Uyanmanın üzerinden on altı saat geçmişti. Önceki akşam, Alparslan tüm enerjisini Tuğrul, Akif, Gülendam abla ve annemi eve göndermeye harcamıştı. Böylelikle Hüma ile o, yanımda refakatçi kalmışlardı. Güvenlik önlemi olarak kapımın önünden kuş uçurtmamıştı. Hüma ise inlemelerime, sızlanmalarıma ve ani duygu değişimlerime katlanan bir melekti. Gece çökünce narkoz etkisini tamamen kaybetmişti; verdikleri narkotik ağrı kesiciler dâhil hiçbir şey işe yaramamıştı sanki. Kıvranıp durmuştum. Görünmez bir el derimi yüzüyor, binlerce iğne batırıyor ve sanki kemiği etimi deliyordu; öyle bir acıydı. O kadar fenaydı gece ateşim yükselmişti. Hüma, sabırla yanımda olmuştu: korkunç dakikaları atlatırken hemşirenin verdiği talimatları uygulamış, kardeş şefkatiyle sarıp sarmalamıştı. Şimdiyse

