Avlunun taşlarına çökmüş sessizlik, gün ortasında bile gece gibi bir karanlıkla sarmıştı etrafı. Gökyüzü griye dönmüş, rüzgâr ise uğultusuyla geçmişin tüm hayaletlerini fısıldar gibiydi. Civan abimin gözleri, gün ışığından kaçmış birer gece parçası gibi üzerime dikilmişti. Elindeki silah, sadece bir demir parçası değil; bir yargı, bir infaz, bir sondu. İçimdeki çocuk, o silaha değil, abisinin gözlerine bakarak ağlıyordu. Zaman sanki çoktan durmuştu ama acı hâlâ akıyordu damarlarımda. Her kelimeyi söylerken sesindeki keskinlik, kan bağına değil, kan davasına ait gibiydi. O anda anladım ki; bu karanlık yalnızca gökyüzünden değil, insanların içinden, kırılmış hayatlardan, gömülmeyen ölülerden süzülüyordu üzerimize. Her şey donuktu, ama göz göze geldiğimiz o saniyeler… işte onlar mezar kadar s

