hazan
“Birlikte kaçacağız”
“Şahin ne olacak peki o seni seviyor mu?”
“Evet aptal deli gibi aşık. “
Canım yanıyordu. Onun başkasını sevdiğini bilmek beni gerçekten yıkıyordu.
Daha fazla bu konuşmaya dayanamayacaktım.Yatağıma yatmak için yerime geçtim battaniyeyi kafama çekip sabaha kadar ağlamak istiyordum.
Bu bir şeyi değiştirir miydi?
Hayır.
Bir sonraki gün olunca hazırlıklara başlamıştık evi temizliği ve yemek yapıyorduk. Akşama hazal ‘ı istemeye geleceklerdi.
Bu akşam ne yapacağımı ya da nasıl davranacağımı bilmiyordum. İnşallah herkesin içinde oturup hüngür hüngür ağlamam.
Akşam olunca saat 5 gibi önce babam geldi. Ardından da misafirler geldiler.
Hazal istenmeye gelen o değilmiş gibi davranıyordu. Yüzü 5 karış üstünde siyah bir elbise cenazede gibiydi.
Öncelikle kapıyı açtığımızda Osman ağa ve hanımı nilüfer hanım geldi. Osman ağa bütün heybetti ile geçip baş köşeye oturunca babam da yanına iki büklüm geçmişti.
Sadece babam değil onun karşısında herkes böyleydi.Olanlardan ve çıkan dedikodulardan sonra canı sıkılmıştı onları yıllardır tanırım şahinle sürekli sokakta oynarken gelir bize şaka yapar çikolata alırdı beni de çok severlerdi.
Ardından herkesten sonra kapıdan şahin geldi elinde çiçeklerle.
Siyah gömlek ve siyah takım elbisem ile o kadar yakışıklı olmuştu ki hayır diyecek kız tanımıyorum.
Simsiyah saçları ve sakalları o kadar bakılası ve güzel ki insanın aklı çıkıyordu.
Tamam kızım dedim kendi kendime salyalarını sil. Çok acı geliyordu ama bu gerçeği sürekli kendime hatırlatıyordum.
“O senin enişten”
Yok aklım söylese kalbim söylemiyor, kalbim söylese aklım. Ben onu bu şekilde hayatta göremezdim.
“Allahım sen bana yardım et” dedim sessiz sessiz mırıldanarak.
Gelip çiçekleri bana doğru uzatınca şaşırdım.
“Çok güzel olmuşsun hazal” dedi. Gözlerinin içinde aşk vardı resmen ışıldıyordu ama benim için değil.
“Ben hazan” dedim zorla gülümsemeye çalışarak.
“Çok benziyorsunuz her gün görsem bile ayırt edemiyorum sizi.” Dedi ve en güzel gülümsemesini atıp o da babasının yanına geçti.
Herkes birbirine bakıyordu. Ortamda gergin bir hava vardı. Bir tek şahin gülüyordu. Çok mutluydu. Yıllarca görmeyi beklediğim bu güzel yüzünü bu şekilde görmek beni çok üzüyordu ama o mutlu olduktan sonra bazı şeyler de önemsizdi.
Ama hazal onu mutlu eder miydi ki?
İçimden mırıldanıyordum tam da dediği gibi
“Bilir mi yerime gelen kıymetini bilir mi”
Bilmezdi. Kardeşimi ve hazalı tanıyorsam asla mutlu olamayacaklardı.
Şahin bekaret olayına takılır mıydı bilmiyorum ama takılmasa bile bir sonları olacağına inanmıyordum.
Herkes hoşgeldiniz nasılsınız faslına devam ederken annem ordan göz işareti ile kahve yapmamızı istedi.
Kalkıp kahveleri yapmaya başlamıştık. Daha doğrusu ben yapıyordum o da başımda ölmeyi bekleyen koyun gibi duruyordu.
Kahveleri içeri götürüyordu ama kendinde bile değildi.
Kahveleri dağıtıp gelip yanıma oturdu ama hala yüzünde hüzünden başka bir şey yoktu.
Büyükler konuşmaya başlamıştı osman ağa boğazını temizler gibi söze başladı.
“Evet mehmet seni severim bilirsin yıllardır yanımda çalışırsın.Bir günden bir güne bir hainliğini bir yanlışını görmedim. Bizim sıpaların durumu belli. Elalemin diline düştük bu ayıbı temizlememiz lazımdır. Ben adettendir diye soruyorum Allahın emri peygamberin kavli ile kızın hazalı oğlum şahine istiyorum.”
Dedi ve arkasına doğru yaslandı.
Keşke bende bir nefes alabilsem. Alamıyordum sanki boğuluyor gibi hissediyordum.
Bu hayatta kaç kız aşık olduğu adamın isteme töreninde gelin olmadan durmuştur çok merak ediyorum galiba sadece ben.
Babam acıklı bir şekilde bizden tarafa baktı o da böyle bir utançla kızını evlendirmek istemezdi ama boynu bükük de olsa ağır ağır çevirdi başını osman ağaya doğru .
O sırada şahin hazala bakıyordu hem de daha önce yüzünde görmediğim bir aşk ifadesi ile. Gözlerinin içi bile bağırıyordu onu sevdiğini.
Şu an hazalın yerinde olmak için neler vermezdim.
Bu düşüncelerimden utanç duyuyordum eniştem olacaktı. Ama kalp bu işte anlamıyor dinlemiyordu.
Hazal kaçacağını söyleyince bunun imkansız olduğu ve babamın yüzünü öne düşürüp bizi rezil edeceğini vazgeçmesi gerektiğini söyledim.ikna olmuş gibi duruyordu.
Resmen sevdiğim adam evlensin diye gelini ikna editordum ben bu duruma nasıl düştüm.
Bu düşünceler beynimde dolanırken şahinden başka tarafa bakamıyordum. Baktıkça gözlerim dolmaya başlamıştı.
İnsanlar ikizim evleniyor diye hüzünlendim sanıp ağlıyorum sanarlardı en azından.
Babam sessizliği bozarak derin bir nefes aldı.
“Ağam sen bana yıllardır aş oldun iş oldun senin sözünün üstüne lafım olmaz benim. Verdim gitti Allah pişman etmesin. “
Şahinin gözleri mutluluktan gülerken benim gözümden bir damla yaş düştü artık. Boğazım düğüm düğümdü.
Hazala baktığımda onun da gözünden yaşlar akıyordu.
Ya ne yapacağını bilmediğinden ağlıyordu. Ya da sevdiğine kavuşamadı diye.
Belki de şu an ikimizde artık sevdiğimize kavuşamayacağız diye ağlıyorduk.
Sonra şahin ayağa kalktı ve babamın eline doğru öpmek için yaklaştı. O sırada annem göz ucuyla işaret etti hazala kalkıp el öpmesi için.
Eller öpüldükten sonra yüzükler için herkes ayağa kalktı bende tepsiyi tutuyordum.
Dayanmam dik durmam lazımdı ama ayaklarımda bile beni taşıyacak güç yoktu.
Yüzükler taktılar parmaklarına. Bu gecenin tek mutlusu şahindi. Ben onu görmeye nasıl dayanacaktım. Bir yol bulup burdan gitmem lazımdı. Şehirde iş bulurdum ya da başka bir yerde dersaneye girerdim ben artık burda kalamazdım.
Yüzükler kesildikten sonra düğün tarihi konuşulmaya başlandı.
“Bu işler fazla uzatılmaya gelmez. Zaten çocuklar birbirini 1 yıldır da tanıyorlar yakından.”
Bunu derken kinayeli bit şekilde ikisine bakmıştı. Bir yıldır beraberler miydi.
“Bütün köyde aşklarını nasıl sevdiklerini biliyor birbirlerini.”
Hala imalı konuşuyordu.
“Düğünü haftaya yapalım.”
Duyduğumla yerime çakıldım ben bir hafta içinde burdan nasıl gidecektim.
Babam kafasını sallayarak onayladıktan sonra bize bir şey kalmamıştı.
Gitmek için ayaklanınca herkes şahinde hazalın yanına doğru yaklaştı. Herkes kapıdan çıkıyordu üçümüz vardık.
“Görüşürüz bitanem” deyip eline dokunup çıktı.
Yere düşmemek için tutundum ayakta zor duruyordum.
Evi topladıktan sonra annemler uyumaya geçti.
Hazal da odada ağlıyordu.
Bende kulaklığımı alıp balkona çıktım. Kulağımda içimi yakan sözler söylenip duruyordu.
“İki damla yaş süzüldü gözlerimin pınarına,
Hasret kimseye kalmasın sevdalılar ayrılmasın ben yandım eller yanmasın.”
Ben yanmıştım sadece tüten bir dumanım yoktu.
Gözlerim gökyüzündeki yıldızları buğulu görmeye devam ediyordu. Ağlamaktan yorgun düşünce uyumaya geçtim. Uyuyup düzelmesini beklemekten başka çarem yoktu.