Dolan gözlerim ile geri geri adım attım ve başımı cesaretsizce iki yana salladım. Aslında bu konu cesaretten alakasızdı kalbim bu kadarını kaldırabilir mi onun tereddütü vardı içimde.
Sırtım bir bedene çarpınca gözlerimi kapattım bir yaş değdi kızaran yanaklarıma. Omzumda hissettiğim el ile irkilerek gözlerimi açtım başımı sola çevirdiğimde orta yaşlarda bir kadının yeşil gözleri ile buluştu gözlerim.
Onun da gülen gözlerinin ardında ki hüznü görebildim. "Ağlama Arin güçlü dur," deyince anlamsızca ona baktım.
Gözlerini benden alıp Berdan'a çevirdi. "Şimdi olmaz Berdan Ağa 15 dakika sonra kıyılsın nikah. Arin de yüzünü yıkasın. Bir rahatlasın zaten hiç bir şey olması gerektiği gibi değil." Çaresizce cevap bekledim Berdan'dan.
"Sadece 15 dakika." Şükranlarımı sunarcasına karşımda ki kadına baktım.
Kadın elini sırtıma koyup beni yönlendirerek odadan çıkardı. Fısıltıyla "Güçlü dur Arin'im babanın kızı olduğunu bilsinler. Yaş dökmesin bu güzel gözler." Var gücümle sıktım dişlerimi yaş dökmemek için.
Bir odanın kapısını açıp benimle birlikte içeri girdi. Aklıma gelenle "Lütfen bana bir telefon verin sadece bir dakika konuşayım ailemle. Çok ihtiyacım var lütfen," yalvarırcasına konuşmam kadının gözlerinin dolmasına sebep olmuştu.
"Keşke Arin mümkün olsa bu dediğin ama mümkün değil bütün hatlar kesik sadece Berdan'ın hattı aktif şimdilik." Elimi ağrıyan başıma bastırıp derin nefesler aldım.
"Neden kesik hatlar?"
"Berdan Ağa şimdilik öyle uygun görmüş."dedi manalıca. Her Ağa deyişinde bir kinaye vardı. Fakat hala bu kadının kim olduğu hakkında bir bilgim yoktu.
"Siz kimsiniz peki?" Dolu gözünden bir yaş düşürdü. Bana güçlü dur diyordu fakat kendisi benden bile güçsüzdü.
"Berdan'ın halası Zümrüt." Anladığımı belirtircesine başımı salladım. "Hadi geç yüzünü yıka biraz rahatla çok bekletmeyelim."
"Ben evlenemem Zümrüt Hanım. Ben on senelik sevdamın şahitliğinde evlenemem bu kadarını kaldırmaz benim yüreğim." Bir hıçkırık peyda oldu dudaklarımdan.
"Nasıl yani?" Çatılan kaşları ile meraklıca sordu.
"İlyas..." diyebildim sadece sözümü kesen kapıda seslenen kadındı.
Zümrüt hanım elini omzuma koyup "Atlatacaksın Arin," deyince başımı sağa sola doğru sallayıp lavaboya girdim.
Yüzüme çarpan su sanki lavcasına yakıyordu tenimi. Bir kaç kez yüzüme değen ılık suyun ardından sakinleşmeye çalışarak aynaya baktım.
Kızaran gözlerimin ardında hala birikmiş yaşlar duruyordu. Dökülmek için an kollarken kağıt havlu ile yüzümü kurulayıp lavabodan çıktım.
Zümrüt hanım elinde beyaz tül şal ile bana doğru hareket edince başımı sağa sola salladım. "Bunu tak Arin. Berdan sinirli zaten senden çıkarmasın sonra."
"Elinden geleni ardına koymasın Zümrüt Hanım. Bundan sonra bende göreceği tek renk siyahtır." Konuşmasını beklemeden odadan çıktım.
Onca şeyden sonra bir de benden ahmakça beyaz giyinmemi istiyor ruh hastası adam.
Büyük odaya girdim ve hiç konuşmadan, hiç kimseye bakmadan sadece yerimi aldım ve başımı eğdim kaderime. Yanlış, bu benden yapmamı istedikleri.
Ben ise aksine başım dik girdim büyük odaya. Önce gözlerimi gezdirdim tek tek herkesin üzerinde. Büyük masada hoca ve İlyas oturmuş öylece bekliyorlardı. Berdan henüz gelmemişti.
Hemen masaya oturup İlyas'a yaklaştım. "İyi misin?"Kızgın gözlerini gözlerime dikti.
"Senin yüzünden düştüğüm duruma bak Arin. Mutlu musun olduğumuz durumdan? Senin yüzünden ben vuruldum. Her şey senin yüzünden aptalsın kaçamadın şuradan?" Anlamsızca İlyas'a bakıp kaşlarımı çattım. Ne saçmalıyor bu adam?
"İlyas sen ne dediğinin farkında mısın? Benim burada neler yaşadığımı bilmiyorsun. Hem ben senin için neleri göze aldım biliyor musun sen? Ben seni on sene beklerken senin beni bir kez bile görmemene rağmen seni bekledim. Değer mi düşünmem gerek ama. Keşke hep hayalimdeki gibi kalsaydın." Sinirli ve sessiz konuşmam hocanın duymasını engelliyordu.
Bana biraz daha yaklaşınca kendimi biraz geri çektim fakat aniden kolumu sertçe sıkıp beni kendine çekince korkuyla gözlerim kocaman açıldı. "Başlatma şimdi sevgine aşkına sevseydin şuan başkasıyla nikah masasına oturur muydun aptal." Dediği gibi kolumu sertçe çektim elinden masanın köşesine çarpan koluma giren sızı ile elimi koluma bastırdım.
"Sus İlyas sus ve hayalimdeki gibi kal beni kendinden nefret ettirme." Umursamazca başını sallayınca gözlerimi hocaya değdi.
Hoca nikah için hazırladığı kağıtları önünde tutup elindeki küçük defterde gözlerini gezindirirken tekrar İlyas'a baktım yaralı kolunu tutmuş öylece dalgın dalgın etrafta bakıyordu.
"Kolun çok acıyor mu?" Aşk mıydı beni aptallaştıran yoksa şu hiç tanımadığım adamın ilgisizliği beni onun ilgisine mi muhtaç kılıyordu?
"Sayende çok acıyor senin de kalbin acısın Arin." Konuştukça içimde ona karşı huzursuzluk oluyordu.
"Acımıyor mu sanıyorsun? Ölüyorum ben İlyas görmüyor musun? Birazdan gömeceksiniz beni kimse hiç bir şey yapamayacak çünkü Berdan'a gücü yetmez kimsenin?" Çatılan kaşları ile bana yaklaşıp tekrar kolumu tuttu fakat öncekinden çok daha sıkı.
"Senin canını yakarım Arin gücümün yetmediğini mi sanıyorsun Berdan'a? Öldürürüm onu ruhunuz duymaz." Söylediğim şeyi konumlandırdığı yer zoruma giderken tanıdığım yanlışlığın altında ezildim. "Seni daha isteme gününe kadar bile tanımıyordum ben. Zorla getirdiler beni o lanet olası isteme gününe, yetmedi dün de zorla buraya seni almaya gönderdiler. Sevgilim beni beklerken ben burada sizin saçma salak işinize alet oluyorum."
Bu muydu benim on senelik sevdam...
Kolum hala sıkıca elindeyken odaya giren Berdan ile hızla kolumu çekiştirimeye çalıştım fakat bırakmadı. Berdan'a arkası dönük olduğundan onu görmeden konuşmaya devam etti. "Berdan kim ki Arin onu öldürmemem için bir sebep söyle bana. Burdan kurtulur kurtulmaz babamlar onu öldürecek." Aniden dudaklarından bir inleme peyda oldu.
Berdan'ın yaralı omzunu sertçe tutuşu ile İlyas'ın kolumdaki eli gevşedi ve yavaşça bıraktı. "Ne diyorsunuz İlyas bey nikahtan sonra bir kutlama yapmasak mı sence de?" İlyas dolu gözlerle başını kaldırıp Berdan'a bakınca Berdan omzunu bırakıp yanıma oturdu.
"Başla hoca artık," dedi net ve sert sesi ile. Titreyen bacaklarıma engel olamazken elini bacağıma koyup titremesini durdurmaya çalışınca irkilerek sinirle bacağımı çektim elinin altından.
Dolan gözlerim yaş dökecekken bana yaklaşarak "Sakın Arin sakın sinirimi bozacak tek bir şey yapma zaten yeterince canımı sıktın ama bunu daha sonra konuşacağız. Şu nikah sorunsuzca bitsin yoksa inan olacaklardan ben sorumlu değilim." Dişlerimi sıkıp sanki beni mutlu eden bir şey söylemiş gibi başımı salladım.
Ve hoca sormaya başladı "İsmin ne kızım?"
"Arin."
"Babanın ismi nedir?"
"Firaz." Babamın adı bile güzel simasını gözümün önüne getirmişti.
Bu kez hoca Berdan'a döndü ve aynı soruları ona sordu. Daha sonra İlyas'a aynı soruları sordu ve diğer şahide de aynı soruları sordu.
Daha sonra tekrar çevirdi gözlerini bana. "Mehir olarak ne istersin kızım?" Daha önce hiç bunu düşünmemiştim.
Başımı iki yana sallayıp "Hiç bir şey," diye yanıtladım hocayı.
Hoca tam itiraz edecekken Berdan konuştu. "Talak hakkı veriyorum Arin'e ve tüm hisselerimin yüzde elli biri, iki konak, bir köy, adına yapılacak bir hastane, bir de kuyumcu dükkanı." Kocaman açılan gözler sadece benimkisi değildi. İlyas ve imam da şaşkınca Berdan'a bakıyordu.
"Talak hakkı hariç hepsini ret ediyorum," dediğimde hoca bana değil de Berdan'a baktı. Berdan'ın hareketi ile devam etti hoca.
"Firuz kızı Arin şahitler huzurunda verilen talak hakkını ve tüm hisselerin yüzde elli biri, iki konak, bir köy, adına yapılacak bir hastane, bir de kuyumcu dükkanı mehir ile Allah'ın izni peygamberin sünnetiyle sen Hozan oğlu Berdan'ı eş olarak kabul ettin mi? Ona zevce olarak vardın mı?" Sorusu ile kısa bir an duraksadım.
Sorunun aslı ise şu idi ayağına takılacak prangaları kabul ettin mi? Bir ömür tutsaklığa razı mısın? Değilim hoca diye haykırmak istedim. Kabul etmiyorum prangaları...
Sessizce eğdim başımı kapattım gözlerimi o an yanağımda bir ıslaklık hissettim. Daha henüz küçükken ben gözlerimi kapatınca kimse beni görmez sanırdım. Yine yaptım alışkanlığımı kimsenin beni görmeyeceğini düşündüm bir an.
Berdan'ın bacağımda ki eli ile irkilerek açtım gözlerimi ve hemen yanağımda ki yaşı sildim. Hocanın gözlerine beni kurtar ayaklarıma o prangaları takma dercesine baktım. Fakat o tekrar sorusunu yeniledi "Kabul ettin mi Arin?"
"Ettim."
"Kabul ettin mi?"
"Ettim."
"Kabul ettin mi?"
"Ettim."
Bir kuşun daha kanadı kırıldı, kanatsız kuşun sonu ise ölümdü...
Bu kez Berdan'a sordu "Hozan oğlu Berdan, Firuz kızı Arin'i eş olarak kabul ettin mi? Zevce olarak aldın mı?"
"Ettim."
"Kabul ettin mi?"
"Ettim."
"Kabul ettin mi?"
"Ettim."
"Siz şahitler Allah'ın huzurunda bu nikaha şahitlik etmeyi kabul ettiniz mi?" Gözüm sadece İlyas'a değdi o an.
Çaresizce bu kez ona baktım beni kurtar der gibi. Ama yanıldım üç kez art arda sorgusuz sualsiz "Kabul ettim."
Ve işte on senelik sevdamın şahitliği ile kıyıldı nikahım...
Devamını ise duymaya da görmeye de tahammülüm kalmamıştı. Sonunda ise elime sıkıştırılan bir kağıtla soyutlandım.
Hoca hayırlı olsun dileklerini dileyip odadan çıkarken, iki koruma gelip İlyas'ı yaka paça odadan çıkarırken bile tepkisizdim.
Oturduğum sandalye ani bir hareketle dönünce irkilerek sandalyede ki elin sahibine baktım.
Berdan "Yeter Arin kendine gel toparlan. Bir haftaya resmi nikah kıyılacak sonra da düğün..." hiddetle sözünü kestim.
"Düğün istemiyorum."
"İstiyor musun diye sorduğumu hatırlamıyorum zaten," dedi.
"Seninle isteyerek evlenmedim ben, bu yüzden düğün olmayacak." Sinirli gözleri üstümde gezindi.
"Göreceğiz," diyerek kalktı, elimi tutunca sinirle kapattım gözlerimi.
"Bırak beni." Sertçe elimi çekiştirdim. Fakat bırakmıyordu daha da sıkı tutuyordu ama canımı acıtmıyordu.
Yukarı çıkacağımızı sanmıştım aşağı inmeden önce. Koca avluda aile üyeleri olduğunu düşündüğüm kişiler çay içerken bizi gördükleri gibi ayağa kalktılar.
Zümrüt hanım yanıma gelip sevecen bir tavırla "Allah utandırmasın kızım. Bir yastıkta kocayın," diyerek elini uzattı.
Manalıca eline baktım fakat bu kadın nedense üzülsün istemiyordum. Hafif eğilip elini öperek anlıma koydum.
Bana sarılıp kulağıma fısıldarcasına "Büyüklerin elini öp güzel kızım sonra bir şekilde yukarı çık ben geleceğim yanına," deyince ondan ayrılıp anlam vermek istercesine baktım gözlerine.
Gözünü kapatıp açınca başımı salladım. Ardından Berdan'ın annesinin babasının, babaannesinin elini öptüm.
Yade dediğimiz kadının gözlerinden ateşler çıkıyordu sanki, Berdan'ın da kime benzediği az çok anlaşıldı.
Daha sonra ise Berdan'ın, ikiz kardeşleri Newal ve Welat ile tanıştım onlarla aynı yaştayım. Welat kafa dengi ama Newal tam tersi çok itici gelmişti. Bakışı duruşu konuşması tıpkı annesi gibiydi. Bir de evli bir abisi varmış şuan burada olmayan.
Çoğu aile üyesi ile tanıştıktan sonra yemekler hazırlandı büyük masa kuruldu ve yemek yendi fakat iştahım olmadığı için sadece masaya oturup yemek yiyormuş gibi yaptım.
Daha sonra erkekler kadınların yanından ayrıldı. Ben ise yukarı çıkacağım sırada Berdan'ın annesi Yaşe Hanım seslendi. "Gel bir çay iç kendinden bahset nesin neyin nesisin gelin hanım." Yaşe hanımın söylediği ile bir an duraksadım.
Her şey ne kadar normaldi herkes için. "Yorgunum Yaşe Hanım biraz dinlendikten sonra size uzun uzun kendimden bahsederim." Dilzar yadenin deqli yüzündeki sinirli gözleri buldu gözlerimi. Benim babaanneme benziyordu ama onun sinirli haliydi. Benim babaannem pamuk gibiydi.
Zümrüt hanım "Haklısın güzel kızım Yaşe düşünemedi,' deyince minnetle gözlerine bakıp yukarı çıktım.
Odaya girdiğimde gözüme çarpan ilk şey koltuğun olduğu köşenin boşluğuydu büyük koltuk yerine küçük tekli koltuk vardı. Kim neden böyle bir şey yaptı ki? Hem kime ne zararı vardı oradaki koltuğun.
Bir süre öylece odada bekledim bekledim fakat gelen giden yoktu diye düşünürken kapı çaldı. Gel sesimle açılan kapıya baktım.
Zümrüt Hanım içeri tebessümle girince ona aynı şekilde karşılık verdim daha sonra yanıma oturup gözlerime baktı. "Nasılsın Arin? İyi değilsin biliyorum ama ne hissediyorsun nasıl hissediyorsun?" Bir süre öyle boş boş etrafa bakındım.
Dilimi dudağıma değdirip hafifçe ıslatarak hafifçe yutkundum. "Kalbim çok acıyor Zümrüt Hanım. İşlemediğim günahın kefareti neden ben ödüyorum?"
"İmtihan güzel kızım. Senin yazgında Berdan varmış ve sizin kaderiniz bu şekilde birleşti. Keşke böyle olmasaydı demek bize hiç bir şey kazandırmaz. Siz sadece bir birinizin huyuna gidin zamanla düzelir her şey sıkma güzel canını." Beni aslında ne kadar anlamadığını anladım.
"Ben Berdan'ı sevmiyorum ki, ben on senedir İlyas'ı seviyordum. Ben bu saatten sonra da asla Berdan'ı sevemem kalbi dolu birini seçti o." Dudağı kıvrılan Zümrüt hanıma anlam veremedim.
"En çok sen seveceksin inan bana Arin. Hem bak bana ben de seninle aynı şartlarda evlendim benim de sevdiğim vardı. Gel gör ki şimdi de dört çocuk annesiyim." Zümrüt Hanımın suratına ben sizin gibi değilim diye haykırmak istedim.
"Zümrüt hanım Berdan ile benden olmaz lütfen bir şeyler yapın beni bıraksın. Söz veriyorum beni ömrü boyunca bir kez bile görmez." Ellerini uzun ve gür saçlarıma uzattı.
"Sence mümkün mü böyle bir şey Arin. Berdan bir Ağa olarak seni de beni de öldürmez mi?" Gözümden bir yaş düştü. Berdan yapar, beni de karşımdaki kadını da öldürür.
"Zümrüt Hanım lütfen bir kez telefon edeyim bari. Ben annemi babamı çok özledim lütfen bana bir iyilik yapın." Saçlarımda ki elini omzuma koydu.
"Hatlar açılınca söz veriyorum getireceğim ama ben de senden bir söz istiyorum Arin..." Merakla bekledim cümlenin devamını. "Berdan'a alışmayı dene. İyi çocuktur zırvalığına hiç girmeyeceğim az çok anlamışsın zaten ama unutma ki aşk insanı kör eder. Berdan'ı kör et Arin, bir kaç gün sonra burada yanlız olacaksın ben gideceğim. Sana acımazlar bu yüzden sırtını yaslayacağın dağa sakın küsme. Unutma ki seni ondan başkası koruyamaz." Yanımdan kalktı.
Onu anlamaya çalışır gibi baktım. Fakat o odadan çıkmadan önce son kez konuştu "Onu kendine kör kütük aşık et, sen olma ama bırak o sana aşık olsun ki ondan istediğini rahatça al. İntikam ya da değil! Ha bi de Zümrüt Hanım değil, Zümrüt Hala ve birazdan Berdan gelecek sakın dediklerimi unutma güzel kızım." Gözlerini kapatıp açarak odadan çıktı.
Dediklerini anlamaya çalıştım bir süre bana alenen Berdan'ı kendine aşık et dedi. Ben Berdan'ın bir kalbi olduğundan bile şüpheliyken kaldı ki onu kendime aşık edeyim. Benim kalbim doluyken böyle bir şey yapmam imkansızdı.
Giyinme odasına girip uyumak için rahat bir şeyler aradım. Dalgınca elime ilk geleni alıp askılarından tutunca göğüs dekolteli kısa bana asla hitap etmeyen gecelikle kocaman açıldı gözlerim tam aldığım yere koyacaktım ki... "Elinde ki sana tahmin ettiğimden de daha çok yakışır sanki." İşittiğim ses ile telaşla onu geri yerine koyup sertçe kapattım dolabı.
Berdan'a dönüp "Bu ne ya bir tane bile doğru düzgün bir şey yok. İki saattir burada uyumak için pijama arıyorum," dediğimde gömleğinin düğmelerini açmaya başlamıştı çoktan.
Kinayeli bir ses tonuyla "Elinde ki gayet güzeldi Arin onu giy," deyince kızaran yanaklarımı hissettim.
"Ne saçmalıyorsun sen ya? Git bana Newal'den pijama getir." Bunu ben mi dedim diye tereddüt ettim bir an.
Sorarcasına tek kaşını kaldırıp "Bu saatte?" dedi. Ne yani saat bu saat olmasa getirir miydi ki? Off Arin ne saçmalıyorsun tabii ki de getirmezdi düşündüğün şeye bak.
Ama yine de üstüne gitmekte fayda mı var zarar mı bilemeden başımı salladım aşağı yukarı. Çıkardığı gömleği bir kenara atınca hızla arkamı döndüm.
Giyinme odasından çıkıp lavaboya girerek işlerimi halledip yüzümü yıkadıktan sonra onun üstünü giyinmiş olmasını dileyerek odaya girdim.
Üstü çıplak yatağa uzanmış telefona bakıyordu. Düşüncesiz, terbiyesiz, öküz, acımasız, vicdansız...
"Üstüne bir şey mi giyseydin acaba Berdan Ağa?" Gözlerim onun dışında her yerde dolanırken sordum.
"Üstüme bir şey giymeyi pek tercih etmiyorum sevgili karım." Saçma sapan adeti var.
Omuz silkerek "Ben yorgunum, yaralıyım, uykum var Berdan." Telefonu kenara bırakıp beni süzdü.
"Üstünü mü giydireyim Arin hanım ne istiyorsun." Sinirle gözlerimi kıstım.
"Zıkkımın kökü Berdan tamam mı?" Tekrar giyinme odasına girdim.
Baktığım yerler dışında bakmadığım yerlere bakıp siyah ip askı bir atlet ile Berdan'ın eşofmanını giyerek saçlarımı topladım ve odaya girdim.
Berdan'ın uyumuş olmasına sayısız şükürler ederek gözlerimi odada gezdirdim. Ben nerede uyuyacaktım ki?
Gözüm tekli sert koltukta gezindi orada uyursam muhtemelen sabaha hastaneye giderdim. Yere baktım fakat yerde uyumam için fazladan yastık bile yoktu.
Öküz Berdan iki yastığı kafasının altına koymuştu. Gerçekten ben bu adamı anlayamıyorum ben nasıl uyuyacağım diye hiç mi düşünemedi?
Sessiz ve temkinli adamlarda yanına gidip başının altındaki yastığı tuttum. Milim milim çekerken uyanmaması için dua ediyordum. Çok çok çok az kalmıştı biraz daha çekersem başarabilirim.
Tamamen yastığı çekeceğim sırada sırtım anında soğuk çarşafla buluştu. Berdan'ın beni ne ara sertçe yatağa çektiğini anlamama bile fırsat olmamıştı. Hafif doğrulup üzerime doğru eğilince her şeyi yeni yeni idrak etmiştim
Elimi göğsüne bastırıp onu itecegim sırada ellerimin çıplak göğsüne değmesiyle sanki lava değmişcesine hızla çektim ve bağırdım. "Napıyorsun sen ya? Kalk üstümden." Uykulu gözünü hafif kısarak üzerimde gezindirdi.
"Bu da yakışmış ama diğeri tercihimdi," diyerek eşofmanı işaret etti gözleriyle.
"Arin yarın çok işim var sabah da erken uyanacağım. Yorma beni ve hemen uyu," deyince sanki tek sorun benmişim gibi konuşması sinirimi bozmuştu.
"Üstümden kalkıp bir yastık verirsen uyurum zaten Berdan. Ayrıca ben senden daha yorgunum," diyerek üstümden kalkmasını bekledim.
"Nerede uyumayı düşünüyorsun?" Sinirle gözlerimi kapatıp sakinleşmek istercesine bekledim.
"Cehennemin dibinde Berdan tamam mı? Oldu mu? Zaten canım acıyor bir de sizlerle uğraşıyorum. Neden burada ki koltuk odadan çıktı mesela?" Sinirle sorarken duygu sömürüsü vaktim gelmiş gibi gözlerim dolmuştu.
Başının altından yastığı çekerek tekrar yatağa uzanıp yastığı sol tarafa koydu. Tam yataktan kalkacağım sırada kolumdan tutup "Burada uyuyacaksın Arin. Tek itiraz hakkında kollarımda uyursun," deyince yataktan tekrar kalkmaya yeltendim.
Aniden belimden çekmesi ile dudaklarım arasından küçük bir çığlık peyda oldu. Başım onun çıplak göğsünde iken ellerimle ona vurup kalkmak için çırpındım. Fakat çok sıkı tutması imkansızlaştırmıştı.
"Bırak beni yoksa avazım çıktığı kadar bağırırım. Yemin ediyorum bunu yapar bütün konağı başımıza toplarım," dediğimde çok kısık bir gülme sesi işittim.
"Sence ilk gecemizde kim bizi rahatsız edebilir Arin? İstediğin kadar bağır bu kapı bir kez bile çalmaz istersen dene gör. Ama yarın ki sorulara da hazır ol." Utançtan kızaran yanaklarım yanarken ona cevap vermek yerine daha çok çırpındım ve o beni daha çok sıktı.
"Tamam bırak Allahın cezası. Şurada uyuyayım," diyerek hafif başımı kaldırıp yatağın diğer kısmını gösterdim.
"Sana o şansı bir kez verdim Arin ama kullanamadın. Şimdi sus ve uyu, yeter daha hiç bir şey yapmadan yordun beni gece gece," bilerek utandırmaya çalışıyordu beni.
Göğsünden burnuma sinen erkeksi kokusuyla gözlerimi kapattım kısa bir an ve ciddi ciddi bağırdım bu kez. "Bırak beni Berdan sinirlerim bozuluyor gece gece seninle uğraşmak istemiyorum söz veriyorum çıt dahi çıkarmadan köşede uyuyacağım yeter ki bırak beni." Başını yana sallayıp beni daha sıkı tutunca sinirle dişlerimi sıktım.
Sessizce ve hareketsizce uyumasını bekledim. Sürekli benim onu yorduğumu söylüyordu. Peki onun beni diri diri gömmesine ne demeli?
Düşüncelerim gözümden düşen yaşı onun göğsüne bırakıyordu. Bir süre sonra birikmişlik hissi ile sessizce döktüğüm yaşlar onun göğsünü ıslattı.
Hala durmaksızın çırpınırken başımın ağrısı beni daha da yormaya başladı ve bedenim yavaş yavaş istemeyerek onun göğsünde huzursuzca uykuya teslim oldu.
Günün ilk ışıklarında aralanan gözlerim ve hala belimde olan eller ile acıyan karnımı hissettim. Berdan'ın düzenli nefes alış verişleri ile hala uyuduğunu anlamak zor olmamıştı.
Gecenin hırsı ile başımı hafif oynatıp dudaklarımı göğsüne değdirdim ve dudaklarımı aralayıp dişlerimi sertçe göğsüne geçirip var gücümle basıtırıp ısırdım.
Sinirle açtığı gözleri ve sert sesi ile uyku mahmuru konuştu. "Arin bırak. Sabah sabah böyle mi uyandırılır insan?" Daha sert ısırıp başımı salladım sağa sola ve daha da çok ısırdım.
Tüm odağımda ısırdığım göğsü varken atletimin askısının yavaşça aşağı inmesinin ardından yavaşça elini sırtıma doğru kaydırarak sütyenimin kopçasını açmasıyla irkilerek kendimi geri çektim. Her şeye rağmen ısırdığım yerin kan toplaması fazlasıyla hoşuma gitmişti.
"Sabah sabah böyle mi günaydın denir? Hiç mi bir şey öğrenemedin sen? Bizim seninle çok işimiz var Arin." Yakınarak kurduğu cümlelerle elini göğsüne bastırdı ve yerinden doğruldu.
"Fırsatçı öküz gecenin hırsıyla az bile yaptım sana. Dua et, koparmadım." Gözü indirdiği atlet askıma değince hırsla yukarı çekip uzandığım yerden doğruldum.
"Deneseydin sonucuna da katlanmak zorunda kalırdın," dediğine onun varlığına bile aldırmadan açtığı kopçamı kapattım.
"Sakın Berdan sakın bir daha gücünü kullanıpta beni istemediğim bir şeye zorlama. Bu kadar düşme lütfen," diyerek ondan cevap bile beklemeden giyinme odasına girip bir çamaşır takımı ve siyah dar uzun kollu diz altı bir elbise alarak banyoya girdim.
Kısa bir duş ardından üzerimi giyinerek banyodan çıktım. Hala öküz gibi uyuyan Berdan'a değdi gözlerim saat kaçtı ki hala uyuyordu?
Yanında şarjda olan telefona baktım. Sessizce telefonun yanına ulaşarak ekranı açtım saat 06:58 iken uyanmasına kaç dakika olduğunu alarmden baktım yaklaşık 17 dakika sonra uyanacaktı.
Aklıma gelenle telefonun parmak izine değdi gözlerim abimi daha kolay arayabilirim eğer hissettirmeden parmak izini okutursam.
Anladığım kadarıyla Berdan'ın uykusu çok hafifti nasıl başaracağıma bir an tereddüt etsem de tüm cesaretimi toparlayıp telefonu şarjdan çıkardım.
Yatağın diğer kenarına yavaşça oturup yüz üstü yatan Berdan'ın elini yavaşça tutarak ekrana bastırdığım sırada açılan telefon ile dudağımda bir tebessüm belirdi.
Arama yapabilmek için bastığım tuş şifre isteyince gözlerimi devirdim uyuyan öküze. Bir kaç saçma şey denedikten sonra tekrar parmak izi istemesi ile tekrar Berdan'ın parmağını okutacağım sırada elimi sıkıca tutup telefonu elimden aldı.
"Sana da günaydın karıcım. İlk günümüzün sabahını zehir ettiğin için sağol. Bir uyku uyutmadın," dedikleri ile elimi elinden çekip yataktan kalktım.
"Kes sesini ben de sana çok meraklı değilim ne kadar çok zıbarırsan o kadar işime gelir aslında." Yatakta sırt üstü döndü.
"Sen de laflarına dikkat mi edersin yoksa ben mi ettireyim?" Anı anını tutmayan adamın sinirle sorduğu soru ile geri adım atarak odadan çıkmak için kapıya ilerledim.
Tam kapıyı açacağım sırada mırıldandı."Islak saçlarınla mı aşağı inmeyi düşünüyorsun?" Sorusuyla kurutmayı unuttuğum saçlarımı anımsadım.
Geri adım atmaya niyetim yoktu "Seni ilgilendirmez," diyerek kapıyı çarparcasına odadan çıktım.
Zümrüt Halayı görsem iyi olacaktı. Bana telefon verebilme ihtimali vardı. En aşağı kata indikten sonra kahvaltı hazırlayan yardımcılara Zümrüt halanın odasını sordum. İkinci kat sol taraftan üçüncü kapı cevabı ile hızla ikinci kata çıkıp Zümrüt Halanın kapısında dikildim.
Çalmak ve çalmamak arasında düşünürken elimi kaldırıp kapıyı iki kez tıkladım. Gel sesi ile derin bir nefes alarak kapıyı açtım ve içeri girdim.
Üzerini giyinmiş saçlarını kapatan Zümrüt Halaya tebessüm ederek "Düşündüm ben Zümrüt han.. Zümrüt hala," deyince dudağı kıvrıldı.
Her şeyi netçe öğrenmek ister gibi sordu "Neyi düşündün Arin?"
"Dün söylediklerinizi. Berdan'a alışmaya çalışacağım. Çok zor olacak ama en azından deneyeceğim," diyerek telefon verme ümidiyle gözlerimi kırpıştırdım.
"Doğru olan bu Arin. Beni şimdi değilse bile zamanla çok iyi anlayacaksın. Sen akıllı kızsın sana onu kendine aşık etme konusunda güveniyorum. Unutma dağa küsersen boşluğa düşersin." Başımı salladım anladığımı belirtircesine.
"Haklısınız Zümrüt Hala. Bir ömür aynı adamla geçecek sonuçta ona alışmam gerek." İlk kez bir anda bu kadar fazla yalanı art arda sıralıyordum.
Değil Berdan'a alışmak onun adını bile duymak kulaklarıma zarardı. Hayatım boyunca hiç kimseden bu kadar nefret etmemiştim ben oysa.
"Aferin güzel kızım. Telefon meselesine de gelirsek bugün saat beş gibi yanıma uğra halledelim." Kıvrılan dudağım ile başımı salladım.
"Teşekkür ederim Zümrüt Hala."diyerek odadan çıkmak için kapıya yürüdüm.
"Saçlarını kurut Arin. Daha yenisin sancın olur çorapta giy. Bugün de kendini çok yorma." Dedikleri ile bir adım bile ileri gidemedim.
Kocaman gözlerle ona dönüp utanarak "Sandığınız gibi değil Zümrüt Hala," dediğimin saçmalığı ile hemen susup hızla odadan çıktım ve koşarcasına yukarı çıkıp odaya girdim.
Oda boşken Berdan'ın giyinme odasında olduğunu düşünerek hemen banyonun kapısını açtım. Berdan'ı banyoda görmeyi beklemediğim için korkarak küçük bir çığlık attım.
Çok şükür uygunsuz görmemiştim belinde havlu elinde tıraş makinesi ile sakallarını kısaltıyordu.
"Yok yok bizim gerçekten seninle çok işimiz var Arin. Daha kapı çalma adeti bile yok sende." Elindeki makineyi kapatarak yakına yakına konuşup bana döndü.
"Kitleseydin sen de kapıyı ayrıca ben seni giyinme odasında sandım. Neyse çık hadi acil işim var benim." Gözleri ile uzun uzun beni süzdü.
"Saçların?" Deyip göz kırparak kurutma makinesini çıkardı. "Ama önce benim işimi halletmem lazım. Ben sana dedim ama işte büyük sözü dinlemezsen böyle olur." Tam konuşacağım sırada kurutma makinesini fişe takarak saçlarını kurutmaya başladı.
Ona sinirle göz devirip odaya girdim ve dağınık yatağı topladım. Köşede duran telefona değdi tekrar gözlerim ve tam o an telefon çaldı. Ekrana baktığımda Bade yazını görmem ile kaşlarımı çatıldı istemsizce.
Hala gelen kurutma makinesi sesi ile telefonu elime aldım ve açarak kulağıma koydum. Anında kulağımı dolduran heyecanlı ve neşeli ses "Hamileyim Berdan," deyince duyduklarımın ağırlığı ile gözlerim kocaman açılırken nutkum tutulmuştu.