16. Bölüm

1394 Words
16. Bölüm Ödev uzun süreceğe benziyordu ve işin doğrusu Eylül'ün kafası da benimki gibi yerinde olmadığından olması gereken hızda ilerleyemiyorduk. Kendimi bir aptal gibi hissediyordum. Zehirli bir dilim vardı ve her türlü iğneleyici lafı kolaylıkla söyleyebiliyordum ve bu kez zehri zerk ettiğim yine bendim. Önümdeki kitabı karıştırıp iç dudağımı ısırdım. Peki ne olacaktı şimdi? Bir bok yemiştim ve ne yapacağımı bilmiyordum. Karşısında kalbim ramazan davulu gibi gümbürdüyordu, içimdeki yavru kedi keyifle dönüyor, göbeğini sevdirmek istiyordu. Meskeni kalbim, küçük kanatlı serçemin bile kanatlanıp gidesi geliyordu kursağımdan yukarı ama bir şekilde olmamıştı. Olsun diye yalvarmamıştım elbette ama... Eylül'e kızıyordum! O ateşlemişti beni! O bazı şeyleri öylece ortaya döküvermeseydi... Duygularımın farkına bile varmadan konuyu kapatacaktım belki de!... Oysa şimdi, istenmediğimi bildiğim bir kalbi kalbime baş tacı ediyordum. İçimin böylesi acıdığı olmamıştı hiç ve bu staj meselesini yine matematik hesabım için mi ortaya atmıştım yoksa mesele henüz dile getiremediklerim miydi, bilmiyordum... "Eylül," "Ya ben kafamı derse veremiyorum!" Gözlerimi devirdim. Evet, kabul ediyorum; Eylül'ün flörtüne kavuşması hoş bir şeydi ama bugün dünya kendi etrafında dönüyormuş gibi davranmaktan sıkılmamış mıydı? Ona danışmam gereken birkaç önemli şey vardı. "Ben-" "Bugün yurttan izin alsam, sana gelsem. Ödevi gece yaparız. Şimdi hiç yapmak istemiyorum." Bende istemiyordum ama konu hakkında konuşmak için kendimi bu denli cesaretlendirebilmişken Eylül lafı sürekli ağzıma tıkıyordu ya... Derin bir nefes aldım. Dudaklarımı ıslatıp birbirine bastırdım. "Peki." diye mırıldandım usulca. Zaten ikimizin de kafası başka yerdeydi. Toparlanıp dışarı çıktıktan sonra Eylül'ün telefonla işini bitirmesini bekledim. Onun tavsiyelerini duymam gerekiyordu. O ki, ben duruma üçüncü sınıf bir romantik komedi bayağılıyla yaklaşırken işin daha çetrefilli olduğunu çözmüştü. Duygularım ve bu duyguları yönetme konusunda elbet bana yardım ederdi. "Eylül," "Canım," Kaşlarımı çatıp ilk defa böylesi samimiyetsiz bir sıfatla beni nitelendiren arkadaşıma döndüm. Gözleri ve algısı tamamen telefonundaki mesajına kaymıştı. Bir kez daha denedim ama bu kez kolunu da dürttüm. "Eylül," Usulca ciğerlerini doldurup kısaca "Hm." dedi bu kez de. Hayallerim başıma yıkılmış gibi kaşlarımı çattım. Bu adil değildi. Benim de kafam doluydu. Ben de dün gece olmasını ummadığım şeyler yaşamıştım ancak sabah Eylül'ü dinlerken böylesi umarsız değildim. "Eylül bir şey diyeceğim ama!" Sitemimi desteklercesine gürdü sesim ama Eylül gerçekten de benimle değildi. Sonunda pes ettim ve çatur çutur sevgilisiyle mesajlaşan arkadaşımı rahat bırakmaya karar verdim. Bir ağacın altında oturmuş sonraki dersin gelmesini bekliyorduk. Barış'ın bizimle oturmak yerine mesajlaşmayı tercih etmesinin sebebi dersiydi ve Harun'un nerede olduğunu da ancak Tanrı bilirdi. Düşünmekten kafayı yiyecektim. Eylül'le baktım. Bir ara telefonunu kapayıp 'Aaaa, sen bir şey diyordun ama ben tamamen aptallaştığımdan seni duyamadım.' falan demesini bekledim ama suratındaki fazla hülyalı ifadeden asla böyle bir aydınlanma yaşamayacağını görebiliyordum. Telefonumda bir mesaj yoktu ve ben daha fazla düşünürsem balataları sıyırırım diye korkuyordum ve sonunda yaptım. Herhangi birinin yanında asla yapmam diyordum ama kütüphaneden aldığım o abartılı aşk hikayelerinden biri olan 'Sevdiğim Tüm Erkeklere' kitabını çıkartıp okumaya başladım. Eylül'ün ne yaptığım hakkında bir fikre sahip olduğunu sanmıyordum. Ola ki dağılmış tüm dikkatini topladı da bana baktı, bu aptal aşık tavrıyla ne okuduğumu sormayı akıl edeceğini hiç mi hiç sanmıyordum. Peter'dan hoşlanmıştım. Doğrusu geçen akşam bu kitabın filmini izlemiş ve çocuğu zaten beğenmiştim ama hayır, kitaptaki Peter'ı karakteristik olarak beğenmiştim çünkü alaycı yorumları seviyordum. Ayrıca Lara Jean'in yemek konusundaki aşırı beceriksiz tavırlarında da kendimi görüyordum. Üstelik aralarındaki kimyayı da beğenmiştim. Sadece, kızın duygularını analiz etmekte bu kadar güçlük çekiyor olması zaman zaman beni çileden çıkartıyordu ama zaten bu hikayeleri satan da taraflardan birinin aptal olması değil miydi? Bir şeyler hissediyor, hislerini seviyor ancak bu hislerin ne manaya geldiğini çözm... "Ya mesajlarına bak ya da telefonun sesini kıs. Sinir bozucu olmaya başladı." Dikkatim bir iğneyle dürtülmüştü. Lanet olsun! Böylesi kitapları tek başıma kuytu köşede okumamın tek sebebi ergenlik laflarıyla yaftalanmaktan çekinip utanmak değildi. Sessiz sakin bir yerde okumak istiyordum çünkü tek solukta bitsin istiyordum. Dürtülmeden. Rahatsız edilmeden. "Özür dilerim." diye mırıldandım rahatsız edici bir sesle. Eylül hiç umuru değilmiş gibi işine dönerken gözlerimi devirip telefonu cebimden çıkarttım. Harun mesaj atmıştı. Gülümsememeye çalıştım. İçim acıyordu ama aynı zamanda aptal içim yine sıcacık olmuştu. 'İlaç vakti. -Harun' Saat tam öğlen on ikiydi. Bir dakika bile geçmiyordu. Nasıl daha dakikasına girmişken mesaj atmayı akıl etmişti. Yoksa alarm falan mı kurmuştu? Yutkunup diğer mesajını açtım. 'Umarım ilaçlar yanındadır. -Harun' Yanımdaydı. Bu kez unutmamıştım. Tamam, sabah ilaçları yutmayı unutmuştum ama sebebi vardı. Sabahları yataktan kalkmak bile zordu. Giyinip okula gelmeyi anca akıl edebiliyordum. Ayrıca ilaçları yanıma almayı da unutmamıştım. Ben buna başarı derdim işte. Kendime gururlanacak birkaç saniye ayırdıktan sonra sonraki mesajına geçtim. 'Ama eğer ilaçları unuttuysan sorun değil, aileme bebeğin kız olduğunu söyleriz :D -Harun' Alenen güldüm. Her şey dünkü gibiydi. Yemekten sonra beni eve götürdüğü zamanki gibi. Tüm gerginlikler ve soru-cevaplar dışında... Kendimi bir anlaşmayla peşkeş çekmem dışında.... Sırılsıklam âşık olman dışında, diye araya girdi iç sesim. Âşık olmam dışında... Ret edilmem dışında.... Yüzüme dökülen saçlarımı geriye ittim. 'İlaçlar yanımda. -Naz' Cevabı beklediğimden hızlı yazmıştı. 'Sevindim. Kızımın anasının basit bir üşütmeyi atlatamayıp ölmesini hiç istemezdim doğrusu. -Harun' Gözlerimi kısıp dudaklarımı ıslattım. Aynıydı. Onun için her şey aynıydı; değişen bir şey yoktu. Öyle ya, o zaten benden hoşlandığı için değil öyle bir mizaca sahip olduğu için benimle flört ediyordu. İç çektim. Pekâlâ, her şey aynıydı madem. Benim için de aynı olabilirdi. Öyle ya, Harun bir hafta öncesine kadar benim için ukala, zengin bebesi bir şımarık olabilirdi ancak artık onu tanımaya başlamıştım ve öyle olmadığını biliyordum. Yine de onun pek çok olumlu özelliğini keşfetmiş olmama rağmen şunu açık yüreklilik ve gönül rahatlığıyla dile getirebilirdim. Zalim ve intikamcıydı. 'Bunu kızının anasına söyle. -Naz' Duygularım konusunda başarısız atılımlarım olduğu doğruydu ancak tırnak geçirmek konusunda rehberliğe ihtiyacım yoktu. Dilediğim zaman dilediğim kişiyi patiler, dörde bölerdim evelallah. Arıyordu. Elimdeki kitabın ayracını ararken bir yandan da ayağa kalkmaya çalışıyordum. Eylül'ün yanında konuşamazdım! Lanet ayraç neredeydi ki peki? Hayır, HAYIR! Kahretsin! Kitabı o kadar hoyrat sallıyordum ki tuttuğum sayfa ortasına kadar yırtıldı!... "Naz telefona bakar mısın?" Haspamın yüz ifadesi kızgındı. Eylül onaylamaz bakışlarla bana bakarken ben de kaşlarımı çattım. O deminden beri Barış'ın sesli mesajlarına tuş sesi açık telefonundan mesajlar yazarak cevap verirken ben kulak misafiri bile olmamıştım ama şimdi telefonum çalıyor diye bir beni tefe koyup çalmadığı kalmıştı. Telefon kapandı. Sertçe yutkundum. Ne diyecektim? Mesajlaşıyorduk ve aramasına dönmemiştim. O bana böyle bir şey yapsaydı kırılırdım ve uzun süre konuşmazdım ama bilerek yapmamıştım! Sadece paniklemiştim. Kitabın yırtık sayfasını düzeltip çimlere bırakırken ayağa kalktım. Tereddütle mesajlar kısmına girip titrek parmaklarla doğruyu yazdım. 'Eylül'ün yanındaydım, açamadım. -Naz' Bir daha aradı. Bu kez telefonun ses çıkartmasına fırsat vermeden telefonu açtım ve konuştum. "Hani sen mesajlaşmaktan hoşlanmıyordun." "Nefret ediyorum!" Sesindeki coşku beni titretmişti. Dudağımı ısırıp bekledim. Sessizliğimi algılayıp güldü. "İlaçları içtin mi?" "Henüz değil." "Gün gelecek kızına açıklama yapmak zorunda kalacaksın;" dedi usulca. "Benim güzel gözlü bebeğim, babanın sözünü dinlemediğimden sana kavuşmamız hayli zaman aldı. Burada geçiremediğin günler adına özür dilerim, diye." "Tanrı'ya dua edelim de kızının anası söz dinleyen bir kadın olsun." Bu sefer sessizliği bir gülücük bölmedi. Ben de gerildim dolayısıyla. Benim için duygularımı belli etmek çok zordu. Kızgın ve kırgınsam parçalayana kadar patilerdim karşımdakini. Ve Harun'a çok kırgındım... O yüzden ne yazık ki onu çok kıracaktım... "Kızımın anasını bulunca söylerim." dedi bir müddet sonra. Gerçekten de acımasızdı. Çenemin kasıldığını fark edip yumruk yaptığım elimi açmaya çalıştım. "İyi." dedim sinirle. "İyi." Bir kez daha "İyi!" dedim. Sesim sert ya da yüksek değildi ancak buz gibi soğuk olduğunu kabul etmeliydim. Bu denli soğumuşken Harun'un beni afallatabileceğini düşünmüyordum ama başarmıştı. "Baksana, akşam kaçta alayım seni?" "Beni mi?" Afallayarak başka bir ağacın gövdesine yaslandım. "Neden?" Bildiğim kadarıyla ailesi tarafından bir yere çağrılmamıştık. Yani yazlık haricinde konuşuyordum elbette ve her ikimizde biliyorduk ki o davete de gidemezdim. Tabii stajımı başlatıp bursumu verene kadar. "Senin haberin yok tabii." Sesinin ardından yükselen motor sesini duydum. Cılız bir sesti ancak belli ki arabasına binmişti. "Bara alınan barista benim." Kendime şaşırmak için izin verdim. Paraya ihtiyacı yoktu ki. "Neden böyle bir şey yaptın?" "Neden yapmayayım ki?" Neden yapsın ki? Bir mimar adayı olarak tezini hazırlarken staj yapmasını anlayabilirdim ancak bir barda baristalık yapması? Üstelik ailesinin şirketleri vardı. "Neden yapasın ki?" İç çekti. "Sel o geceki kokteyllerden memnun kaldı ve aşçılığımın da kokteyllerim kadar iyiyse benimle çalışmak istediğini söyledi. Ben de mutfakta epey iyiyimdir, dedim." Güldü. "Yemeklerimin tadına bakmak ister misin?" Ne diyeceğimi bilemedim. Belki onunla mutfağa girebilirdim. Eylül Barış'ta kalmakta sorun etmiyorsa ve sonuçları da tahminimin ötesinde güzel oluyorsa neden olmasın ki? "Belki." dedim sonra hızla ekledim "Bir gün." "Bir gün, muhakkak." diye altını çizdi. "O halde akşam beş gibi seni alırım. Olur mu?" Başımı onaylarcasına salladım. "Bekliyorum seni." "Bekle beni." ***
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD