Bıraktığı suyu içip gözlerimi kapattım, cevabını beklemeden. Tekrar kapı sesi gelince şükrettim. Onunla aynı ortamda bulunmak bile sinirimi bozmaya yetiyordu zaten ve sinirim bir hayli bozukken yorgun bedenim kendini uykuya bıraktı.
Aralıksız uyuduğum nadir bir kaç saatin sonunda hava da aydınlanmıştı. Gözlerim odada gezindi koyu renklerin hakim olduğu oda göz yorucuydu. Karşımda büyük bir masa, duvarda yanan evi anımsatan bir tablo, yatağın hemen yanında ışık, ve sol tarafta camın önünde koltuk olan az eşyalı güzel bir odaydı. Gözüm odada ki iki kapıya takıldı birinin lavoba olduğunu düşünüyorum diğeri ise sürgülüydü muhtemelen giyinme odasıdır.
Giyinme odası! Misafir odasında giyinme odası olmaz misafir odası bu kadar özenli düzenli ve zahmetli de olmaz. Ne yani burası Berdan'ın odası mıydı ve ben onun yatağında mı uyumuşum?
Bilerek yaptı eminim ki koca konakta uyuyacak başka bir yer vardır ama beni bilerek bu odaya yetirdi. Yerimden doğrularak ayaklarımı yataktan sarkıttım. Başımın dönmesiyle biraz bekledim daha iyi hissettiğimde yavaşça ayağa kalktım ve lavaboya girdim.
Yüzümü yıkayıp aynaya bakınca gözlerimi kapatıp tekrar açtım ve bunu bir kaç kez üst üste yaptım. Çünkü bir kaç günde bu kadar kötü duruma gelmem normal değildi.
Fazla yorgun gözüküyordum ve zaten fazla yorgundum. Saçlarımı düzeltebildiğim kadar düzeltmeye çalıştım ellerimle. Üzerimde ki kanlı atlete baktım içeri girip giyinme odasına girdim.
Fazlasıyla büyük olan giyinme odası tam da Berdan'ı yansıtıyordu asi öfkeli ve her zaman kızgındı...
Dolaplara yönelip biraz bakınmaya başladım. Fakat sürekli takım ve gömlekler vardı. Bu adam uyurken bile gömlekle mi uyuyor? Yok mu rahat bir tişörtü diye içimden geçirirken gözlerim açmadığım tek dolaba takıldı ve hemen onu da açtığımda gözlerim parladı.
Aradığımı bulmuştum siyah uzun kollu bir kazak görünce hemen onu çıkardım. Havalar zaten soğuktu bir de kısa kollu giyip zayıf bünyemi hasta edemezdim.
Üzerimdeki atleti çıkarınca kolumda olmayan intraketi fark ettim. Berdan çıkarmıştır diye düşünerek göz ardı ettim. Bu kez gözlerim yarama değdi fakat onun da sargısı değişmişti. Benim uykum ne ara bu kadar ağır olmuştu?
Kanlı atleti kenara bırakıp elime Berdan'ın kazağını aldım ve işte tam o an sesini işittim. "Bakıyorum da hemen alışmışsın." Ona dönemeden gözlerim binbir duyguyu barındıracak şekilde kocaman açıldı.
Hemen elimdeki kazağı göğsüme doğru tutup sinirle "Çık dışarı, müsait değilim farkındaysan." Çıkmasını bekledim.
Çıkmadı.
"Görende çıplak sanacak." Yanağımda hissettiğim sıcaklık lavla eş değer olabilirdi.
"Terbiyesizleşme," diyebildim utançla.
"Bana laf yetiştireceğine üstünü giyin." Sinirle konuşması kazağın hala elimde olduğunu hatırlattı.
Üzerimdeki siyah büstiyerin kan bulaşmış kısmına değdi gözlerim fakat onun için yapacağım pek bir şey yoktu şuan.
Kazağı üstüme geçirince bir kaç beden büyük olması ellerimi kapatıyordu ve elbise gibi olmuştu bu halim bana bir an komik gelsene hala arkamdaki öküze sinirliydim.
İnsan kapıyı çalar ama pardon insan dedim ben.
Kanlı atleti elime alıp ona döndüğüm anda onun da aynı anda bana dönmesini bir olmuştu üzerine geçirdiği siyah gömleğin düğmelerini iliklerken aynı zamanda beni de göz hapsine alıp incelemeye başlamıştı.
Üzerimdeki gözleri umursamadan sinirle sordum sorumu. "Neden içeri girerken kapıyı çalma zahmetinde bulunmuyorsun?"
"Kendi odama girereken gerek duymuyorum ondan olabilir mi acaba?"
"Bir dakika ya sen çok haklısın peki benim senin odanda ne işim var? Koca konakta oda mı kalmadı Berdan Ağa?" Tek kaşımı kaldırıp cevap bekledim.
"Burada olman gerektiği için buradasın Arin bu gece karım olduğunda da başka yere ait olmadığını anlayacaksın," diyerek göz kırpınca hemen konuyu değiştirdim.
"Benim sargımı sen mi değiştirdin?" Konuyu değiştirip sordum tamamen nikahi unutturmaya çalışarak.
"Yok cinler değiştirdi." Gözlerimi kapatıp açtım ve sabır dileye dileye yanından geçeceğim sırada kolumu tuttu sıkıca.
Sinirle tısladı. "Ve asıl konuya gelirsek Arin Hanım sakın bir daha bana karşılık vermeye kalkma seni gebertirim. Bir daha benim himayem altına ki hiç kimsenin namusuna da dil uzattığını görmeyeyim dilini koparırım." Aynı sinirle benim dudağım kıvrıldı ve saniyeler içinde öfke ile dümdüz oldu.
Alayvari gülüşümle "Sen, siz himaye, namus? Çok komik ama ya aynı cümle içerisinde bile komik duruyor. Sizde olmayan kavramlar bunlar," diyerek başımı kaldırıp omuzlarımı dikleştirerek devam ettim.
Elimdeki atleti kenarı bırakıp gözlerine baktım ve öfkeyle konuştum. "Öyle mi Berdan ağa? Peki bak bir bana, bak gözlerime ben de kendimi sana ezidirecek göz var mı? Değil sen, yedi ceddin de gelse asla doğru bildiğimi söylemekten çekinmem ve dün gece de doğruları söyledim diye benim canımı yakamazsın. Hem ayrıca doğrular mı sana zor gelen, erkeklik gururunu zedeleyen? Öyleyse eğer bunu benimle değil kardeşinle konuşmam gerekecek. Kardeşinin ya da abimin cezasını çekmek zorunda değilim ben. Sakın onlara olan öfkeni benden çıkarmaya kalkma seni pişman ederim. Abim neyse kardeşin de aynı bok. Hoş benim abim onu zorla koynuna almadı." Gözlerinin karasının daha da karardığını gördüm sanırım biraz dozunu kaçırıp damarına bastım.
Kolumu mümkünmüş gibi daha çok sıkınca bir an sadece kırılacak diye düşünmeden edemedim. Sesinin bütün sinirini kullanıp bağırdı. "Arin seni uyardım değil mi?" Kolumdan çekiştirince acıyan yarama odaklamam mümkün dahi değildi. Beni savurarak itercesine yere attığında sinirle dişlerimi sıktım ve yüzümü kapatan saçlarımı savurarak gözlerimi ona çevirdim.
"Allah belanızı versin. Benden uzak olun, isterseniz birbirinizi öldürün. Yeter ki beni bırak, nefret ediyorum senden de lanet olası abimden de o lanet olası kardeşinden de. Hayatımı zindan ettiniz pislikler." Gözyaşı dökmemek için çok büyük bir çaba sarf ediyordum.
Bütün damarları sinirden kabarmışken, sıktığı elinin buğumları beyazlaşmaya başlamıştı. Büyük iki adım da yanıma gelip hafif eğilerek çenemi tuttu ve sıkarak başımı kaldırdı. "Benim seninle mutlu olduğumu falan mı düşünüyorsun sen? Sen kimsin Arin, sen kimsin ki ben senin gibi bir pisliğe elimi süreyim? Senin damarlarından da şerefsiz soysuzların kanı akmıyor mu? Sen de bir Koçer değil misin? Hepiniz birbirinizden pisliksiniz. Sakın bir daha da ağzını açma canını çok fena yakarım senin." K1arnımda ki sızıdan ve çenemde ki sıkı elinden gözlerimden akan yaşlara engel olamadım ve onun elini ıslatmasına izin verdim. Fakat o da farkındaydı sadece acıdan döküldüğünün.
"Ailem hakkında düzgün konuş. Sizden daha şerefli olduğu ortada onlar bugüne bugün ne bir kadına ne de bir çocuğa el kaldırmadı en azından. Hem şerefsiz olsalardı kard..." Lafımı bitirmeme izin vermeden diğer eli yarama ulaşmıştı çoktan.
Acıyla çığlık atarak eline bakarken bütün vücudum kasılmıştı. Elini yarama çok fazla bastırmasa bile canımı acıtmak için uyguladığı baskı canımı yakarken çenemde ki eli gevşedi ve daha fazla dayanamadan sırtım sert ve soğuk zeminle buluştu.
Gözümden acı içinde yaşlar akarken gözlerime bakıyordu ve o an inleyerek zar zor konuştum. "İşte şerefsizlik, namussuzluk tam olarak bu Berdan Ağa. İnsanları hassas noktalarından vurup canını acıtmak." Sol kaşını hafif kaldırıp başını sola eğdi.
"Yani senin yaptığın gibi değil mi Arin Hanım? İşte bu da kendini anlaman için sana iyi bir örnek oldu." Gözümden akan yaşlar soğuk zemini ıslatıyordu.
"Aynı şey mi? Eğer öyleyse bile, ben neden senin canının acıdığını görüp de zevk almıyorum o zaman? Abimin altına giren kardeşinin bedelini neden sana katlanmak zorunda olarak ödüyorum. " Elimi karnıma bastırıp acı içinde bacaklarımı kendime doğru çektim.
Tam ağzını açmıştı ki kapı tıklama sesi ile geri kapattı. Kapının ardından gelen ses muhtemelen Hülya'ya aitti. "Ağam kahvaltı hazır. Buyurun." Berdan kapıya yürüyüp kapıyı araladı.
"Tamam geliyorum." Tekrar kapıyı kapattı ve masada ki ilaçları alarak cebine koydu. Bana dönüp "Bakalım Koçerlerin kızı dilinin cezasını aç ve susuz kalıp akşama kadar acı çekerek ödeyince bir daha bu kadar rahat konuşabilecek mi?" Ardına bile bakmadan çıktı odadan.
Sırtım soğuk zeminde dakikalar geçirirken karnımda ki geçmez ağrının haddi hesabı yoktu. Öfkemi kusmak istiyorum deli gibi, kaderime ağlamak istiyorum, halbuki iki hafta öncesine kadar ne güzel bir hayatim vardı. Tek derdim isteme günü giyeceğim beyaz elbisenin dikimiydi. Ama abim denen pislik hayatımı cehenneme çevirdi.
Onun yüzünden saatlerdir bu soğuk zeminde ağrılardan yerimden dahi kıpırdayamıyordum. Göz yaşlarım hala sert ve soğuk zemini ıslatırken her şeye lanetler savurdum içimden.
Bari bir tane ağrı kesici bıraksaydı ona bile razıydım şimdi. Ne açlığım ne de susuzluğum beni yoruyordu sadece bütün bedenimi ele geçiren dinmez ağrıydı.
Yeni yeni acıktığımı hissediyordum ve dilimin bir hayli kuruduğunu. Acım hala dinmezken gökyüzünde akşama dair hiç bir belirti yoktu.
İçim sökülene kadar ağlayıp göz yaşlarımın zemini ıslatmasına izin verdim. Ne kadar süre geçti bilmiyorum ama ağlamaktan başım ve gözlerim de acıyan her yerime eşlik etmişti. Daha fazlasını ne bedenim taşıyabildi ne de gözlerim.
Kapanmak için an kollayan gözlerimi acımı dindirsin diye kapattım ve kendimi sıcak uykunun kollarına bıraktım.
Karnıma saplanan ani acı ile beni sıcak tutan uykuma veda edip gözlerimi açtım. Acıyla çığlık attığımda Berdan'ın açık olan karnıma pansuman yaptığını görmemle sinirle gözlerimi devirdim. "Allah senin belanı versin." Bipolar şerefsiz beni burda bırakıp giderken o olmayan vicdanı neredeydi?
Öfkeyle elini üzerimden itip "Defol git. Kendim hallederim," dediğimde sinirle gözlerime baktı. İki elimi de solumda birleştirip sabit tuttu.
"Bırak beni gerizekalı." Durmadan çırpınıyordum. O ise sanki hala ben uyuyormuşum gibi pansumana devam ediyordu.
Durmadan çırpındığımda yarama hafif baskı uyguladı. Bütün bedenim çırpınmayı kesip anında kasılınca "Aferin rahat dur bitecek zaten. Bu saatte kadar değiştirmemen hata." Dediginde ben ne tür bir canavarın eline düştüm diye düşünmeden edemedim.
"Allah yine belanı versin!"
Gözümden akan yaşlar yastığı ıslatırken ona sayısızca kez sövmeyi de ihmal etmiyordum ve çırpınmayı artık tamamen kesmiştim sadece bir an önce pansuman bitirip odadan gitsin diye bekledim. Gözlerimi tavana kilitlemişken onun sesini işittim "Yeter ağlama artık sinirimi bozuyorsun," diyerek yataktan kalktı.
"Allah bir daha belanı versin."
"Beni yanlız bırak ne sesini duymak ne de yüzünü görmek istemiyorum. Çık hemen şu odadan." Derken sesim yüksek çıkmıştı.
Elindeki ilk yardım çantasını banyoya bırakınca hemen gözyaşlarımı sildim. Gömleğinin düğmelerini açmaya yöneldiğin de sinirle "Allahın belası çık diyorum sana, nerede uyuyacaksan orada değiştir üstünü," dediğimde başını sağa sola sallayıp düğmelerini açmaya başladı.
Başımı diğer tarafa çevirip sayısızca küfürler savurdum dengesiz adama. Bir kaç dakikanın ardından kapı çaldı. Başımı kapıya çevirirken dengesiz adamın da üzerini giyinmiş olduğunu fark ettim.
Kapıyı açıp içeri bir tepsi ile girince kapıyı tekrar kapattı. Elinde tepsi ile bana yaklaşıp "Kalk yemek ye sonra ilaç içip uyu," deyince sinirle derin nefesler aldım.
"Sen öl inşallah. Acı içinde kıvrana kıvrana geber de aklına ilk ben geleyim."
Elimi kaldırıp bağırarak "Sakın, sakın bana yaklaşma. İstemiyorum senin yemeğini de suyunu da defol git bu odadan," dediğimde tepsiyi masaya bıraktı.
"Sana yer misin diye sormadım. Kalk ve yemeğini ye sonra ilaç içip hemen uyu sesini duymak istemiyorum." Sinirle gözlerimi kapatıp açtım.
Ona cevap vermek için ağzımı açacağım sırada vazgeçerek gözlerimi daha sıkı kapatıp dengesiz adama sırtımı döndüm ve kendimi uykuya bırakmayı planladım. Bu adamla ömür geçmez asla bir şekilde kurtulmam gerek benim.
Düşüncelerim arasında aniden kolumdan çekilmem irkilmeme sebep oldu. Bu sert ve acımasız elin sahibi belliydi. Gözlerim hala kapalıyken öfkeli sesini işittim. "Sana kalk ve yemek ye dedim Arin. Beni ikiletme," dediğinde gözlerimi açtım ve öfkeyle ayağa kalkıp karşısına dikildim bu her ne kadar acı verse de önemsemedim.
"Sana şu odadan çık dedim ben de. Birbirimize katlanmak zorunda değiliz anlıyor musun dengesiz herif? Sabahtan beri o aklın neredeydi? Beni bu odada acılar içinde aç susuz bırakırken. O kadar iğrenç bir pisliğin tekisin ki sana nefret bile besleyemiyorum. Sadece senden tiksiniyorum ve gördükçe sinirlerim daha çok bozuluyor. Lütfen şimdi bu odadan çık. Senin vereceğin ilacı da istemiyorum, acılar içinde kıvranmak seni görmekten daha cazip geliyor bana." Elimi acıyan ve acıkan karnıma bastırırken dişlerimi sıkıyorum.
Bu saatte kadar hangi cehennemdeydi de yaralı halimle beni bu şekilde burada bıraktı. Diyecek kelime dahi bulamıyorum sinirimi anlatmaya çalışsam karşısında yıkılır da haberi yok. Sadece biraz sabertmem gerekiyor kendimi biraz bile iyi hissetsem hemen bu dengesiz adamın elinden kaçacağım.
"Bitti mi?" Benim aksime zerre sinir kırıntısı yoktu sert yüzünde.
Başımı sallayarak "Bitmedi ama seni daha fazla görmemek için bitti," dediğimde beni aniden yatağa oturtup tepsiyi de eline alarak yatağa bıraktı ve o da yatağa oturdu.
Ona anlamsızca bakarken bir yandan da bağırdım. "Ne yaptığını sanıyorsun sen?" Beni aniden kucağına çekince çığlık attım.
Gözlerim kocaman açılırken ellerimle ona vurmaya başladım ve bağırdım. "Bırak beni, dokunma bana." Ellerimi birleştirip sıkıca tuttu ve beni kendine döndürüp ellerimi bacaklarının arasında sıkıca sabitledi.
Her hareketim canımı fazlasıyla acıtırken durmadan çırpınmaya devam ediyordum. Çenemi tutup başımı kaldırdığında sinirle gözlerine baktım. Saçlarımı kulağımın arkasına sıkıştırıp "Çırpınmayı bırak ve sakinleşmeyi dene. Yemeğini yiyip uyuyacaksın ama bu şekilde benim canımı sıkmaya devam edersen bu gece seni uyutmam." İma ettiği şeye anlam veremedim ve bir anda bütün bedenim çırpınmayı bıraktı. Kalbimin korku içine atışı kulaklarımı doldururken derince yukundum.
Artık tutmaktan sıkıldığım göz yaşlarım gözlerimin dolmasına neden oldu fakat akmaması için çok çaba sarf ettim. Başım Berdan'ın omzuna düşerken daha fazla dayanamayıp gözyaşlarımı serbest bıraktım. Sessiz gözyaşlarıma hıçkırıklarım eşlik ederken sıcak gözyaşlarım Berdan'ın beyaz gömleğini ıslattığında eli sırtımı sıvazlamaya başlamıştı.
İlk kez kendimi bu denli çaresiz hissediyordum. Defalarca lanet ettim içimden ona da kendime de. Ona beni bu hale getirdiği için, kendime ise celladımdan çaresizce medet umduğum için.
Göz yaşlarıma sayısız hıçkırıklarım da eklenirken sessizce göz yaşı döküyordum, sabahtan beri beni acıyla aç susuz bırakan adamın omzunda. O ise hiç bir şey olmamış gibi sırtımı sıvazlayıp beni sakinleştirmeye çalışıyordu. Ne acınası...
"Benim çok güzel bir hayatım vardı. Neden simdi cehennemin ortasına düşmüş gibi hissediyorum ben? Her yanım acıyla kıvranırken ben nasıl acılarımın sebebi olan bu adamın omzunda göz yaşlarımı dökebiliyorum." Sesimi ben bile zor duymuştum.
"Ben hiç bir şeyin sebebi değilim. Ben de istemezdim böyle olmasını her şey abin ve kardeşim yüzünden." Göz yaşlarımın ıslattığı dudağım kıvrıldı bir anlığına. Kardeşinin hatasını kabul etti.
Başımı omzundan kaldırıp gözlerine baktım. "Bırak beni o zaman. Ben hiç bir şey yapmadım ki benim bir suçum yokken neden bütün her şeyin bedelini ben ödüyorum ki?" Sordum hıçkırıklarımı durdurmaya çalışırken.
"Mümkün olsa zaten bırakırım Arin. İstemediğimiz bir hayatı ben de yaşamak istemiyorum hele ki senin gibi bir kızla hiç istemiyorum." Bir an düşündüm benim gibi bir kızdan kastı neydi ki? Aynen Arin şuan tam olarak bunu düşünmenin vaktiydi öyle değil mi?
Düşüncemi def ederek zar zor durdurduğum hıçkırığımı bir kenara bırakıp "Neden mümkün olmasın ki sen Ağa değil misin? Ağa sensen hükmü senin vermen gerekmiyor mu?" Sakince konuşmaya çalışırken beni bırakmasını umut ediyordum.
"Hükmü ben verdim Arin. Seni seçtim ve seni aldım." İşte o an anladım hayatımın bittiğini. Her şey onun dediği ve istediği gibi oluyordu.
Kendisini de yaktı beni de...
Bıraktığı suyu içip gözlerimi kapattım, cevabını beklemeden. Tekrar kapı sesi gelince şükrettim. Onunla aynı ortamda bulunmak bile sinirimi bozmaya yetiyordu zaten ve sinirim bir hayli bozukken yorgun bedenim kendini uykuya bıraktı.
Aralıksız uyuduğum nadir bir kaç saatin sonunda hava da aydınlanmıştı. Gözlerim odada gezindi koyu renklerin hakim olduğu oda göz yorucuydu. Karşımda büyük bir masa, duvarda yanan evi anımsatan bir tablo, yatağın hemen yanında ışık, ve sol tarafta camın önünde koltuk olan az eşyalı güzel bir odaydı. Gözüm odada ki iki kapıya takıldı birinin lavoba olduğunu düşünüyorum diğeri ise sürgülüydü muhtemelen giyinme odasıdır.
Giyinme odası! Misafir odasında giyinme odası olmaz misafir odası bu kadar özenli düzenli ve zahmetli de olmaz. Ne yani burası Berdan'ın odası mıydı ve ben onun yatağında mı uyumuşum?
Bilerek yaptı eminim ki koca konakta uyuyacak başka bir yer vardır ama beni bilerek bu odaya yetirdi. Yerimden doğrularak ayaklarımı yataktan sarkıttım. Başımın dönmesiyle biraz bekledim daha iyi hissettiğimde yavaşça ayağa kalktım ve lavaboya girdim.
Yüzümü yıkayıp aynaya bakınca gözlerimi kapatıp tekrar açtım ve bunu bir kaç kez üst üste yaptım. Çünkü bir kaç günde bu kadar kötü duruma gelmem normal değildi.
Fazla yorgun gözüküyordum ve zaten fazla yorgundum. Saçlarımı düzeltebildiğim kadar düzeltmeye çalıştım ellerimle. Üzerimde ki kanlı atlete baktım içeri girip giyinme odasına girdim.
Fazlasıyla büyük olan giyinme odası tam da Berdan'ı yansıtıyordu asi öfkeli ve her zaman kızgındı...
Dolaplara yönelip biraz bakınmaya başladım. Fakat sürekli takım ve gömlekler vardı. Bu adam uyurken bile gömlekle mi uyuyor? Yok mu rahat bir tişörtü diye içimden geçirirken gözlerim açmadığım tek dolaba takıldı ve hemen onu da açtığımda gözlerim parladı.
Aradığımı bulmuştum siyah uzun kollu bir kazak görünce hemen onu çıkardım. Havalar zaten soğuktu bir de kısa kollu giyip zayıf bünyemi hasta edemezdim.
Üzerimdeki atleti çıkarınca kolumda olmayan intraketi fark ettim. Berdan çıkarmıştır diye düşünerek göz ardı ettim. Bu kez gözlerim yarama değdi fakat onun da sargısı değişmişti. Benim uykum ne ara bu kadar ağır olmuştu?
Kanlı atleti kenara bırakıp elime Berdan'ın kazağını aldım ve işte tam o an sesini işittim. "Bakıyorum da hemen alışmışsın." Ona dönemeden gözlerim binbir duyguyu barındıracak şekilde kocaman açıldı.
Hemen elimdeki kazağı göğsüme doğru tutup sinirle "Çık dışarı, müsait değilim farkındaysan." Çıkmasını bekledim.
Çıkmadı.
"Görende çıplak sanacak." Yanağımda hissettiğim sıcaklık lavla eş değer olabilirdi.
"Terbiyesizleşme," diyebildim utançla.
"Bana laf yetiştireceğine üstünü giyin." Sinirle konuşması kazağın hala elimde olduğunu hatırlattı.
Üzerimdeki siyah büstiyerin kan bulaşmış kısmına değdi gözlerim fakat onun için yapacağım pek bir şey yoktu şuan.
Kazağı üstüme geçirince bir kaç beden büyük olması ellerimi kapatıyordu ve elbise gibi olmuştu bu halim bana bir an komik gelsene hala arkamdaki öküze sinirliydim.
İnsan kapıyı çalar ama pardon insan dedim ben.
Kanlı atleti elime alıp ona döndüğüm anda onun da aynı anda bana dönmesini bir olmuştu üzerine geçirdiği siyah gömleğin düğmelerini iliklerken aynı zamanda beni de göz hapsine alıp incelemeye başlamıştı.
Üzerimdeki gözleri umursamadan sinirle sordum sorumu. "Neden içeri girerken kapıyı çalma zahmetinde bulunmuyorsun?"
"Kendi odama girereken gerek duymuyorum ondan olabilir mi acaba?"
"Bir dakika ya sen çok haklısın peki benim senin odanda ne işim var? Koca konakta oda mı kalmadı Berdan Ağa?" Tek kaşımı kaldırıp cevap bekledim.
"Burada olman gerektiği için buradasın Arin bu gece karım olduğunda da başka yere ait olmadığını anlayacaksın," diyerek göz kırpınca hemen konuyu değiştirdim.
"Benim sargımı sen mi değiştirdin?" Konuyu değiştirip sordum tamamen nikahi unutturmaya çalışarak.
"Yok cinler değiştirdi." Gözlerimi kapatıp açtım ve sabır dileye dileye yanından geçeceğim sırada kolumu tuttu sıkıca.
Sinirle tısladı. "Ve asıl konuya gelirsek Arin Hanım sakın bir daha bana karşılık vermeye kalkma seni gebertirim. Bir daha benim himayem altına ki hiç kimsenin namusuna da dil uzattığını görmeyeyim dilini koparırım." Aynı sinirle benim dudağım kıvrıldı ve saniyeler içinde öfke ile dümdüz oldu.
Alayvari gülüşümle "Sen, siz himaye, namus? Çok komik ama ya aynı cümle içerisinde bile komik duruyor. Sizde olmayan kavramlar bunlar," diyerek başımı kaldırıp omuzlarımı dikleştirerek devam ettim.
Elimdeki atleti kenarı bırakıp gözlerine baktım ve öfkeyle konuştum. "Öyle mi Berdan ağa? Peki bak bir bana, bak gözlerime ben de kendimi sana ezidirecek göz var mı? Değil sen, yedi ceddin de gelse asla doğru bildiğimi söylemekten çekinmem ve dün gece de doğruları söyledim diye benim canımı yakamazsın. Hem ayrıca doğrular mı sana zor gelen, erkeklik gururunu zedeleyen? Öyleyse eğer bunu benimle değil kardeşinle konuşmam gerekecek. Kardeşinin ya da abimin cezasını çekmek zorunda değilim ben. Sakın onlara olan öfkeni benden çıkarmaya kalkma seni pişman ederim. Abim neyse kardeşin de aynı bok. Hoş benim abim onu zorla koynuna almadı." Gözlerinin karasının daha da karardığını gördüm sanırım biraz dozunu kaçırıp damarına bastım.
Kolumu mümkünmüş gibi daha çok sıkınca bir an sadece kırılacak diye düşünmeden edemedim. Sesinin bütün sinirini kullanıp bağırdı. "Arin seni uyardım değil mi?" Kolumdan çekiştirince acıyan yarama odaklamam mümkün dahi değildi. Beni savurarak itercesine yere attığında sinirle dişlerimi sıktım ve yüzümü kapatan saçlarımı savurarak gözlerimi ona çevirdim.
"Allah belanızı versin. Benden uzak olun, isterseniz birbirinizi öldürün. Yeter ki beni bırak, nefret ediyorum senden de lanet olası abimden de o lanet olası kardeşinden de. Hayatımı zindan ettiniz pislikler." Gözyaşı dökmemek için çok büyük bir çaba sarf ediyordum.
Bütün damarları sinirden kabarmışken, sıktığı elinin buğumları beyazlaşmaya başlamıştı. Büyük iki adım da yanıma gelip hafif eğilerek çenemi tuttu ve sıkarak başımı kaldırdı. "Benim seninle mutlu olduğumu falan mı düşünüyorsun sen? Sen kimsin Arin, sen kimsin ki ben senin gibi bir pisliğe elimi süreyim? Senin damarlarından da şerefsiz soysuzların kanı akmıyor mu? Sen de bir Koçer değil misin? Hepiniz birbirinizden pisliksiniz. Sakın bir daha da ağzını açma canını çok fena yakarım senin." K1arnımda ki sızıdan ve çenemde ki sıkı elinden gözlerimden akan yaşlara engel olamadım ve onun elini ıslatmasına izin verdim. Fakat o da farkındaydı sadece acıdan döküldüğünün.
"Ailem hakkında düzgün konuş. Sizden daha şerefli olduğu ortada onlar bugüne bugün ne bir kadına ne de bir çocuğa el kaldırmadı en azından. Hem şerefsiz olsalardı kard..." Lafımı bitirmeme izin vermeden diğer eli yarama ulaşmıştı çoktan.
Acıyla çığlık atarak eline bakarken bütün vücudum kasılmıştı. Elini yarama çok fazla bastırmasa bile canımı acıtmak için uyguladığı baskı canımı yakarken çenemde ki eli gevşedi ve daha fazla dayanamadan sırtım sert ve soğuk zeminle buluştu.
Gözümden acı içinde yaşlar akarken gözlerime bakıyordu ve o an inleyerek zar zor konuştum. "İşte şerefsizlik, namussuzluk tam olarak bu Berdan Ağa. İnsanları hassas noktalarından vurup canını acıtmak." Sol kaşını hafif kaldırıp başını sola eğdi.
"Yani senin yaptığın gibi değil mi Arin Hanım? İşte bu da kendini anlaman için sana iyi bir örnek oldu." Gözümden akan yaşlar soğuk zemini ıslatıyordu.
"Aynı şey mi? Eğer öyleyse bile, ben neden senin canının acıdığını görüp de zevk almıyorum o zaman? Abimin altına giren kardeşinin bedelini neden sana katlanmak zorunda olarak ödüyorum. " Elimi karnıma bastırıp acı içinde bacaklarımı kendime doğru çektim.
Tam ağzını açmıştı ki kapı tıklama sesi ile geri kapattı. Kapının ardından gelen ses muhtemelen Hülya'ya aitti. "Ağam kahvaltı hazır. Buyurun." Berdan kapıya yürüyüp kapıyı araladı.
"Tamam geliyorum." Tekrar kapıyı kapattı ve masada ki ilaçları alarak cebine koydu. Bana dönüp "Bakalım Koçerlerin kızı dilinin cezasını aç ve susuz kalıp akşama kadar acı çekerek ödeyince bir daha bu kadar rahat konuşabilecek mi?" Ardına bile bakmadan çıktı odadan.
Sırtım soğuk zeminde dakikalar geçirirken karnımda ki geçmez ağrının haddi hesabı yoktu. Öfkemi kusmak istiyorum deli gibi, kaderime ağlamak istiyorum, halbuki iki hafta öncesine kadar ne güzel bir hayatim vardı. Tek derdim isteme günü giyeceğim beyaz elbisenin dikimiydi. Ama abim denen pislik hayatımı cehenneme çevirdi.
Onun yüzünden saatlerdir bu soğuk zeminde ağrılardan yerimden dahi kıpırdayamıyordum. Göz yaşlarım hala sert ve soğuk zemini ıslatırken her şeye lanetler savurdum içimden.
Bari bir tane ağrı kesici bıraksaydı ona bile razıydım şimdi. Ne açlığım ne de susuzluğum beni yoruyordu sadece bütün bedenimi ele geçiren dinmez ağrıydı.
Yeni yeni acıktığımı hissediyordum ve dilimin bir hayli kuruduğunu. Acım hala dinmezken gökyüzünde akşama dair hiç bir belirti yoktu.
İçim sökülene kadar ağlayıp göz yaşlarımın zemini ıslatmasına izin verdim. Ne kadar süre geçti bilmiyorum ama ağlamaktan başım ve gözlerim de acıyan her yerime eşlik etmişti. Daha fazlasını ne bedenim taşıyabildi ne de gözlerim.
Kapanmak için an kollayan gözlerimi acımı dindirsin diye kapattım ve kendimi sıcak uykunun kollarına bıraktım.
Karnıma saplanan ani acı ile beni sıcak tutan uykuma veda edip gözlerimi açtım. Acıyla çığlık attığımda Berdan'ın açık olan karnıma pansuman yaptığını görmemle sinirle gözlerimi devirdim. "Allah senin belanı versin." Bipolar şerefsiz beni burda bırakıp giderken o olmayan vicdanı neredeydi?
Öfkeyle elini üzerimden itip "Defol git. Kendim hallederim," dediğimde sinirle gözlerime baktı. İki elimi de solumda birleştirip sabit tuttu.
"Bırak beni gerizekalı." Durmadan çırpınıyordum. O ise sanki hala ben uyuyormuşum gibi pansumana devam ediyordu.
Durmadan çırpındığımda yarama hafif baskı uyguladı. Bütün bedenim çırpınmayı kesip anında kasılınca "Aferin rahat dur bitecek zaten. Bu saatte kadar değiştirmemen hata." Dediginde ben ne tür bir canavarın eline düştüm diye düşünmeden edemedim.
"Allah yine belanı versin!"
Gözümden akan yaşlar yastığı ıslatırken ona sayısızca kez sövmeyi de ihmal etmiyordum ve çırpınmayı artık tamamen kesmiştim sadece bir an önce pansuman bitirip odadan gitsin diye bekledim. Gözlerimi tavana kilitlemişken onun sesini işittim "Yeter ağlama artık sinirimi bozuyorsun," diyerek yataktan kalktı.
"Allah bir daha belanı versin."
"Beni yanlız bırak ne sesini duymak ne de yüzünü görmek istemiyorum. Çık hemen şu odadan." Derken sesim yüksek çıkmıştı.
Elindeki ilk yardım çantasını banyoya bırakınca hemen gözyaşlarımı sildim. Gömleğinin düğmelerini açmaya yöneldiğin de sinirle "Allahın belası çık diyorum sana, nerede uyuyacaksan orada değiştir üstünü," dediğimde başını sağa sola sallayıp düğmelerini açmaya başladı.
Başımı diğer tarafa çevirip sayısızca küfürler savurdum dengesiz adama. Bir kaç dakikanın ardından kapı çaldı. Başımı kapıya çevirirken dengesiz adamın da üzerini giyinmiş olduğunu fark ettim.
Kapıyı açıp içeri bir tepsi ile girince kapıyı tekrar kapattı. Elinde tepsi ile bana yaklaşıp "Kalk yemek ye sonra ilaç içip uyu," deyince sinirle derin nefesler aldım.
"Sen öl inşallah. Acı içinde kıvrana kıvrana geber de aklına ilk ben geleyim."
Elimi kaldırıp bağırarak "Sakın, sakın bana yaklaşma. İstemiyorum senin yemeğini de suyunu da defol git bu odadan," dediğimde tepsiyi masaya bıraktı.
"Sana yer misin diye sormadım. Kalk ve yemeğini ye sonra ilaç içip hemen uyu sesini duymak istemiyorum." Sinirle gözlerimi kapatıp açtım.
Ona cevap vermek için ağzımı açacağım sırada vazgeçerek gözlerimi daha sıkı kapatıp dengesiz adama sırtımı döndüm ve kendimi uykuya bırakmayı planladım. Bu adamla ömür geçmez asla bir şekilde kurtulmam gerek benim.
Düşüncelerim arasında aniden kolumdan çekilmem irkilmeme sebep oldu. Bu sert ve acımasız elin sahibi belliydi. Gözlerim hala kapalıyken öfkeli sesini işittim. "Sana kalk ve yemek ye dedim Arin. Beni ikiletme," dediğinde gözlerimi açtım ve öfkeyle ayağa kalkıp karşısına dikildim bu her ne kadar acı verse de önemsemedim.
"Sana şu odadan çık dedim ben de. Birbirimize katlanmak zorunda değiliz anlıyor musun dengesiz herif? Sabahtan beri o aklın neredeydi? Beni bu odada acılar içinde aç susuz bırakırken. O kadar iğrenç bir pisliğin tekisin ki sana nefret bile besleyemiyorum. Sadece senden tiksiniyorum ve gördükçe sinirlerim daha çok bozuluyor. Lütfen şimdi bu odadan çık. Senin vereceğin ilacı da istemiyorum, acılar içinde kıvranmak seni görmekten daha cazip geliyor bana." Elimi acıyan ve acıkan karnıma bastırırken dişlerimi sıkıyorum.
Bu saatte kadar hangi cehennemdeydi de yaralı halimle beni bu şekilde burada bıraktı. Diyecek kelime dahi bulamıyorum sinirimi anlatmaya çalışsam karşısında yıkılır da haberi yok. Sadece biraz sabertmem gerekiyor kendimi biraz bile iyi hissetsem hemen bu dengesiz adamın elinden kaçacağım.
"Bitti mi?" Benim aksime zerre sinir kırıntısı yoktu sert yüzünde.
Başımı sallayarak "Bitmedi ama seni daha fazla görmemek için bitti," dediğimde beni aniden yatağa oturtup tepsiyi de eline alarak yatağa bıraktı ve o da yatağa oturdu.
Ona anlamsızca bakarken bir yandan da bağırdım. "Ne yaptığını sanıyorsun sen?" Beni aniden kucağına çekince çığlık attım.
Gözlerim kocaman açılırken ellerimle ona vurmaya başladım ve bağırdım. "Bırak beni, dokunma bana." Ellerimi birleştirip sıkıca tuttu ve beni kendine döndürüp ellerimi bacaklarının arasında sıkıca sabitledi.
Her hareketim canımı fazlasıyla acıtırken durmadan çırpınmaya devam ediyordum. Çenemi tutup başımı kaldırdığında sinirle gözlerine baktım. Saçlarımı kulağımın arkasına sıkıştırıp "Çırpınmayı bırak ve sakinleşmeyi dene. Yemeğini yiyip uyuyacaksın ama bu şekilde benim canımı sıkmaya devam edersen bu gece seni uyutmam." İma ettiği şeye anlam veremedim ve bir anda bütün bedenim çırpınmayı bıraktı. Kalbimin korku içine atışı kulaklarımı doldururken derince yukundum.
Artık tutmaktan sıkıldığım göz yaşlarım gözlerimin dolmasına neden oldu fakat akmaması için çok çaba sarf ettim. Başım Berdan'ın omzuna düşerken daha fazla dayanamayıp gözyaşlarımı serbest bıraktım. Sessiz gözyaşlarıma hıçkırıklarım eşlik ederken sıcak gözyaşlarım Berdan'ın beyaz gömleğini ıslattığında eli sırtımı sıvazlamaya başlamıştı.
İlk kez kendimi bu denli çaresiz hissediyordum. Defalarca lanet ettim içimden ona da kendime de. Ona beni bu hale getirdiği için, kendime ise celladımdan çaresizce medet umduğum için.
Göz yaşlarıma sayısız hıçkırıklarım da eklenirken sessizce göz yaşı döküyordum, sabahtan beri beni acıyla aç susuz bırakan adamın omzunda. O ise hiç bir şey olmamış gibi sırtımı sıvazlayıp beni sakinleştirmeye çalışıyordu. Ne acınası...
"Benim çok güzel bir hayatım vardı. Neden simdi cehennemin ortasına düşmüş gibi hissediyorum ben? Her yanım acıyla kıvranırken ben nasıl acılarımın sebebi olan bu adamın omzunda göz yaşlarımı dökebiliyorum." Sesimi ben bile zor duymuştum.
"Ben hiç bir şeyin sebebi değilim. Ben de istemezdim böyle olmasını her şey abin ve kardeşim yüzünden." Göz yaşlarımın ıslattığı dudağım kıvrıldı bir anlığına. Kardeşinin hatasını kabul etti.
Başımı omzundan kaldırıp gözlerine baktım. "Bırak beni o zaman. Ben hiç bir şey yapmadım ki benim bir suçum yokken neden bütün her şeyin bedelini ben ödüyorum ki?" Sordum hıçkırıklarımı durdurmaya çalışırken.
"Mümkün olsa zaten bırakırım Arin. İstemediğimiz bir hayatı ben de yaşamak istemiyorum hele ki senin gibi bir kızla hiç istemiyorum." Bir an düşündüm benim gibi bir kızdan kastı neydi ki? Aynen Arin şuan tam olarak bunu düşünmenin vaktiydi öyle değil mi?
Düşüncemi def ederek zar zor durdurduğum hıçkırığımı bir kenara bırakıp "Neden mümkün olmasın ki sen Ağa değil misin? Ağa sensen hükmü senin vermen gerekmiyor mu?" Sakince konuşmaya çalışırken beni bırakmasını umut ediyordum.
"Hükmü ben verdim Arin. Seni seçtim ve seni aldım." İşte o an anladım hayatımın bittiğini. Her şey onun dediği ve istediği gibi oluyordu.
Kendisini de yaktı beni de...