3.Bölüm

1022 Words
Söz verdiğim gibi üç günlük aradan sonra, biz geldik :) Keyifli okumalar. Genç kız yattığı yatakta bir sağa bir sola dönüyor ama, bir türlü gözüne uyku girmiyordu. Yanında kız kardeşi yoktu ve, bu gece ilk defa yalnız kalmıştı bu odada. Ezgi okuldaki arkadaşlarından bir tanesine gitmek için zor izin almıştı Annesinden. Sinem’de bu durumda Ezgi’ye tek başına kalabileceğini söylemişti. Şimdi olsa eteklerini yapışıp gitme Ezgi der, birazcık drama yaparak onu ikna edebilirdi ama, artık her şey için çok geçti. Yataktan kalkıp çıplak ayaklarla odasından çıkarken, aklında ki tek düşünce Hamza’nın yanına gidip onu ikna etmekti. Gece yarısı olduğu için parmak uçlarına basarak, Hamza’nın odasına geldi. Kapıyı açıp içeri girdikten sonra bir müddet uğraşsa da, Hamza’yı uyandırmayı becerememişti. Yarışı kaybetmiş bir kız edasıyla, Yağmur ablasının odasına gitti. Ama tam tahmin ettiği gibi, Hamza gece yarısı uyur gezer halleriyle odasına dalmasın diye, kapısını kilitlemişti ablası. Sıkıntıyla bir of çekip, tepesinde topladığı saçlarının tokasını açarak bileğine taktı. Etraf karanlıktı, yine aynı sessizlikle merdivenlerden inerek, mutfağa girdi. Tam ışığa dokunacağı esnada, elinin üzerinde bir el hissetti. Çığlık atmak için ağzını açtığında, ağzına baskı uygulanarak bağırmasına engel olunurken, mutfak aydınlandı. Sinem, korkudan kalbi küt küt çarparken, karşısındaki uykusuz yeşil gözlere hayretle baktı. Yusuf elini Sinem’in dudaklarından çekerken, tek vücut haline gelen bedenlerinin arasına mesafe koyarak, çatık kaşlarıyla Sinem’in yüzünü mercek altına aldı. Göz bebekleri korktuğunu aşikar ederken, Sinem Yusuf’a kısık sesle kızmaya başlayınca kolundan çekilerek sandalyeye oturtuldu Yusuf tarafından. “Sen gerçekten benim canımı almak istiyorsun, Azrail’im olacaksın Yusuf! Gece gece karanlıkta ne yapıyorsun Allah aşkına!” Yusuf, Sinem’e bakmadan sözlerini kulak ardı edermiş gibi bir tavır takındı. Bir bardağa su doldurarak Sinem’in önüne bırakırken, göz ucuyla korkusunun geçmiş olup olmadığı kontrol etti. Görünüşe göre pek bir şeyi yoktu ama, çenesine vurmuştu korkusu Sinem’in. Susmak bilmiyor ardı ardına sıralıyordu ağzına ne gelirse, Yusuf yüzünden aklı başından gidiyordu. Önüne konulan bardaktan soluklanarak bir kaç yudum su içerken, Yusuf mutfaktan çıkıyordu ki, Sinem aklına gelen fikirle bardağı masaya bırakarak, merdivenlere ulaşmış olan Yusuf’un yanına koşup kolundan tuttu. Yusuf bıkkınlıkla Sinem’e dönerken, ne var anlamında gözlerine baktı. “Benimle uyu!” Sinem, Yusuf’un sinirle koyulaşan yeşillerine bakınca, kısada olsa açıklama yapma gereğinde bulundu. “Yani, ben tek başıma uyuyamıyorum. Ezgi arkadaşında, Hamza’yı uyandıramadım, ablamın odası kilitli, annemlerde yok.” Yusuf, Sinem’in elini kolundan çekerek, onun gibi fısıldadı. “Kendi başına uyuyacak kadar büyüksün Sinem, şimdi rahat bırak beni.” Sinem bir kaç basamak çıkan Yusuf’un yanından geçerek önüne geçti. Karanlıkta daha tehlikeli olan yeşillerine meydan okurcasına dikti kahvelerini. “Eğer benimle uyumazsan, Eylül Halama söylediklerimi yapmıyor derim.” Yusuf başını Sinem’e doğru eğerken, eliyle çenesini kavradı. “Sana bu yaptıklarının hesabını soracağım, Sinem.” ............... Yusuf karşısında ki çift kişilik yatakla karşılaşınca, Sinem’in uyku konusunda ki probleminin ciddi olduğu kanaatine vardı. Ezgi’ye gidecek bugünü bulduğu için kızarken, Sinem gece lambasını yakarak yatağın sağ tarafına geçti. Normalde sağ tarafında her zaman Ezgi yatardı ama, bu gece Yusuf’u sinirlendirmemek için duvar tarafına geçmişti. Yusuf, Sinem’in uysal bir kedi halini görünce, kadın milletinden korkulur diye geçirdi içinden. Sanki az önce onu tehdit eden kız Sinem değilmiş gibi, masum masum bakıyordu. Pikenin ucuna kaldırıp “Allah’ım sen yardım et” diyerek yatağa uzandı. Başını yastığa koyduğunda, burnuna dolan o yoğun kokuyla kaşlarını çattı. Sinem’e dönerek “Ben, sen uyuyana kadar yanında otursam olmuyor mu?” diyerek sitemkar bir edayla sordu. Sinem, yastığa başını koyarken, rahat bir halde cevap verdi. “Hayır, çünkü ben Ezgi’nin saçlarıyla oynayarak uykuya dalıyorum.” Sözünü tamamlar tamamlamaz, Yusuf’un şaşkın bakışları arasında yastığını aşağıya doğru çekti. Kendi yastığını da biraz yukarı çekerek yüzünü Yusuf’un yüzüne biraz yaklaştırarak, saçlarıyla oynamaya başladı. Sinem’in yüzü Yusuf’un yanağına doğru dönükken, parmak uçlarıysa saçlarının arsında dolanıyordu. Yusuf yattığı yerde kıpırdamadan, yanağını yakıp geçen solukların düzene girmesini, saçlarındaki narin parmakların hareketlerine son vermesini diledi. Bu bekleyiş, azap gibiydi. Saçlarına kimse dokunamazken, bir gün eline geldiği gibi karıştırıyor, bir gün uyuyana kadar oynuyordu Sinem. Yusuf kendi odasına kimseyi almazken, gece lambası dahil tüm ışıklardan nefret ederken, şu an tarifsiz baş ağrılarıyla başka bir odada, gece lambasının o rahatsız edici ışığıyla, yanında en büyük cezası Sinem’le uyumaya mahkum bırakılıyordu. Sinem uyuyana kadar hiç kıpırdamadan öylece bekledi, yaklaşık yarım saat sonra duyduğu düzenli soluklarla yataktan kalktı. Odadan çıkarken arkasına bile bakmadı. Misafir odalarından kendisi için hazırlanmış olana girip kendisini zifiri karanlıkta yatağına attı. Gözlerini kapattığında, gözlerinin önüne gelen Sinem’le “Gerçekten Bela!” diyerek geri açtı. Ellerini saçlarının arasına sokup çekiştirirken, aklına yarın saçlarını kesmeyi not etti. Sinem’i kendinden uzaklaştırmalıydı, bunun için ne gerekirse yapardı. Sabaha kadar huzursuzca dönüp durduğu yataktan, annesinin seslenmesiyle kalkmak zorunda kaldı. Sinem’le yeni bir gün daha, Sinem’le altı gün daha onu bekliyordu. Sonrasında bu ceza sona erecek Yusuf Kahraman bu Beladan kurtularak, özgürlüğüne kavuşacaktı. ..................... Sabah ışığı odanın içine dolarken, yatakta çapraz bir şekilde yatan Sinem, Hamza’nın odaya girmesiyle uyanarak gözlerini açtı. Yanında Ezgi’nin olmayışını hissedince, Hamza’ya iki kişilik saydırdı bu defa. Sabah rutinlerini tamamladıktan sonra, kahvaltı masasına inmeden önce babasıyla konuştu. Bu defa annesinin işi dolayısıyla değil, şirketle alakalı bir mevzuu olduğu için gittiklerini öğrendiğinde rahat bir nefes aldı. Kahvaltı masasına inerken, annesinin olmayışından dolayı morali bozuktu. Bir gün sonra doğum günleri vardı, ve bu defa yalnız olacaklardı. Bugün aklındakileri yapabilirse morali düzelecekti. Kahvaltı boyunca pek muhabbet etmeyi tercih etmeyerek, yapacaklar listesine yeni bir kaç şey daha ekledi kafasında. Okula giderken Yusuf’un ters bakışlarına maruz kalsa da altta kalmayarak başını şişirdi. Yusuf, sınıfına girdiğinde gece boyu uykusuzluk çektiği için, sırasına oturarak başını yaslayıp şakaklarını ovaladı. “Şu hafta bir bitsin, ben sana soracağım kim kimin Azrail’i oluyor Azap meleği!” diye mırıldanmayı ihmal etmedi. İlk ders sona erdikten sonra, akşam onu anlayan tek kişi unvanına sahip olan kişinin yanına gitmeyi düşündü. Telefonunu cebinden çıkartıp baktığında, Sinem’den mesaj geldiğini gördü. “Bu linke tıkla ve bu kıyafetten bir tane bedenine göre al, akşam seninle işimiz var Bay yürüyen Ego! :)” Yusuf, lakap takılmasından nefret eden bir insan olmasına rağmen, bu seferlik es geçmeyi mantıklı buldu. Sinem'le uğraşılmayacağını biliyordu. Linke tıklayıp açtığında, kaşlarını hayretle kaldırırken ekrana yeni bir mesaj daha düştü. “Eğer almazsan o kıyafetin iki beden küçüğünü sana giydirir, halka açık alanda maymun oynatır gibi oynatırım seni, Yusuf Kahraman!”  Sinem, yani namı diğer Azap Meleği, nasıl bir kıyafet istemiş olabilir Yusuf'tan?
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD