Bölüm 1

2685 Words
Cemre Çalan alarm sesiyle gözlerimi araladığımda aklıma ilk gelen şey baş ağrım oldu. Neyse ki geceki ağrı bu sabah beni terk etmişe benziyordu. Bas ağrılarımı tanırdım, sebepsiz yere gelir ve günlerce tepemden inmezlerdi. Bugün işler değişmişti anlaşılan. Buna sevindim çünkü bugün çok önem verdiğim bir toplantıya katılacaktım. Ödüllere aday gösterilebilecek bir filmde yönetmenin asistanı olarak işe alınmıştım. Bir hafta sonra başlayacak çekimlere katılmadan önce ekiple tanışmak için toplanacaktık. Asistanlığını yapacağım yönetmenle bile bugün tanışacaktım. Yeni işe başlayacağım için heyecanlı olsam da yeni insanlarla tanışacağım için de oldukça gergindim. Özellikle de aylarca dip dibe çalışacağım yönetmenle tanışacağım için. Çünkü işi alırken görüştüğüm yapımcı ekipten ve projeden bahsederken işimin pek kolay olmayacağı konusunda beni uyarmıştı. “İşi kabul etmeden önce seni uyarmam gerek.” Demişti yapımcı Halit Akarsu. “Birlikte çalışacağın Ateş Alaz Ulaşılmaz Alaz diye bilinir. Kendisi oldukça zor bir adamdır ama genç yaşına rağmen işinde çok başarılı bir adam. Kendinden oldukça tecrübeli yönetmenlerin birçoğuna taş çıkarır. Sana düşense onun her dediğini ve her istediğini yerine getirmek olacak.” “Anlıyorum, efendim.” Diye yanıtlamıştım karşımdaki yaşlı adamın uyarılarını. Tam olarak neye katlanmam gerektiğini anlayamamıştım. Ama projeye dahil olmak için her şeyi kabul edebilecek bir haldeydim. “Bana düşen her görevi layıkıyla yerine getireceğimden şüpheniz olmasın.” Bu sözleri söylerken tereddüt içindeydim aslında. Çünkü boyun eğmeyi başarabileceğimden pek de emin değildim. Karakterime ters durumlarla nasıl baş edeceğimden emin olamasam da yapımcının söylediği her şeyi kabul etmiştim. “Sana düşen çoğunlukla sabretmek olacaktır.” Dediğinde ise şüphelerim iyice artsa da onu bölmeden dinlenmeye devam etmiştim. İyice meraklanmıştım. “Alaz aynen de ona takılan lakap gibi ulaşılması zor bir adamdır. Sinirlidir ve zaman zaman çekilmezdir. Bunları sana söylemeyip sana sürpriz de yapabilirdim ama sonradan kaçman işime gelmez.” Söylediklerinin etkisini yumuşatmak ister gibi gülümsemişti ki ben de ona karşılık olarak pek de içten olmayan bir şekilde gülümsemiştim. “Amacım seni korkutmak değil. Belki de ben yanılıyorumdur ve sen Alaz ile sandığımdan çok farklı olarak iyi anlaşacaksındır. Ben sadece seni sabırlı ve hazırlıklı olman konusunda uyarmak istedim.” “Pek ılımlı bir insan değilimdir. Ama söz konusu işim olduğunda sabırlı olabilirim. Üstelik Alaz Bey bahsettiğiniz kadar başarılı ise ondan öğrenecek çok şeyim olacağı için ekstra sabırlı ve anlayışlı olabilirim.” Halit Bey yaptığımız konuşmayı tekrar anımsamak beni iyice gerdi. Bu gerginliği üzerimden atmak için sıcak bir duş aldım. Kotumu ve üzerime kırmızı kazağımı giydikten sonra belime kadar uzanan gece siyahı saçlarımı kendi kıvrık halini koruması için özenle kuruladım. Doğal görünümü bozmayacak kadar bir makyaj yaptıktan sonra aynadaki görüntümden memnun kaldım ve ayaküstü bir şeyler araştırdıktan sonra da evden çıktım. İstanbul’un trafiği sayesinde otobüsle toplantının yapılacağı yapım şirketinin plazasına ulaşmam tam tamına bir buçuk saatimi almıştı. Binaya girdiğimde heyecandan gerginliğimi neredeyse unutmuştum. Biran ekiple kaynaşmak ve bu şehirden ayrılıp çekimlere başlamak için sabırsızlanıyor olduğum için hevesli bir şekilde kalabalık toplantı salonuna girdim. Hesaba katmadığım trafik yüzünden yarım saat geç kaldığım için benden önce herkes çoktan gelmiş olmalarıydı. Bu yüzden aceleyle üzerimdeki siyah şişme montumdan ve kırmızı kaskolumdan kurtuldum. Sırt çantamı da bir kenara bırakarak ekipten tek tanıdığım olan Halit Bey’in yanına gittim. “Merhaba.” Dedim çekingenliğimi bir kenara bırakmaya çalışarak ama pek de başarılı olamayarak. Halit Bey sıcacık ve babacan bir tavırla “Hoş geldin, Cemre Hanım.” Deyince kısmen rahatladım. “Hoş buldum.” Diyerek yanıtladım. Yanındaki insanları süzerek onları da başımla selamladım. Gözlerim iki gün önce internetten araştırıp da resimlerini gördüğüm adamın gözleriyle buluşunca heyecanlanmadan edemedim. Küçük bir tebessümle Ateş Alaz'ı selamladım. “Merhaba.” Sadece başını küçücük hareket ettirerek selamımı aldı. Bu durumda iyice gerilmiştim ki imdadıma Halit Bey yetişti. “Seni yeni asistanın Cemre Hanım’la tanıştırayım, Ateş Bey.” Dedi bir elini omzuma dayamadan önce. “Cemre Hanım bu da sana methettiğim Ulaşılmaz Alaz'ımız.” İmasını görmezden gelerek elimi karşımda durup bana inceleyen gözlerle bakan adama uzattım. Birkaç saniyelik bir duraksamadan sonra havada sallanan elimi tutup sıktı. “Memnun oldum.” Dedim ama yine bir cevap alamadım. Yine sadece başını salladı belli belirsiz. Bozulmaya başladığımı belli etmeden elimi geri çektim ve yüzümdeki tebessümün kaybolmaması için geçen dakikalarda elimden geleni yaptım. Bu dakikaları onu inceleyerek ve düşen dibimi yerlerden toparlayarak geçirdim. Çünkü adamın akıllara zarar bir tip vardı. Toplantının geri kalanında Ateş'ten çok daha sıcak kanlı olan ekibin geri kalanıyla tanıştım. Gerilimim giderek azalıyordu çünkü ulaşılmaz Alaz ekipten kendini uzak tutuyordu. Başrol oyuncularından Cem bile çok sıcak kanlı ve mütevazi bir adamdı. Çok da esprili bir kişiliğe sahip olduğunu ilerleyen dakikalarda öğrendim. Bana tanıştığımız ilk saatin sonlarına doğru ilan-ı aşk ettiğinde şaka yaptığını bilmeme rağmen elimde olmadan kıpkırmızı kesilmiştim. Herkesin içinde eşsiz bir güzelliğe sahip olduğumu söylediğinde ise bunun abartılmış ve gerçekle uzaktan bile alakası olmayan bir iltifat olduğunu söyledim. Gözleri kocaman açılmış bana bakıyordu Cem. Hangi hareketi oyun hangi hareketi gerçek anlamak çok güçtü. “Şaka yapıyorsun değil mi?” diye sordu abartılı bir tavırla. “İlk görüşte aşık olduğum kısmında biraz abartmış olabilirim ama güzelliğin konusunda kesinlikle abartmıyordum.” Yüzünü ve gözlerini inceledim, gülmeye başlamasını falan bekledim. Sonra ciddi olduğunu anladığımda süt beyaz tenim domatesin rengini alırken teşekkür ettim. “Rica ederim ama güzelliğinin farkında olamaman kötü.” Dedi aynı ciddi ifadeyle. “Bunun üzerinde çalışmamız lazım senle.” Yeniden esprili moduna geçiş yaptığında rahat bir nefes aldım. Şakalaşabilen ve espri kaldırabilen insanlarla muhabbet etmek çekingen bir yapıya sahip olsanız bile çok daha kolaydı. Cem yanında duran diğer başrol oyuncusu Ezgi'yle bir sohbete başlarken memnun bakışlarımı salonun içinde gezdirdiğimde dikkatimi çeken Ateş’in bana bakan gözleri oldu. Yanında duran adamlarla sohbet ediyordu ama gözleri benim üzerimdeydi,  her ne hikmetse. Ve her ne hikmetse bu bakışlardan hemen gözlerimi kaçırdım. Adam gerçekten de Halit Bey'in bahsettiği kadar zor bir adama benziyordu. Ona boşuna o lakabı takmadıklarını anlamam için çok fazla zaman ihtiyacım olmamıştı. O ulaşılmaz duvarlarına rağmen fotoğraflarda göründüğünden bile daha yakışıklı olduğunu itiraf etmeliydim. Uzun dalgalı saçlarını kafasının arkasında bir topuz yapmıştı ve sert çehresini gözler önüne sermişti. Bir başka adamda korkunç derecede çirkin görünebilecek bu topuz ona inanılmaz bir hava katmıştı. Uzun boyu, iri yapılı omuzlarına rağmen zayıf olarak nitelendirilebilecek bedenine o ulaşılmaz tavrı hayran olunası bir şekilde yakışıyordu aslında. ‘Adamın yakışıklı olmasından sana ne acaba, Cemre?’ diyerek kendimi azarladıysam da hala bana bakıp bakmadığını görmek için tekrar dönüp ona baktım. Neyse ki artık gözleri üzerimde değildi. Rahat bir nefes alıp toplantının geri kalanında tanışmadığım kimse kalmayana kadar sohbet ettim. Sonunda yavaş yavaş herkes dağıldığında ben de yapımcı ve yönetmenle vedalaşarak oradan ayrılmak üzere montumu giyinmeye başladım. “Gitmeden biraz konuşalım mı, Cemre Hanım?” diye soran sesi duyduğumda montumun içinde sıkışan saçlarımı dışarı çıkarmakla boğuşuyordum. “ Tabi.” Dedim arkama dönüp Ateş ile yüz yüze gelince. O bana siz diye hitap etmemiş olsa da adamın sağının solunun belli olmayacağını düşünerek  resmiyeti bozmamaya karar verdim. “Sizi dinliyorum.” “Ekipten bir gün önce Erciyes'e gideceğim ve yer keşfi yapacağım.” “Çekim yapılacak yerlerin çoktan tespit edildiğini sanıyordum. Halit Bey her şeyin hazır olduğunu söylemişti.” “Anlaşılan Halit Bey sana benim ne kadar detaycı ve titiz olduğumdan bahsetmemiş beni methederken.” Başımı iki yana salladım. “İşinizde çok iyi olduğunuzu söyledi sadece.” Arkasından dedikodusunu yaptığımız fikrine kapılmasını istemedim. Ki yapmış sayılırdık. “Her neyse.” diyerek geçiştirdi söylediğimi. Birkaç saniye boyunca gözlerini gözlerime dikip öylece baktı bana. Sanki bir şey arıyor ve onu gözlerimde bulmayı umuyor gibiydi. Bakışları karşısında huzursuzlandım ve yerimde kıpırdanmamak için kendimi güçlükle tuttum. Söyleyeceği ya da düşündüğü şeyden vazgeçmiş gibi omuz silkip “Neyse.” dedi. “Senin de benimle birlikte gelmen için ayarlamaları yaptım.” Şaşkınlıkla ona bakmaya devam ettim. Bu söyledikleri iki gün sonra değil yarın gideceğimiz anlamına geliyordu ve benim bundan tam olarak şuan haberim oluyordu. “Bana öyle şaşkın şaşkın bakma. Bundan sonra haftalarca her an yanımda olacaksın. İşinin kapsamı hakkında seni bilgilendirmem mi gerek?” Bezgin bir ifadeyle yüzüme baktığını görünce çabucak şaşkınlığımı bir kenara bıraktım. “Hayır, hayır. Ben sadece biran boş bulundum ve şaşırdım, o kadar.” dedim dik duruşumu korumaya çalışarak. Beni şimdi ezmesine izin verirsem bunun ardının geleceğinden emindim. “İşimin neleri kapsadığını çok iyi biliyorum. Endişelenmeyin.” Kaşlarını çatınca geri adım atmamak için tüm irademi kullanmam gerekti. “Benim değil, senin endişelenmen gerekiyor. Görevini yerine getiremediğin durumlar da özellikle.” “Varsayımlar üzerine konuşuyoruz, Ateş Bey.” diyerek itiraz ettim. “Bir anlık bir şaşkınlık yaşamam bu işi beceremeyeceğim anlamına gelmiyor. Elimden gelenin en iyisini yapacağımdan emin olabilirsiniz.” “Göreceğiz.” diye cevap verdi, keskin bir dille. Bir süre karşılıklı bakışlarımızla inatlaşmaya devam ettik. Bakışları karşısında garip hislere kapılsam da duruşumdan da inadımdan da taviz vermedim. Haklı olduğum bir konuda ona boyun eğmek zorunda değildim. Ama bakışları karşısında direnmek çok güçtü. İnsanın içine işleyen bakışları öylesine soğuktu ki buz gibi değdiği yeri yakıp geçiyordu. Bir insanın ismi bu kadar doğru konulabilirdi ancak. Kalbim de benimle aynı fikirdeymiş gibi hızla atıyordu. “Pekala, yapım şirketinin asistanlarından biri uçak biletlerimiz ve diğer detaylar için seni bilgilendireceklerdir.” Elini pantolonun cebine daldırıp telefonunu çıkarıp bana uzattığında gayri ihtiyari bir şekilde telefonu elime aldım. “Telefonunu kaydet ve kendininkini çaldır. Gece veya gündüz sana her an ulaşabilmem için telefonunun açık olduğundan emin ol.” Emir kiplerine gıcık olsam da daha fazla sürtüşme yaşamamak için başımla söylediklerini onaylayarak telefondaki işleri hallettim. Telefonunu ona verirken çantamdan kendiminkini çıkarıp onun karşısında benden istediğini yaptım ki bana biraz olsun güvensin. “Tamamdır. Başka bir şey var mıydı?” diye sordum. Telefondaki saate baktığımda vaktin epey geçtiğini görmüştüm. “Geç olmadan yola koyulmak istiyorum da.” dedim, bir yanlış anlaşılmaya daha mahal vermemek için. “Gideceğin yer uzakta mı?” Bu ilgili tavrı ile beni ters köşeye yatırdı, çünkü sorusunda samimiydi. “Evim biraz uzak. Trafiğe kalmadan gidersem yarın için daha çabuk hazırlanabilirim.” Doğruyu söylüyordum çünkü henüz valizim hazır değildi. Üstelik gideceğimiz yer gündüzleri bile eksi derecelerde olacağı için gardırobum bunun için yetersiz kalacaktı. Özetle gidip alışveriş yapmam gerekiyordu. “Araban yok mu?” Tam var diyecektim ki kendimi tuttum. Arabam var ama kullanmıyorum ya da kullanamıyorum demem daha fazla soru sorması ve benim de bunları yanıtlayamamam demekti. “Yok.” “Seni bırakabilirim.” Dediğinde küçük çaplı bir şok yaşadım. “Hiç gerek yok.” Onu reddettiğim için bozulduğunu fikrine kapıldım ve hemen ilave ettim. “Size zahmet vermek istemem. Kendim giderim.” “Zahmet olacak olsa teklif etmezdim, değil mi?” Kabul etmem gerekir ki; bu adamla işim vardı. Daha ilk dakikadan beni hem bu kadar etkileyip hem de bu kadar deli etmişken aylarımızı nasıl geçireceğimize dair en ufak bir fikrim yoktu. İnsanları bir görüşte anlarım diyemezdim çünkü anlamazdım. Ama Ateş’e karşı ön yargımı bir kenara bile bıraksam görünen köy kılavuz istemiyordu. Adam zor bir adamdı, çok zor… “Pekala.” dedim pes ederek. “Öyleyse sizinle geleceğim. Bu soğukta arabayla gitmek daha iyi benim için de.” Arabaya bindiğimizde bu teklifi kabul ettiğim için memnun oldum çünkü kar yağışı başlamıştı. Otobüslerde sürünmekten ve sokaklarda donmaktansa Ateş’in yanında gerilmeyi tercih ederdim, çünkü soğuktan ve kalabalık insan topluluğun o kadar nefret ediyordum. “Üşüyor musun yoksa?” diye soran Ateş’in sesini duyduğumda bakışlarımı arabanın dışından içine çektim ve bacaklarımın arasına kıstırdığım ellerime batığını gördüm. Üşümüyordum, bunu sadece gerildiğim için yapıyordum. Aslında ne yaptığımın farkında bile değildim. “Biraz.” diyerek yalan söyledim. O da klimanın derecesini arttırdı. Yanında gerildiğimi söylemek istemedim. Herhangi bir şeye karşı çıkıp tartışma ortamı hazırlamak istemiyordum, hatta mümkünse tartışma harici bile konuşmak gelmiyordu içimden. Bu da bana yine önümüzdeki ayları nasıl geçireceğimizi sorgulatıyordu. “Soğukla pek aran yok anlaşılan.” Diye yorumda bulunduğunda onun benimle aynı fikirleri paylaşmadığını tahmin ettim. Sohbet etmek için çabalıyordu. Ben de kaba bir insan değildim, bu yüzden onu geri çevirmek yerine kısa cevaplar verdim. “Aynen.” “Erciyes’e gittiğimizde ne yapmayı planladığını sorabilir miyim?” dediğinde tekrar gözlerimi ona çevirdim ve gülümsediğini gördüğümde elimi göğsüme bastırdım. Sanki kalbim büyüyecek ve yerinden çıkacakmış gibi hissetmiştim. Kırışan göz kenarları ve kıvrılan dudağının hemen bitişiğindeki gamzesi yüzünden tanımlayamadığım hislere kapıldım bir anlığına. Bu garip his beni sarmalarken hipnoz olmuş gibi yüzüne bakıyordum. “Bilmiyorum. Alışacağımı umuyorum.” “Umarım alışırsın ve çok çabuk hasta olan tiplerden değilsindir.” Değilimdir inşallah, diye geçirirken içimden hala başka bir evrene ışınlanmış gibi sersem hissediyordum. Aklımı toparlamakta güçlük çektiğimden cevap veremedim. Suskunluğumu fark edince kafasını çevirip bana baktı. O an gözlerini ilk defa görüyormuşum gibi hissettim. İlk defa ne kadar güzel bir yüzünün olduğunu düşündüm. “Bir şey mi oldu?” Kaşlarını hafifçe çatarak soruyu duyduğumda derin bir nefes alarak daha fazla rezil olmadan kendimi toparladım. “Yok.” Dedim. “Ne olabilir ki?” Umursamaz görünmeye çalışarak gözlerimi tekrar dışarıdaki kar yağışına çevirdim. “Umarım çok çabuk hasta olan tiplerden değilsindir dedim ama cevap vermedim.” “Dalmışım bir anlığına.” Diyerek yanıtladım. “Demek bir de dalgınsın, ha?” diye sorduğunda gözlerimi yine ona çevirmek zorunda kaldım. Sesi beni yargılar gibi değil de benimle uğraşır gibi çıkmıştı. Yüzündeki küçük tebessümle düşüncemden emin oldum. “Endişelendiğiniz hasta ya da dalgın olup işlerimi ihmal edeceğim ise size daha önce de söyledim. Elimden gelenin en iyisini yapıp iyi bir iş çıkaracağım.” “Hey, sakin ol.” dedi ani çıkışım karşısında. Birkaç saniyeliğine ellerini direksiyondan çekip teslim olurmuş gibi havaya kaldırmıştı. “Sadece seni anlamaya çalışıyorum, Cemre. Hem benimle bu kadar resmi konuşmak zorunda değilsin. Aylarca dip dibe çalışacağız. Diğerleri için ulaşılmaz olabilirim ama senin benim için ulaşılabilir olman gerek. Bu yüzden de resmiyeti rafa kaldırıp birbirimizi anlamaya çalışırsak daha kolay çalışacağımızı düşünüyorum.” Ondan bu kadar medeni ve mantıklı bir girişim beklemediğim için şaşkınlıktan ağzımı açamadım. Bu kadar suskun biri değildim, aksine hazır cevabın tekiydim. Ama adamla tanışalı daha bir gün bitmeden karşısında defalarca tıkanıp kalmıştım. Ona karşı ön yargılı olduğumdan ve bakışlarının beni tedirgin etmesinden dolayı ters çıkışmıştım. Bu biraz da Halit Bey’in suçuydu. Durup düşününce Ateş bu kadar mantıklı ve dürüst konuşabiliyorsa ben de yapabilirdim. “Ateş Bey, bakın. Halit Bey sizin işinizde çok iyi ama karakter olarak da zor bir adam olduğunuz hususunda ciddi bir şekilde beni uyardı. Bu yüzden size karşı kendimi korumam gerekiyormuş gibi hissediyordum. Ama siz haklısınız. Birbirimizi tanırsak daha kolay ve verimli çalışabiliriz.” “Hala resmiyeti rafa kaldırmadın. Benim hakkımda ne söyledilerse doğrudur. Anlaşılması da geçinilmesi de zor bir adam olduğumu kabul ediyorum. Söylediklerim yerine getirilmediğinde çileden çıkabiliyorum. Ama söz konusu işim olduğunda böyleyim. Diğerleri beni iş harici pek görmez tanımaz. O yüzden Ulaşılmaz Alaz’ım. İş harici bana ulaşmaları imkansız.” “Neden?” diye sordum, daha ağzımdan harflerin çıktığını bile fark etmeden. Omuz silkti. “Bilmem. Pek arkadaş canlısı sayılmam.” “Ben de pek arkadaş canlısı değilimdir.” diyerek itirafta bulundum. Etrafımda arkadaşım diyebileceğim tek bir kişi vardı; Aslı. Aslı zaten benim her şeyimdi, dostum ve tek ailem. “Bugün hiç de öyle gözükmüyordun ama!” dedi tıslar gibi bir sesle. Adam cidden hem zordu, hem de dengesizdi. Saniyeler içinde huyu suyu değişiveriyordu. “Anlamadım.” Neye sinir olduğunu çözmeye çalışıyordum. Bakışlarım çatık kaşlarından ellerine kaydığında direksiyonu sımsıkı tuttuğunu gördüm. Garip… “Bütün set ekibiyle arkadaş oldun. Üstelik yakışıklı başrol oyuncusunu daha ilk dakikadan kendine âşık etmeyi bile başardın.” “İnsanlarla anlaşmakta güçlük çekiyorum demedim.” Dedim aksi bir tavırla. “Arkadaş olmaya pek meraklı olmadığımı söyledim. Hem Cem bana aşık falan olmadı, espri yapıyordu. Ayrıca gerçekten de beni ilk gördüğü an aşık olmuş olabilirdi. Buna ihtimal veremiyor musun? Aşık olunmayacak biri miyim?” Yüzünü hızla çevirip bana kısılmış gözleriyle baktı. Tam ağzını açıp bir şey söyleyecekken vazgeçti ve dikkatini tekrar yola verdi. Sinirle ağzımdan çıkan saçmalıklara cevap vermemesine memnun olmuştum aslında. İlk gün için çok gereksiz diyaloglara giriyorduk. Arabaya binerken tarif ettiğim yolu tekrarlamamı istedi ve tamamen konuyu kapatmış oldu. Ben de buna memnun olmuş bir şekilde ellerimi tekrar bacaklarımın arasına sıkıştırarak yaklaştığımız evimi tarif ettim. Dengesiz… Apartmanın önüne vardığımızda son bir kez dönüp yüzüne baktım. “Yarın için sana mail atacaklar. Hazırlan.” Tekrar emir kiplerine geri dönmüştük. Uyuz… Aramızdaki gerginliği zirveye taşımak istemediğimden başımı sallayarak “Yarın görüşürüz o zaman.” dedim ve cevap vermesini beklemeden arabadan indim. Hızlı adımlarla ilk olarak apartmana sonra da sıcak daireme girdiğimde rahat bir nefes aldım. Gerginlikten resmen her yerimin ağrıdığını hissederek kendimi montumu bile çıkarmadan salondaki kanepeye bıraktım. Gerginlik ihtiyacım olan son şey olsa bile buna kendimi alıştırsam iyi olacaktı. Çünkü kendimi tanıyordum. Bir yerden sonra alttan almayı başaramayacak ve Ateş ile gerilim hattında dans edecektik. Kaçış yoktu…   
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD