B4- {SEVDAMIN ŞAHİTLİĞİ}

2836 Words
Anlamadığımı belirtircesine göz yaşlarımı durdurup kaşlarımı çatarak konuştum. "Ne dedin sen?" Hala sakindi bir sesim. "Duydun işte." Kaşlarımı mümkünmüş gibi daha çok çatarak ellerimi çektim ve hışımla kucağından kalkmak için hareketlendim. Beni daha sıkı tutunca bağırarak "Bırak beni ruh hastası pislik. Seni seçtim ne demek? Sen kendinde misin? O gün bütün Antep biliyordu Sezerlerin beni İlyas için istemeye geldiklerini. Nasıl bir başkasının namusu olacak kişiyi seçe..." sözümün devamını getiremeden elini dudaklarıma bastırıp ağzımı kapattı. "Sakın o cümleyi bitirme Arin. Seni istediler ama o yüzük parmadığına takılmadı. Şimdi gelip burda bana saçma sapan şeyler söyleyip keyfimi bozma." Dişlerimi sıktım. Düzensizleşen nefesimi görmezden gelerek sık aldığım nefesle "Beni burada bırakmazlar sakın unutma. Hem ayrıca ben İlyas'ı sev..." cümlemi bu kez yüksek bir bağırış bölmüştü. "Arin!!!" Evet ben bu sesin sahibini tanıyorum. İlyas'ın sesi, İlyas beni alamaya mı geldi hem de sözümün hemen üstüne? Gülen gözlerim şaşkınlıkla kocaman açılırken heyecandan nefesimi kontrol altında tutamıyordum. "Bak dedim işte sana, gelecekler beni sana bırakmazlar diye." Berdan'ın kucağından kalkacağım sırada beni tüm siniri ile sertçe yatağa yatırdı. Hafif üstüme eğilip tısladı. "Sakın Arin sakın sabrımı sınama aşağıdaki iti öldürürüm. Şimdi ben çıkıyorum ama sen hele şu kapıdan çıkmayı dene o zaman senin göreceğin tek şey o şerefsizin kanı olur." Soluksuz aldığım nefesi dizginlemek istedim. Gözü bir an aldığım huzursuz solukla hızlı hızlı inip kalkan göğsüme değdi ve tekrar gözlerime bakıp bağırdı. "Duydun mu beni Arin?" Transa geçmiş gibi sadece başımı sallamakla yetindim. Yataktan kalkıp üstünü düzeltirken cebinden çıkardığı astım ilacımı da hemen yanıma attı. Şaşkınca ona bakarken odadan çıktı ve ben hala sanki oradaymış gibi kapıya bakıyordum. Astım ilacımı ben burada olduğumdan beri hep cebinde taşıyordu. Neden peki? Nefesimi kontrol altına alamazken astım ilacımı alıp sıktım. Başımı iki yana sallayıp hemen kendimi toparladım ve yattığım yerden doğruldum. İlyas gelmiş, beni almaya gelmiş umarım sorunsuzca Antep'e dönebiliriz. Şuan sadece bunu düşünebiliyor ve bunun için dua edebiliyordum. Yataktan kalkıp ileri geri yürümeye başladım karnımda ki ağrıya rağmen. Derince nefes alıp sakinleşmeyi beklerken gözüm tepsiye değdi. Sabahtan beri aç karnım ve su istiyorum diye yalvaran dilime kulak verip tepsiye yürüdüm ve hemen üstüne ki suyu içip bir dilim böreği yiyerek kenarında ki ilacı içerek açlığıma ve acıma kısa bir süre için son verdim. Aşağıda ise ne ses vardı ne de seda. Deli gibi merak edip dua ederken yataktan kalkıp derin nefesler alarak sakinleşmeyi bekledim. Yaklaşık bir saat olacaktı neredeyse beklemek çok can sıkıcı, yatağa uzanıp gözlerimi dinlendirmek için kapatmak sanırım şuan yapacağım şeylerden biri bile değildi fakat şuan ondan başka çarem yoktu. Beni sürekli tehdit eden bir öküz olduğu için aşağı inmem çok zordu çünkü dediklerini yaptığına çokça şahit oldum. Düşüncelerimi bölen ve gözlerimi açmama sebep olan silah sesiydi. Elimi hızlı atan kalbime koyup fırlarcasına yataktan çıkarken durmadan düşündüğüm olmasın diye dua etmeyi ihmal etmiyordum. Koşar adımlarla kapıya koşup aşağı indiğimde karışma çıkan herkesi görmezden gelerek en aşağı kata kadar indim. Tam kapıdan çıkacakken sıkıca kolumdan tutulup çekilmem beni durdurmuştu. Kolumu tutan kişiye baktım fakat tanımıyordum sinirle bağırdım. "Bırak beni hemen." Beni daha sıkı tutup bir şey demezken boş anında hızla kolumu çekip kapıyı açarak dışarı çıktım. Berdan'ın sinirli gözlerini üzerimde hissederken ona bakmamaya çalışarak karşımızda ki durumu iyi olan İlyas'a baktım. "Seni almaya geldim Arin. İyisin değil mi?" Dudağım kıvrıldı mutlulukla. "İyiyim." Diyebildim tüm heyecanıma rağmen ve ona doğru bir adım attım. O an kolumdan çekilmem ve sırtımın sertçe Berdan'ın göğsüne çarpması ve çarpmanın etkisiyle karnıma giren ağrı acıyla inlememe neden oldu. Kulağıma fısıldarcasına konuştu. "Ben sana ne dedim Arin? Sen benim sözümden çıkmaya devam mı edeceksin? Ayrıca sen inandın mı bu korkağın seni benden almaya gücünün yeteceğine." Gözlerim söyledikleri ile dolarken İlyas'ın gözlerine baktım bizi anlamaya çalışıyor gibiydi. Berdan'ın eli kolumu göğsümde tutarken, sakince huyuna gitmek istercesine kolumu aşağı indirdim ve kolları arasında sırtımı göğsünden çekip yavaşça yüzümü ona dönüp gözlerine baktım. Öfkeden ateş saçıyordu siyah gözleri. "Yapma Berdan, ona zarar verme lütfen. Söz, söz veriyorum burada kalacağım. Kendi rızamla seninle evlenirim lütfen bırak gitsin." Gözüm istemsizce bir yaş döktü. Berdan'ın bakışları altında ezilmemek için gözlerimi kaçırırken çenemi tutarak başımı kaldırıp gözlerine bakmamı sağladı. "Seni istese de alamaz Arin. Seni hiç kimse benden alamaz." İlyas'ın titreyen sesini duydum. "Alacağım ve sen hiç bir şey yapamayacaksın. Arin gel buraya Antep'e döneceğiz ve şanlı bir düğün yapacağız şahidimiz de Berdan olacak." Sinirle gözlerimi kapattım, böyle konuştuğuna göre Berdan'ı tanımıyordu. Hala Berdan'ın bir eli çenemdeyedi ve sıktığı dişlerinin gıcırtısını işitebiliyordum. Berdan'ın dudağı kıvrılırken beni aniden kendine çekti ve başımı omzuna yasladı. Başımı kaldıracakken eliyle engelledi ve sabit tuttu. Sinirden gülen sesiyle "Demek ben de şahidiniz olacağım öyle mi Sezerlerin son yavru gözde köpeği? Kaç yaşında kaldın sen 5... yok ya o kadar da değildir 6... çok güzel hayal kurmuşsun vesselam. Ama merak etme sana hayal kurman için biraz daha vakit vereceğim ve sözüm olsun uyandığında seni nikah şahidimiz yapacağım," dediğinde kulağıma dolduran silah sesi ile refleksle çığlık attım. Gözümden akan yaş Berdan'ın gömleğini ıslatırken durmaksızın dua ediyordum düşündüğüm olmasın diye. Başımı kaldıracakken izin vermedi. Var gücümle çırpınıp "Bana onu vurmadığını söyle. Bu kadar vicdansız olmadığını söyle," diye bağırırken beni sıkı tutmasına rağmen ellerimi göğsüne çıkarıp ona vurmaya başladım bir umut bırakır diye. Fakat sarsılmıyordu bile. Başımı kaldırıp gözlerine bakarak "Bu kadar da düşme be adam," dedim ağlayan gözlerime rağmen. "Onu nikah şahidimiz yapacağım Arin sana sözüm olsun bu da. Bu gece ikiniz de haddinizi aştınız. Ama senin gözünü açman gerek Arin çok küçük büyütülmüşsün, ergen kafasından çık ve etrafına bir bak bu yerdeki it beni neden istiyor de. İnan bana gözünü açınca bana teşekkür edeceksin." Dediklerine anlam veremiyordum bir türlü. "Yapamazsın bu kadarını da yapamazsın," diyerek bağırdığımda ben ne olduğunu bile anlamadan sırtımı göğsüne yasladı ve yerde kanlar içinde ki İlyas'ı gösterdi. "Bak bu kadarını yapan, o kadarını da yapar. Aç gözünü aptal o seni sevmiyor, sen onunla evlenince aileleriniz ortak olacaktı ve onları batmaktan kurtaracaktı. Anla artık..." Kulağımın yanında bağırarak bana anlatmak istediği cümleyi duymamak için sadece yerde kanlar içinde ki İlyas'ı izliyordum ve hıçkıra hıçkıra ağlıyordum. "Yalan söylüyorsun. Bırak beni çok kanıyor yarası bir şeyler yapmalıyım." Beni daha sıkı tutunca kollarından çıkmak için çırpındım. "Yapacağın tek şey seni kullanmasına izin vermediğim için bana teşekkür edip, benimle birlikte onun döktüğü kanı izlemek." Berdan'a sayısız küfürler ediyordum sessizce. Beni bırakması için var gücümle çırpınırken İlyas inleyerek gözlerini açtı. "Berdan bırak beni gözlerini açtı. Bir şeyler yapalıyım." Ellerimi daha sıkı tutup, sırtımı göğsüne daha fazla bastırdı. Nefesimi kontrol edemezken çığlık çığlığa beni bırakması için sayısızca kez Berdan'a yalvarıyordum. Fakat artık ne gücüm kalmıştı ne de söz anlatmaya ya da yalvarmaya halim. Bütün vücudum sızım sızım sızlarken göz yaşlarım kurumuştu artık akmıyordu. Çırpınmayı bile bırakmıştım öyle boş boş İlyas'ın kapalı gözlerine bakıyordum. Bacaklarımda derman kalmazken gözlerim kapanıyordu. Ayaklarım yerden kesildiğinde tepki dahi veremiyordum. Boş gözlerle etrafa bakarken dilim sanki lâl olmuştu. Konuşmak isteyip konuşamıyordum. Bedenim soğuk yorgan ile buluşunca gözlerimi kapattım. Ayağımda ki ayakkabıların çıktığını ve üzerimin örtüldüğünü hissediyordum. Hiç bir şey anlayamıyorum... Dudağımın üzerinde ve yanağımda hissettiğim bir el ile yaşlı gözlerim açıldı. Berdan yanağımda ki ıslaklığı elini bastırıp gözlerime baktı. "Geçecek." Yatakta doğrularak elini itip "Geçmeyecek, onu vurdun. Çok kan kaybetti. Sana yapma demiştim ama yaptın. Üstelik onu nikah şahidi yapacağını söylüyorsun bu kadarı bana çok fazla Berdan yapma," dedim sona doğru yalvaran sesimle. "Uyu Arin uyu ki günler çabuk geçsin biraz daha büyü ve her şeyi anlayabilecek olgunluğa ulaş. Senin gibi şımarık bir kız çocuğu ile uğraşmak beni tahmin ettiğimden daha çok yordu." Yaşlı gözlerle gözlerine bakıp başımı sağa sola salladım. Hiç bir şey anlamıyor, biz anlaşamıyoruz... Yataktan kalkıp gömleğini çıkarınca gözlerimi kapatarak başımı yastığa koydum. İstemsiz akan gözyaşlarım hıçkırıklara dönüştü. Kaderime, sevdama, acılarıma ve daha bir çok şeye ağlıyordum. Berdan' sert sesi ile "Ağlamayı kes Arin," dediğinde kalkıp yüzüne sayısız küfürler etmek istedim ama onun yerine elimi ağzıma bastırıp sessiz sessiz ağladım. Bir süre sonra yorgunlaşıp ağırlaşan bedenim beni uykuya teslim etti. Gözlerimde ki ve başımda ki ağrı bilincimi açmama sebep oldu. Ağlamaktan şişen gözlerim zar zor açılırken yerimden doğruldum. Gözüm pencereye değince hala karanlık olması beni bir kez daha üzmeye yetmişti. Yataktan çıkıp lavaboya girerek işlerimi hallederek yüzümü yıkadım. Neden bilmiyorum ama gram uykum yoktu şuan sadece fazlasıyla acı çeken bir bedenim vardı. Bir ağrı kesici işimi görürdü ama bu saatte nereden bulabilirim ki? Oda da ki çekmecelere baktım bir umut ama yoktu. Sessizce kapıyı açıp odadan çıktım merdivene yönelecekken Berdan'ın "Nereye?" diyen sesini duydum. Sinirle ona dönüp bağırdım. "Cehennemin dibine, gelecek misin insan kılıklı şeytan?" Kaşları çatıldı keyifle. "Yok orası sıcaktır pek sevmem." Onca şeyden sonra keyifli konuşaması sinirimi daha çok bozarken karşısına geçtim. "Sen gerçekten çok iğrençsin, senden nefret ediyorum. Hiç bir şey olmamış gibi davranmandan yoruldum." Beni belimden tutarak yönlendirince öfkeyle ellerini tutarak belimden çektim. Sırtım sert duvarla buluşunca "Sesini kıs herkesi başımıza mı toplayacaksın?" Ellerimi kaldırıp onu ittim. "Kim toplanırsa toplansın belki o zaman senden kurtulurum. Bak daha nikah da kıyılmadı lütfen bırak artık beni. Söz veriyorum bir daha asla karşına çıkmam sen yoluna ben yoluma." Bu kez ciddiyetle gözlerime baktı. Onu daha sert bir şekilde itince ellerimi başımın üstünde birleştirip "Yarın saat beş gibi nikah kıyılacak yani bundan sonra yolumuz bir unut artık geçmişi geleceğine yön vermeye çalış. Emin ol o zaman her şey daha güzel olacak," dedi. "Yarın saat beşten sonra cehennemin başlayacak desene sen ona. Sana her gün cehennemi yaşatmazsam bana da Arin demesinler." Öfkeyle elimi çekmeye çalıştım. Sadece çalıştım çünkü öylesine sıkı tutuyordu. "Cehennemden korkacak olsaydım eğer seni en başta ölüme terk ederdim. Ama unutma ben yanarsam yakarım. O cehennemde sadece ben olmayacağım benimle birlikte sen de olacaksın. Birlikte yanacağız." Hışımla ellerimi çektim. Kendi istediği için bıraktı. Onu iterek sesimi yükselttim. "Seni o cehennemde tek yakacağıma emin olabilirsin. Şımarık ve büyümemiş bir kız olarak bunu yapacağım seni yakacağım Berdan Ağa." Geri çekildi ve cebinden çıkardığı ilacı köşedeki masanın üstüne bıraktı. "Zamanla göreceğiz." Benim olduğum odanın çaprazında ki odaya girdi. Masadaki ilaçları alıp hemen odaya girip bir bardak su ile yuttum. Yatağa girecekken buradan kaçmak için bu güzel fırsatı değerlendirmem gerektiğini düşündüm. Hem en fazla ne olabilir ki? Ama nasıl kaçacağım? Kaçmak için ise bu benim son şansım yarın nikahtan sonra hiç kimse beni bu canavardan alamaz ki? Yatağa oturup bir süre düşündüm fakat olmuyor bu konağı daha bilmiyorum bile nerede olduğumuz bile bilmiyorum ki. Aklıma şimşek gibi çakan fikir ile dudağım kıvrıldı. Hemen sessizce odadan çıkıp daha demin gözüme çarpan dama baktım. Bu konağın kapısından çıkış yoktu belki ama bu konaktan elbette çıkış vardı. Çok sessiz adımlarla ilerlerken hızlıca yan konağın damına ulaştım. Biraz yüksekti ama başarabilirim. Tam bir adım atmıştım ki kolumdan tutulup çekilmem ile sinirle dişlerimi sıktım. Büyük ve kemikli eller belimi tutup beni aşağı indirirken sinirle ve biraz da korkuyla gözlerimi kapattım. Üzerimde hissettiğim gölge ile gözlerimi daha da sıktım. Çenem tutulunca yüzüme değen nefes beni ürkütmüştü. "Aç gözünü Arin aç. Bu gece sayende ikimize de uyku yok anlaşılan." Gözlerimi açmak yerine daha da sıktım. Kapalı gözlerle "Seni görmek istemiyorum. Cani, katil, vicdansız, acımasız, ruh hastası, insan kaçıran, cehennem zebanisi..." ardı arkasına kötü şeyleri sıralarken tek gözümü açıp ona baktım. Yüzünde öfke beklerken aksine gayet rahattı. "Bitti mi?" Başımı salladım aşağı yukarı. "Tamam o zaman geç odaya geliyorum ben de birazdan. Bak normalde tek uyuyacaktın ama çok kaşınıyorsun." Gözlerim kocaman açıldı. "Tamam söz veriyorum bir daha tekrarı olmayacak lütfen gelme odaya." Sinsice kıvrıldı dudakları. "Kapıyı kilitlerim." Bir seçenek sununca cebinden çıkardığı anahtarı gözümün önüne tuttu. "Bununla mı kilitleyeceksin?" "Tamam sen kilitle o zaman." Bu seçenek de hoşuna gitmemiş gibi mırıldanınca öfkeyle dişlerimi sıktım ve çenemi elinde kurtarıp ayaklarımı sertçe yere vura vura odaya girip kapıyı kapattım ve hemen yorganın altına girdim. Sinirden göz yaşlarım yastığı ıslatırken İlyas'ı düşünmeden de edemiyorum bir şey olduğunu düşünmüyorum çünkü Berdan onu nikah şahidi yaparak bana daha fazla acı çektirmeye niyetliydi. Düşüncelerim beni yorarken yavaş yavaş gözlerim kendini uykuya bıraktı. Yeni gün bin bir dert ve kederle gelecekti bugün canımı acıtıyordu o adam ile evlenmek. Hem de kalbimde bir başkası varken. Gözlerimi hiç açmak istemiyordum biraz daha yatakta kalmak istiyordum ama durmadan çalan kapı ile zar zor çıktım yataktan ve gözlerimi küçük bir kız gibi ova ova kapıyı açtım. Kapıyı açıp bir yandan gözlerimi ovup bir yandan da esnerken Berdan bana kısık gözlerle bakıyordu. Sinirle ona bakıp uyku mahmuru sordum "Ne var?" "Sana da günaydın." Kapıyı açık bırakarak tekrar yatağa yürüdüm. Yatağa uzanıp gözlerimi kapatarak yorganı başıma kadar çektim. "Kalk bugün cehenemimiz başlıyor." Kapalı gözlerle başımı salladım. "Senin cehennemin başlıyor. Şimdi bırakırsan eğer ağrım yokken biraz uyumak istiyorum ve beni kapattığın şu odada kafayı yemek istemiyorum." Gözlerimi daha sıkı kapattım. "Saat zaten iki." Gözlerim şaşkınlıkla açıldı ve hemen doğrulup Berdan'a baktım. "O kadar olamaz şaka yapıyorsun." Telefonun ekranını açarak bana gösterdi. '14:14' "Ben nasıl o kadar uyudum ki?" Kendi kendime sorarken yataktan çıktım. "Bugünden sonra bir daha bu saatte uyanmak sadece hayalin olur zaten merak etme." Berdan'ı duymazdan gelerek banyoya girerek kapıyı kilitledim. Biraz daha duş almazsam eğer net bir pisliğe dönüşürdüm diye düşünerek üzerimdeki kıyafetleri çıkarıp duşa girdim. Saçlarımdan süzülen su ile rahatladığımı hissediyordum. Kısa bir duşun ardından durulanarak duştan çıktım. Dolaptan çıkardığım temiz havluyu bedenime sardım ve tam odadan çıkacakken aklıma gelenle durdum. Ne bir parça kıyafetim vardı ne de o öküzün odadan çıktığına emindim. Sinirle gözlerimi kapatıp düşüncesizliğime söverken sesimi duyurmak istercesine adını bağırdım. "Berdan!" Bir kaç kez tekrarladım fakat ses yoktu. Bedenimde ki havluyu daha da sabitlerken kapıyı açtım banyodan çıkmadan önce başımı çıkarıp odaya baktım Berdan yoktu çok şükür. Banyodan çıkıp giyinme odasına ilerlerken saçlarımdan düşen sular yerleri ıslatıyordu. Saçlarımı kurutmak başımı ağrıtıyordu bu yüzden çok tercihim değildi kurutma makinesi. Dalgınca giyinme odasına girecekken bedenimin başka bir bedene çarpmasıyla kocaman gözlerle hemen başımı kaldırdım. Berdan gömleğinin açık düğmelerini iliklerken anın şokuyla bağırdım. "Sana defalarca seslendim neden ses vermiyorsun?" Cevap vermesini beklemeden aniden elimi kaldırıp gözlerini kapattım. "Sımsıkı kapat gözlerini, sakın açma," derken bile o hala oldukça ciddiydi. "Emin ol o güzel vücudun ilgimi çekmiyor. Hem ilk kez görmüyorum seni vurulunca kim üstünü değiştiriyordu sanıyorsun." Elimi tutarak gözlerinden çekince kurduğu cümlenin etkisiyle şok içinde gözlerine baktım. "Ciddi olamazsın, değilsin değil mi? Yalan!" Yapamazdı ki. Ciddiyetle "Gayet ciddiyim. Hem kim değiştirecekti ki benden başka?" deyince gözlerim doldu. Yüksek sesimle bağırdım. "Allah belanı versin! Pis sapık! Fırsatçı!" Daha fazla konuşmama izin vermeden bir eli ile belimi tutup diğer eliyle de ağzımı kapatınca ağzımda olan elinin içine son gücümle dişlerimi geçirdim. Hala elini çekmezken beni belimdeki eliyle yavaşça duvara yaslayıp bedenimi bedeni ile kıstırarak belimdeki elini çekti. "Biraz sonra Allah katında karım olacaksın Arin!" Parmakları gerdanımı okşarken "Sen bütünüyle helal olacaksın bana keza bende sana," Elini ağzımdan çektiği gibi boşluğa düşen elimle havlumu sıkıca tutup başımı kaldırdım. "Bu bana dokunacağın, istediğin zaman üstümü giydireceğin ya da benim rahatsız olacağım davranışlarda bulunacağın anlamına gelmez fırsatçı." Son kelimeme kadar gayet sakin dinleyip son kelimemle bedenimi daha da kıstırmasıyla göz devirip iki elimi göğsüne koyup sertçe ittireceğim sırada havlumun gevşediğini hissettim. O an utançla gözlerimi sıkıca kapatırken bir an elleri düşmek üzere olan havlumu kavradı. Derin bir oh çekip rahatlarken kapalı gözlerim ardından sesini işittim tekrar. "Giyin üstünü daha fazla uzamasın bu tantana. Saat geç oluyor." Hemen başımı eğip gözlerimi kaçırdım "Tamam iyi çık hemen o zaman," dedim yanaklarımın kızardığını hissederken. "Giyeceklerin dolapta çoğu hal oldu. Eksiklerini de nikahtan sonra halledersin," deyince dişlerimi sıktım neden bu kadar çabuk kabullendi ki her şeyi? "Anlayamıyorum seni?" "Anlamaya bile çalışma. İnan böylesi çok daha iyi olur senin için. Saçlarını da kurut hasta ve şımarık halinle ilgilenemem." Yere bakan gözlerim ona göstermeden göz devirdi. Cevabımı bile beklemeden giyinme odasından çıkarken yüksek sesle "Beyaz elbise var nikah için onu giy," dediğini işitirken kaşlarımı çattım. Kapı sesi ile hemen odaya girip kapıyı kilitledim, çıktı çok şükür. Hızlıca giyinme odasına girip gelen kıyafetlere baktım hepsi bedenime göreydi. İç çamaşırlarından kıyafete kadar her şeyin bedeni üzerime göreydi ve hepsinin üzerinde etiketi duruyordu. Anlaşılan yeni alınmıştı hepsi. Beyaz giy nikah için böyle demişti sanırım. Gözüme değen düz siyah elbise ile dudağım kıvrıldı. Bugün Arin'in yası başlıyor değil beyaz bundan sonra gök mavisi bile yasaktı tüm hayallerim bugün son bulacaktı benim geleceğim geçmişim beni bir kez bile aramayan ailem bile yoktu artık. Hiç tanımadığım bir kalabalık içinde kaybolacaktım ben... Seçtiğim uzun düz siyah elbiseyi üzerime geçirip saçlarımın ıslaklığını aldım ve nemli bıraktım. Saçlarımı toplayacakken çalan kapı ile bıraktım. Kapıyı açınca Hülya elinde tepsi ile tebessümle bana bakıyordu. Tepsiyi alıp teşekkür ederken bana beyaz tül şalı uzattı. "Ağam size vermemi istedi," deyince tepsiyi kenara bırakıp Hülya'yı odaya çektim. "Hülya bana bunun siyahını getirir misin?" Binbir sorunun ardından odadan çıkmıştı. Getirdiği yemeği yiyip kenara bırakırken kapının çalması ile kapıyı açtım elinde ki siyah tül şalı alıp ona teşekkür edince tepsiyi alarak çıktı odadan. Saçlarımı örten siyah tül ile gözlerim doldu ne yani her şey bitti mi artık? Beni buna mecbur bırakan hiç kimseyi af etmeyeceğim. Berdan'a cehennem, abim ve sevgili yengeme azap olacağım. Bir süre sonra odaya gelen Hülya ile aşağı indim. Hayatımın son buluşu için evet diyecektim... Tutsak olmak için evet diyecektim... Özgürlüğümün sonu için evet diyecektim... Cehennemim için evet diyecektim... Ve en kötüsü de sevdam buna şahitlik edecekti... Büyük odaya girdiğimde bütün gözler bana değdi. Berdan'ın sinirli gözlerini, hocanın şaşkın gözleri, tanımadığım insanların anlamsız bakışları ve on senelik sevdamın kızarmış gözlerle çaresiz bakışları... Bugün Arin'in miladı. Ne çektiğim acıyı unutacağım ne de hiç oluşumu. Bana bunu yapanlara günü gelince elbet hakkını vereceğim. Ve artık Arin'in yası sevdasının şahitliğiyle başlıyor...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD