Sana İtaati Öğreteceğim

1300 Words
Köyün sessizliği, arabanın kapısı kapanınca bir kez daha çatladı. Emir, Elif’i hiç konuşmadan evin içine çekti. Merdivenler taş, kapı ahşaptı ama içerisi zifir karanlık gibiydi. Salonun ortasına kadar ilerlediler. Elif’in adımları titrek. Bacak arası sabahki sertliğin hâlâ ıslak izini taşıyordu. Ama başı dikti. Gururuyla yürüyordu. Emir bir anda arkasına geçti. Belinden yakaladı. > “Yoruldun mu?” dedi, sesi fısıltıydı ama içinde şeytani bir zevk vardı. Elif cevap vermedi. > “Yorulacaksın. Ama bu daha başlangıç.” Onu aniden itti. Salonun ortasındaki büyük divana sırtüstü düştü. Emir kemerini çözerken konuşuyordu: > “Benim evimden izinsiz çıkarsan, cezası olur dedim.” Elif doğrulmaya çalıştı, ama Emir onun üstüne çöktü. > “İlk dersi veriyorum Elif Aras.” Ellerini tuttu, yukarıdan bastırdı. Dudakları onun boynuna indi. Sertçe ısırdı. Tenine işaret bıraktı. > “Her iz... bana ait olduğunu hatırlatsın diye.” Elif gözlerini kapattı. İçinde bir yangın vardı. Hem nefret ediyordu, hem kendinden utanıyordu. Ama bacakları istemsizce aralanıyordu. Emir, dizlerini araya soktu. Yavaşça iç çamaşırını sıyırdı. Bakışları karardı. > “Islaksın.” Elif bir şey söylemedi. Sadece nefes aldı. Derin, utanmış, bastırılmış bir nefes. Emir eğildi, dudaklarını onun kalçasına bastırdı. Yavaş değil, aç bir hayvan gibi. > “İlk cezan bu,” dedi, sesi hırıltılıydı. “Ben ne zaman istersem... ne şekilde istersem... sen bana ait olacaksın.” O an Elif bağırdı. Zevk ve acı birbirine karıştı. Dizlerinin altı titredi. Göğsü yükselip indi. Emir, içindeki bastırılmış şehvetle bir kez daha içine gömüldü. Arkadan. Sert, ritmik, acımasız. > “Niye bu kadar darsın ha?” diye hırladı. “Deli ediyorsun beni. Şimdiden... çıldırıyorum sana.” Elif’in parmakları koltuğa gömüldü. İnliyor ama susuyordu. Sahipleniliyordu, ama teslim olmuyordu. Ve o an Emir, saçlarını tutarak fısıldadı: > “İsyan edersen... daha da sahip olurum sana.” ---- Kapı gıcırdadı. Girişteki eski taşlara bastığında yankı yaptı. Ayşe Hanım—Emir’in babaannesi—cılız bastonuyla içeri girdiğinde zaman bile bir an durdu sanki. Yüzü kırış kırıştı ama bakışları keskin. Gözleri... öldürmeyi bilen kadınların gözleriydi. Kapının hemen önünde duran Elif’le göz göze geldi. Kız, üzerine gecelik geçirmiş, hala yürümekte zorlanıyordu. Bacaklarında Emir’in izleri. Gırtlağında diş izleri. Gözlerinde bastırılmış bir yangın. Ayşe Hanım baştan aşağı süzdü. > “Bu kız da kim?” Emir, odanın köşesinden çıktı. Üstünde sadece bir pantolon. Teninde ter, yüzünde uykusuzluğun ve arzunun karışımı bir ifade vardı. > “Elif Aras.” Ayşe Hanım'ın yüzü bir anda değişti. Elif ismiyle değil, soyadıyla vurulmuştu. > “Aras mı dedin?” Elif başını eğdi. Konuşmadı. Bir şey söylemesine gerek yoktu zaten. Kadın yaklaştı. Onun saçlarını tuttu, kaldırdı. Göz göze geldiler. > “Rahmetli Ahmet Aras’ın kızı ha...” Bir sessizlik çöktü. Yılların kinini taşıyan bir sessizlik. > “Babası mezarda, kızı Emir’in yatağında...” Kadın bastonunu yere vurdu. Sonra dudakları bir anda kıvrıldı. Gururla, sinsi bir kabullenişle. > “Bak hele torunuma... Ne yaptıysa yaptı, düşmanın kızı kucağında şimdi.” Emir gözlerini kaçırmadı. Babaannesine meydan okur gibi dik durdu. > “Benim olacak. İster nefret etsin, ister inlesin. Ya toprağa girer, ya kucağımda kalır.” Ayşe Hanım başını salladı. > “Doğru diyorsun. İntikamın bin türlüsü var. Biri de... soyunu kendi evinde bitirmektir.” Sonra Elif’e döndü. Eğildi, göz hizasına indi. > “Bana bak orospu... Kaderin çizilmiş. Babanı da öldürdük.Kaçarsan sen de ölürsün. Kalırsan... bizim olursun.” Elif titredi. Gururu paramparçaydı. Ama gözlerinin kenarında bir şey parlıyordu. İntikam mıydı, teslimiyet mi? Kendi bile bilmiyordu. --- Oda karanlıktı. Pencerenin önünde sadece ay ışığı vardı. Perdenin ucundaki dantel, rüzgâra uymuş bir dua gibi salınıyordu. Elif, yatağın ucunda dizlerini karnına çekmiş oturuyordu. Teninde Emir’in ellerinin izi... Boynunda bastırılmış kelimeler... Ruhunda ise bastıramadığı bir karmaşa. Gururla arzu çarpışırken, birini susturmak ötekini serbest bırakmak demekti. Ama hangisi daha ağırdı? Bacaklarının arasındaki yanma, sadece fiziksel değildi. Kendi kendine sorduğu sorular zihnini kemiriyordu: "Bunu gerçekten istemiş miydim? Peki neden ona karşı koymadım?" Ama işte... Vücudu her şeyi inkâr ediyordu. Kapı aralandı. Ay ışığı, gelenin gölgesini duvara vurdu. Elif başını kaldırdı. Emir. Yalınayaktı. Üstünde sadece düşük bel bir eşofman vardı. Terlemişti. Ama gözleri uykulu değil, aç kurt gibi uyanıktı. > “Uyanıksın.” Elif cevap vermedi. Sadece başını çevirdi. Ama o baş çeviriş bile, Emir’in damarına dokundu. > “Sana bir şey söylemedim mi ben?” dedi Emir, odanın içine girerken. “Kafanı çevirmeyeceksin. Gözlerini kaçırmayacaksın. Hele benden... asla.” Elif dudaklarını ısırdı. İçinde yine o kederli öfke kabarıyordu ama sesi çıkmadı. Emir yatağın kenarına geldi. Diz çöktü. Onunla aynı hizada, göz göze. > “Niye ağlıyorsun?” dedi, yüzünü eğip. “Buna ağlıyorsan, bu sadece başlangıçtı.” Elif bir şey demeye yeltendi, ama Emir onun yüzünü tuttu. Baş parmağıyla gözünün altındaki yaşları sildi. Sert ama tuhaf bir şekilde... nazikti. > “Seni bu kadar dağıtan ne, ha?” “Bedenin mi canın mı, yoksa... kendine yediremediğin hevesin mi?” Elif o an kendini kaybetti. Yumruklarını kaldırdı, onun göğsüne vurdu. Zayıf, çaresiz, ama içindeki fırtınayı ancak o yumruklarla dışa atabilirdi. > “Sana istemediğimi söyledim!” diye bağırdı. “Ama sen... sen...” Emir onun bileklerini tuttu. Yavaşça, ama sertçe geri itti. Elif sırtüstü yatağa düştü. Emir üzerine eğildi. > “Söyledin. Ama sonra ne oldu?” “Bedenin ne yaptı, hatırlıyor musun?” Elif gözlerini yumdu. Nefesi hızlandı. Ay ışığı şimdi onun yüzünü tamamen aydınlatıyordu. Tenindeki ter tanecikleri ışıkla birleşmiş, neredeyse parlıyordu. > “İstemiyorum dedin. Ama sonra beni istedin. Bunu ikimiz de biliyoruz.” Elif’in vücudu titredi. Ama bu sefer korkudan değildi. Ona kızgındı, kendine kızgındı. Ama en çok, bu hissin bir türlü geçmemesine kızgındı. Emir, onun üstünden doğrulmadı. Ellerini onun yanına bastı, dizlerini iki yana yerleştirdi. Artık onun vücudu altındaydı. Ama bu sefer... Zorlama yoktu. İzin bekliyordu. Ve o izin, Elif’in gözlerinde saklıydı. > “Yine bağırabilirsin,” dedi Emir, sesi kısık ve tehditkârdı. “Yine dövebilirsin beni. Ama ben yine seni alacağım. Çünkü... sen artık bana aitsin.” Elif'in gözlerinden yaşlar süzüldü. Ama başını çevirmedi. Gözlerini onun gözlerinden kaçırmadı. Ve o bakış... "Yap, ama bu sefer, beni parçala" diyordu sanki. Emir şimdilik kendini tutuyordu. > “Sen hâlâ buradasın,” dedi. Sesi çatallaşmıştı. “Kaçacağını sandım.” Elif dönüp ona baktı, ama gözlerini kaçırmadı bu sefer. Diliyle dudaklarını ıslattı—acıdı. Ama yine de konuştu: > “Kaçmam. Geldiğim yere geri dönmem. Bu işi tamamlamadan olmaz.” Emir, sigarasını odanın köşesindeki küllüğe bastırarak attı. Yavaş yavaş yürüdü. Her adımı tahta zeminde yankılandı, Elif’in içini titretti. > “Ne işiymiş o?” “Haber yapacağım. Burada olan biteni… seni… geçmişi… anlatacağım.” Bir kahkaha attı. Kısa, keskin. > “Beni mi?” “Evet. Emir Aydemir. Genç yaşta toprak ağası. Kan döken bir soyun varisi. İnsanları korkutan ama kendi korkularını mezara gömen bir adam.” Emir bir adım daha attı. Şimdi tam karşısındaydı. Elif’in çenesi titredi ama geri çekilmedi. Adamın elleri yüzüne uzandı, yanaklarını kavradı. > “Dilin keskin, Elif Aras. Ama bedenin hâlâ benim tadımı taşıyor.” Bir an sessizlik oldu. Emir eğildi. Dudakları onun boynuna değdiğinde Elif’in içinden sıcak bir dalga geçti. Boynuna uzanan dil, tenine karışan nefes, gecenin yankısı gibi geri dönüyordu. Elif başını yana çevirdi. > “Yine mi?” diye fısıldadı. “Yine.” Emir onu yatağa itti. Ama bu seferki zorla değildi. Ağırlığını koydu, nefesini dudaklarına kilitledi. Eli yukarı kaydı—gömleğini yırttı. Cızırtı sesiyle birlikte Elif’in çıplaklığı, sabah güneşiyle buluştu. Bir anlık utançla gözlerini kapattı kız. Ama Emir, o anı sevdi. > “Gözlerini kapatma,” dedi. “Benim kime sahip olduğumu bil istiyorum.” Elif’in sesi titredi: > “Sahip değilsin…” Emir eğildi, boynunu ısırdı. > “Değilim mi? Birazdan öyle mi hissedeceksin, görelim.” Ve başladı. Yavaş değil. Sertti. Arkadan eğildi. Bacaklarını kavradı, beliyle bastırdı. Elif çarşafı kavradı, iç çekişleri odada yankılandı. > “Daha yeni başlıyoruz,” dedi Emir, kulak memesine eğilerek. “Senin her nefesin bana ait olacak.” Ve işte o anda… Elif nefreti de arzuyu da unuttu. Sadece Emir’in ritmine karışan, haykırışlarla dolu bir sabah kaldı geriye. ---
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD