bc

KARANLIK (Türkçe)

book_age16+
1.6K
FOLLOW
6.6K
READ
dark
goodgirl
dare to love and hate
others
bxg
city
first love
like
intro-logo
Blurb

Ben Esila... Sevdiği adamın defalarca öldürdüğü kız... Içindeki çocuk can çekişen kız... Kolları jilet kesikleriyle dolu, sevdiği adamın gittiği günün ertesinde çakılı kalan kız... Kendimi hiç prenses gibi hissetmedim. beklediğim bir beyaz atlı prenste olmadı... Kara şövalyeyi sevdim ve adım cadıya çıktı. Sonrasını toparlayamadım zaten...

O... Araf... Cennetle cehennemin arasında kalmış, unutulmuş, karanlık bir ruh... Kurtarıcım, sığındığım limanım... Yaralarımı öpen... Gönlümü papatya bahçesine çeviren...

chap-preview
Free preview
1
Ruhumun üzerine kara bulutlar çökmüş gibiydi o gece... Tıkanmıştım, nefes alamıyordum... Ruhumun siyahlığı biraz daha koyulaşıyordu... Banyo küvetinin içine çırılçıplak bir vaziyette oturmuş, boş gözlerle elimdeki jilete bakıyordum. Içimdeki çocuk korkuyordu canının yanmasından... ''O''nun öldürdüğü ölü ise tekrar tekrar canlanıp, 'canın daha ne kadar acıyabilir ki?' diyordu bana. Haklıydı. Kolumdaki onlarca ize bir yenisini daha ekledim. Bir tane daha... Ve bir tane daha... Kaç kere çektim bilmiyorum ama jileti küvetin öbür ucuna attığımda bacaklarımda hatrı sayılacak kadar kan vardı. Umursamayarak ılık suyu açıp önce kanların minik girdaptan akıp gitmesini izledim, daha sonra da duş aldım. Banyoda ne kadar durdum bilmiyorum... Çıktığımda saat 02:00'ı gösteriyordu. Içimdeki sıkıntı hala geçmemişti... Saçlarımı kurutmadan tepeden at kuyruğu yapıp siyah tayt ve kapşonlu giydim... Merdivenlerden sessizce inerek dışarı çıktım... Ve gecenin karanlığına doğru koşmaya başladım... Issız bir sokağa girdiğimde hızımı yavaşlattım ve yürüme hızına geçtim... Hiç ev yoktu... Varsa bile harabe durumdaydılar... Yaşadığım evden bu kadar kısa sürede uzaklaşmış olamazdım... Burasını hiç bilmiyordum... Tam geriye dönüp eve gideceğim sırada biri kollarımdan sıkıca tuttu... Boğazımdan tiz bir çığlık geceye süzülüp sessizliği yırtmıştı. Başını üzerindeki poların kapşonuyla örtmüş çocuk ellerini kollarımdan çekti... Gözlerime baktı... Sanki içimi görüyor gibiydi... Kalp atışlarım yüzünden göğsüm ağrıyordu... Benim kendimi keserken takındığım ifadeyle bana bakıp; ''Gece gibisin... Karanlık, ıssız ama korku dolu...'' ***** *** ERTESI GÜN *** Sabah boynum tutulmuş bir şekilde, iğrenç alarmın sesiyle gözlerimi açtım... Saat 06:30'u gösteriyordu. Yatakta, sızlayan kolumu başımın altına alıp boş gözlerle tavanı izlemeye başladım... 10 dakika sonra odamın kapısı tıklatıldı. ''Gelebilirsin.'' Dedim kısık bir sesle. Odamın kapısı hafifçe açılıp bir baş açılan yere sokuldu. ''Günaydın güzellik.'' Dedi abim neşe saçan bir ses tonuyla. Istemsizce gülümsedim. ''Günaydın abi.'' ''Hadi kalk ya, hala yatıyorsun... Okula gitmen gerek.'' ''Gitmesem olmaz mı?'' Kaşlarını çatarak yatağımın yanına kadar geldi ve elini alnıma koydu. ''Hasta mısın güzellik? Niye okula gitmek istemiyorsun?'' ''Hmm... Sadece çok sıkıcı... O bir avuç, egosu göklere çıkan fakat IQ sayısı yerlerde olan embesillerle aynı ortamda durmak istemiyorum.'' dedim bıkkınlıkla... Her sabah aynı seramoniyi yaşıyorduk. ''Onları görmezden gel bebeğim... Hadi kalk. Okula gidiyorsun, hatta ben bırakıyorum...'' Abim benim için en değerli insandı. Onu üzmek istemediğim için yataktan bir ölü edasıyla kalkıp, onu odamda bırakarak yüzümü yıkamaya gittim. Günlük işlerimi halledip odama geri döndüğümde abim çıkmıştı. Açık bıraktığı kapıyı kapatıp üzerimi giymek için dolabın önüne dikildim. Giyimine çok önem veren biri değildim. Ruh halim ne isterse onu giyerdim. Siyah yırtık tayt, üzerine de bol bir kazak giyip ayağıma vanslarımı geçirdim... Siyah göz kalemi çekip, kumral ve sarı arasında kalan ama sarıya daha yakın olan saçlarımın dalgalarını serbest bırakarak odadan çıkıp merdivenleri paldır küldür indim. ''Kahvaltı etmeyecek misin?'' Kahvaltıyla aramın hiç iyi olmadığını bildiği halde her sabah sormaktan bıkmıyordu. ''Hayır abi.'' Başını 'sen bilirsin' edasında sallayıp ağzına bir pastane poğaçası tıkarak arabasının anahtarlarını aldı. Converselerinin bağcıklarını bağlamasını beklerken tırnağımdaki siyah ojeyi kazımaya başladım... ''Hadi gidelim.'' deyip arabanın kilidini açtı. Tam arabaya bineceğim sırada; ''Nasıl öğrencisin sen? Çantan nerede?'' Dedi bana sabahtan beri unuttum deyip bir türlü hatırlamadığım şeyi hatırlatarak. Koşarak eve geri dönüp ayakkabılarımı çıkarmadan odama çıktım ve çantamı alarak tekrar koşarak arabaya bindim. ''Okulla olan alakanı buradan anlamış oluyoruz...'' dedi huysuzlanarak. ''Bugün bu huysuzluğunu neye borçluyuz abi?'' Dedim gülümseyerek... ''Sabah öpücüğümü unuttu birileri...'' dedi yalandan bir somurtma ile birlikte. Gülümseyisim büyüdü. Ve eğilip yanağına kocaman bir öpücük kondurdum. ''Işte şimdi oldu.'' Dedi o eşsiz gülümseyişiyle. Kulaklığımı takıp rastgele bir şarkı açtım. Teoman - Çoban Yıldızı denk gelmişti şansıma. Kafamı arabanın camına yaslayıp gözlerimi kapattım... Ta ki kulağımdaki kulaklığın çekilmesine kadar... En sinir olduğum şeydi. Ya dürt be bileyim başka bir şey yap ama niye kulaklığı çekiyorsun ki? Hayati organlarımdan biri kopmuş gibi hissediyordum. ''Inmeye niyetin yok galiba?'' ''Ne?'' dedim etrafa bakınırken. O lanet yere gelmiştik. ''Okul diyorum. Eğitim kurumu diyorum. Geldik diyorum. Insen de bende eve gidip uyusam diyorum?'' ''Tamam ya... Görüşürüz.'' Arabadan ineceğim sırada kazağımın ucunu tutup çekerek tekrar oturmamı sağladı ve yanağımı vakumlayarak öptü. ''Şimdi gidebilirsin.'' dedi gülümsemesiyle. Bende ona gülümseyip arabadan indim. Ve tekerleklerden çıkan acı bir ciyaklama eşliğinde gidişini izledim. Derin bir nefes alıp okul bahçesine girdim. Girer girmez yolum ''Tiki'' dediğimiz tayfanın gözde kızı tarafından kesilmişti. ''Ne var?'' dedim ters bir ses tonuyla. ''O arabadaki erkek arkadaşın mıydı?'' dedi bana üstten bakmaya çalışarak. ''Sana ne bundan? Siktir git benimle uğraşma sabah sabah.'' Gideceğim sırada kolumdan tutup durmamı sağladı ve kulağıma eğilip fısıldadı. ''Kendine dikkat et kızım. O çocuğu sana bırakmaya hiç niyetim yok.'' Senin parfüm kokuna... koku duyumu kaybettim burada. ''Birincisi o çocuk benim abim. Ikincisi o kaşar sevmez hatta alerjisi vardır. Üçüncüsü ve sonuncusu asıl sen kendine dikkat et.'' Omzuna çarpıp sendelemesine yol açtım. Okula girerek üst kata çıktım ve 11-D'ye girdim. En arka cam tarafına geçerek oturdum. Sınıf yavaşça doldu ve hoca koridorda ders anlatmaya başlayarak geldi. Yine sıradan bir gün başlamıştı. Hoca ders anlatmaya devam ederken kendimi dün gece ki çocuğu düşünmekten alıkoyamıyordum. Gözleri... Hala üzerimde gibi hissediyordum. Derin bir nefes aldım... içimdeki sıkıntıları ve siyahlığı atamıyordum. Boğulacak gibi oluyordum... O esnada gözümün önünde beliren mavi gözler nefesimin kesilip kalbimin acımasına yol açtı. Emir nereden aklıma gelmişti? Beni hiç düşünmeden bırakıp giden birini ben neden düşünüyordum? Düşüncelerimin arasından zil sesini zor duydum... *** OKUL ÇIKIŞI *** Sonunda işkence bitmişti. Okuldan çıkıp abimin arabasına doğru ilerledim. Beni almaya mı gelmişti? Işte olması gerekiyordu. Arabaya binip kapıyı çekerken sıkıntılı yüzüne baktım. ''Ne oldu abi?'' ''Hı? Aaa... Sen mi geldin? Fark etmemişim. Nasıl geçti okul?'' ''Iyi geçti de, sana ne oldu?'' ''Babam... Trafik kazası geçirmiş. Hastaneye gitmemiz gerekiyor.'' ''O adama mı üzülüyorsun? Allah'ından bulmuş. Niye gidecekmişiz hastaneye?'' ''Tehlikeli bir ameliyat geçirmiş. Refakatçi gerekiyor. Ben kesin gidiyorum da sen gelme istersen?'' ''Bence de gelmeyeyim. Ama sen bana haber verirsin değil mi?'' Usulca başını salladı. Babam... Annemin ölümünden sorumlu olan adam... ''baba'' tabirinin yakışmadığı kişiliksiz herif... Aklımdan o herifi uzaklaştırmak adına telefonumdan müzik açtım. 20 dakika sonra eve gelmiştik. Sarp eve girmeden direkt hastaneye gitti... Anahtarımı kapının kilidine taktım. Sarp kapıyı kilitlemeden öldürseler evden gitmezdi. Kapıyı yavaşça açtım. Ve o beynimi uyusturan tanıdık parfüm kokusunun ciğerlerime dolmasına izin verdim... **** Bu koku... O olamazdı değil mi? Omurgamdan bir soğukluk geçti. Çantamı kapının dibine bırakıp yavaşça odaları gezdim. Alt katta hiç kimse yoktu... Tam boşuna korkmuşum derken üst kattan cam kırılma sesiyle beraber yüreğim ağzıma geldi. Yavaşça merdivenleri çıkıp odama girdim. ''Hasss...'' diye bir cümle döküldü dudaklarından Emir'in. ''Sen...'' devamını getiremedim cümlemin ve böylece asla devamı gelmeyen cümleler kervanına bir yenisini daha ekledim. ''Ben... Sadece... Bana aldıklarını getirmek istedim. Senden birşey kalsın istemiyorum.'' Bir cümle nasıl bu kadar çok fazla can yakabilirdi? Daha ne kadar acıyabilirdi canım? ''Kapının önüne bırakıp... gidebilirdin.'' Dedim hafif bir kekelemenin ardına gizlenmiş özlemle. Onu 1 aydır hiç görmemiştim. ''Belki de... Birisi alır diye bırakmadım. Her neyse... Seni bir daha görmek istemiyorum.'' ''Buraya gelen sensin. Bunu benim sana söylemem lazım...'' Kısa bir sessizlik oldu. Içim yanarken umursamaz görünmeye çalışarak, ''Gitsen iyi olur bence.'' Dedim. Usulca başını sallayıp odamdan çıktı. Ayak seslerini dinledim... Benden ikinci gidişinin ayak sesleri... Yüreğimin en mavi odasına saklamıştım onu. Kaçıp kurtulmak için pencereleri tuzla buz etmişti... Kapının sertçe çarpılmasından sonra bir müddet orada öylece dikildim. Daha sonra yatağımın üzerine bıraktığı kutuya yöneldim. Içinde ona verdiğim hediyeler, resimlerimiz, yazdığım yazılar vardı. Bir resimde takılı kaldım... Ben göğsünde uyurken kameraya hafifçe tebessüm edip çekmişti resmi. Bu resimde beni seviyordu... Derin bir nefes alıp kutuyla birlikte mutfağa indim. Kibrit alıp arka bahçeye çıktım. Kutunun ucundan bir parça kopartıp yakarak anılarımızın üzerine attım. Onlarda birlikte bende yandım. 'Bu gemiyi yaktım, içinde bende yandım ama yaktım...' Gözyaşlarım akmak için hazır beklerken arkamdan yabancı bir ses duydum. ''Anılarını yakarak onlardan kurtulamazsın.'' Bu dün gece ki siyahlı çocuktu. ''Artık onları istemiyorsam peki?'' Dedim titreyen sesimle. Gözlerinde çözemediğim bir ifade vardı. ''O zaman kendine yeni anılar yaratmalısın.'' dedi kesinlikle. ''Yaratacağım kişi gitti.'' Dedim hüzünle ateşe bakarak. ''Eğer gitmişse, hiç gelmemiş demektir. O senden bu kadar kolay vazgeçebiliyorken sende aynısını yapabilirsin.'' Başımı iki yana salladım. ''Vazgeçemem...'' Bana bir adımda yaklaştı. Aramızda çok az bir mesafe kala durdu. Kulağıma eğilip fısıltıyla; ''Elbet bir gün unutup vazgeçeceksin. Vazgeçmem deme. Insan kendinden bile vazgeçebiliyor... Senin diğer parçan geldiğinde o çok sevdiğin gideninin bile bir önemi kalmıyor. Çok bekletme diğer parçanı.'' dedi ve çitlerin üzerinden atlayarak koşarak uzaklaştı. Kimdi bu siyahlı çocuk? Aklımı karıştırmıştı sözleri fakat haklı gibiydi. Doğru kişiler gitmezdi. Belki de doğru kişiyi asla bulamayacaktım ama zamanı gelince gidecekti yüreğimden... Tuzla buz ettiği evinden... ***AKŞAM*** Telefonumun feryada benzeyen sesiyle gözlerimi söverek açtım. Ne ara sabah olmuştu? Telefonu elime aldığımda sabah olmadığını akşam 22:00 olduğunu anladım. ''Efendim?'' Yoğun müzik sesi kulağımı sağır etmişti.'' ''Güzelim. Hani seni geçen sene ki doğum gününde bir bara götürmüştüm ya, oraya gelsene.'' ''Tamam abi de... Ne oluyor gece gece?'' ''Kafam çok bozuk. Sana ihtiyacım var.'' ''Tamam. Geliyorum.'' Telefonu kapatıp yatağımdan yuvarlanarak kalktım. Abim gitmemi istediyse gitmeliydim. Siyah deri şort, göbeği açık bırakan siyah bir gömlek ve bağcıklı bot giyip, akan göz kalemimi temizleyip yerine yenisini çekerek evden çıktım. Taksi bulmam uzun sürdüğünden dolayı 1 saatte ancak gelebilmiştim barın önüne. Şimdi konu içeri nasıl gireceğimdi. Iri yarı adam bana bakarak; ''Sarp Kılıç'ın kız kardeşi misin?'' ''Evet.'' Kenara çekildi. ''Geçebilirsiniz.'' dedi. Şaşkınlıkta zirve yaparak mekana adım attım. Ve kokudan az kalsın kusuyordum. Bir sürü alkollü içeceğin ve sigaranın dayanılmaz kokusuna burnumun alışmasını bekledim ve barmenin hemen çaprazında önünde koca bir bardak köpüklü birayla oturan abimin yanına gitmek için insan selini yarmak zorunda kaldım. Abimin olduğu kısım az da olsa sakindi. Abimin efkarına hiç uymayacak bir hareketli müzik çalıyordu. ''1 saat 16 dakika.'' dedi usulca. ''Taksi bulamadım abi. Bu kapıdaki adam seni nereden tanıyor?'' ''Eski bir arkadaşımdı.'' Konuşmamızı barmenin sesi böldü. ''Ufaklık, bir şeyler içer misin?'' ''Hayır, teşekkürler.'' Abimin ezici bakışlarına maruz kalmamak adına tezgahın bizden en uzak köşesine gitti ve oradaki müşteriyle ilgilenmeye başladı. ''Ne olduğunu anlatmayacak mısın abi?'' ''Birşey yok güzelim. Olsa saklamam zaten senden. Içim sıkıldı o kadar.'' Cebinden bir sigara çıkartıp yaktı ve başını öbür tarafa çevirerek dumanın dudaklarından süzülmesine izin verdi. 10 dakika abimin 4. sigarayı ve 2. birayı içişini izledim. Daha sonra tuvalete gitmek için yavaşça kalktı ve barın arka taraflarında gözden kayboldu. Sıkıntıyla etrafıma bakındım ve onu gördüm... Siyahlı çocuk... Gülümseyip elindeki küçük bardağı havaya kaldırdı ve ardından kafasına dikip masaya geri bıraktı. Dikkatli baktığımda masada o bardaklardan birsürü olduğunu gördüm. Elini başına yasladı ve beni izlemeye başladı. Gömleğimin kol kısmının çekilmesiyle barmene döndüm. ''Ne var?'' dedim sertçe. ''Ooo... sert kızları severim. Birşeyler içmek istemediğine emin misin bebeğim?'' ''Seni içki şişesiyle sikerim.'' dedi biri. Kafamı çevirdiğimde siyahlı çocuğun avına bakan kaplan gibi barmene baktığını gördüm. ''Kız 2 saattir burada oturuyor. Yeni mi keşfettin bu güzellliği?'' dedi gevşekçe. Daha sonrasında herşey çok hızlı gelişti... Siyahlı çocuk tezgahın üzerinden atlayıp barmene girişti. O da yetmezmiş gibi kafasında bir Jack Daniel's şişesi parçaladı... Ortam bayağı karışmıştı. Dışarıdaki güvenlikler içeri girmişti ama hiç biri kavgaya müdahale etmemişti. Siyahlı çocuk, barmeni basit bir et yığını gibi yere attı ve tekrar tezgahın üzerinden atlayıp yanımda durdu. Siyah deri ceketini giyerken, ''Abini bul. Çok fazla kalmayın burada. Birazdan polisler gelir.'' dedi. Şaşkınlığımdan yararlanarak alnıma minik bir öpücük kondurdu ve mekanın merdivenlerini koşar adım çıkarak bardan ayrıldı... **** Dün gece olanlardan sonra hiç uyuyamamıştım. O siyahlı çocuk kimdi? Beni nereden tanıyordu? Beni neden öpmüştü? Aklımda onlarca soru vardı. Derin bir nefes alarak ağzıma peynir tıkıştırdım ve zorlukla çiğnedim. O esnada merdivenlerden abimin ayak sesleri gelmeye başladı. ''Abi?'' diye seslendim. ''Benim güzellik.'' dedi bitkin sesiyle ve başını tutarak mutfağa girdi. ''Günaydın.'' dedim neşeli görünmeye çalışarak. ''Benim için gün, pek aymadı ama... Başım çatlıyor resmen.'' ''O kadar içtikten sonra başka bir taraflarının çatlamadığına dua etmelisin bence.'' dedim çenemi tutamayarak. ''Dilin çok uzadı senin.'' dedi yalandan kızmış gibi yaparak. Yine dayanamayıp gülümsedi bana. ''Sen bir şeyler ye. Bende sana ağrı kesici alayım. Evde hiç kalmamış.'' ''Gerek yok. Çıkma şimdi dışarı.'' ''Ya, bana da lazım oluyor. Yarım saate gelirim.'' Yanağını kocaman öpüp onu mutfakta tek başına bırakarak odama koştum. Pantolonumu ve polarımı giyip cüzdanımı ve telefonumu alarak evden çıktım. Yağmur yağıyordu. Gökyüzü gri, ıslak ama güzeldi yine de. Derin bir nefes çektim içime. Toprak kokuyordu. Kitap kokusundan sonra en sevdiğim kokuydu. Ben havayı koklayıp yürümeye devam ederken birine çarpmamla popo üstü yere iniş yaptım. ''Dikkat etsene... Aaa... Bakın kimmiş bu? Esila... Emir'in boynuz taktığı sen değil miydin ya?'' dedi Emir'in beni aldattığı kız. Yerden kalkıp pantolonumu silkeledim. ''Aaa... Sende şu ucuz kaşar değil misin ya? Adın neydi? Hmm... Buse?'' dedim aynı yapmacıklıkla. Iğrenç bir kahkaha attı ve benim bir daha kahkaha atmamak üzere yemin etmeme sebep oldu. ''Emir ne dedi biliyor musun o gece? Sen onu öperken bile utanıyormuşsun. Ne kadar duygulu... Ama sen onunla, benim yaptıklarımı yapmadığın için aldatılmaya mahkum oldun... Hem de defalarca.'' dedi sırıtarak. Yüzüne indirdiğim tokatla sırıtışı soldu. Yanağını tutarak ateş fışkırtan gözlerle bana döndü. ''Sen... Bana vurmaya nasıl cesaret edebilirsin?'' dedi dişlerinin arasından. ''Çokta kolay oldu.'' dedim sadistçe gülümseyerek. Tırnaklarıyla yüzümü çizmek için harekete geçtiği sırada platin sarısı saçlarından tutup kafasını duvara vurmak suretiyle onu sabitledim. ''Lan sen bana mı vuracaktın?'' Sadistçe gülümsemem kahkahaya döndü. Içimdeki her bir sinir hücresi harekete geçmişti. ''He? Ne oldu? Canın mı acıdı?'' dedim peş peşe vurarak. Ağlamaya başladı. ''Benim kalbim söküldü lan. Senin bu boş kafan acısa ne olur?'' Kafasını son bir kere vurup onu duvarın dibinde bırakarak, arkama hiç bakmadan, yoluma devam ettim. ***ERTESI GÜN*** Yine içimdeki sıkıntıyı atmak adına dışarı çıkmıştım ve yine yağmur yağıyordu. Atamayacağımı bildiğim halde böyle havaları fırsat bilir, kulaklığımla bütünleşerek sokaklarda amaçsızca gezerdim. Dün ki olaydan sonra içim hiç rahat değildi. Hak etmiş miydi gerçekten? Onlar beni zerre düşünmezken ben neden düşünüyordum peki? Ellerimi polarımın cebine sokmuş kaldırımın kenarında yürürken yanımda siyah bir jeep durdu. Adam camı indirip gülümsedi ve el işareti yaptı. Kulaklığımın tekini çıkartıp bir adım arabaya yaklaştım. ''Buyrun?'' ''Merhaba. Bu civarlarda bir AVM varmış. Adını bilmiyoruz ama. Yakınlarda öyle bir yer varsa tarif eder misiniz?'' Gözlerinde özür diler gibi bir ifade vardı. Yol tarifi yapmak için arabaya yaklaştığımda kapılar aniden açıldı ve üç tane iri kıyım adam çıktı. Ben ne olduğunu anlamadan ağzıma kapatılan bezle ilk önce beynimdeki sesler sustu, daha sonra zihnim tüm berraklığıyla kapandı. ******************************* Yüzüme çarpılan soğuk suyla nefesim kesilerek gözlerimi açtım. ''Buse Hanım'a çok büyük yanlış yaptın.'' ''Onun doğması yanlış lan zaten.'' Yüzüme savrulan tokatla saçlarım önüme geldi. Dudağımdan sıcak bir sıvının aktığını hissettim. ''Buse Hanım hakkında düzgün konuş.'' diye kükredi. ''Sikeyim Buse Hanımınızı.'' En fazla ne yaparlar? Öldürürler mi? Işimi kolaylaştırırlar. Bu lafımdan sonra kaç tekme ve tokat yedim saymadım. Ağzımdan kan geliyordu ve ben hala kahkaha atıyordum. ''Bunun dayaktan anlayacağı yok.'' dedi beni döven adam, diğerine. ''Yeter. Akıllanmıştır o. Bırakalım.'' dedi adres soran adam. ''Beyler, bence kendimizi tatmin edip bırakalım.'' dedi 3. adam pislikçe sırıtıp. Gözlerim korkuyla büyüdü ve kahkaham yüzümde soldu. ''Bence de.'' dedi beni döven. ''Saçmalamayın lan. Küçücük kızdan mı medet umuyorsunuz?'' dedi adres soran. ''Küçük filan ama Buse Hanım'ı fena benzetmiş.'' dedi şu ana kadar suskun olanlardan bir tanesi. Yutkundum. Beni döven adam hafifçe eğilip; ''Ne oldu? Korktun mu bunca adam üstünden geçecek diye?'' Saçlarımı yüzümden çekip devrilen sandalyeye beni tekrar oturttu. ''Beyler, yapmak istemeyen varsa çıksın. Biz bu güzellikle çok eğleneceğiz.'' Adres soran adam ne kadar ısrar etse de yaka paça dışarı çıkarttılar. Korkudan titriyordum. Ağlayamazdım. Güçsüz derlerdi. ''Orospu çocuğu.'' diye fısıldadım adam ellerimi bağlarken. ''Duyamadım?'' dedi yapmacık bir sırıtışla. Polarımın fermuarını yavaşça açmaya başladı. Korkum her saniye daha fazla artıyordu. Poları ve atletimi yırtmak suretiyle üstümden çıkardığında çenem titremeye başlamıştı. Elleri vücudumda gezinirken çenemde ki titreme daha da artmıştı. Yalvarmak güçsüzlüktü. Ağlamak güçsüzlüktü. Bağırmak güçsüzlüktü. Işlerini bitirip beni öldürmeleri için dua ettim Tanrı'ya. Pantolonumu yavaşça sıyırdı. Boğazımdan çıkan bir hıçkırık deponun yankısına kapıldı. ''Ne oldu? Korktun mu?'' dedi bacaklarımı öperken. ''Bence korkması gereken sensin.'' Gözlerimi açıp sesin geldiği yere döndüm. Siyahlı çocuk... ''Sen kimsin lan?'' ''Ecelin.'' dedi ve elindeki silahı adama doğrulttu. Siyahlı çocuğun arkasından biri yaklaşıyordu. Sesimin çıkmasını ümit ederek; ''Arkanda.'' diyebildim. O esnada bir silah sesi duyuldu ve tanımadığım biri; ''O kadar kolay değil.'' dedi. Siyahlı çocuğa bir şey mi olmuştu? Gözlerim dolmaya başladı. ''Ulan şu kızı ağlattın ya senin ebenin amına bile koyarım.'' dedi siyahlı çocuk. Tanrı'ya bir kez daha şükrettim. ''Keşke işim bittikten sonra gelseydin. Bende bir sürü fantezi düşünmüştüm bu ufaklıkla yapılacak...'' O da silahını çekmişti. ''O fantezileri sana uygulamayan en adı şerefsiz olsun... Can.'' Beni döven adam aniden yere yığıldı. ''Hallettim kardeşim.'' Arkasından dolanıp ensesine sert bir dirsek darbesi atmıştı. Siyahlı çocuk silahını pantolonunun bel kısmına sokup bana koştu ve ellerimle ayaklarımı çözdü. Üzerinden tişörtünü çıkartıp bana giydirdi ve kucakladığı gibi dışarı çıkarttı. Nerede olduğumu bilmiyordum. Korkuyordum. Yanımda bir yabancı vardı ve ben abimi istiyordum. Beni arabaya yerleştirip battaniyeyle sıkıca sarıp sarmaladı. Ve sarıldı. ''Şişşştt... Ağlama. Geçti hepsi. O ibneye ödeteceğim hepsini. Ağlama.'' Ağlamamı durduramıyordum. ''Ağlama. Lanet olsun. Kalbim sökülüyor sen ağlarken. Lütfen ağlama.'' Çaresizce beni susturmaya çalışıyordu. ''Çok...korktum.'' dedim hıçkırıklarımı kontrol altına almaya çalışırken. ''Korkma. Ben yanındayım. Ben yanındayken feriştahı gelse sana zarar veremez.'' O esnada Can dediği arkadaşı arabanın şoför kısmına bindi ve arabayı çalıştırdı. ''Bora ve Sinan içeride adamlarla ilgileniyor kardeşim. Bende sizi bıraktıktan sonra geri döneceğim.'' ''Tamam kardeşim. Benim eve gidelim. Korkuyla kafamı göğsünden kaldırdım. ''Beni...Evime götürün.'' dedim sesim çatlayarak. ''Korkma. Evine götüreceğim seni merak etme. Ama ilk önce yaralarını saralım. Mikrop kaparlar. Hem bu halde gidersen abine ne diyeceksin?'' Başımı salladım usulca. Karanlığım korkuyla harmanlanırken içimi sızlatıyordu. Siyahlı çocuk saçlarımı okşamaya başladı. Saçlarımla oynarken hemen uykum gelirdi. Ne kadar korksam da yine aynısı oldu. Tanımadığım siyahlı çocuğun kollarında uyuyakaldım. ********************** Başım yumuşak bir yere temas edince gözlerimi açtım. ''Biraz daha uyusaydın keşke.'' dedi şefkatli bir ses tonuyla. ''Eve gitmek istiyorum.'' ''Gideceksin. Hatta ben götüreceğim. Ama ilk önce seni temizlememiz lazım.'' Beni tekrardan kucağına alıp aynı odada bulunan banyoya girdi. ''Duş al. Üstündeki kuruyan kanlar gider. Sana odaya eşya bırakacağım. Dolapta havlu da var. Oda da giyinirsin. Ben salonda olacağım. Yardıma ihtiyacın olursa seslen.'' dedi ve banyodan çıktı. Odanın kapısının kapanma sesini de duydum. Biraz bekledikten sonra üstümdekileri çıkartıp sıcak suyun altına girdim. Ayaklarımın dibinde biriken su kızıllaşmıştı. Hızlaça temizlenip havluya sarınarak odada kimsenin olmadığından emin olduktan sonra çıkıp giyindim. Bir erkek tişörtü ve eşofman altı vardı. Onları giyip çekinerek kapıyı açtım ve hole çıktım. ''Siyahlı çocuk?'' dedim usulca. ''Geliyorum.'' dedi. Daha cümlesi bitmeden kendisi yanımda bitmişti. ''Eve gidebilir miyim?'' ''Böyle olmaz ama saçların ıslak. Kurutalım.'' Beni odaya tekrar soktu ve saçlarımı kendisi kurutup taradı. ''Eve gitmek istiyorum artık.'' ''Görmüyor musun lan? 2 dakika yanımda fazla dur diye oyalıyorum seni. Sen ise ev diye tutturmuşsun.'' diye bağırdı. Beklemediğim bir anda bağırdığı için korkuyla sıçrayıp duvarın dibine büzüştüm. Gözlerim dolmuştu. Yanıma çöktü. ''Özür dilerim. Lanet olsun. Çenemi sikeyim. Sana bağırmak istememiştim. Özür dilerim. Ne olur korkma benden.'' dedi çaresizce. ''Sorun değil.'' dedim fısıltıyla. Beni yerden kaldırdı ve yatağın üzerine oturttu. ''Kimsin sen?'' Birkaç saniye sustu. ''Ben Araf. Senin deyiminle siyahlı çocuk... Tam umudumu kaybederken seni buldum. Ve şunu da söylemem gerekiyor ki; senin diğer parçanım...''

editor-pick
Dreame-Editor's pick

bc

TYLER (Cherry 2)

read
6.0K
bc

Yasak Sevda

read
90.4K
bc

KAKTÜS| Texting

read
3.5K
bc

Çobanaldatan

read
2.2K
bc

KIRIK ANILAR MAHZENİ

read
4.2K
bc

Zor Ajanlar

read
1K
bc

PRENSİN KORUMASI

read
13.4K

Scan code to download app

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook