Hararetli geçen basket maçı

4037 Words
Kalp uslu durmazsa sen de o vakit atımını hızlandır! İşte o zaman doğru yolu bulacaksın.... ""* Barın oturduğu kanepeden uzanarak sehpanın üzerinde duran telefonunu eline aldı. Aslında telefonla pek işi olmazdı. Alo demeden aloya kullanırdı. İki gündür ise telefonu hayat molekülü haline gelmiş ve şu birkaç gündür bu meletin çok önemli bir araç olduğunu çözmüştü. Çağın sosyalliğinden uzakta yaşarken bundan sonra Asosyal hayatına son vermişti. Biraz iletişim kursa fena olmazdı. Gençlerin tutkunu haline gelen i********: ise bunun için en iyi fikirdi. Çok nadir aklına estikçe i********: da resim paylaşır ve takipçisi milyonları aşmış olsa da Barın doğruyu söylemesi gerekirse hiçbirisiyle ilgilenmiyordu. Ta ki i********: hesabından Sena'yı araştırana kadar öyleydi. Onun takipçileri arasında Sena'nın varlığının Barın farkına varmamış ve Sena'yı daha yeni takibe başlamıştı. Bunu da Barın canı sıkılıp resim paylaşınca fark etmişti. Sena resmi görür görmez beğenmişti. Barın da Sena'nın ismini görünce takibe başlamıştı. Anlayacağınız Barın yirmi dört saattir Sena'yı takip ediyordu. Sena bunu biliyor muydu bilmiyordu ama Barın gece hiç uyumamış ve Sena'nın paylaşımlarına bakmıştı. Hala bitirebilmiş değildi. Sena o kadar paylaşımda bulunmuştu ki Barın paylaşımların yarısını gezinmişti. İçlerinde tek kötü resim yoktu. Dahası denizde çekindikleri fotoğrafları da vardı. Barın o fotolara gıcık olmuştu. Yine de Sena'nın erkek arkadaşı olup olmadığını insten öğrenmişti. Çekindiği her karenin içinde Cantekin vardı. Yedikleri içtikleri ayrı gitmezdi. Barın Cantekinle çekindikleri fotoğrafları garipsememişti. Barın elindeki telefonu sehpanın üzerine bıraktı. Tüm gün telefona bakmıştı. Gözlerini az kapatsa iyi olacaktı. On dakika kadar gözleri kapalı durdu. Ta ki telefondan bildirim gelene kadar. Barın Sena'nın bildirimlerine anlaması için farklı müzik sesi bırakmıştı. Uzandığı yerden doğrulup telefonu eline aldı. Sena instangramdan bir paylaşımda bulunmuştu. Barın gözlerini ovuşturdu. Sis bulutu kalkana kadar gözlerini açmadı. Ne zaman gözlerindeki ağrı dinecek oldu ancak ovuşturma işini öyle bitirdi. Barın resme bakmak yerine Sena'nın resmin altına düştüğü notu okumaya başladı. Barın bunu geceden beri yapıyordu. Sena'nın dünden beri resimlerin altına bıraktığı notu okuyordu. Hiçbiri sebepsiz değildi. Sena, " Biraz hava alacağız :") diye yorumunu bırakmıştı. Barın çenesini kaşıdı. Sena havasını alsındı. O havayı kimle alacaktı? Alacağız demişti. Siktir diye doğruldu. Sena kimle hava alacaktı tabiki Cantekinle alırdı. Bunu Barın adı gibi biliyordu. Cantekinle hava almalarına karışmazdı da Sena üzerine ne giymişti öyle? Sedat'ın ağzına sıçmak istiyordu. Ne geniş abiydi. Telefondan Cantekin'i aradı. Birkaç çalışta Cantekin telefonu açmıştı. "Eve gel." Barın hemen telefonu kapadı. Telefonu kapar kapatmaz da evinin kapısına vardı. Bakın kimler vardı? Cantekin ve Sena onu görünce Barın doğrudan Sena'nın kolunu tuttu. Matematik dersleri yarım kalmıştı. Onu tamamlasalar iyi olurdu. Barın ikisini de kollarından tuttuğu gibi evlerine getirmişti. Sena düşünüyordu o halde dışarıya nasıl çıkardı? Mazallah şifayı kapardı. Tamam hava soğuk değildi. Yine de bu onun hasta olmayacağı anlamını taşımazdı. Sınav zamanı o üstündekiyle hasta filan olabilirdi. Üstünde elbiseye dair Sena'nın bir şey olduğu söylenemezdi. İstedikleri hava olsundu Barın onlara evinde en güzel hava aldırtırdı. Bu sayede hem Barın'ın kafası da dinç ve kendinde olurdu. Malumunuz günlerdir Sena onun zihninin içindeydi. Uyku bile uyuyamıyordu. Sebebini Barın bile anlamamıştı. Belki yakın olurlarsa Barın da niye böyle olduğunu anlardı. Hem ne demişler temiz hava bol gıda. Var mıydı be evin havası gibi? Cantekin'i sağına Sena'yı da sol tarafına aldıktan sonra Barın ikilinin genel bilgilerini tazeledi. Allah var konuşacak hali bile olmasa da bunu sevdiği iki can için Barın yapmıştı. Gerçi Cantekin'in bilgi tazelemeye hiç ihtiyacı yoktu. Çocuk kitap yutmuş canavar çıkmıştı. Sena'nın çok eksiği olduğunu bildiği için duruma ses etmemiş ve derse konsantre olmuştu. Sena ise el mecbur onların bu durumlarına boyun eğmişti. Sıkıldıkça dışarı çıkmaları yerine Barın onların balkonda hava almalarına müsaade etmişti. Ne yalan söylesin şimdi çok daha güzel olmuştu. Barın bu sırada oh da demişti. Hiçbirisine çaktırmadan Barın elini kalbine götürmüştü. Sakindi kalbi. En az durgun deniz kadar sakindi. Sena ile tek başına kaldığından mı bilinmez aklı bin bir yere dağılırken şimdi öyle değildi. Yanlarında başka birinin varlığı olduğunda ona ders anlatmak daha kolay olmuştu. Bu da içini rahatlatmıştı. Bu da içini rahatlatmıştı İnstagram Resmi Sena : Ben hazırım Barın konuyu anlatmış ve deneme çözmeleri için onları masa başında bıraktı. Bu sefer o nefes almak için balkona çıktı. Çıkınca da ilk işi sakin görünen dalgaları bakmak oldu. İzmir'de yaşıyorlardı. Sahilin önü kalabalık görünse de evleri siteydi ve denizin boş duran sahiline bakıyordu. Barın denizin kokusunu içine çekti. Denizin kokusu aklının sahillerine iyi geliyordu. Bu iki ergen Allah bilir dışarı çıkıp nerelere gidip nerelerde takılacaklardı? Barın'ın içi çok rahattı. Sözde Barın buraya kafa dinlemeye gelmişti? Kafa dinlemesi bir yana aklını Sena yüzünden toparlayamıyordu. Bu aralar aklı fikri Sena'daydı. Duyguları değil ama kalbi karmakarışık ve ondan bir adım öteye gidemiyordu. Bu ikilinin hızına yetişmek ise ne mümkündü? Kıl kurdu kaynıyordu g*tlerinde sanki. Bunlar birde sözde üniversiteye hazırlanan öğrencilerdi. Çakın götünüzü de oturun bir yerinize değil mi? Yok arkadaş bunlar hiç durmadan gezip tozmanın peşindeydiler. Barın okul vukuatından sonra Sena'yı bir başına bırakmak istemiyordu. Biri delikanlılığa yeni adım atmış diğeri ise büyüleyici bir güzelliğe sahip iken bir abi olarak Barın'ın onların yanlarında bulunması onların iyilikleri içindi. Yatsınlar kalksınlar da Barın gibi bir abileri olduğuna dua etsinlerdi. Çok mübarek bir adam olmasa da onların burada hayrına iş yapıyordu. Ve sonrasında... Bir hafta geçmişti. Barın ilk geldiği güne göre çok daha iyiydi. En azından artık Sena'yı o kadar çok düşünmüyordu. Şu i********: sayesinde Sena ne yapıyor zaten öğreniyordu. Az önce de Cantekin ile gezmeye çıkacaklarını öğrenmişti Barın. Gerildi olduğu yerde, Barın. Onun da canı epey sıkılmıştı. Değişiklik onun içinde fena olmazdı. Sedat ve Tarık'a mesaj çekti. En son yaptıkları basket maçından sonra onları görmemişti. Dolabını açıp rahat bir şeyler çıkardı. Üzerindekileri çıkarıp onları giydiğinde evin kapısına yürüdü. Bakın karşı evin kapısında kim vardı? Dış kapıyı açtığında Sena ile karşı karşıya geldiler. Sena onu görür görmez kaçacakken Barın ona gülümsedi. Sena ona, "Yine mi ya matematik?" diye korkarak bakıyordu. Tamam birkaç gündür onları canından bezdirmişti ve Sena'nın böyle düşünmesi de normaldi. Sena ona korku ve endişeyle bakarken Barın onun korkusunu gidermek adına konuştu. "Basket maçı yapacağız. Bizimle takılmayı ister misin?" Sena'nın ne yalan söylesin az önceki hali hoşuna gitmişti. Matematik ile uzaktan yakından hiç ilgi ve alakası yoktu Sena'nın. Buna rağmen zehir gibi bir beyne sahipti genç kız. Ne söylediyse Barın hemen silip süpürüyor ve çok çabuk ilerleme gösteriyordu. Biraz matematiğe ilgisi olsaydı Sena konuları çok çabuk kavrayacaktı. Yine de zorla olacak işler değildi. Barın severek ve sevdirerek öğretmeye özen gösterdiğinde, konuyu izah etmeye çalışmış ve Sena'dan çok olumlu yanıtlar almıştı. Günlerdir kabul etmek gerekirse ikilinin matematikte canını çıkarmıştı. Sınavda Sena'ya yetecek kadar matematik çözdürmüş ve devamını Barın, Cantekin'e bırakmıştı. Cantekin ve Sena bir kitapta iki bütün gibiydiler. Birbirlerinden bir adım öteye gitmez ve her yerde birlikte takılıyorlardı. Birinin sevmediğini diğerinin sevme olasılığı yok denecek kadar azken ruh ikiziydiler. Birbirlerine bu kadar yakınken birisi matematik ustası, ötekisi ise matematiği günahı kadar sevmeyen birisiydi; bu işin ilginç yanı. İkisi beraberken beyaz ve siyah sanki birbiriyle buluşuyordu ve çok güzel uyum yakalıyordu. Barın bu duruma mutlu olmuştu. Cantekin Barın için kardeş gibiydi ve Sena'yı ona emanet ederken içi rahattı ama Cantekin'i de düşünmeliydi. Sena bu kadar güzelken onun için başa bela olanda çok olurdu. Cantekin'i yalnız bırakmamalıydı ve abi olarak ikisine eşlik etmesi zahmet değil gereklilikti. Barın'ın amacı onlara abilik etmekti. Sena eşittir Cantekin'di. İkisi de Barın için kıymetlilerdi. Sena'nın bu durum canına minnetti yine de Cantekin'e sorması lazımdı. Sonuçta Sena'nın ona verilmiş bir sözü vardı. Dışarı çıkacaklardı. Günlerdir dışarı çıkmaları Barın tarafından sabote edilse de Sena bugün için tek başına karar vermek istemiyordu. "Cantekin isterse neden olmasın." omuzlarını iki yana salladı. Cantekin'in karşı çıkacağını da çok sanmıyordu. Cantekin'in sevdiği ve yapmaktan hoşlandığı iki şey vardı. Biri matematik çözmekti diğeri ise basketbol oynamaktı. Barın ile asansöre doğru yürümeye başladı. Sena mutluydu. Dahası kalbi huzurluydu. Barın'ı görmek ve onunla birlikte vakit geçirmek nefes almak kadar güzeldi. Sena asansöre binince Barın da yanına geçti. Ona baktı ve, "O iş bende. Epeydir boyunun ölçüsünü almıyordum beyzadenin." önüne döndüğünde Barın "Keyifli olacak." diye mırıldandı. Aynadan bakıp Sena'ya göz kırpmasıyla Sena başını yere eğdi. Kalp ritimleri hızını değiştirirken Barın'ın ona gülümseyişi nefesini kesmişti. Her aşık kız böyle miydi? Sena onun bakışından tutunda gülümseyişine kadar her şeyinden etkileniyordu. Senelerdir Barın'ı tanıdığı için onun her şeyi ezberindeydi. Gelin görün aynı havayı soluduklarında Sena ezberlediği tüm bilgileri unutuyordu. Ne formülüne uyuyordu ne de hesabı yapılıyordu. Sena tüm hesapları onun yanında karıştırıyordu. Barın ona ezber bozdururken Sena da onunla ilgili şeyleri ezberlemeyi bırakmıştı. Barın çünkü formülsüzdü. İkili evden aşağı indiklerinde Cantekin onları karşıladı. Beyzade arabasına yaslanmış ve onları görünce hafifçe yerinde doğruldu. Barın ona sitenin basket sahasını işaret etti. "Bizimle gel. Epeydir maça dahil olmadın. Sedat ve Tarık'ta seni özlemiştir. Eğer bugün maçta kazanmama yardımcı olursan da sana bir bardak ısmarlarım." her maç sonrası mekanlarında buluşur ve kaybeden içkileri ısmarlardı. Barın kaybetmek istemiyordu. Cantekin eğer yardımcı olursa diğerlerine değil Cantekin'e bir bardak içki ısmarlayacaktı. Fazlası beyzadeyi çarpmasındı. Cantekin'in bu sözler karşısında dudağı iki yana kıvrıldı. Yanından geçen Barın'a hitaben onunla konuştu." Bir bardak mı? Onu duble yapsak?" Barın onun söyledikleriyle çoktan onu kollarının arasına aldı. İt herif ne zamandır içmeye başlamıştı? "Duble takılır olduk öyle mi? Sen onu iki katı duble say. Bakalım bünyen ne kadarını kaldırıyor. Bakalım bir görelim." Barın bir ara bu haylazında i********:ına girse iyi olacaktı. Onlarla arayı açalı çok olmuştu. İkili birbiriyle takılırken Sena hemen arkalarında kalarak gülümsedi. Barın yalnız kendisi için değildi ikili için çok özeldi. Barın içinde durum farksız ve hiç kuşkusuz durum böyleydi. Sevişi onları tutuşu ve dalgasına aldığı konu bile apayrıydı Barın'ın. Öz kardeşleri olsa ancak bu kadar sevebilirdi. Cantekin onun olmayan erkek kardeşiydi. Başını kolları arasına aldığı beyzadeyle tıpkı öz abi-kardeş gibiydiler. Barın'ın güçlü kolları arasında çıkmaya çalışıyordu Barın ise kas yığını Cantekin'i kolları arasından çıkmasına izin vermiyor ve epey zorluyordu. Cantekin yürürken Barın bu yolları dönüyordu. Yok öyle kolay çıkış beyzade! Maç sahasına geldiklerinde Sedat güle oynaşa gelen üçlüyü gördüğünde konuştu. "Oooo Barın. En son ki maçta berabere bitirmiştik. Desene bu sefer hararet var." Barın mesaj çekince Sedat ilk gelip gelmemek arasında kalsa da gelmişti. Fena da olmamıştı. Barın güldü. "Bu gece kaybeden hesapları öder." öylesine oyun oynanmazdı. Bu işin eğlencesi çıksa çıksa ancak böyle çıkardı. Birbirlerine harcadıkları para gözlerine gelmezdi de kazanmanın keyfi de bambaşkaydı. Tarık söylenenlere keyifle sırıttı. Üç silahşörler ve dördüncü de geldiyse takım tam olmuş demekti. Epeydir bu dörtlü bir araya gelmiyordu. Cantekin önceleri çok küçük olduğundan Barın hep onu kendi takımına alır ve takımlar güç olarak eşit olmasa da durumu eşitlemeye çalışır ve rekabeti çoğunlukla maalesef onca çabasına rağmen onlar kaybederdi. Çünkü Barın iki tarafı birden idare ediyordu. Cantekin küçüktü ve baskette çok fazla ilerleme gösteremediği için basket sayıları karşı taraftan çok az oluyordu. Barın çoğunlukla karşı hamleleri engelliyordu. Tarık genel de üçlük takılınca ve Sedat da hep atıştaydı. Barın ise tek başına ancak bu kadar yetişebiliyordu. Bakalım bu defa maç her zamankine göre nasıl olacaktı? Sena izleme alanına geçerken maç tüm hızıyla başlamıştı. Barın ve Cantekin Sedat ve Tarık ikilisine karşı karşıyaydı. Maç daha şimdiden söylemeliydi hararetle başlamıştı. Cantekin geçen şu kadarcık süreçte baskette Barın kadar güzel oynamaya başlamıştı. Cantekin okulun gözde basketçilerindendi. Tabi bunu Sedat ve Tarık abisinin bilmesine lüzum yoktu. Bunca zaman ikili onları çok sömürmüştüler. Barın o zamanları hep tek mücadele verirken Cantekin maç süresi boyunca onun ardını çok güzel müdafaa ediyordu. Cantekin o günlerin hakkını verircesine bugün oynuyordu diyebilirdi Sena. Tarık ve Sedat abisinin hamlelerinden çok güzel sıyrılıyor ve basketleri hiç ıskalamazken işe bakın ki hep potadaydı. Cantekin her basket yaptığında Sedat ve Tarık ikilisi şaşkınlıkla onu izliyordu. Barın ise evladını büyüten baba gibi gururla geri çekiliyor ve tüm sayıları Cantekin'e veriyordu. Daha 15 dakika oldu ya da olmamıştı. Skor neredeyse sona geldi diyebilirdi. Pota da sayıcı vardı. Maç skorunu ordan takipliyordu. Tarık ve Sedat ikiliyi bırakın Cantekin'in hızına yetişemiyordu. Resmen boynuz kulağı geçmişti. Maç başladığından beri Sedat ve Tarık harıl harıl koşup terlerken Barın ve Cantekin de en ufak ter eseri yoktu. Bunca zamanın kaybının rövanşını yaparcasına oynuyorlardı it herifler. Barın ve Cantekin eğlenerek maçı devam ettirirken Sedat ve Tarık'ın tabiri caizse maç süresi boyunca pestilleri çıkmıştı. Maçta hileye başvurmuşta olsalar bu ikiliye engel olmak imkansızdı. Cantekin'i tutsalar Barın üçlük atıyordu. Barın'a mani olsalar Cantekin tek başına onların canına yetiyordu. Sedat en son Barın'ı tutmuş ve Tarık'ta Cantekin'i kolları arasına almıştı. Bari daha fazla gol yemesinlerdi. Herifler topu alır almaz 3'lük onlara gömüyorlardı. Hayır topu tutacaklardı da ikili onlara fırsat bile vermiyordu. Barın göz kırpıp topu Cantekin'e attığında Cantekin daha kendi alanlarındayken potaya basket atmıştı. Top hiç sekmemiş direk potadan geçtiğinde Sedat ve Tarık artık pes etmişti. Sadece efor sarf ediyorlardı. Adamlar daha potaya gelmeden karşı potadan onlara 3'lük basıyorlardı. Kazanmalarına imkan yoktu ve terin suyun içinde kalmıştılar. Onlar sırt sırta dayanmış mağlubiyeti sindirmeye çalışırken Sena az uzakta onların bu maçını izlerken çok keyif almıştı. Sedat ve Tarık abisi maçı bırakıp ikiliyi tutmuşlar buna rağmen potalarına ısrarla gol yemiştiler. Onların bu rekabetleri oldukça komik geçerken Sena'yı çok eğlendirmişti. Her türlü yolu mübah bulup denemişler buna rağmen başaramamıştılar. Çelmede takmışlar, adamda gayırmışlar yok babam yoktu. En son Barın'ın gözünü kapatmıştı Tarık ve buna rağmen attığı top yine potadaydı. Hepsi Barın'a pes artık dercesine ve hayranlıkla bakıyorlardı. Bunlardan biri Sena'ydı. Barın kendini aşmıştı ve maç sayısı karşı taraf için epey aşıma uğramıştı. Sena tribünden Cantekin'e bağırdı. Elleriyle de alkış tuttu. Bunu okuldayken çok yapıyordu. Tek fark bu defa ondan bir şey istiyordu. "Benim içinde at, benim içinde..." Sena'nın sesi tüm tribünü kaplamıştı. Sedat ağzının içinde kardeşinin söylediklerine homurdandı. Sena abisinin ne söylediğini duymuştu. Çünkü ayaklanıp oraya yürümüş ve onlara çok yakındı. "Güzelim senin bizi tutman gerekmez mi?" Kardeşine rezil olmuştu. Allah'tan bu rezilliği kardeşinden başka kimse görmemişti. Yine de her ne olursa olsun Sena'nın kimseyi değil abisini tutması lazımdı. Şimdi düşününce üçü de abisiydi. Küçük kardeşi ise abilerini değil gündüz-gece ayrılmadığı Cantekin'i tutuyordu. Yense de yenilse de Sena hep yaptığı gibi Cantekin'i yine aralarında şampiyon ilan etmişti. Sena her maçta 'Şampiyon Cantekin' derdi. Şimdiki fark, "Bir daha atsana. Bir daha atsana." olmuştu. Tarık sırtını dayadığı ve mağlubiyeti paylaştığı Sedat'ın omzuna vurdu. Konuşmaya bile mecali kalmamıştı. "Şimdi ki gençlik akıllı. Kazanan dururken kaybedenle ne işleri olur." terin suyun içinde kalmış ve nefes nefese söylemişti bunları Tarık. O da bozulmuştu. Yani hep yenerken yenilgi onlara ağır gelmişti. Bari Sena bu sefer onları tutsaydı. Sena onların bu hallerine daha fazla dayanamamış ve Tarık abisinin yanağına bir buse kondurdu. Sonrada Sedat'a yaklaşıp sulu bir öpücük bıraktı abisinin yanağına. "Siz her daim benim idolümsünüz. Kabul edin bunu hak etmiştiniz." Sedat oturduğu yerden kardeşine baktı. Kardeşinin gülüşüne dünyaları bahşederdi. Tebessüm etti ve bir şey demedi. Tarık ise aldığı buseden oldukça memnun sayılırdı. "Bu günü bir öpücükle kurtardık. Buna da şükür." Sena gülümsemişti. Bu ikili Sena'nın gözdesiydi. Nar ekşisiyle çiğ köfte gibiydiler. İkisinden birinin yokluğu tatsız tuzsuz olurdu. Belki de bu yüzden aynı şehirde okumayı istemişlerdi. Bence bu gerçeği onlarda biliyordu. Abilerinden uzaklaştıktan sonra Cantekin'in yanına yaklaştı Sena. Gökyüzü gözlerini Cantekin'e çevirdi. "Bir daha, bir daha yapsana." tekrar atış yapsın ve bu sefer Sena için atsın istiyordu. Boyu onun onlara göre oldukça kısaydı. Pota çok uzundu. Onun boyu ise 1.65'i geçmiyordu ve pota onun boyunun neredeyse iki katıydı. Çok istese de Sena bir türlü basket atmayı başaramıyordu. Bu oldum olası hep böyle olmuştu. Cantekin ona bakan Sena'nın isteğini kırmadı. Eline aldığı basket topunu tekrar potayla buluşturduğunda Sena'nın onun etrafında ellerini çırpışını ve sevinerek etrafında dönüşünü bir süre izledi. Onun bu tatlı ve sevimli halinden Cantekin çokça keyif alıyor ve Sena'ya tıpkı onun renginde olan ama bir tık koyulaşan mavilikleriyle bakıyordu. Üzerine giymiş olduğu beyaz tişörtü ve kısa kot şortuyla çok tatlı duruyordu ve Sena her şeyiyle gerçekten ama gerçekten çok güzel bir kızdı. Belki de her şey Sena da güzel duruyor ve güzel oluyordu. Sena her şeyi güzelleştiren bir güzelliğe ve yapıya sahipti. Ellerini çırparak potadan geçen topun sevincini yaşamıştı Sena. Hemen ardından Cantekin'le beşlik çaktılar. Hele hele Sena'nın Cantekin'in boyuna yetişmeye çalışıp omuz tokuşturmaya çalışması bu etrafındakileri gülümsetmişti. Bu ikili oldukça komikti. Cantekin hafifçe eğilmiş ve Sena'nın isteği ancak bu şekilde olmuş ve omuz tokuşturmuştular. Arkadaşını ele vermiyor ve onunla her türlü uyum sağlıyordu. Sempatik bir çifttiler. Biri diğerine yetişmeye çalışır diğer çifti aradaki mesafeyi kapatarak ona uyum sağlardı. Çifttiler ve iki eşin uyumu gibi bir aradalar asla ayrılmazlardı. Nasıl bir ayak diğer eşi olmadan yapamazsa diğeri de ötekisi olmazsa yalnız kalırdı. Bu ikili bunun çokça bilincindeydi. Barın sevinçten havalara uçan kızı bir anda havaya kaldırınca olan işte o vakit oldu. Sena ne olduğunu anlamadan kendisini bir anda Barın'ın omuzlarında buldu. Sanki havalanan bedeni değil de kalbiydi. Buna rağmen düşmemek uğruna Barın'ın omuzlarına sıkı sıkı sarıldı Sena. "Hadi bakalım güzellik bir baskette sen at da bugünün kazananı belli olsun." Barın'ın söylediklerini onun dışında herkes normal karşılarken Cantekin hemen topu ona atmıştı. Barın atılan topu tutar tutmaz Sena'ya verdi. Sena ise dudaklarını ısırdı. Sevdiği adamın omuzlarında olmak güzeldi. Dahası kazanan onu ilan etmek istemesi ve omzundan onu sıkı sıkıya tutması vardı. Sena ne diyeceğini bilmiyordu. Sena aldığı topu elinde evirip çevirdi. Onunda sonunda bir basketi olacaktı. Hem de Barın'ın sayesinde bu olacaktı. Potanın dibine geldiklerinde Sena topu potadan geçirince sevinçten havalara uçtu. Sonunda onunda bir basketi vardı. Barın sevinçten havalara uçan kızın hevesini kırmamak adına biraz gerileyip topu tekrar eline aldı. Sena'ya topu geri verip konuştu. "Hadi bakalım." dedikten sonra Sena tekrar topu eline alıp beklerken Barın'a baktı. Gerilemesi gözünden Sena'nın kaçmamıştı. Barın hafif eğilip zıpladığın da Sena elindeki topu potaya attı. Top yine potada mı potadaydı. Sena omzuna çıkmış olduğu adamın bu güzelliğine diyecek bir şey bulamıyordu. İç çekti ama bir şey belli etmedi. Sena ona aşık değil gibi Barın'a bir kez daha vurulmuştu . Sena aslında şuan gökteydi ve bunu ona sağlayan kimse değil Barın'dı. Onu nasıl sevmezdi? Barın onun ayaklarını yerden keserken Sena nasıl olur da aşık olmazdı. Barın'ın omzunda devdi ve bu dev adamı kalbi çok ama çok seviyordu. Barın'ın dış görünüşü değildi yalnız içinin güzelliği dışına vurduğu için ona hayran ve Sena'nın vazgeçilmeziydi. Bir erkeği sevmek için Barın'ı tanımak aslında yeterliydi. Naif olan Sena'yken tüm davranışları naifliğe döken Barın'dı. Barın sevdiklerini ruhuyla seviyordu. Bu adamın ruhu sizin mutmain olmanıza yeterli bir sebepti. Barın her atışta biraz daha geriliyor ve topu hemen ardından Sena'ya veriyordu. Sena'nın bu hevesli halleri Barın'ı çok mutlu ediyordu. Sena'nın bu hali için saatlerce onunla burda basket atabilirdi. Mutluluk onun için bu kızda gizliydi. Neşesi virüs gibi etrafına bulaşıyor ve Barın'ı alt ediyordu. En azından şimdi dengeyi kurmuştular. Sena omzunda ve Barın onu istediği gibi yönlendiriyordu. Sena mutluyken Barın da onunla mutluydu ve kabul etmesi gerekirse uyumda tek eşiydi. Sena potadan uzaklıklarına baktı. Belki bu son sayılarıydı. Mesafe ise çok fazla ve kendisine bu defa güvenmiyordu. "Ama burası çok uzak ben atamam ki." dudaklarını büzdü ve üstten Barın'a nasıl olur ki bakışlarını atıyordu. Barın ona gülümseyerek baktı. "Bana güven. Ben tuttuğum müddetçe hiçbir uzaklık bizi yıldıramaz." Barın'ın bu sözleri Sena'ya güven vermeye ve mutlu etmeye yetmişti. Şuan gökyüzünde uçuyor ve bulutların arasında adeta dans ediyordu. Yeryüzüne henüz ayak basmamış. Gökyüzünden yeryüzünü izliyordu. Bu anı onun için paha biçilemez güzellikteydi. Kalbi hiç olmadığı kadar mutmain ve aşk gökyüzünden ikiliye sanki el sallıyordu. Bu adama aşık olduğu için çok doğru bir tercih yaptığına bir kez daha emin oldu. Barın onun tek doğrusu ve o düzlemden ayrılmayacağı yörüngesiydi. Belki yanlış çizilmişlerdi. Yine de Sena okun ucuna gitmek istiyordu. Acısa da bunu yapmayı istiyordu. İlki ve dahası Barın olsun istiyordu. Sena'nın bacaklarını Barın çok daha sıkı tuttuğunda Sena bu dokunuşa hazır olmadığı için dudaklarını ısırdı. Onun her dokunuşundan etkileniyordu. Üstelik artık çocuk değildi. Bedeni Barın karşısında çocukça değil yetişkin istekler yönünde tepkiler veriyordu. Barın canını acıtmıyor ve acımaması için sıkıca tutuşa geçmişti. Sena atış yaptığı anda Barın sıçrayışa geçti. Omzundaki kızla birlikte sıçramış ve ayakları yerle buluştuğu an üçlü attıkları basket doğrudan potaya varmıştı. Top potada süzülmeye başladığında Sena nefesini tuttu. Bu sefer çok ama çok geriden atmışlardı. Heyecanla topun yuvarlanışını izledi ve top potanın ekseninde epey dönüş yaparken potadan sekmeden içerisine girdiğinde büyük galibiyetin sayısı olmuştu. Sayıydı. Aşkın sayısıydı. Aşkın harbiden sayısı var mıydı? Aşk kendisine sayı seçse acaba hangisini seçerdi? Sena topun potadan geçmesi ardından kendisini durduramadı. İki elini havada çırparken Barın onun bu hal ve sevincinden zevk ve keyif almıştı. Sena'nın gülüşü Barın'ın kalbini ısıtıyor ve yüreğinde bir sıcaklık hissediyordu. Bir kadının dokunmaması gereken yerlere Sena dokunuyordu. Barın onun dokunduğu sıcaklıktan rahatsız olmak şöyle dursundu keyif alıyordu . Onun o masum hali, çok basit şeylerde mutluluğu yakalayabilmesi ve çocuk gibi seviniyor olması Barın normalde ona çocuk derdi ama değildi. Sena genç bir kadın yolunda ilerliyordu. Sen atüm bunlara rağmen hayattan keyif almayı ve neşesini etrafına bulaştırmayı biliyordu. Küçük bir kız çocuğu değildi Sena aksine çocuk kalabilmeyi biliyordu Barın. Üzerinde oldukça hoş duran elbise gibiydi onun bu çocuksu halleri aslında. Üzerinde oldukça hoş duran elbise gibiydi onun bu çocuksu halleri aslında Cantekin ve onun Sena'ya bakışı (Resimleri yüklemiyorum) Barın'ın gözleri karşısındaki Cantekin'e takıldı. Sena'ya hayran kalmışçasına bakıyordu. Geçen gün nasıl Barın ona yakalandıysa Cantekin'de yakalınca bakışlarını başka yere çevirmişti. Barın omuzlarından Sena'yı yumuşakça indirdikten sonra alnına küçük bir buse kondurdu. Sena onun olmayan kız kardeşi masum yanıydı. Hiçbir kadının kirletemeyeceği kalp sızısıydı. Barın için Sena çok özeldi ve Cantekin de öyleydi. Bu ikisini koruyup kollamayı ve onları mutlu etmeyi Barın kendisine borç bilirdi. Sena ne ise Cantekin onun için çok daha fazlasıydı. Tek çocuktu Barın ve bu iki kişi onun canı-ciğeriydi. İkisine de bir diğerinden hallice davranmaz ve ikisinin de bir şekilde gönlünü etme yolunu bulurdu. Bakışlarını az önce çekse de onlara hayranlıkla bakan Cantekin'e yaklaştı. Barın'ın yapacaklarını anlamıştı. Yine de kaçmak için sanırım çok geçti. Barın asla bu yakınlıkta elinden kaçmasına izin vermezdi. Yapacağını yapar alt ederdi Cantekin'i. Barın nerdeyse boyuna varmış Cantekin'i omzuna attığında bu sefer yalnız Sena değildi. Hepsi keyifle bu tabloya gülüyordu. Onların bu halleri hepsinin keyfinin yerine gelmesine sebepti. Barın omzuna attığı Cantekin'i etrafında döndürürken zorlanıyordu. "Koçum kusura bakma bu cüsseyle sende ancak bu kadar oluyor." Cantekin onun bu söylediklerine dayanamamış gülmüştü. Barın'dı bu. Dünyanızda olması yeterdi. Bir şekilde sizi güldürür ve somurtmanıza zor izin verirdi. Kaldı ki söylediği gibi Cantekin az bez kilo da değildi. Barın onu omzunun üzerinde olabildiğince dört bir yana döndürürken bu durum karşısında hepsi kahkahalar atıyordu. Tarık'ta yetişmiş ikisi birden Cantekin'i havalandırırken şimdi Barın'ın işi kolay olmuştu. Sedat elindeki su püskürtme cihazını hemen onların üzerlerine püskürttü. Çimleri sulamak için olan pompalı sıkacağı bulmuştu ve üzerlerine sıkarken hiçbiri kaçamamış ve sırılsıklam olmuştular. Zaten ıslanacakları kadar ıslanmışlardı ve hep birlikte Sedat'ın üzerine atlamışlardı. Sedat onlardan çok daha fazla ıslanmış ve sudan çıkmış balığa dönmüştü. Maç sahasında eğlenen kişilere Sena da katıldı. Onun katılmasıyla Barın onu kanatları altına aldı. Çocukları hepsinin birbirleriyle geçmişti. Kimse bu durumu yadırgamıyordu. Barın Sedat'tan bile çok korumacıydı. Tüm suyu kendi üzerine çekiyordu ve üzerinden akan sular Sena'yla ancak buluşuyordu. Sena ise Barın'ın kanatları altında tarif edilemeyecek kadar mutluydu. Bir ömür oraya sığınabilir ve Sena bulduğu yerde mesken kurabilirdi. Sena için kimsenin değildi Barın'ın göğsü cennetti. Onun göğsüne yaslanmış ve cennetin varlığını bir ona Barın tattırıyordu. Sena'nın ona aşık olduğunu bilmeden yapıyordu. Sedat ve Tarık Cantekin'i kovalarken onlar baş başa kaldı. İkisi de ıslanmış ve saçlarından akan su yere düşerken bakışları onu buldu. Barın gözüne çekmeden bakıyordu. Yutkundu Sena. Ne diyeceğini bilemez bir halde o da ona baktı. Üzerlerindeki tişörtleri suyun yüzünden tene yapışmıştı. Sena'nın dövmesi bu defa olduğu gibi açığa çıkmış ve Barın dövmeyi görmüştü. Barın unutmamıştı. Bakışlarını bir saniye olsun çekmedi Sena'nın dövmesinden. Aksine daha rahat bakması için elini usulca havaya kaldırdı. Sena nefesini tuttu bu sürelerde. Barın baş parmağıyla tenine dokunup tişörtün ucuna dokunduğunda Sena iç çekti. Barın Sena'nın tişörtünü hafif kenara sıyırdığında dövme net olmasa da bir kısmı açığa çıktı. Barın Sena'nın tişörtünü hafif kenara sıyırdığında dövme net olmasa da bir kısmı açığa çıktı Sena'nın dövmesinin Resmi Barın parmak uçlarına mani olamadı. Sena'nın teninde gül dehşet durmuştu. Barın onca gül görmüştü hiçbirisi Sena'nın teninde taşıdığı gül gibi olamazdı. Sena'nın teninde gül sanki canlıydı. Kırmızılığı yapay değil de sanki gerçek kanla işlenmiş gibi renk verilmişti. Parmakları gül değil havadan dökülen birkaç gül yaprağının üzerine dokundu. Barın için değildi belki Sena için ağırdı. Hararet yapmıştı. Barın gül yapraklarının üzerine etkisini kendinden silemeyeceği şekilde dokunuyordu. Belki tutkulu değildi ama Sena'nın unutmak istemeyeceği sinir uçlarına işleyen bir dokunuştu. Barın emsalsiz güzellik karşısında Sena'yı biraz olsun kendine getirdi. "Yakışmış." Barın gülü çok severdi. Güllerin her biri mana arz ederdi. Bu kızın teninde gül görmek ise beklediği bir şey değildi. Tenine yakışan gül ve yaprakları onun hoşuna giderken Barın ona ancak yakıştı diyebilmişti. Yakışmıştı. Yakışmıştı yakışmasına da Sena tenine niye gül kazıtmıştı? Sena niye peki kırmızı gül kazıtmıştı? Kırmızı cinselliği, gül ise sevdiği adamı temsil ederdi. ------------------------ Hoşuma giden bir bölümdü ve yazarken bende de epey hararet yaptı:n umarım sizde hissetmişsinizdir. Uzun bir bölümdü yazarken uzadıkça uzamış :)))
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD