Elimin tersiyle yanaklarıma düşen gözyaşlarını sildim. Dudaklarımda boğuk bir titreme, boğazımda kocaman bir düğüm vardı. Derince yutkundum. Başımı kaldırdım, Zümrüt Halanın gözlerine baktım. O gözlerde öyle tanıdık bir acı, öyle tanıdık bir şefkat vardı ki… Kelimeler içimde çırpınıyor ama dilime dökülemiyordu. “Zümrüt hala…” dedim, sesim yırtık bir tül gibi inceydi. “Rojda’nın da bebeği olacak… Onun iliği… belki… belki tutar, değil mi? Hem… daha erken doğacaksa, Erva daha çabuk iyileşir belki, değil mi?” Zümrüt Hala yavaşça başını eğdi. Elini sırtıma koyup saçlarımı usulca okşadı. O dokunuş, annemin unuttuğum elleri gibiydi. Yumuşaktı, ama kalbimi ikiye bölen bir sarsıntıyla… “Rojda’nın doku uyumsuzluğu var, Arin’im,” dedi, sesi kederle sarmalanmıştı. “Hamile olduğunu öğrendiğimizde do

