BÖLÜM İKİ - BABAM
Ne bok vardı Flora? Ne diye daha bir hafta varken geldin bu siktiğimin yerine? Tam zamanında gelseydin, bunların hiç biri başına gelmeyecekti.
Sesinden anladığım kadarıyla, kilomla dalga geçen o çocuktu, konuşan. Bir erkekle kalmak, okul tarafından kabul görülmeyeceğini düşündüğüm için rahattım - şu anlık. Ama bu aptalın bakışları, rahatımı bozmak için birebirdi.
"Saçmalama Chris. Bunun olmasının mümkünatı yok." Düşündüğüm gibi olması, derin bir nefes almama sebep oldu. Adının Chris olduğunu öğrendiğim çocuk, bir anlık hayal kırıklığına uğradı. Yine de kendini toparlaması çok da uzun sürmedi.
"Ben iyi niyetimden dolayı böyle bir teklif vermiştim ama siz bilirsiniz yine de. Flora hanım revirde falan yatabilir." Benim adıma kararlar vermesi hiç etik değildi. Yüzümü buruşturarak ona baktım.
"Şahsen senin odanda kalmak yerine, revirde yatmayı tercih ederim." diyerek gülümsedim. Omuzlarını silkerek müdüre tekrardan döndü.
"Bunun da olması mümkün değil. Ben biraz daha kontrol edeyim, sonra seni çağırırım. Bu sırada Chris sana okulumuzu tanıtsın." Başımla onaylayarak odadan çıktım ve yurdun bahçesine doğru yürümeye başladım.
"Hey, beklesene!" Arkama dönüp, hızlı adımlarla yürümeye çalışan Chris'e baktım. Cidden okulu gezdireceğini düşünmüyordu değil mi?
"Bay Danny'yi duymadın galiba?" Gözlerimi kıstım.
"Duydum ama okulu kendim gezebilirim diye düşünüyorum." diyerek yürümeye devam ettim. Tabi ki peşimden koşturuyordu.
"Senin başka işin yok mu? Git biraz oyuncaklarınla oynasana." Tekrardan ona döndüğümde, benimle birlikte duraksadı.
"Ben son sınıfım bebeğim. Sen oyuncaklarınla oynayabilirsin. Ayrıca evet, başka işlerim var." Yanımdan uzun adımları ile uzaklaştı. Meğerse beni takip etmiyormuş, birkaç adım ötemizdeki bir grup çocuğun yanına gidiyormuş. Bir yandan tekrar ve tekrar rezil olduğuma üzülürken, diğer yandan sonunda ondan kurtulmuş olmamın zevki ile gözüme kestirdiğim bir banka doğru yürümeye başladım. Telefonumu çıkarıp, ekrana bakarken aynı anda o banka yetişmiştim. Sevgilimden ve annemden yüzlerce cevapsız çağrı vardı. Ne bok yiyecektim ki şimdi?
Annemi görüntülü arayıp, bir süre konuştuktan sonra arka kameraya geçerek okulun bir kısmını gösterdim. Bir sorun var mı, diye sorduğunda olmadığını ve çok rahat olduğumu belirttim. Uzakta olması, onu daha çok endişelendirebilirdi neticede. Biraz daha konuştuktan sonra sevgilimi arayarak ondan özür dileme faslına geçebildim.
"Kusura bakma bir tanem, telefonumu sessizde unutmuşum." Yüzüne olabildiğince masum bir şekilde bakmaya çalışsam da, asla öfkesinden ödün vermiyordu.
"Sen benimle dalga mı geçiyorsun? Kaç defa aramışım, bir bak." Telefonun bildirim kısmını açarak söylediğini yaptım.
"On sekiz defa."
"Ya bir de utanmadan söylüyorsun. Neden bakmıyorsun şu telefona?" Bağırma sesini duyan var mı diye etrafıma baktıktan sonra tekrardan ona döndüm.
"Biraz daha sesini alçaltır mısın? İnsanlar bana bakıyor." Derin bir nefes aldı ve kafasını olumsuz anlamda sallayarak, telefonu yüzüme kapattı. Ona geri dönmeyecek kadar sinirlenmiştim ve telefonumu arka cebime koyarak etrafı izlemeye başladım. Chris'in bana ters ters baktığını fark edince, bende aynı şekilde ona bakmaya başladım. Bir süre sonra küçük savaşımızı o kaybetmişti ve arkadaşlarına geri döndü. Sonunda kafa dinleyebileceğim bir zaman bulabildiğimi anlayınca alnımı ellerime yaslayarak, müdürün tekrardan beni çağırmasını bekledim. Bu sürenin de olabildiğince uzun sürmesini umut ederek gözlerimi yumdum. Uyumamaya çaba sarf ederek, bu şekilde kendimi dinlendirmekti amacım.
Yaklaşık on dakika sonra yanımda bir kıpırdanma hissedince, gözlerimi açtım. Chris'in telefonla bağıra bağıra konuşmaya başlaması ile derin bir nefes aldım ve onu izlemeye başladım.
"Evet baba, yanımda şu an." Bir süre karşı tarafı dinler gibi bir hali vardı. Babası neden beni soruyordu ki?
"Tamam tamam. Geliyoruz." diyerek telefonu kapattı. Ne için birlikte onun babasının yanına gidecekmişim? Anlamayan gözlerle ona baktığımı fark edince ayaklandı. Kolumdan tutarak kalkmama yardım etmişti ki, bir anda sinirlenerek, geri çekildim.
"Nereye?"
"Sakin ol prenses. Müdürün yanına gideceğiz." Ne yani, yurt müdürü Bay Danny, onun babası mıydı? Kendime 'neyse' diyerek peşinden yürümeye başladım. Yaklaşık iki dakika sonra odadaydık.
"Flora, sana kötü bir haberim var." Tahmin edilmesi zor bir şey değildi bu haber ama yine de konuşmasını merakla beklemeye başladım.
"Maalesef ki Chris'in yanında kalacakmışsın gibi gözüküyor. Ne şu an, ne de haftaya kadar boşalacak hiçbir oda yok. Yalnız kalan bir tek Olivia vardı, o da malum odayı ateşe verince planlamamız biraz bozuldu. Tekrardan odayı düzeltene kadar Chris ile kalacaksın." Anın şokunu uzun bir süre üstümden atamadım. Ne diyeceğimi bilmiyordum ve bilsem de bir süre ağzımdan çıkacak gibi değildi. Ta ki Chris gözlerimin önünde ellerini sallayana kadar.
"Erkeklerde boş oda var mı, yani herhangi bir kişilik yer? Ben bu çocukla kalamam!" Kafasını olumsuz anlamda, sağa ve sola sallayınca bütün umutsuzluğum ile arkamı döndüm. 'Zaten henüz öğrenci belgen olmadığı için ben sistemden halledebilirim.' dediğini, çıkarken zor bela duymuştum. Chris'in beni kocaman bir gülümseme ile takip ettiğinden eminim.
"Neden bu kadar çok meraklısın benimle kalmaya?" Bir an gerildiğini hissettim ama anında tekrardan toparladı.
"İnsanlara yardımcı olmak da suç olmuş." Sitemi ile birlikte oluşturduğu komik yüz ifadesi, gülünçtü. Ona gülerken bakmam, dikkatini çekti ve daha da tuhaf bir şekle dönüştürdü yüzünü. Aslında sinirli gözükmeye çalışıyordu ancak başaramıyordu. Bu daha da komik olduğu için gülüşümü arttırdım. O da bir süre sonra bana katıldı ve yurdun içinde aptal aptal gülmeye başladık. İnsanlar bize, yanlarımızdan geçerken iğrenir bir şekilde, bakış atıyorlardı.
"Tamam yeter." dememle gülmesi, nihayetinde son buldu. Merdivenlere yönelecekken beni kolumdan tutarak asansörlere çekti.
"Sende aptallık kalıcı galiba." Gözlerimi kıstım.
"Kalıcı değilde, geçici. Senden geçti." Kendimi yarışı kazanmış gibi sırıtırken buldum. Bir şey söyleyecekmiş gibi ağzını açıp, tekrardan kapattı. Bende merak etmedim ve peşinden asansöre bindim. Neyse ki bizimle birlikte yukarıya çıkan birkaç kişi daha vardı. Onların sayesinde Chris konuşmaktan bir süreliğine vazgeçti. Üçüncü katta asansörden indik ve direkt karşısındaki odanın kapısının önünde durduk. Cebinden anahtar çıkartarak odaya girdi ve kendini yatakların birine fırlattı. Odası, ilginç bir şekilde temizdi. Bu gözlerimin yaşarmasına bile sebep olabilir.
"Bana yardım etmeyecek misin, valizlerimi indirmeme?" Yatağa daha çok sinerek cevabını vermiş oldu. Derin bir nefes alarak asansöre tekrardan yöneldim ve odadan dışarıya çıkardığım valizleri almak için beşinci kata çıktım. Neyse ki valizlerim olduğu yerde duruyordu. Hepsini asansöre yükleyerek indirdim ve kapıyı çalıp, açmasını bekledim. Odaya tekrardan girdiğimde nefes nefeseydim ve yine eşyalarımı yerleştirmeden kendimi yatağa atarak derin bir uykunun içine bıraktım.
Tekrardan uyandığımda evimde, kendi yatağımda yatıyordum. Ne yani, hepsi bir rüya mıydı? Aslında rüya olması beni çokça hoşnut etmişti. Ancak hala içimde iğrenç bir his vardı. Sanki iki gündür annemi görmüyormuşum gibi heyecanla aşağıya, her zaman oturduğu yer olan mutfağa indim. Yoktu. Belki kestirmek için koltukların birine uzanmış olduğunu düşünerek salona koştum. Yoktu. Son olarak odasına çıktım. Sabahın erken saatleri olduğunu varsayarak, uyuyor olmasını diledim. Uyumuyordu, burada da yoktu. Derin bir nefes aldım ve telefonumu çıkartarak onun numarasını tuşladım. Çaldı ve çaldı... ama açan kimse olmadı. Babamın numarasını çevirdiğimde beni daha çok şoka uğratan bir şey olmuştu. Telefondaki sekreter bana 'aradığınız numara, kullanılmamaktadır' diyordu. Ellerimle yüzümü siler gibi iyice sürttüm. Salondan bir anda ses gelmeye başlayınca korkak adımlarla oraya doğru yürümeye başladım.
'Korkunç Ölüm'. Televizyonda açılan kanalın alt kısmında yazan büyük yazı.
"Saat akşam sekiz sularında, bir baba kendi çocuğu tarafından, evinde katledildi. Otopsi raporunda nefessiz kalarak öldüğü ortaya çıkan Leitner, 'nasıl bir çocuğun bunu yapabileceği' sorusunu insanların aklına getirdi. Olay sonrası eşi tarafından yapılan açıklama ile kızı Flora Leitner tarafından öldürüldüğü doğrulandı." Ayakta duramayacağımı hissederek, koltuğun birine bıraktım kendimi. Kafamda elli, belki de yüz defa dönen kadının sesini susturamıyordum. 'Kızı Flora Leitner tarafından öldürüldüğü doğrulandı.' Nasıl ya? Nasıl! Ben bir sineği bile incitemem. Babamı nasıl öldürmüş olabilirim ki. NASIL! Oturduğum yerde ileri ve geriye doğru sallanmaya başladım. Ellerim saçlarımı çekiyor ama bir şekilde acıtmıyordu. Ya da ben hissedemiyordum. Gözümden bir damla yaş döküldü. Bir tane daha ve bir tane daha... Vücudumdaki su, sanki benden iğreniyormuş gibi teker teker terk etti beni. "Ben yapmadım, ben yapmadım, ben yapmadım, ben yapmadım..." sürekli bu iki kelime, benden izin almadan ağzımdan dökülüyordu. Gözlerim, fal taşı gibi açılmış olmasına rağmen hiç bir şey göremiyordum. Neydi bu? Panik atak dedikleri şey bu muydu? Ellerim titrerken, hala saçlarımdan ayrılmıyordu.
Lanet olsun, ben yapmadım!
Avazım çıktığı kadar bağırmak istiyordum ama sanki birisi elleri ile ağzımı kapatıyor hatta boğazımı sıkıyordu. Nefes alamıyor ya da aldığımı hissetmiyordum. Hissedemiyordum. Çığlık atmak istedim.
"Sen yaptın." Arkamdaki ses tanıdıktı. O kadar çok tanıdıktı ki dönmek istemedim.
"SEN YAPTIN!" Hayır ben yapmadım, ben yapmadım. Vücudum, beynimdeki komutu dinlemeyerek kendi kendine yüz seksen derece döndü. Nihayetinde annem karşımdaydı. Ona doğru koştum ve sarıldım.
"Hayır anne, ben yapmadım." Ağlıyordum. Hıçkırıklarım birer birer boğazımı terk ediyordu. Yaşadığım bu hissi bir daha asla yaşamak istemedim.
"Flora, Flora!" Annem beni ne kadar itmeye çalışsa da, gücü yetmiyordu.
"Beni de boğacaksın Flora!" Gözlerimi açtım ve karşımda gördüğüm kişi artık annem değildi.
"Uyan." Chris? Nasıl olabilir? Evime nasıl gelmiş olabilir.
"Uyansana aptal kız. Kabus görüyorsun!"
>Bölüm Sonu<