Araf'ın kapıyı çarpıp çıkışından iki saat sonraydı. Kalbim göğüs kafesime sığmıyordu. Çaresizce ne yapmam gerektiğini düşünüyordum. Ama lanet olsun ki, beynim donmuş gibiydi. Yeniden Araf'ı aradım. Hala kapalıydı. Ben... Mahvetmiştim her şeyi. Hayatımda güzel giden tek şeyi ellerimle çamura atmıştım. Aklıma Can'ı aramak geldi. O bilirdi belki nerede olduğunu. Nefesimi tutarak Can'ı aradım. "Yenge?" dedi uykulu bir sesle. "Uyuyor muydun?" dedim parmaklarımı saçlarımın arasından geçirerek. "Koltukta sızmışım. Ne oldu? Sesin kötü geliyor." "Araf'ın nerde olduğunu biliyor musun?" "En son eve gidecekti. Gelmedi mi?" Yutkundum. "Geldi, tartıştık." Derin bir nefes aldım, "Gitti..." Boğazımdan bir hıçkırık firar etti. "Dur ağlama. Araf gitmez ki." "Haddim olmayan bir konuya karıştım Can.

