dedi. Sonra da kızın üstündeki kıyafetleri parçalamaya başladı.
"Bu geceyi tamamlamamız lazım değil mi? Ekrem'in kızı.
Bu gece olması gerektiği gibi olmalı.
Nede olsa karımsın benim.
Her istediğimi yapmak zorunda olan malımsın."
"Lütfen yapma. Benden uzak dur.
Ne olur istemiyorum" dedi.
Kız çırpındıkça Emir Asaf daha çok çıldırıyor, kıza zarar veriyordu.
Kız ağlamaktan, Emir Asaf'tan kurtulmaya çalışmaktan perişan olmuştu.
Emir Asaf sarhoştu. Yine de o kadar güçlüydü ki.
Dolunay, ne kadar uğraşsa da ondan kurtulması imansızdı.
Kızın artık gücü tükenmiş, kendini bırakmıştı.
Emir Asaf, kızın üzerindeki tüm kıyafetleri parçaladı.
Hem içkiden hem de sinirden kızarmış gözlerle kızın üzerine eğilmeye başladı.
Dolunay, son gücüyle yatağın en ucuna attı kendini.
İç çekişleri bütün odada yankılanıyordu.
Emir Asaf' ın gözü dönmüştü sanki. Sanki bir insan değil vahşi bir hayvan gibiydi nefes alışları.
Kızı bacaklarından tutup kendine doğru çekti sertçe.
Hemen üzerine çıkıp kollarından yatağa bastırdı.
"Hadi şimdi kaç Ekrem'in kızı.
Hadi kımılda göreyim" dedi
Kız kımıldamak bir tarafa, adamın ağırlığından nefesini zor alıyordu.
"Eğer bana dokunursan kendimi öldürdüm." dedi Dolunay Emir Asaf'ın elinden kurtulmaya çalışarak.
Bu sözler üzerine Emir Asaf, kahkaha atarak kızın üzerinden kalktı.
Yataktan biraz uzaklaşıp tekrar Dolunay'a baktı.
"Senin hayatının benim için hiç bir değeri yok.
Kendini öldürebilirsin, benim için sorun değil.
Hem seni beğendiğimi falan düşünmedin herhalde.
Neden odanın ışığını açmadım zannediyorsun?
Çünkü yüzünü görmek istemiyorum.
Ne sandın sana dokunacağımı mı? Seninle birlikte olacağımı mı?
Sen kendini ne zannediyorsun ha?
Ulaşılmaz değerli biri mi?
Sen bir hiçsin bücür, anladın mı?
Sen benim için bir hiçsin.
Babasının bile değer vermeyip sattığı bir eşya.
Benim gibi bir adam sana bakar mı zannediyorsun?
Bu sana karşı oynadığım bir oyundu.
Yalnızca seni küçük düşürmek istedim. Ağladığını, yalvardığını duymak istedim anladın mı?
Sen var ya benim evimin kadını değil, evimin hizmetçisi bile olamazsın bunu böyle bil.
Seninle evlenmem den yanlış sonuçlar çıkarma diye söylüyorum.
Sen bu evde bir süre benim eziyetlerime katlanacaksın.
Sonra ben seninle oynamaktan sıkılacağım ve seni babana geri göndereceğim." dedi.
Yerdeki parçalanmış kıyafeti kıza fırlatıp, çıplak bir halde tekrar bodrum kattaki odaya sürükledi.
İçeriye hızla fırlattıktan sonra kapıyı üzerine kapattı.
Dolunay, zorla da olsa, odanın köşesine kadar dizlerinin üzerinde gitti.
Duvara yaslanıp, gözyaşlarını tekrar bıraktı.
Bütün gece gözünü bile kırpmadı.
Biraz bile uyumadan sabah olmuştu.
Kız akşam ön tarafı tamamen parçalanan kıyafetini üzerine geçirmişti.
Ama yine de her tarafı ortadaydı. Neredeyse iç çamaşırları bile görünüyordu.
Hem çok üşümüş, hem acıkmıştı. Üstelik gece çok korkmuştu.
Karanlıktan çok korkardı Dolunay.
Neyse ki odaya küçük penceresinden azda olsa ışık giriyordu.
Yoksa kızın sinir krizi geçirmesi içten bile değildi.
Babası da bu zayıflığını öğrenmiş kıza ceza vermek için onu defalarca karanlıkta bırakmıştı.
Sabaha kadar kızın çığlıklarını keyifle dinlemişti.
Dolunay, bitkin bir halde duvarın dibinde otururken kapı gürültüyle açıldı.
Emir Asaf, içeri girip kapıyı kapattı.
Kızı duvarın dibinde sinmiş bir halde buldu.
Elindeki kıyafetleri üzerine attı.
"Bunları giy çabuk ve işine başla hadi" dedi yüzüne bile bakmadan.
Dolunay, oda tam aydınlık olmadığı için tam göremediği kıyafetleri el yordamıyla kontrol etmeye başladı.
Üstüne giyeceği bluz dar ve göğüs tarafı baya açıktı.
Etek ise çok kısaydı.
"Ben.,, ben bunları giyemem etek çok kısa " dedi.
"Neden giyemezmişsin?
Vücudun çok mu çirkin?"
"Utanırım ben lütfen başka bir kıyafet verin."
"Giyeceksin Ekrem'in kızı.
Bana masum temiz kız rolleri yapma.
Ekrem, gibi bir adamın kızı asla masum olamaz.
Şimdi çabuk onları giy ve işe başla" dedi.
"Lütfen eski olsun fark etmez.
Bana başka kıyafet verin.
Bunları giyemem."
Emir Asaf, kızın bu sözlerine iyice sinirlenmişti.
"Demek masum kızımız kendini korumak istiyor.
Kendini gizlemek istiyor.
Ama ben bunu istemiyorum.
Sana şimdi bu tavırların hesabını sorarım" diyerek hızla kızın yanına gitti.
Kolundan tutup yerden zorla kaldırdı.
Sürükleyerek yukarı çıkardı.
Oradan da malikanenin bahçeye açılan kapısını açıp kızı dışarı fırlattı.
Sabah tam olarak aydınlanmadığı için
dışarıda henüz kimse yoktu.
Kızın elinde ki kıyafetleri de alıp kapıyı kapattı.
Dolunay, hemen kapının yanına oturup. Kapıya vurmaya başladı.
"Aç kapıyı lütfen beni bu halde burada bırakma" dedi ağlayarak.
Dolunay' ın sesine bütün korumalar ayaklanmıştı.
Hepsi neler olduğunu merak ederek kapının önüne geldiler.
Hepsi yarı çıplak halde kendini saklamaya çalışan kıza bakıyorlardı.
Bir süre sonra Serhat geldi.
Kızı o halde görünce, hemen kapıya vurmaya başladı.
Bir taraftan da içeri seslendi.
"Efendim benim Serhat kapıyı açın?" dedi.
Serhat'ın sesini duyan Emir Asaf sinirle kapıyı açtı.
Karşısında Serhat'ı ve bütün korumalarını gördü.
Dikkatli baktığında hepsinin aynı yöne baktığını gördü. Hızla başını o yöne çevirdi.
Dolunay, kapının az ilerisinde duvar dibine oturmuştu.
Yapabildiği kadar kendini gizlemeye çalışıyordu.
Kızıl saçlarının bazı telleri yapılan topuzdan kurtulmuş ve yüzüne dökülmüştü.
Bacakları kolları ortadaydı.
Üzerindeki yırtık kıyafet hiç bir yerini kapatmamıştı.
Kız o kadar beyaz ve güzeldi ki. Bakanın gözünü kamaştıracak kadar beyaz bir teni vardı.
Emir Asaf, ilk defa kıza bakıp kalmıştı.
Sesi soluğu kesilmiş hiçbir şey söyleyememişti.
Sonra birden fark etti ki bütün adamları ona bakıyordu.
Hepsi de onun gibi düşünüyor olabilirdi.
Hemen onlara dönüp bağırdı.
" Eğer gözünüzü onun üstünden çekmezseniz.
Bir daha etrafı görecek gözünüz olmaz.
Şimdi defolun gidin işinizin başına." dedi.
Adamlar dağılınca kızın yanına gitti.
"Ayağa kalk ve çabuk içeri gir.
Yeterince kendini sergiledin." dedi.
Bu sözler kızı bir kez daha darmadağın etmişti.
Yavaşça duvardan tutunarak yerden kalktı.
Küçük adımlarla içeri doğru yürümeye başladı.
Serhat'ın yanından geçerken, adam üzgün bir şekilde yere bakıyordu.
Dolunay, içeri girince Emir Asaf' ta arkasından içeri yürümeye başladı.
Serhat'a bakıp" İşinin başına dönebilirsin" dedi.
Serhat, Emir Asaf'a "Bu yaptığınız biraz fazla değil mi efendim?" dedi.
"Sen işine bak Serhat.
Daha bu hiç bir şey. O kız, Ekrem'in kızı olduğu için her gün kahrolacak." diyerek içeri girdi ve kapıyı kapattı.
Dolunay, evin ortasında durmuş.
Emir Asaf'ın yapacaklarını bekliyordu.
Emir Asaf, kıza yaklaşarak tam bir şey söyleyecekti ki kapı tekrar çaldı.
Öfkeyle kapıya dönen Asaf,
"Ne var lan ne var?" diye bağırdı.
Kapıyı açarak içeri giren koruma. "Dışarıda bunu düşürmüşsünüz." diyerek.
Elinde tuttuğu kolyeyi gösterdi.
Emir Asaf’a.
"Getir buraya onu " dedi Emir Asaf.
Kız birden öne atıldı.
"Benim kolyem o. Alabilir miyim lütfen." dedi.
Adam kıza dönüp bakınca gözleri büyüdü.
Kız o yırtık kıyafetlerin içinde bile o kadar güzeldi ki.
Bir deniz kızı gibi beyaz ve parlak bir
teni vardı.
Adamın hayran hayran bakışı Emir Asaf'ın bütün sinirinin bir kez daha tepesine çıkmasına sebep oldu.
Adamın karşısına geçip elindeki kolyeyi aldı.
"Eğer bu kapıdan içeri bir daha girersen seni kendi ellerimle öldürürüm." dedi.
Adam yutkunarak geri çekildi.
"Peki, efendim" diyerek kapıya doğru yürüdü.
Dolunay, "Kolyem" diye bağırınca Emir Asaf elinde ki kolyeyi gösterdi.
Adam çıktıktan sonra kapıyı kilitledi.
Dolunay, heyecanla kolyeyi ona vermesini bekliyordu.
Emir Asaf, ise kolyeyi cebine koydu.
Dolunay, korkuyla ona baktı.
"Lütfen kolyemi verir misin?" dedi.
" Senin için çok değerli galiba" dedi Emir Asaf.
"Evet, lütfen ver." diyerek elini uzattı.
Asaf ise kıza yaklaşarak,
"Seni üzme fırsatını kaçırmayı düşünmüyorum Ekrem'in kızı.
Madem bunu alamayınca üzüleceksin. Bende dursa daha iyi olur."
Kız üzülerek elini geri çekti.
Asaf, yere bakan kızı baştan aşağıya süzdü.
Çok sıska görünen kızın vücudu çok güzel ve orantılıydı.
Başını sağa sola sallayıp düşüncelerini uzaklaştırdı.
"Sana bu seferlik izin veriyorum.
O kıyafetleri giymeyebilirsin.
Yukarı da halamın odasına git.
Oradan üzerini giy ve çabuk işe başla.
Bütün evi temizlemeni istiyorum.
Gelince kontrol edeceğim, ona göre temizle." dedi.
Dolunay, olumlu şekilde başını sallayarak yukarı çıkmaya başladı.
Emir Asaf, o açık saçık kıyafetleri kızın giymesini istemediğine karar verdi. Kızı kimsenin öyle görmesini istemiyordu nedense?
Dolunay, hemen Serap Hanım'ın odasını buldu.
Üzerine bir şeyler geçirip hızla aşağıya indi.
Merdiveninin son ayağına gelince ayağı takıldı ve sert bir şekilde yere düştü.
Emir Asaf, ani bir refleksle kıza doğru koştu ama yetişemedi.
Zar zor yerden kalkan Dolunay.
Temizlik malzemelerini alıp işe başladı.
Emir Asaf, orada çakılıp kalmıştı.
Neden kıza doğru koştuğunu oda anlamamıştı.
Her şey bir anda olmuştu.
Kız temizliğe başlayınca Emir Asaf çalışma odasına gidip işleriyle ilgilenmeye başladı.
Dolunay, aldığı temizlik malzemeleriyle evi temizlemeye başladı. Emir Asaf, ise yaptığı telefon görüşmesinden sonra bazı işlerini halletmek için şirkete gitti.
Dolunay, ise yapa yalnız kaldığı malikanede bütün odaları tek tek temizlemeye başladı.
O adamdan çok korkuyordu.
Bu yüzden her yeri tekrar tekrar sildi
Emir Asaf' ın odasına girdiğinde, dün gece yaşadıkları geldi aklına.
Emir Asaf' ın yaşattığı kâbus dolu gece geldi aklına.
Birden elleri ve bacakları titremeye başladı. Hemen duvara yaslanarak bir süre bekledi. Biraz sakinleştikten sonra odayı temizlemeye başladı.
Emir Asaf'ın odasını hızlı bir şekilde temizleyerek hemen aşağı kata indi.
Etrafa şöyle bir baktı. Kocası olacak adımı ortalarda göremedi.
Görünüşe göre evde hiç kimse yoktu.
Koskoca evde tek başınaydı. Bundan biraz korkmuştu. Ama o adamdan daha çok korkuyordu.
Kızın yorgunluktan ve açlıktan kımıldayacak hali kalmamıştı.
Bütün evi köşe bucak temizlemişti. Temizlik bitince salondaki koltuğa oturdu.
O kadar yorgun ve açtı ki artık başı dönmeye başlamıştı.
Bir süre koltukta dinlendi. Ama açlığa daha fazla dayanamadı.
Yavaş yavaş kalkıp mutfağa gitti.
Önce dolabı açıp baktı. İçinde karnını doyurabileceği bir şey var mı diye?
Mutfakta ki diğer her yere baktı ama hiçbir şey bulamadı.
"Güya çok zengin" dedi içinden.
"Evinde yiyecek kuru ekmeği bile yok."
Yapacak bir şeyi olmadığı için tekrar salona geldi.
Biraz daha koltukta oturduktan sonra yerinden kalkıp kendi odasına gitti.
Odaya girdiğinde orada konulmuş şeyler dikkatini çekti.
Daha önce odada görmediği iki tane minder, bir yastık, bir de battaniye vardı.
Kimin koyduğunu merak etse de fazla üstünde durmadı.
Onları yere serip üzerine uzandı ve gözlerini kapattı.
Dolunay'ın odasına yastık ve battaniye koymasını Serhattan Cihan Bey istemişti.
Cihan Bey, kızın odasın da sandalyeden başka bir şey olmadığını görmüştü.
Onun orada kuru yerde yatmasına gönlü razı olmamıştı.
Serap Hanım ve Cihan Bey Dolunay' ı çok sevmişlerdi.
Bugünden sonra ona yardım etmek için ellerinden geleni yapacaklardı.
Emir Asaf'tan koruyabildikleri kadar koruyacaklardı.
Dolunay, gecenin bir vakti uyandı.
Saatin kaç olduğunu bile bilmiyordu.
Belki de çok az uyumuştu.
Açken uyumak bile işkenceydi kız için.
Gözlerini tekrar kapatınca gözünün önüne Hatice teyzesi geldi.
En zor zamanlarında hep Dolunay' ın yanında olmuştu .
Kıza kol kanat germişti. Koruyabildiği kadar babası olacak adamdan korumaya çalışmıştı.
Dolunay' ı kendi evladı gibi sevmişti Hatice
"Ah teyzem benim. Bir bilsen ne hallerdeyim?
Seni nasıl özledim bir bilsen. Şimdi yanımda olsan keşke.
Dizine yatırıp saçlarımı okşasan.
Beni teselli etmek için saatlerce dil döksen.
Ne yazık ki yanımda sende yoksun. Çok üzgünüm, perişanım, çok açım.
Ben ne yaparım, nasıl yaşarım bilmiyorum teyzem?
O adamın söyledikleri beni kahrediyor. Sana öyle ihtiyacım var ki anlatamam."
Kız bu düşüncelerle tekrar uykuya daldı.
Emir Asaf, çok yorucu ve stresli bir günün ardından, gece çok geç bir saatte, malikaneye döndü.
İçeriye girmeden önce adamlarını yanına çağırdı.
"Serhat hariç hiç kimse malikaneye girmeyecek.
Ancak onun olmadığı zamanlarda.
Ben çağırırsam geleceksiniz anlaşıldı mı?" dedi.
Adamlar Emir Asaf' ın emirlerini onaylayıp işlerinin başına dağıldılar.
Emir Asaf, kapıyı açıp malikaneden içeriye girdi. Bir süre salonda durup etrafa göz gezdirdi.
Her yeri tertemiz yapmıştı küçük karısı.
Ya da küçük hizmetçisi mi demeliydi.
Dün gecenin bütün dağınıklığı temizlenmişti.
Emir Asaf, bütün temizliği kıza yaptırmayı düşündüğü için temizlik şirketini çağırmamıştı.
Sırf ona eziyet etmek için bütün evi ona temizletmişti.
Ev temizlenmişti temizlenmesine ama kız ortalıklarda yoktu. Nereye gitmişti küçük cadı? Bir süre oturduktan sonra,
çok susadığını hisseden Asaf.
Mutfağa gidip bir bardak su aldı.
Bardaktaki sudan bir yudum içip Dolunay' ı aramaya başladı.
Bütün odalara tek tek baktı.
Kız hiç bir yerde yoktu.
Dolunay' ı bulamadıkça sinirlenmeye başlamıştı.
Sonra aklına kızın onun için hazırlanan odada olabileceği geldi.
Elinde ki suyla beraber bodrum kata indi.
Kızın kapısını açıp odaya girdi.
Odanın içinde göz gezdirdiğinde.
Dolunay' ı yerde ki minderlerin üzerine yatmış uyurken buldu.
Minderleri buraya kimin ve nasıl getirdiğiyle sonra ilgilenecekti.
Emir Asaf, Dolunay'ın şuan rahat rahat uyumasına çok kızmıştı.
Çalışması Emir Asaf'a hizmet etmesi gerekirken uykuya yatması,
Emir Asaf'ın kabul edebileceği bir şey değildi.
Öfkeyle kızın yanına yaklaştı.
Elinde tuttuğu bardaktaki suyu kızın yüzüne attı.
Dolunay, yaşadığı ani şokla ayağa fırladı. Yüzüne gelen buz gibi su kızı çok korkutmuştu.
Dolunay'ın ayağa kalkmasıyla tekrar yere yığılması bir oldu.
Açlıktan ve korkudan başı dönmüş, dengesini kaybederek yere düşmüştü.
Kendini zorlayarak tekrar yerden kalktı.
Emir Asaf, öfkeyle kıza bağırmaya başladı.
Bu yüzden kızın bacakları titremeye ve sendelemeye başladı.
Kendini sakinleştirmeye çalışarak, Emir Asaf'ın öfkeden kararan yüzüne baktı.
"Bana bak Ekrem Kara'nın kızı.
Ben seni rahat rahat uyu diye tutmuyorum bu evde.
Seni yan gel yat diye getirmedim bu eve tamam mı?
Şimdi yürü git çabuk. Bana kahve yap" dedi.
Dolunay, zar zor yürüyerek bodrum kattan çıktı. Yavaş ve dikkatli adımlarla mutfağa geldi.
Uzun aramalar sonucunda bulduğu kahve ve cezveyle ocağın başına geçti.
Kendini hiç iyi hissetmiyordu.
Sanki her yer dönüyordu.
Kafasını bir türlü toparlayamıyordu.
Kahveyi yapıp zorla getirdi.
Salondaki koltukta oturan, Emir Asaf'a verdi.
Adam kahveyi alıp bir yudum içti ve sehpaya bıraktı.
Dolunay, ise hala ayakta bekliyordu.
Emir Asaf, bakışlarını kıza çevirip,
" Ne duruyorsun orada ağaç gibi. Gözümün önünden defol git.
Senin yüzünü görmek istemiyorum" dedi.
Dolunay, adamın bağırmasıyla olduğu yerde dondu kaldı.
Korkudan ne yapacağını şaşırdı.
O adamı daha fazla kızdırmamak için odasına doğru yürümeye başladı.
Tam kapıdan çıkarken Emir Asaf,ın tekrar seslenmesiyle bakışlarını ona çevirdi.
"Kim dedi sana odana git diye? Yeterince uyudun dinlendin bence.
Sana bu gece uyumak yok artık.
Şimdi git teras kapısının dışında bekle. Ben gel demeden içeri gelmeni istemiyorum"
Dolunay, yavaş yavaş terasa doğru ilerledi.
Teras kapısını açıp dışarı çıktı.
Sonra da kapıyı kapatıp beklemeye başladı.
Orada oturulacak koltuklar vardı.
Tabi ki kız korkusundan oturamadı.
Bu nedenle ayakta durmaya devam etti.
Emir Asaf gözleriyle sürekli onu takip ediyordu.
Oturduğunda adamın daha çok kızmasından korkuyordu kız.
Baş dönmesi daha da artmıştı. Alnından soğuk terler damlıyordu.
Kendini o kadar kötü hissediyordu ki.
Her an düşüp bayılmaktan korkuyordu.
Emir Asaf, kahvesini bitirdikten sonra bir süre daha terasta dikilen kıza baktı.
Sonra da yorgun olduğu için, başını koltuğa yasladı.
Çok geçmeden de gözlerini kapattı.
Gözlerini biraz dinlendirmek isteyen Asaf, çok geçmeden uykuya daldı.
Ne kadar uyuduğunu bilmediği bir süre sonra içinde hissettiği bir sıkıntıyla sıçrayak uyandı.
Başını kaldırıp terasa baktı.
Dolunay, çıktığı terasta görünmüyordu.
Emir Asaf, hemen yerinden fırladı.
Önce mutfağa baktı. Orada olmadığını görünce, bodrum kattaki kendi odasında olabileceğini düşündü.
Emir Asaf'ın uyuduğunu fırsat bilip yatmaya gitmiş olabilirdi.
Koşarak kızın odasına gitti.
Sert bir şekilde kapıyı açıp içeriye girdi. Etrafına bakındı ama kız burada da yoktu.
Tekrar yukarı çıkıp, bakılabilecek her yere baktı.
"Nereye gider bu baş belası?" diye söylenerek aramaya devam ederken,
aklına tekrar teras geldi.
Tek bakmadığı yer orası kalmıştı.
Hemen teras kapısına doğru yürüdü.
Kapıyı açıp dışarı çıktı.
Çıkar çıkmaz da ayağı bir şeye takıldı.
Başını eğip baktığında, yerde yatan kızı gördü.
Kız yerde uzanmış yatıyordu.
Emir Asaf kıza biraz daha yaklaşarak
ayağıyla kızın koluna dürttü.
Kızdan hiç bir tepki alamayan Asaf. Kıza biraz daha yaklaşıp yüzüne baktı.
Kızın rengi solmuş, bembeyaz olmuştu.
Başının yan tarafından kan sızmış ve kurumuştu.
Emir Asaf, kızın alnına dokununca ateşe değmiş gibi çekti elini.
Kızın ateşi çok yüksekti.
Ne yapacağını şaşıran Emir Asaf, Dolunay' ı hemen kucağına alıp salona taşıdı.
Biraz önce kendisinin kalktığı koltuğa yavaş bir şekilde yatırdı.
Kızın ateşini tekrar kontrol etti.
Ateşi daha da artmıştı. Kız cayır cayır yanıyordu.
Hatta bütün vücudu titremeye ve sayıklamaya başlamıştı.
Saatine baktığında sadece yarım saat uyuduğunu fark etti.
Kız sadece yarım saatte bu hale gelmişti.
Emir Asaf, daha önce halasından telefon numarasını aldığı, eski aile doktoru olan Hakan amcasını aradı.
Emir Asaf'tan gelen telefona cevap veren doktor Hakan.
Tatilde olduğunu ve hemen gelemeyeceğini söyledi.
Kendi yerine çok güvendiği, başka bir doktoru, yönlendireceğini söyledi.
Emir Asaf, telefonu kapattıktan sonra tekrar kıza baktı.
Kızın titremeleri daha da artmıştı.
Ne yapacağını bilmiyordu Asaf.
Sinirle salonun içinde dolanmaya başladı.
"Bir bu eksikti. Tam bir baş belası. Hale bak."
Asaf söylenirken kız tekrar sayıklamaya başladı.
Hemen mutfağa giden Emir Asaf, bir bardak su getirdi.
Kıza içirmeye çalıştı, ama kız kendinde olmadığı için suyu içiremedi.
Sonra suyla kızın alnını ve yüzünü ıslattı.
Yirmi dakika sonra kapı çaldı.
Serhat, yanında genç bir doktorla içeri girdi.
Emir Asaf, doktorun hem erkek hem de genç olmasından hiç hoşlanmamıştı.
Sebebini bilmiyordu, ama içine sinmemişti işte.
Doktor hemen kızın yanına gidip, muayene etmeye başladı.
Önce kızın ateşini ölçen Doktor,
"Ateşi çok yüksek ne kadar zamandır böyle" dedi.
Emir Asaf "Bir saate yakın" diye cevap verdi.
Başını sallayan doktor hemen kıza ateş düşürücü yaptı.
Sonra da Dolunay'ın tansiyonunu ölçtü.
"Tansiyonu çok düşük, tansiyon hastası mı acaba? " diye tekrar sordu.
"Bilmiyorum" diyen Emir Asaf adama sinirlenmeye başlamıştı.
Sanki çok değerli bir varlıkmış gibi birde başını bekliyordu bu kızın.
Tam oradan ayrılacaktı ki doktor:
"Akşam yemeği yedi mi, yani aç olabilir mi?" diye sorunca Emir Asaf'ın aklına evde hiç bir şey olmadığı geldi.
Kendi evde yemek yemiyordu.
Halası ve eniştesi gelince de dışarıdan söylüyorlardı.
Bu yüzden evde hiç bir şey yoktu.
Doktorun cevap beklediğini gören Asaf:
"Sanırım yemek yemedi, aç olabilir" dedi.
Doktor dakikalar sonra muayene yi bitirdi.
İlaçları yazıp sehpaya bıraktı.
Kızın alnındaki yarayı da temizleyip kapattı.
Emir Asaf'a bakıp,
"Kız çok üşütmüş, buna açlık da eklenince bu hale gelmiş.
Ben yapılacak her şeyi yaptım.
İlaçlarını da yazdım. Biraz sonra kendine gelir.
Biraz yemek yedirin. Sonra da ilaçlarını içirirsiniz."
Ayrıca kartımı da reçetenin yanına bıraktım.
Tekrar kötüleşirse arayabilirsiniz.
Ateşi düşünceye kadar soğuk uygulama yapın" diyerek malikaneden ayrıldı.
Serhat, Emir Asaf'a bakıp başını sağa sola sallayarak oda dışarı çıktı.
Olanlara inanmayan Emir Asaf.
"Ben onun başına bela olacakken,
o benim başıma bela oldu.
Ben buna inanamıyorum" dedi.
"Bir tek Ekrem'in kızına dadı olmadığım kalmıştı."
Hızla mutfağa gidip dolaba baktı.
Yiyecek hiçbir şey yoktu gerçekten de.
Kız iki gündür açtı ve hiç bir şey istememişti.
Emir Asaf, kendi kendine söylenmeye başladı,
"Bak sen Ekrem'in kızının gururu da varmış.
Benim küçük karım gurur yapıp açlıktan ölmeyi planlıyordu galiba.
Benden ancak ölerek kurtulacağını anlamıştır.
Ama şimdi değil Ekrem'in kızı.
Daha çok erken. Henüz hiç bir şey yaşamadın.
Çekeceğin acıları çekmedin daha." dedi.
Hemen telefonu çıkarıp Serhat'ı aradı.
Serhat, telefonu açtığında konuşmaya başladı.
"Adamlara söyle alışveriş yapsınlar mutfakta hiç bir şey eksik olmasın. Mutfak işleri için de bir kadın ayarla.
Ayrıca doktorun yazdığı ilaçları da hemen aldır." diyerek telefonu kapattı.
Salona kızın yanına tekrar geldi.
O sırada Serhat reçeteyi almak için içeri gelmişti.
Reçeteyi alıp çıkarken, "Alnına soğuk uygulama yapmanız gerekiyor Asaf Bey" dedi.
Emir Asaf ise :
"Sen kendi işine bak Serhat " diyerek Serhat'ı azarladı.
Serhat, hiç bir şey söylemeden kapıdan çıktı.
Emir Asaf kıza bakınca koltuktan düşmek üzere olduğunu gördü.
Görür görmez de bir anda kendini kızın yanında buldu.
Kız düşecek diye çok korkmuş, kalbi deli gibi atıyordu şuan.
Hemen kızın başını tutup yastığa koydu.
Dolunay'ın titremeleri biraz azalmış, ateşi de baya düşmüştü.
Dolunay' ı yatırırken eli kızın başının altında kalan Asaf.
Elini çekmeye çalışırken, kızın kaç gündür toplu olan saçları bir anda açıldı.
Kızın kızıl saçları şelale gibi, koltuktan aşağıya döküldü.
Kızın saçından yayılan koku Asaf'ın burnuna doldu.
Asaf, hayatında bu kadar güzel kokan saçlar görmemişti.
Hele o saç rengi mükemmeldi.
Elleri hala saçların arasında olan Asaf, ellerini kızın saçları arasında kaydırarak uzunluğun bitişine kadar götürdü
. O kadar yumuşak ve parlaktı ki ellerini çekememişti genç adam.
Sonra birden gözüne anne ve babasının görüntüsü geldi.
Emir Asaf, hemen elini kızın saçından çekti.
Düşündükleriyle bir an aklını kaçırdığını sandı.
Biraz önce Ekrem'in kızının saçlarına mı dokunmuştu?
Nefret ettiği adamın kızının kokusunu güzel mi bulmuştu?
"Kafayı yedim herhalde." dedi kendi kendine.
"Amacından sapmayacaksın Emir Asaf.
Yıllardır bugünü bekliyordun.
İntikam gününü. O gün geldi işte.
Hiçbir şey, hiç bir kimse seni yolundan döndüremez.
Hele o bacaksız asla.
Geberse de umuruna takmayacaksın."
Annesinin ve babasının kanını yerde asla bırakmayacaktı.
Küçücük boyuyla, o bacaksız Emir Asaf gibi bir adamı etkileyemezdi tabi ki.
Onun peşinde koşan şahane kadınlar varken o kim oluyor.
"Hele bir iyileşsin ben ona gösteririm bana oyun oynamayı..." dedi.
Dedi ama kız ona ne oyun oynamıştı onu da bilmiyordu?
Adamlar alışveriş yapmış, dolabı tıka basa doldurmuşlardı.
Kızın ilaçlarını da bırakıp gitmişlerdi.
Emir Asaf, Serhattan evdeki mutfak işlerine bakacak birde kadın bulmasını istemişti.
Serhat'ın ayarladığı kadın gelmiş ve
yemek yapmaya başlamıştı.