Sessizlik, sağır olduğumu düşüneceğim kadar yoğundu. Sırtımdaki çantayı çıkarıp duvarın köşesine bırakırken suçluluk hissiyle dolup taştım. Ne söyleyeceğimi bilemez halde gergince ayakta dikilmeye tercih ettim. Şu durumda neyin iyi neyin kötü olacağını kestiremiyordum. O yüzden tepki veremedim. Abimin bakışlarında bir şey vardı, sanki kelimeler yerine susmayı seçmişti. Hoş geldin dedikten sonrası sonu gelmez bir sükûnetti: sessizliğin ağırlığı, kelimelerden daha fazla anlam taşıyordu; bir yargının, bir anlayışın ya da belki sadece tükenmiş bir sabrın izlerini... Benim konuşmayacağımdan ve susmaya devam edeceğimden emin olana dek tek kelime etmedi. Ortamdaki ağır hava varlığını sürdürdü. Abim derin bir nefes alıp verince istem dışı bakışlarım ona kaydı. Sol eliyle yatağımı işaret ederk

