hazan
Ölüme yakın olmak mıydı canımı yakan yoksa bir daha şahini göremeyecek olmak mı bilmiyorum.
Galiba ikincisi.
Bebekliğim, çocukluğum, gençliğim, herşeyim.
Son defa arkamı döndüm ona.
Sensiz dünya malı neyleyim dostum derler ya aynen öyle.
Nefes nefese kalmış daha doğrusu nefes alamayan birinin almaya çalışan hali gibi bana bakıyordu.
Acaba bu halinin sebebi bir insanın ölümüne sebep olacak olmasından dolayı mı yoksa ben ölecem diye üzülmesinden miydi?
“Elveda oyun arkadaşım” dedim sessizce sadece onun duyacağı şekilde.
Hala kafasını iki yana sallıyordu ama artık çok geçti.
“Durr !” Diye bağırdı bir anda.
“Tamam kabul ediyorum evlenecem. Ölmesin.”
Babası ve ben kafamızı ona çevirdik.
Aynı şeyi tekrar ediyordu.
“Ölmesin ölmesin”
Babası silahı yavaş yavaş indirmeye başladı. Adamları da öyle. Şahin hala kafasını iki yana sallayıp ölmesin diyordu.
Babam sevinçten ağlarken ben bundan sonra ne yapacağımı düşünüyordum. Bu gece hayatım alt üst olmuştu adım bile silinmişti.
Osman ağa silahı beline koyup babama dönüp
“Dediğimi duydunuz bundan sonra herkes aynı şeyi bilecek. Hazan kaçtı.”
Bana doğru dönerek elinin baş parmağını bana doğru uzattı.
“Sen bundan sonra hazalsın. Hazan.”
Belki de bu kendi adımı son kez duyuşumdu. Bundan sonra ben hazaldım.
“Düğün iki gün sonra olacak. Kimseye bir şey demeyeceksiniz bu olanlar bu gece burda kalacak anladınız mı beni.”
“Yoksa hazan ölür.”
Babam kafasını sallıyordu ağlayarak. Bana doğru koşup sarıldı. Sarılıp hıçkıra hıçkıra ağladı. Bir baba buna nasıl dayansın.
Sonra şahine doğru yaklaştı.
“Allah razı olsun oğlum senden “ eline yapışıyordu. Şahin elini çekti babam ona sarıldı ona da sarılıp ağlıyordu. Şahinse babamın omzundan bana bakıyordu.
Gözlerindeki duyguyu anlayamıyordum. Sonra babamdan ayrılıp dümdüz yürümeye başladı. Bana hiç bir şey söylemeden. Yüzüme tekrar bakmadan. Ayaklarıma baktı sonra ayaklarım çıplaktı. Taşlar batmaya devam ediyordu. Belki de acısını şu an anlamıştım. Şahin sonra ayaklarımdan kafasını geri yüzüme çıkardı. Sonra ayakkabıları çıkarıp bana uzattı.
Şaşkınca ona bakıyordum. Bana olmazdı farkındaydım. Ayakkabıları önüme bırakıp yürümeye başladı. Onun ayağına taş batıyordu şu an. Ona taş battıkça benim canım yanıyordu. Demek ki o da canının acısından ayağının acısını hissetmiyordu. Sessiz sessiz yürümeye devam etti gecenin karanlığında. Gözden kayboldu ardından.
Babam bana sarılıp beni kolunun altına aldı. Beraber eve doğru yürüyorduk. Gün ışımak üzereydi. Eve girdiğimizde bahçedeki masaya çöktük. Babam bir çocuğunu kurtarmıştı ama hazal gitmişti.
Annem ağlamaklı gözlerle yanımıza geldi. Anlamıştı galiba hazalın kaçtığını. Yanımıza masaya oturdu ağar ağar. Çöker gibi. Ellerini başıma koydu.
“Ölmedi anne” dedim
Bana umutla baktı. Gözleri doldu. Sevinç içinde ağlamaya başlarken olayları anlamaya çalışır gibi bize bakıyordu.
Olanları anlattığımızda hazalın kaçtığına ve bir daha göremeyecek olmamıza ağlasa da canının sağ olması bizim tek tesellimizdi.
Horoz ötüp ağaçların üstünden gecenin karanlığı açık maviye dönerken biz hala masada ne yapacağımızı düşünüyorduk.
“Aman ha ağzınızdan bir şey kaçırmayın. Bundan sonra herkes böyle bilecek bu durumu.”
Başıma elini uzattı.
“Güzel kızım benim. Biliyorum istediğin hayat bu değil öğretmen olmak istedin ama bir insan doğmadan yazılırmış kaderi kimle evleneceği. Dilerim Allahtan gözünden bir gün üzüntüden yaş gelmesin. Sana o evde iyi bakar eziyet etmezler ben şahidim. Osman ağa da nilüfer hanım da seni çok severler.
Başımı salladım severler biliyordum ama şahin ya o beni sever miydi. Bana nasıl davranacak onu bile bilmiyordum.
Bu olanlar o kadar üst üste gelmişti ki ne yapacağımı ne düşüneceğimi şaşırmıştım. Tek tesellim kardeşim mutluydu. Yaşıyordu.
Ardından masadan kalktım. Duş almak istiyordum her yerim çamur içindeydi. Banyoya girdim duş aldıktan sonra dertlerim de yavaş yavaş gidiyordu sanki.
Çıktığımda yatağıma doğru uzandım. Diğer yatağa baktığımda boştu. Yıllardır görmeye alıştığım yer boştu. Şimdiden onu çok özlemiştim ne olursa olsun ona tekrar ulaşacaktım. Onu bulup yanıma gidecektim.
İzin verirler miydi bilmiyorum. Kendime inandırmakta zorlansamda artık ben kendine güvenen okumuş coğrafya öğretmeni hazan değil köy kızı osman ağanın gelini hazaldım.
Şahin ağanın karısı hazal.
Günler geçsin bu belirsizlik bitsin istiyordum.
Uykuya dalmıştım ve saat 4 olmuştu nasıl bu kadar uyudum bilmiyorum. Annem odaya girdi yanıma
“Osman ağalar geliyorlarmış kızım”
Bir anda toparlandım. Hemen üzerime düzgün bir şeyler giydim. Şahin de gelecekti niye heyecanlandım diye kendime kızıyordum.
Böyle bir halde insan bunu mu düşünürdü. Yaşadığımız şeyler acı olsa da ben ona aşıktım ve hiç bir şey bu gerçeği değiştiremezdi.
Kapı çalınca ben de kapıya doğru koştum açmak için. İçeriye teker teker girerken herkes şahinin kafası yerde ve yüzüme bakmıyordu. Bütün gece de böyle devam etmişti. Herkes konuşuyordu ama ben sadece ona bakıyordum o ise yere.
“Düğün iki gün sonra yapılacak. Herkes dediğimi iyice anladı mı. Hazan düğünden sonra kimse fazla anlamasın diye dışarı çok çıkmasın. “
Nilüfer teyze bu durumdan aşırı memnundu. Gözlerinin içi gülüyordu. Osman amca da belli etmese de bu durumdan aşırı memnundu.
Kendileri ağzı ile söylemeselerde hazalın davranışları hoşlarına gitmiyordu ve oğullarına ihanet edeceklerini düşünüyorlardı. Haklılardı ve öyle de oldu.
Şahin darlanıp dışarı çıkmıştı. Balkondan merdivenlerden aşağı bahçeye doğru inerken ben de arkasından gittim.
“Şahin “ diye seslendim. Bana doğru döndü elinde sigarası ile bana bakıyordu.
“Ben çok teşekkür ederim. Yaptığın için”
Utanıyordum. Yüzüne bakmaya utanıyordum. Sanki o yıllardır oynadığım çocuk yabancı gibi bakıyordu bana .
“Yaşa diye yaptım” dedi.
“Ben yine de teşekkür etmek istedim” dedim elimle oynuyordum.
Yüzüme bakmamak için ısrarla kafasını çeviriyordu.
“Şahin “ dedim az öncekinden saha sıcak bir sesle.
“Yüzüme bakmayacak mısın.” Dedim daha fazla dayanarak.
Sigara dumanını üfleyip karşıya bakmaya devam ediyordu.
“Yüzüne her baktığımda ihaneti ve salaklığımı görüyorum. “
“Benim ya benim hazan çocukluk arkadaşın. Oyun arkadaşın, okul arkadaşın. “
Bana doğru döndü dili ile tık tık tık yaptı. Baş parmağını iki yana doğru salladı.
“Sen hazan değilsin bana ihanet edip başkası ike kaçınca yakalanan hazalsın. Onun yerinde olmayı kabul ettin. O zaman sonuçlarına da katlanacaksın. “ dedi ve önüne dönüp sigaradan bir fırt daha çekti.
Ben şaşkınca ne diyeceğimi bilemezken nefretle yüzüme bakıyordu.
“Hazal” dedi bana imayla.
Haklıydı hazal olmayı ben istedim sonuçlarına da katlanmam gerekiyordu.