bc

Ateş Parçası - Aşıklar Serisi 1

book_age12+
3.2K
FOLLOW
11.9K
READ
shifter
powerful
boss
drama
sweet
bxg
humorous
mystery
office/work place
first love
like
intro-logo
Blurb

Evinin prensesi, Dinçer' lerin göz bebeği, şimdilerin Ateş Parçası...Hayatını kurtaran, abisinin sınıf arkadaşına duyduğu hayranlığı yaşı büyüdükçe onu her anlamda bağlayan büyük bir aşka dönüşmüştü. Kahramanına duyduğu aşkı gün gelmiş kalbini paramparça etmiş, gün gelmiş aşkının her zaman önüne geçtiği bir nefrete ev sahipliği yapmıştı. Yıllar geçerken, içindeki aşkı bir kişiyle bile paylaşamayıp, sevdiği adamın kız arkadaşlarına arkadaşlık etmişti. Sevdiği adam tarafından her duyguyu sonuna kadar tadan kalbine artık bunlar ağır

gelmeye başladığında planlarını öne çekip herkesten uzak kalmayı seçti. Gitti ancak, geri dönmedi... Ta ki çok sevgili kahramanının nişanlanacağı haberini alana kadar. O her zaman istediğini alan biri olmuştu ve asla değişmeyecekti.

chap-preview
Free preview
İlk Aşk
Kalbiniz ilk kez aşk için çaptığında kaç yaşındaydınız? 13 yıl önce Bugün Biricik için çok güzel bir gündü, 7. sınıfı da başarıyla bitirmiş, tüm notlarının 5 olduğu karnesiyle güle oynaya eve dönmüş, dönüş yolunda ise neler isteyebileceğini düşünüyordu. Evin en küçük ve tek kızıydı Biricik, Dinçer' lerin gözbebeği idi, kendisinden 6 yaş büyük birde abisi vardı, Umut Dinçer. Ailesinin maddi durumu oldukça iyiydi. Babası tek erkek çocuk olduğundan aile şirketini o yönetiyordu. Annesi de zamanında şirkette dedesinin yönetici asistanlığını yaparken babasıyla tanışmış ve hâlâ devam eden büyük bir aşkla ve bu aşkın iki meyvesiyle mutlu bir evlilik hayatları vardı. Biricik ise en küçük ve tek kız çocuğu olmanın avantajlarını sonuna kadar kullanan zeki bir kızdı. Hem annesi hem de babası kumraldı fakat Biricik kızıldı, çok güzel bir kızıl. Baba tarafında hiç kızıl olmamasına karşın anne tarafında tek kızıl annesinin kuzeniydi ve o çok düşük ihtimal gelip Biricik' i bulmuştu. Bembeyaz tenine serpiştirilmiş ve onu daha güzel yapan çilleri ve ateş gibi saçlarıyla daha çocuk yaşta olmasına rağmen gittiği çoğu yerde onu izleyen gözleri hissediyor ve bundan rahatsız olmak yerine büyük bir keyif alıyordu. Farklı olmayı ve ilgiyi seviyordu. Evine varır varmaz abisinin kucağına atlayıp 'karne hediyeleri' adlı listenin birinci maddesini göstererek beklenti dolu bakışlarını abisinin üzerine dikti. Evde yaşayan herkes gibi abisi de şimdiye kadar asla kardeşinin isteklerini geri çeviremiyordu, zaten sırf bu yüzden şımarık büyümemiş miydi? İsteklerinin yapılmasına ve istediklerini elde etmeye alışmamış mıydı? Abisinin onu onaylamasından sonra heyecanla önce abisinin boynuna atlamış sonra koşarak odasına çıkmıştı. Üzerini daha kapıdan içeri girer girmez çıkarmaya başlamış ve giyeceklerini kafasında belirlemişti bile. İsteklerinin hemen yapılması hoşuna gidiyordu. Varlıklı bir ailenin şımartılarak büyütülmüş tek kızıydı işte. Henüz her istediğini elde edemeyeceğinin bilincinde olamayacak yaştaydı. Abisi ile yola çıktıklarında fazlasıyla heyecanlıydı. Abisi 19 yaşındaydı fakat lise sona gidecekti. İki yıl önce arkadaşıyla yaptığı motosiklet yarışında bol kırıklı bir kaza geçirmiş ve 1 yıl eğitimine ara vermek zorunda kalmıştı. Geçen yıl ehliyetini alır almaz da motosiklet kendisine yasaklandığı için oldukça pahalı bir araba hediye edilmişti babası tarafından. Her ne kadar çocuklar ile sadece maddi yönden ilgilenen bir aile gibi görünse de kesinlikle öyle değildi. Babaları sadece çocuklarına özellikle küçük kızına âşık bir babaydı ve yaşadığı müddetçe çocuklarının yüzlerinin her zaman gülmesini istiyordu. Oğlu değilse bile kızının şımarıklığının farkındaydı fakat kendine de engel olamıyordu. Kız babası olmak muhteşem bir şeydi ona göre. Abisi ile lunaparka giriş yaptıklarında neredeyse yerinde zıplayarak yürüyecekti Biricik. Abisi ise kardeşinin bu hallerini gülerek izliyordu. Kardeşine fazlasıyla düşkün bir abiydi. Neredeyse iki saatin sonunda çoğu alete binmiş abisinin aksine oldukça enerjik hissediyordu. Son olarak korku tüneline binmek istedi fakat abisi onu elinden tutup oturabileceği bir yere sürüklemişti. Kız kardeşinin peşinde oldukça yorulmuştu. Biricik ise bir kez kafasına koymuştu korku tüneline binmeyi. " Abi lütfen, hadi kalk. " dedi yalvarırcasına, çünkü çok istiyordu ve abisi ona istediğini vermiyordu. " Güzelim çok yoruldum, başka zaman yine geliriz söz." dedi Umut. O kadar yorulmamıştı ama korku tüneline binmeyi kesinlikle istemiyordu. Tabi ki de korkmuyordu, sadece istemiyordu işte. " Tamam, o zaman sen burada otur ben kendim giderim, sende burada bekle bir yere ayrılma." deyip koşar adım korku tüneline doğru ilerledi. Dışarıdan ne kadar şımarık bir kız gibi olsa da ki biraz öyleydi, içinde ise bambaşka bir Biricik vardı. Diğer kızlar gibi her şeyden korkmazdı, yaşına göre oldukça mantıklı düşünür ve öyle konuşurdu. Biricik tünele girmek için yerini aldığında yine oldukça heyecanlıydı. Yavaş yavaş hareket etmeye başladığında hafifçe yerinde kıpırdandı. İlerledikçe korkutma amaçlı yapılan kuklalar bir bir karşısına çıktı. Onlardan korkmuyordu çünkü gerçek olmadıklarını biliyordu, ancak o kadar çirkin görünüyorlardı ki ister istemez hafiften ürküyordu. Daha tünelin yarısına gelmişken bindiği araç aniden durmuştu. Etrafta yanıp sönen ışıklar kesilmiş, hareket eden kuklalar olduğu yerde hareketsiz durmuştu. Mantıklı bir kızdı Biricik, elektriklerin kesilmiş olabileceğini düşünüp bir süre gözü kapalı bekledi. Gözlerini açmak istemiyordu çünkü kuklalar fazlasıyla korkunç duruyordu. Biraz durduğunda burnuna duman kokuları ilişti. Hemen gözünü açtığında kokunun daha da arttığını hissetti. Etraf karanlık olduğundan hiçbir şey göremiyordu, telefonunu da çantasıyla beraber arabada bırakmıştı. Dışarıdan insanların sesleri geliyordu ancak şu an tek düşündüğü nefes aldıkça boğazını yakan dumandı. Karanlıkta yönünü ve dumanın hangi taraftan geldiğini göremediğinden araçtan inip hemen yanındaki duvar dibine oturdu. Panik yapmaya başlamıştı ve artık korkuyordu. Sonra okuldaki yangın tatbikatında öğrendiği faydalı bilgiler geldi ve hemen önünde duran bindiği araca yöneldi. Elinde su şişesiyle binmişti. El yordamıyla şişeyi bulup tekrar duvar dibine oturdu. Üzerindeki ince hırkayı çıkarıp yarım şişe su ile onu ıslattı ve ağzı ile burnunu kapattı. Duman gözlerini o kadar yakıyordu ki gözyaşları hem korkudan hem de dumandan tek tek akmaya başlamıştı. Ağzına tuttuğu hırkası artık işe yaramıyordu ve boğazı çok yanıyordu. Nefes alması oldukça zorlaşmış ve ağlaması da artmıştı. Oturur pozisyondan yavaşça yatar pozisyona geçerken ağzına kapattığı hırkası elinden düşmüştü. Gözleri o kadar yanıyordu ki açamıyordu bile. Ailesini düşündü Biricik, dışarıda onu bekleyen abisini düşündü. Eğer şımarık küçük bir kız gibi davranmayıp abisini dinleseydi bunları yaşamayacaktı. Bilinci kapanmak üzereyken birinin onu kucakladığını hissetti. Kulağına bir şeyler söylüyordu ama Biricik hiçbirini anlamayacak kadar kötüydü. Tek hissettiği aldığı kesik kesik nefeslerinin arasında duyumsadığı duman kokusuyla beraber nane kokusuydu. Sonrası karanlık. Umut korku tünelinde başlayan yangından beri dışarıda resmen kendini parçalamıştı. Pişmanlıkla kavruluyordu yüreği. Canının yarısını tek başına oraya göndermişti ve şimdi elinden hiçbir şey gelmiyordu. İçeri girenlerin en arkasında biricik olduğu için bir tek o çıkamamıştı ve Umut delirmek üzereydi. İçeri girmeye çalışmış ama hâlâ onu tutan insanlar tarafından engellenmişti. Bağırışları insanların yüreğini dağlasa da, hiç kimse bu genç adamın içeri girmesine izin vermemişti. Umut artık döktüğü sayısız gözyaşı ile olduğu yere yığılmıştı. Kardeşine bir şey olma düşüncesi onu mahvediyordu. Ona bir şey olursa ne ailesinin yüzüne bakabilirdi ne de kendini affedebilirdi. Tüm kötü duyguları barındıran bakışları dumanların çıktığı kapıya kitlenmiş bir şekilde bakıyordu. Sonra o dumanlardan kucağında biriyle, daha doğrusu kız kardeşiyle biri çıktı. Bu sefer insanların onu tutmasına izin vermeden fırladı oturduğu yerden ve koşarak yetişti kardeşine. Tam o anda gelen ambulansın sesiyle, sesin geldiği tarafa yöneldiler kardeşini taşıyan kişiyle birlikte. O kadar korkmuştu ki tüm vücudu titriyordu Umut' un. O yüzden kardeşini kucaklayamamıştı. İki genç ve Biricik ambulansa bindiğinde doğruca hastanenin yolunu tuttular. Saatler sonra kendine gelebilen Biricik etrafında yapılan konuşmaları duyuyordu ancak pekte anladığı söylenemezdi. Başı fazlasıyla ağrıyordu. Gelen ani zonklamayla yüzünü buruşturdu ve zorda olsa araladı gözlerini. İlk gördüğü kişi üzerine eğilmiş ve kan çanağına dönen gözleriyle kendisini izleyen abisiydi. Hemen diğer tarafında tıpkı abisi gibi olan anne ve babasını gördü. " Güzelim iyi misin? Bir yerin ağrıyor mu? Doktoru çağıralım mı?" diye sıralayan abisine döndü gözleri. Sonra bir bir hatırladı yaşadıklarını. Korku tüneli, dumanlar, birinin onu oradan çıkarması, nane kokusu ve müthiş baş ağrısı. Tekrar yüzünü buruşturdu Biricik. " Başım çok ağrıyor." dedi ağlamaklı bir sesle. Umut kardeşini duyar duymaz fırladı odadan ve doktoru bulmaya gitti. Doktorla beraber odaya tekrar döndüğünde kapının yanında bekleyen Doruk'u gördü. Doruk onun 2 yıldır aynı sınıfta olmasına rağmen sadece merhaba-merhaba ilişkisi olduğu sınıf arkadaşıydı. Şimdiyse gözünde ona canını veren, bir can borçlu olduğu kişiydi. Eğer kardeşi biraz daha orada kalsaydı şimdi içeride konuşuyor olamazdı. Minnet dolu bakışlarıyla oturan sınıf arkadaşına ilerledi. Yanına geldiğinde bir elini omuzuna koyup yanına oturdu. " Doruk sana nasıl teşekkür edebileceğimi bilmiyorum, teşekkür sana duyduğum minnet karşısında hiçbir şey. Sen bana canımı geri verdin." dedi samimi bir şekilde. " Önemli değil, arkadaşız sonuçta kendini kasma. Kim olsa aynı şeyi yapardı. " dedi Doruk mütevazı bir şekilde. " Hayır" diye itiraz etti Umut. " Orada birçok insan vardı ama sadece sen içeri girdin. Kim olsa aynı şeyi yapmazdı. Sana bir can borcum var." Doruk tam yine itiraz edecekti ki içeriden babasının çıkması ile ayağa fırlayan arkadaşıyla oda kalktı. Murat bey oğlunun çökmüş haline bakıp derin bir nefes aldı ve kollarını ona sardı. Bunlara tanık olduğu için fazlasıyla etkilenmişti. " Özür dilerim baba, böyle olacağını bilsem onu tek başına göndermezdim. Sadece biraz dinlenmek istemiştim. Çok özür dilerim. " dedi Umut pişmanlık akan sesiyle. " Hadi üzme artık kendini, bak kardeşin iyi, hem onun nasıl biri olduğunu hepimiz biliyoruz istediğini eninde sonunda elde eder o cadı. " dedi, Murat Bey ve oğlunun yanındaki gence döndü. Biraz hafızasını yokladığında tanıdı Doruk' u. Yeni ortaklarının oğluydu. Birkaç gün önce babasıyla beraber şirkete gelmişti. " Siz tanışıyor musunuz?" diye bir soru yöneltti oğluna. " Sınıf arkadaşıyız baba, ayrıca kardeşimi o çıkardı oradan." diye açıkladı Umut. " Öyle mi? " deyip yanındaki gence döndü Murat bey. Kızının hayatını bu gence borçluydu demek. Doruk ise yeni ortaklarını tanıdığından hemen tanıttı kendini." Ben Doruk, Murat bey önemli bir şey değildi kim olsa aynısını yapardı." dedi. Murat bey ise karşısındaki gencin olgun davranışlarını oldukça beğenmişti. " Böyle konuşma genç adam, kızım bizim için çok önemlidir, canımızdır ve sen onun hayatını kurtardın. Sana ne kadar teşekkür etsek az." dedi. Doruk ise artık utanmaya başlamıştı. Murat bey kızının çıkış işlemlerini halletmek üzere izin isteyip gençlerin yanından ayrıldı. Yolda da yeni ortağı Kemal beyi arayıp kendisine de özellikle minnetini sunmayı unutmadı ve ailecek yarın akşam yemeğe davet etti. Zaten yeni ortaklardı, bu yaşanan olaydan sonra iki ailenin daha yakın olması gerektiğini düşündü. Biricik hastaneden çıkıp eve geldiğinde önce güzel bir banyo yaptırıldı ve kendini yatağa attı. Kendini oldukça yorgun hissediyordu. Ertesi gün uyandığında üzerini değiştirip kahvaltıya indi. Kahvaltıda konuşulanları dinlediğinde kendisini abisinin sınıf arkadaşı ve şirketlerinin yeni ortağının oğlunun kurtardığını ve bu akşam ailecek yemeğe geleceklerini öğrendi. O nane kokusunu hala hatırlıyordu. Akşama doğru evde yoğun bir hazırlık yapılmış ve gelecek konuklar için oldukça güzel bir sofra hazırlanmıştı. Biricik zaten kendini yorgun hissettiğinden salona girdiğinden beri yerinden kalkmamıştı. Kapının çalması ile ayaklanan ailesi kapıya doğru ilerlediğinde o yerinden kalkmamıştı, daha doğrusu kalkamamıştı. Salona giren ailesi ve misafirlerle yerinden kalktı yavaşça. En son abisinin yanında içeri giren genç ile dikkatli bakışlarını ona dikti. ' Vay canına' dedi içinden. ' Beni bu yakışıklı mı kurtardı şimdi?' Herkesin yerine oturup hal hatır sorması sırasında hâlâ karşında oturan kahramanına bakıyordu. Evet, Doruk artık onun kahramanıydı. O akşam yemeğinin üzerinden neredeyse 1 ay geçmişti. O günden sonra abisi ve 'kahramanım' diye benimsediği Doruk ile hem okulda hem dışarıda çok iyi arkadaş olmuşlardı. Doruk' un babası oğlunun yaptığından büyük bir gurur duymuş, ortakları ile birer aile dostu olmuşlardı. Sık sık birbirlerine akşam yemeğine gidiyor, beraber gezilere katılıyorlardı. Biricik ise Doruk ve abisinin peşinden bir saniye olsun ayrılmıyordu, sürekli onlarla beraber olmak istiyordu, daha doğrusu Doruk ile beraber olmak istiyordu. İlk zamanlar Biricik' in bu yapışkan halleri Doruk' un sinirlerini bozsa da bir süre sonra yaptıkları ve konuşma tarzı hoşuna gitmiş sürekli Umut ile yanlarında gezmesine alışmıştı. Doruk tek çocuk olduğundan Biricik ve Umut' un kardeş ilişkisini görmek onu çok mutlu ediyordu ve Umut ile kurduğu arkadaşlığın uzun yıllar sürmesini diliyordu. Ortak oldukları için değil de gerçekten çok iyi insanlar oldukları için sevmişti. Ayrıca Umut' un ondan büyük olması ona saygı da duymasını sağlıyordu. Umut da tıpkı onun gibi şirketlerinin ilerideki tek varisiydi, yakınında onu anlayacak ve yol gösterecek bir dostunun olması çok iyi bir şeydi. Biricik bir süre kahramanını uzaktan izlemiş sonrada yavaş yavaş abisiyle onun yakalarına yapışmıştı. Kahramanının da tıpkı onun gibi ona ilgi göstermesini istiyordu ama o ilgiyi göremiyordu ve istediğini elde edemeyince iyice hırslanıyordu. Çoğu zaman onlarla beraber gezerken Doruk ile konuşmaya çalışıyordu ama o sadece kısa cevaplar verip geçiştiriyordu. ****** Doruk' un Biricik' in hayatına girmesinin üzerinden neredeyse 6 ay geçmişti. Bu arada Doruk ve abisi lise son sınıfa geçmiş, Biricik ise 8. sınıfa geçmişti. Artık kahramanı ile zorla konuşmaya çalışmıyordu çünkü Doruk ona iyice alışmış, aile buluşmalarında oturup sohbet bile ediyorlardı. Biricik farkında olmadan kalbinin kapılarını açmış, kahramanını yavaş yavaş kendi elleriyle içeri almıştı. Ona yaşatacağı acıların henüz farkında değildi. Tozpembe bir dünyada yaşıyordu. Doruk' un tıpkı onun gibi onunla rahatça ve uzun uzun konuşmasını istemiş ve bunu biraz uzun sürse de elde etmişti. ***** Doruk ile tanışalı neredeyse bir yıl olacaktı. Okulların kapanmasına az bir şey kalmış, yaklaşık bir hafta sonra da Biricik' in uzun süredir beklediği doğum günü vardı. Biricik bu bir yıl içinde kahramanı ile çok iyi bir arkadaşlık ilişkisi kurmuştu fakat yakın bir zamanda artık anlamıştı ki onun sadece arkadaşlığını istemiyordu. Annesi ile gittiği alışveriş merkezinde yanında bir kız ile oturup bir şeyler içen Doruk' u gördüğünde hissettiklerinin kıskançlık olduğunu geç de olsa anlamış ve onu sevdiğini zor da olsa kabul etmişti. Seviyordu işte, yaşının ne önemi vardı ki? Onun arkadaşlığını istemiş ve bunu elde etmişti, şimdi ise onun kalbini istiyordu ve yeni hedefi kahramanının kalbiydi. Fakat bilmediği şey ise Doruk' un gözünde Biricik sadece aile dostlarının küçük kızı, en yakın arkadaşının ise kız kardeşinden başka bir şey değildi. Doğum gününün olduğu sabah Biricik büyük bir heyecanla uyanmış günler öncesinden çok beğenerek aldığı elbisesini üzerine geçirmişti hemen. Aşağıya inip ailesiyle kahvaltı yaptıktan sonra annesi ile birlikte babasını öperek işe uğurlamıştı. Kahvaltıdan sonra evde yoğun bir çalışma başlamış, öğlene doğru misafirler yavaş yavaş gelmeye başlamıştı. Biricik ise kapıdan her giren misafir de kahramanını aramış o gelmedikçe abisinin başının etini yemişti. Tüm misafirler geldikten sonra Biricik hayal kırıklığı ile içeri girecekti ki ileriden kolunda bir kız ile gelen kahramanını gördü. Kimdi ki şimdi bu kız? Gözlerini kısıp kıza dikkatlice bakınca bunun alışveriş merkezindeki kız olduğunu anladı. O an eli ayağı boşaldı, bir ihtimal ikisinin bir ilişkisi olabileceğini düşündü ve o minik kalbi çatırdamaya başladı. Ona doğru gelen Doruk ile yüzüne sahte bir gülümseme yerleştirip karşıladı onları. " Hoş geldin." Bu kadardı işte, bu kızın kim olduğunu öğrenmeden uzun bir cümle kurabileceğini sanmıyordu. " Hoş bulduk biriciğim." Ne güzel de biriciğim diyordu. İlk zamanlar sadece adıyla seslense de uzun süredir biriciğim diyordu ona ve bu Biricik' in çok hoşuna gidiyordu. Gözlerini ondan çekip yanında salak salak sırıtan kıza çevirdiğinde Doruk durumu anlayıp tanıştırdı onları. " Bu benim kız arkadaşım Tuğçe, canım bu da Biricik, zaten biliyorsun. " İşte şimdi gerçekten eli ayağı boşalmıştı Biricik' in. Düşmemek için hemen arkasındaki kapıya yasladı bedenini. Korktuğu başına gelmişti işte. " Memnun oldum. " Ona dişlerini göstererek bakan kıza içinden iğrenircesine baktı. Ne salak kızdı bu, sırıtacak ne vardı bu kadar, onun hayalleri yerle bir olmuşken. Az önce çatırdayan kalbi şimdi parça parça olmuş yerlere saçılmıştı. İçinde yanan ateşi belli etmemeye çalışarak kıza gülümsedi ve içeriyi işaret etti. Kızın belinden tutarak içeri giren kahramanının arkasından kırık bir kalple baka kaldı. Tüm eğlence boyunca Biricik' in yüzü doğru düzgün gülmemiş, kendi doğum gününde en az eğlenen hatta hiç eğlenmeyen bir tek kendisi olmuştu. Kahramanının yanındaki salak kız bile ondan çok eğlenmişti. Misafirler yavaş yavaş gitmeye başladığında biraz nefes almak için arka bahçeye geçti Biricik. Açık renk elbise giydiğinden yere oturmamış ayakta kollarını kendine sarmış sessiz ortamın keyfini çıkarıyordu. Biraz sonra kulağına gelen gülüşme sesleriyle kapattığı gözlerini açmış o tarafa doğru yürüyordu. İleride köşeyi döndüğünde karşılaştığı manzara karşısında beyninden vurulmuşa döndü, nefesi kesildi. Kalbinin sahibi olan kahramanı o salak kızı duvara dayamış öpüyordu. Tüm gün içine attıklarını bu görüntü karşısında daha fazla tutamamış gözyaşları ardı ardına akmaya başlamıştı. Bu görüntüye daha fazla dayanamayacağından yüzünü buruşturarak sessizce orayı terk etmişti. Ve böylece kahramanı Biricik' in kalbine ilk dikeni batırmıştı. ***** 3 yıl. Doruk onun hayatına gireli 3, kalbine gireli ise 2 yıl geçmişti. Abisi ve Doruk aynı bölümü seçerek yaşadıkları şehirde, İstanbul' da özel bir üniversiteye başlamıştı. Biricik ise artık lise 2. sınıfa geçmişti. O doğum günü partisinin üzerinden 2 yıl geçmişti ama gelin bide Biricik' e sorun nasıl geçti diye. Bu 2 yılda aile ilişkileri iyice ilerlemiş artık sürekli beraberlerdi. Partideki o salak kızın üzerinden nice kızlar geçmişti. Hepsi olmasa da sevgili kahramanı çoğunu küçük biriciği ile tanıştırmış her birinde Biricik' in kalbine bir dikenini daha saplamıştı. Bazen gezip dolaştığı yerlerde kahramanı ve kolunda bir kız ile karşılaşıyor, onlara belli etmeden onların öpüşüp koklaşmasını izliyordu. Evet, yaptığı çok manyakça bir şeydi ama tek amacı eğer bunları görmeye devam ederse onu kalbinden atabileceğini düşünmesiydi. Her defasında kalbini paramparça eden o sahneleri izlemiş ama hiçbir zaman onu kalbinden söküp atamamıştı. Okuduğu lisede erkekler onun için deli olurken kahramanı ona hiç o gözle bakmamıştı. Ya da bakmak istememişti, bilmiyordu. Biricik ise ona ilgi gösteren hiçbir erkeğe yüz vermemiş, saplantılı bir aşık gibi her gün kahramanını takip ediyordu. Kızlarla değil de kendisi ve abisiyle beraber iken oldukça eğleniyorlardı ve bu zamanlar Biricik' in en mutlu olduğu zamanlar oluyordu. Çoğu kişi bunun bir aşk değil, sadece takıntı olduğunu düşünebilirdi ancak bu Biricik için bu kadar basit değildi. O sadece aşkı için bir umudun peşinde koşan biriydi. ***** Biricik lise 3. sınıfa geçtiğinde uzun süredir çok mutluydu çünkü kahramanının çevresinde neredeyse 2 aydır tek bir kız görmemişti. Bu onun kalbinde küçük bir umut yeşertmiş ve duygularını kahramanına anlatmaya karar vermişti. Kalbi çok kırılmıştı ama onu sevmekten hiç vazgeçmemişti. Kahramanına bir mesaj atıp onu sahile çağırdığında daha şimdiden heyecandan titremeye başlamıştı. Sahilde Doruk ile buluştuğunda beraber yürümeye başladılar. " Ee biriciğim, beni neden çağırdın?" Biricik yutkunup heyecandan kanat takıp uçuşan kalbini dizginlemeye çalıştı. " Uzun zamandır görüşemedik, biraz kahramanımla vakit geçirmek istedim fena mı?" deyip her zaman yaptığı gibi koluna giriverdi. Çoğu zaman ona sarılır, koluna girer bazen sırtına bile atlardı. Bunlar ikisi arasında artık doğal şeyler olmuştu. " İyi yaptın biriciğim, bu aralar kafa dağıtmaya ihtiyacım vardı, iyi ki çağırdın." Biricik kahramanının düşen yüzüyle kaşlarını çattı ve elinden tuttuğu gibi bir banka çekti. " Ne oldu, neden üzgünsün?" Doruk derin bir nefes alıp bakışlarını karşısındaki denize çevirdi. Bir kolunu kaldırıp yanında duran biriciğini kolunun altına çekti. " Aşık oldum be biriciğim, öyle bir kıza aşık oldum ki ulaşamıyorum bir türlü. Kötü ünümden dolayı kız yüzüme bile bakmıyor, ne kadar konuşmaya çalışsam da her defasında tersledi beni. Sonra öğrendim ki meğer onunda sevdiği varmış. Ben..." Biricik artık kahramanının anlattıklarını duymuyordu. Buraya ona kendi aşkını anlatmaya çağırmıştı ama Doruk ona başkasına duyduğu aşkı anlatıyordu. Tuttu gözyaşlarını Biricik, başını kaldırıp kahramanına baktı, uzun uzun baktı hem de sanki bir daha görmeyecekmiş gibi baktı. Sonra kalktı oturduğu yerden. " Benim eve gitmem gerek sen otur burada, o kızın bir sevdiği varsa eğer yanlış bir şey yapma." derin bir nefes aldı." Hoşça kal kahramanım." dedi ve arkasını dönüp yürümeye başladı. Kendini tutabildiği kadar tutmaya çalıştı, artık dayanamayacağını anladığında yürüdüğü yoldan sapıp ağaçlık alana girdi. Kendisini gördüğü ilk ağacın arkasına arttı ve yere çöktüğü gibi hüngür hüngür ağlamaya başladı. Daha kaç kez paramparça olacaktı kalbi, daha kaç kez üzülecekti. Görmüyor muydu ona olan bakışlarını, bu kadar kör müydü kahramanı? Onu üzgün görünce dayanamamış sormuştu derdini, sonucunda üzülen kendisi olmuştu. Kahramanı o kıza aşık falan değildi, bunu yüzüne uzun uzun baktığında anlamıştı. Yıllardır aşıktı Biricik, bakışından anlardı elbet. Doruk sadece istediği kızı elde edemediği için kendini ona aşık sanıyordu. Ondan bahsederken kendininkiler gibi parlamıyordu bakışları, dudaklarına hoş bir gülümseme konmuyordu. Değildi işte, aşık değildi. ***** O günün üzerinden 1 aydan biraz fazla bir zaman geçmişti ki Doruk, abisi ve kendisi hep beraber gezmek için dışarı çıkmışlardı. Akşama kadar gezip eğlendikten sonra üçlü beraber sahile inmişlerdi. Aralarına Biricik' i katıp güle oynaya yürüyorlardı ki karşılarına bir kız çıktı. Biricik onlara sinirli ve kızarmış gözlerle bakan kızı tanımıyordu. " Mutlu musun? " diye başladı karşılarında kız. " Beni sevdiğim adamdan ayırdığın için mutlu musun? Ne istedin benden ha? Sana, seni istemediğimi söyledim ben, neden yaptın bunu? " Biricik kızın anlattıklarıyla yanında duran kahramanına döndü, hiçbir duygu içermeyen surat ifadesiyle onu itip duran kıza bakıyordu. O an aklına sahilde yaptıkları konuşma geldi. Bu kız Doruk' un anlattığı, sözde aşık olduğu kızdı. O gün ona yanlış bir şey yapmamasını söylemişti ama yapmıştı işte, reddedilmeyi gururuna yediremeyip ayırmıştı onları işte. Abisinin onu kolundan tutup çekmesiyle bakışlarını onlardan çekti ve yepyeni bir hayal kırıklığı ile hiç itiraz etmeden abisine ayak uydurdu. Onlardan biraz uzaklaşınca bir bahane uydurup abisinden ayrıldı ve eve gitti. Eve gelir gelmez kendini odaya kapattı. Düşünmesi gerekiyordu artık, kaç yıldır çektiği acılar artık bünyesine ağır geliyordu. Her gün acaba bugün ne ile karşılaşacağım, Doruk benim aşkımı ne zaman fark edecek diye düşünmekten yorulmuştu. Seviyordu, hem de çok seviyordu. Her şeye rağmen, döktüğü tüm gözyaşlarına rağmen, ondan büyük olduğu halde yaptığı, ondan nefret etmesini de sağlayan o aptalca davranışlarına rağmen çok seviyordu işte ama bugün yaptığını öğrendiği şey ile ondan fazlasıyla nefret etmişti. Ne yazık ki onu sevmekten vazgeçemiyordu, her gün onu gördükçe büyüyen aşkıyla baş edemiyordu. Saatlerce düşündü Biricik ve bir karar aldı. Saatlerdir kapandığı odasından çıkıp babasının çalışma odasına girdi. Babası her zaman kızı ile sohbet etmeyi sevmişti, onun yaşından olgun konuşması her zaman hoşuna gitmişti. Biricik babasıyla yaptığı uzun konuşmadan sonra onu ikna etmişti en sonunda. Zaten kahramanının kalbi dışında her istediğini almamış mıydı? Babasının odasından çıktığında abisinden zorla öğrendiği isimle ailesi için çalışan ve kendisini de kızı gibi seven Mustafa amcasını aradı. Ondan istediklerini söyleyip kısa bir hal hatır sormadan sonra kapattı telefonu. Gitmeden önce kahramanının arkasını toplayıp gidecekti buradan. Tüm gece düşüncelerle boğuştu Biricik. Henüz babası dışında kimse bilmiyordu verdiği kararı. Sabah uyandığında telefonuna gelen mesajla yatakta yatmayı bırakıp hazırlanmak için kalktı. Yaklaşık yarım saat sonra evden çıkıp mesajda yazan adrese gitti. Mustafa amcasının attığı fotoğrafı açıp kafenin içerisinde etrafına bakındı. İleride masaları temizleyen çocuğu gördüğünde ona doğru ilerledi. " Bakar mısınız? Biraz konuşabilir miyiz?" ona hâlâ boş gözlerle bakan çocuğu gördüğünde" ayrıldığın kız arkadaşın hakkında." dedi. Bu sefer ilgisini çekmiş olacak ki ona oturmasını söyleyen çocuk ile karşılıklı oturdular ve Biricik hiç ara vermeden kendince kafasında ezberlediği bir metni okur gibi anlattı çoğu şeyi. Onun anlattıklarına göre kız arkadaşının hiçbir suçu yoktu ve sadece onu gerçekten sevdiği için reddettiği bir genç tarafından tuzağa düşürüldüğünü anlattı. Konuşması bittiğinde çocuğun ona sorular soracağını bildiğinden hızla yerinden kalkıp terk etti orayı. Gördüğü ilk taksiye atlayıp evinin adresini verdi. Şimdi geriye ailesinin geri kalanına yurt dışına okumaya gideceğini haber vermek kalıyordu. Dün babasıyla yaptığı konuşmaya göre babasının ayarlamaları yapması birkaç gününü alacaktı ama Biricik hemen gitmek istediğini söylediğinde karşı çıkmamıştı. Kızının uzun süredir eskisi gibi neşeli olmadığını gördüğünden bunun ona iyi geleceğini düşünüp kızı ne isterse karşı çıkmamıştı. Eve geldiğinde saat neredeyse öğlene geliyordu. Biricik dün gece hiç uyuyamadığı için direk odasına çıkıp üzerini bile değiştirmeden uykuya daldı. Gerçekten de o neşeli halleri yavaş yavaş yok oluyordu ve bunun tek nedeni onu her gün bitiren karşılıksız aşkıydı. Bir tek onun yanında neşeli haline bürünebiliyordu. Gözlerini açtığında hava neredeyse kararmak üzereydi, yataktan kalkıp duş almak için banyoya girdi. Banyodan sonra üzerine rahat bir şeyler giyip akşam yemeği için aşağıya indi. Yemek masasında çatal bıçak seslerinden başka ses yoktu. Sonra babası boğazını temizleyip konuşmaya başladı. " Biricik' i eğitimi için yurt dışına göndermeye karar verdim. Gerekli ayarlamalar yapıldı yarın akşam uçağın var kızım." dedi babası. "Neyden bahsediyorsunuz, ne uçağı ne oluyor baba, neden şimdi haberimiz oluyor?" Abisinin sinirli sesiyle ona döndü. " Yeni alınmış bir karar değil abi, bunu zaten üniversite eğitimim için istiyordum bunu sende biliyorsun, sadece 1 yıl erken gidiyorum o kadar." dedi sakin bir sesle. Annesine baktığında onun zaten bundan haberi olduğunu anladı, yoksa hayatta sessiz kalmazdı. " Biliyorum güzelim ama neden bu kadar erken." Kaç gündür yeteri kadar yıpranmıştı zaten, kimseye daha fazla laf anlatmak istemiyordu, gitmek istiyordu ve gidecekti. " Ben öyle istedim abi, ha şimdi ha 1 yıl sonra, şimdiden gidip alışmak istiyorum. İzninizle, doydum odama çıkıyorum." deyip kalktı masadan. Artık küçük bir kız çocuğu değildi, 17 yaşındaydı ve 18' ine çok kalmamıştı, kendi kararlarını kendi verebilecek yaştaydı ona göre. Odasına çıkıp yarım bıraktığı uykusuna kaldığı yerden devam etti. Sabah kalktığında akşama kadar sürecek bir çalışma başlamıştı evde. Odasındaki çoğu eşya toplanmış, annesi tüm gün kızına nasihatler verip durmuştu. Abisi ilk başta bu kadar erken gitmesine bozulsa da en sonunda sürekli tepene bineceğim orada deyip, tüm gün kardeşini yanından ayırmamıştı. Akşam evden çıkmadan önce Doruk gelmiş, yeni öğrendiği haber ile şoka uğramıştı. Biriciğinin gitmesine oda diğer herkes gibi çok üzülmüş ve yanına gelmeyen biriciğini sadece uzaktan izlemişti. Gitme vakti geldiğinde herkes ile tek tek vedalaşıp, en sona kahramanını bırakmıştı. Doruk kollarını onun ince beline sararken sessizce fısıldadı. "küs müyüz?" "Evet." Bu onların son konuşması olmuştu, Biricik kendisiyle sadece babasının gelmesini istemiş, Doruk da dahil herkesle son kez vedalaşmıştı. Hava alanında babasıyla vedalaşırken evde akıtamadığı gözyaşlarını tutamadı daha fazla. Onun içinde kolay değildi gitmek ama burada daha fazla kalamazdı. Tek başına acı çekmeyi daha fazla göze alamıyordu, en iyisi gitmekti. 9 yıl sonra Biricik elinde çantası, yanında yıllardır beraber olduğu en yakın arkadaşı Eva ve arkasında eşyalarını taşıyan üç adamla geçtiği her yerde bakışları üzerine çekerek hava alanının çıkışına doğru ilerliyordu. Yurt dışında eğitimini bitirdikten sonra ailesi dönmesi konusunda ne kadar ısrar etmiş olsa da o dönmek istememiş ve şirketlerinin Amerika' da ki şubesinde çalışmaya başlamış ve 4 yıldır da oldukça başarılı bir iş hayatı yürütmüştü. Peki şimdi dönmesinin nedeni ne mi? Hah. Tabi ki de sevgili kahramanının artık evlenmeye karar vermesi, hem de başka bir kızla. Bindikleri araba herkesten gizli 3 gün geçirecekleri eve doğru yol alırken yanında oturan Eva telefon görüşmesini bitirip arkadaşına döndü. " Jack gerekli tüm bilgileri toplayıp atmış, eve gittiğimizde başlayabiliriz patron." Son kelimesini gülerek söyleyen Eva' ya yalancı bir kaş çatmasıyla baktı Biricik. " Bana patron deme Eva, senin değil Jack' in patronuyum ve hiçbir eksik istemiyorum. Yıllar sonra buraya dönüp de eli boş yerime oturmak istemiyorum." Onun bu sözlerine karşın Eva' nın yüzünde tehlikeli bir gülümseme oluştu. "Merak etme tüm hazırlıklar yapıldı, elimizden kurtulamaz ayrıca şu kızdan kurtulmak kolay olacak, asıl zor olanın ne olduğunu biliyorsun. Burada da iş sana düşüyor ki bence bu dişilikle sana kapılmaması için kör olması gerek." Biricik duyduklarından memnun bir şekilde arkasına yaslandı. Artık geri dönmüştü ve o eski şeker kız Biricik yoktu.

editor-pick
Dreame-Editor's pick

bc

MARDİN KIZILI [+18]

read
533.7K
bc

AŞKLA BERDEL

read
81.8K
bc

Ağanın Sözde Karısı

read
69.3K
bc

CEO'NUN FİRST LADY'SI (+21)

read
48.4K
bc

HÜKÜM

read
226.8K
bc

Bal dudaklım (Ağır bedeller)+18

read
29.1K
bc

Ne Olacak Halim (Türkçe)

read
14.4K

Scan code to download app

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook