Çiftliğin büyük kapısından içeri girdiğimizde sıcaklık suratımıza çarptı. İçeride bir huzur vardı; yumuşak, sakin, insanın içini gevşeten bir sıcaklık. Dışarının kuru ayazı, burada kendini ateşin şefkatli kollarına teslim etmiş gibiydi. Meyra kollarını iki yana açarak döndü, gözleri camlardaki buğuda, dilinde alayla karışık bir hayranlık. “Hayret… İlk defa gelir gelmez bu kadar sıcak burası. Berdan abim karısına nasıl da kıymet veriyor maşallah.” Ona dönüp hafifçe güldüm, göz kırpar gibi bir bakış attım. “Ne demezsin Meyra? Adam bana fena âşık… Hatta aşkından ölüyor bile olabilir.” Sözlerim, eğlenceyle süslenmişti ama dilimden dökülen bu şakalar Meyra’nın yüzündeki ışığı biraz soldurdu. Gözleri küçüldü, dudaklarının kenarı hüzünle büküldü. “Demesene öyle Arin…” dedi, sesi biraz kısık.

