bc

SEVDA SÜRGÜNÜ "REVİN"

book_age18+
3.5K
FOLLOW
37.4K
READ
confident
heir/heiress
drama
bxg
highschool
musclebear
like
intro-logo
Blurb

Mardin'in Midyat ilçesinde fakir bir çobanın kızı olarak doğdum. Adım Revin , çobanın kızı çoban olur derler. Ben de çoban oldum. Daha sekiz yaşımda hayvanlarını görmeye gelen koca ZİNARİ aşiretinin lideri, ağası Zülfü ZİNARİ ve henüz on dört yaşındaki tek oğlu, tek varisi Sait ZİNARİ gözlerimiz Sait ile bir kuzuyu severken buluştu. Nerden bilebilirdim. Bugün şefkat ile bakan gözler ileri de zalimce görecekti.

chap-preview
Free preview
1.Bölüm
Revin, Elimdeki saklanmaktan, gizlenmekten yıpranmış yıllar önceki adamı bana hatırlatan kitabımı defalarca okumaktan usanmamış gözlerim ağrımaya başlayınca kapatıp bir köşeye koydum. Telefonum ısrarlı bir şekilde çalınca elime alıp cevapladım. "Efendim Botan?" "Revin...Mahir vuruldu." kurulan bu cümle kulaklarıma sivri bir ok gibi ulaştı. "Ne?" Botan üsten bir şekilde detaylarını anlattı. Üzerimi giyinip hemen Mahir'in yanına gitmek üzere evden çıktım. Mahir, yıllar önce yaşlı bir adamın karısı olmaktan beni kurtaran, Sevdiğim adam bana yüz çevirip ortada kaldığımda kol kanat gerip babam ve ağabeyimin dayaklarından sıyırıp alan, öz ağabeyimden daha çok ağabeylik yapan adamdı. on sekiz yaşımda sevdiğim adam...Sait tarafından reddi yiyince Mahir beni ölümden kurtarıp İstanbul'a gönderdi. Herkes beni kaçtı gitti sanıyordu fakat ben kurtarılmıştım esasen. Mahir beni okutup , mimar yaptı, kendi kazancım ile her ihtiyacımı fazlası ile karşılayabileceğim konuma gelebilmem , güçlü ve ayakları üzerinde duran bir kadın olabilmem için aracı oldu. Onun hakkını yıllardır nasıl ödeyeceğimi hep düşünür dururdum. Hastaneye vardığımda, fazla kan kaybı ve uzun bir ameliyet sonrası halsiz ve yorgun oluşu gözüme çarptı. Bir süre ona takılıp şaka yaptıktan sonra doğrulması için yardım edip , yemeği geldiğinde ise yedirdim. Bu bir kız kardeş göreviydi. Mahir'de biliyordu. O beni asla ikiz kız kardeşlerinden ayırt etmedi. Bir düşecek olsam babam , abim ya da en acısı yıllar önce bana aşık olduğunu sandığım Sait bile beni yüz üstü bırakıp gideceği sırada Mahir ağabeylik yapıp elimden tutardı. Hastane ziyaretimi bitirip, evime geri geldim Karabey holdingin inşaat şirketinte mimarlık yapıyordum ve bu gün izin günümdü. Önce kendime acı bir kahve yaptım daha sonra gözüme çarpan sekiz yaşından beri yazdığım günlüğümü elime aldım. Günlük tutmaya ilk sekiz yaşımda Sait ile tanıştığım gün karar verdim ve başladım. O yüzden gözleri mavi olan yüreği de mavi ve soğuk olan bu adamı günlüğümün ilk sayfalarında anlattığım satırları tekrar okumaya başladım. "Sevgili Günlük, Bugün seni yazmaya karar verdim. Bir çocukla tanıştım. Ağa oğluymuş. O benden bayağı büyükmüş. Ben sekiz yaşımdayım o ise on dört. Elimde sopam vardı koyunlar sürüden dağılmasın diye sıraya sokuyordum. Sonra yeni doğmuş bir kuzumuz sürüden çıktı. Gerçi babam koyunlara, kuzulara bizim dediğim için hep kızar. Neymiş onlar Zülfü Zinari'nin sürüsüymüş. O zaman o gelip baksındı. Bunlar bizim sürümüz. " Günlüğümün devamını okurken gözlerim nemli bir şekilde o güne doğru daldı bir an.Fark etmeden yüzümde bir tebessüm oluştu. Kaybolan kuzuyu aradım ama bulamadım. Eğer bulmadan geriye dönersem o zaman babam beni dövecek. Bir dereye doğru yaklaştım. Bizim beyaz pamuk kuzu bugün gelen ağa oğlunun kucağında ve ağa oğlu onu seviyordu. Bir hışımla yanına vardım. "Neden Sürümüzden kuzumuzu çalıyorsun?" Koşturup kuzucuğu aramaktan nefes nefese kalmıştım. Ellerim belimde hesap soruyordum kuzumu çaldığını düşünerek. Şaşkın bakışları üzerimde gezindi baştan aşağı , çiçekli basma elbisem, örgülü siyah saçlarım, ayağımda yırtık çarıklarım ve belime hesap sorarcasına koyduğum minik ellerim. Beni incelemesi bitince, gözleri büyük ela gözlerimde durdu. "Ben mi?" diyerek sordu bir elinin işaret parmağını kendisine doğru tutarak, "Evet sen! utanmıyor musun kuzumu çalmaya?" diye direterek bende işaret parmağımı ona doğru sallayıp hesap sordum. Kısa bir kahkaha atıp, "Ne diyorsun sen çoban kızı? bu kuzu da , senin ve babanın çobanlık ettiği sürü de bizim." dedi. Çocuk aklı işte anlamayıp, sırf bakıp gözettiğimiz için bizim sanıyordum sürüyü. Bir süre ayaküstü tartıştık. Daha sonra beni tanıdığındanmıdır nedir Ağa oğlunun kucağından kuzu fırlayıp koşturarak yanıma geldi benim kadar olan kuzuyu kucağıma alıp ona doğru , "Bak gördün mü? kuzucuk bana geldi işte...Demek bizimmiş." deyip bir elimle kuzucuğu sevmeye başladım. Gözleri tuhaf bir hal aldı. "Sürü bizim ama bu kuzucuk senin olsun babamada söyleyeceğim. Bende kalmayıp sana koştuğu için istemiyorum bu kuzuyu sürüde. Senin olsun." dedi. Omuzlarımı silkip kuzucuk kucağımda babamın yanına döndüm tabi ağa oğluda arkamdan geliyordu. Sürünün başında, Zülfü Ağa'nın önünde el pençe duran babamın yanına vardım Ağa oğlu da arkamda...Çocuk aklımla ne olup bittiğini anlamadan Zülfü ağa babamı tekme tokat dövmeye başladı bir yandan ise sürüdeki koyunlar ile alakalı bir şeyler söyleyip, hakaretler etti. Babam ses etmiyor elini dahi kaldırmıyordu. Korkumdan ağlamaya başladım ve kucağımdaki kuzucuğa sıkıca sarıldım. Babam ,Zülfü Ağa'dan dayak yerken Ağa oğlu yetişip babasını tutmaya çalıştı. O da henüz on dört yaşında bir çocuktu ve benim korkudan hıçkırarak ağlamamı görür görmez müdahale etti gücü yettikçe. "Baba Allah aşkına yapma! " deyişleri kulağımdaydı. Zülfü ağa geri çekilip babama doğru parmak sallayıp, "Sen gelecekte ki varisime, ağana dua et Şehmus." dedi. Ben hala ağlarken kuzucuk kucağımdan bulduğu fırsat ile fırlayıp kaçtı. Ağa oğlu babasını çekiştirerek arabalarına binip gittiler. Bana ilk mahçup bakışlarını Ağa oğlu o zaman arabanın içinde giderken attı. Babam toparlanıp ayağı kalkıp yüzünde akan kanları eliyle temizleyip bana doğru, "Kes zırlamayı! yürü kız Zinari'lerin sürüsünü ahıra kapatmama yardım et. " deyip omuzumdan tutup itekleyerek yön verdi. Kendimi bildim bileli baba sevgisi görmedim. Bir erkek Bir kız çocuğu vardı babamın ama beni pek evlat olarak gördüğü söylenemezdi. Döver ,hırpalar ve insan yerine koymazdı. İlk okul zorunluluk olduğu için beni ve ağabeyimi okula gönderiyordu ama ağabeyim düzenli okula gitmesine rağmen, her okul metaryeli olmasına rağmen başarısız bir çocukken beni tarla , koyun, sürü , iş deyip okula yarım yamalak yollar doğru dürüst defter, kalem almaz ağabeyimin artıkları ile başarılı bir öğrenci olurdum. Annem halime acıyıp benim için bir şeyler isteyip söylese ya hakaretler ,küfürler işitir ya da dayak yerdi. Ağa oğlunu o günden sonra görmedim ta ki yıllar aşınıp yaşım on beş olana kadar... İlk ve ortaokulu bitirince babam bana kız kısmı bu kadar bile okumaz biz seni okuttuk okutacağımız kadar şimdi sıra bize evde, işte yardım etmede deyip liseye gitmeme engel olmak istemişti. O sıralarda ise liseyi bitirip üniversiteye hazırlanan ağabeyime bir şey dememişti. Annem Zinari'lerin konağında sabah gidip akşam çıkan yardımcılarından olmuştu aynı yıl. Babam Zinari'lerin dışarıdaki işlerini yürüten marabayken annem evlerinde aşçıları, gündelikçileri olmuştu.Ara sıra babamın yüklediği ağır işlerden kaçmak için kendimi annemin yanına Zinari'lerin konağına atardım anneme orada yardım etmek iyi gelirdi bana ve sadece tek bir kural vardı ev ahalisi aşağı inmeden çalışanlar sofrayı hazır edip ayak altında dolaşmasın. Ben anneme yardım edip mutfağa geri döndüğümde annem acele ile bulaşıkları makineye diziyordu. Pek bilmediğinden beceremediğini görünce yardım edip düzenle kirli bulaşıkları dizmeye başladım. O sıralarda annem başka bir işle uğraşırken mutfağa ağırlığı ve havası ile biri girmişti. Ağa oğlu. Zülfü Ağa'nın henüz adını söylemediğim oğlu ama ileride kalbime yazılacak o ismi annem söyleyip karşıladı. "Sait oğlum hoşgeldin..." demeye kalmadan Zülfü Ağa'nın karısı Bedire hanım içeriye girip, "Hadsiz! sen kim oluyorsun da bir ağaya...ağana ismi ile hitap ediyorsun?" deyip çıkışmıştı. Başımı onlara çevirdiğimde büyülenmiş gibi anlık Sait ile göz göze geldik. Bedire hanım bir adım atmış annemin üzerine yürürken bende yerimde kıpırdandım. Neyseki ben herhangi bir saldırıda bulunmadan Sait annesinin önüne geçip, "Ana kadıncağızın kötü bir niyeti yok ben istedim öyle seslenmesini annem yaşında kadın Bey, Ağa deyince tuhaf hissediyorum." dedi arada gözleri bana kayarak. Annem elleri önünde bağlı bir şekilde "Bağışlayın hanımağam bir daha olmaz." dediğinde Bedire hanım annemi duymamış gibi nefret dolu bakışlarını etrafa saçıp, "Böyle maraba kısmına yüz verme oğlum. Ben biliyorum yüreğin naiftir senin ana kurban ama bunlar fırsatçılık edip seni kullanırlar sonra, Ağa olacaksın sen ileri de ona göre davran." deyip Sait'in başının üzerinden öpüp çıktı. Ben öfke ve nefret dolu bakışlarımı ıslak ellerimi havada tutarak ona gönderdim. Sait ise bana bakmadan anneme dönüp "Sen annemin kusuruna bakma Emine teyze ,yakın bir zamanda ablasını kaybetti üzüntüden insanlara sarıyor kafayı." deyip toparlamaya çalıştı. "Estağfurullah ağam öyle şey olur mu? ne kusuru? kusur bizimdir hanımağam haklı yerimi bilmeden konuştum." dedi annem hala elleri önünde bağlıyken. Sait tam ağzımı açacağı sıra araya girip, "Ana hadi işimizi bitirip çıkalım. Ağamızın anası gelip boş boş laf çalıp iş yapmıyoruz diye bu defa kızar." annem uyarı dolu gözlerini büyüterek bana baktığında Sait denilen ağa oğlu ise mahçup bakışlar attı bana, "Siz de bizimle çene çalmayın ağam işiniz gücünüz vardır. Maraba kısmının yanında durmak size yakışmaz." dediğimde gözünden acı bir ifade geçti. Kısa bir süre sonra, "Ben gitsem iyi olacak galiba" deyip mahçup bakışlarını dik bakışlarımdan esirgemeden çıkıp gitti.

editor-pick
Dreame-Editor's pick

bc

MARDİN KIZILI [+18]

read
524.6K
bc

Ne Olacak Halim (Türkçe)

read
14.3K
bc

ÇINAR AĞACI

read
5.7K
bc

HÜKÜM

read
224.6K
bc

AŞKLA BERDEL

read
79.1K
bc

PERİ MASALI

read
9.5K
bc

Siyah Ve Beyaz

read
2.9K

Scan code to download app

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook