"Nazlı öğretmenim eğer çorba varsa bir kase daha alabilir miyim?" Oğuzun çorba isteği ile oturduğum yerden kalkacakken Kadir bileğimden tuttu ve beni sertçe koltuğa geri çekti.
"Siktirin gidin lan Nazlı sizin aşçı başınız mı? Durmadan zıkkımlanıyorsunuz Hem çorbayı bana yaptı siz niye içiyorsunuz şerefsizler!" Kadirin ani çıkışı ile şaşırmıştım. Ona bakarken o Ahmet ve Oğuza bağırıyordu. Sinirlendiği oldukça belliydi çünkü boynundaki damar oldukça belirliydi. Ve yüzü de kızarmış mıydı sanki :)
"Tamam Kadir hem çorba daha var bırak içsinler ne olacak." Bileğimi Kadirden çekip Oğuzun önündeki kaseyi aldım. Arkamdan homurdanarak bir şeyler söylemişti Ama tam olarak ne dediğini anlamıştım.
O günüm üzerinden iki gün geçmişti ve Kadir oldukça iyiydi. Yarası da iyileşmiş gibiydi. Zaten kurşun sıyırıp geçmişti. Sadece kolunu hareket ettirirken acıdığını anlıyordum. Çünkü bazen kendini oldukça kasıyordu. Ve acıdan suratı da ekşiyordu.
Bende bu iki gün sabahları geliyor kahvaltısını verip okula gidiyordum. Okuldan geldiğimde de hemen Kadire yiyecek bir şeyler hazırlayıp Oğuzla gönderiyordum. Çünkü Oğuz Kadirin yanına da kalıyor ona yardımcı oluyordu. Yada durmadan Kadirle tartışıyorlardı.
Kaynayan çorbanın altını kapattım. Tavuk suyuna çorba yapmıştım. Teyzemden tarifini almıştım.
Oğuzun kasesini doldurup Tepsiye koyup mutfaktan çıktım.
"Oğlum gitsenize artık iyice otel bellediniz burayı" içeriden gelen sesleri duyunca durdum. Kadirin sesiydi bu Azıcık dinlesem ne olurdu ki sanki hiç bir şey olmazdı. Ne Konuştuklarını öğrenmek için kapının yanında durdum.
"Vallahi komutanım kusura bakmayın size bu yemekleri bırakıp gitmem gidemeyiz."
"Oğuz git beni daha fazla delirtme iki gün boyunca başımı siktin yeter hem eğer gitmezsen Damlayı arar alyansı görevde kaybetmediğini söylerim."
"Aşk olsun komutanım siz şimdi sevdiceğim ile niye arama giriyorsunuz hem siz açık açık söyleyin bizi evden neden kovuyorsunuz anlamdım yani"
Oğuz'un sesinden ima ile kaşlarımı çattım. Gerçekten Kadir Oğuz ve Ahmeti geldiklerinden beri kovmaya çalışıyordu.
"Ne ima ediyorsun sen pezevenk beni sinirlendirme omzum ağrıyor bak!"
"Vallahi komutanım Damla bana bir şeyler söyledi yoksa siz Nazlı öğretmenim ile baş başa mı kalmak istiyorsunuz." Oğuzun cümleleri kalbime işlemişti. Gerçekten Kadir bu yüzden mi kovuyordu onları ya da Damla ne söylemişti ki Oğuza
Ya da ben kendi kendi kafamda kuruyordum...
"Alakası yok yorulduk pardon yoruldum kardeşim bu yüzden siktir git!"
"Çorbam gelsin giderim hem Nazlı öğretmenim kaçmıyor ya sen hasta oldukça o sana çok bakar komutanım"
"Ahmet sen şunu sustur yoksa ben mi yapayım."
"Vallahi komutanım neydi Leyla ile Mecnun mu olacaksınız." Ardından da kahkaha attı. Neler oluyordu anlamıyordum.
Aklımı kurcalayan cümleleri bir kenara bırakıp elimdeki tepsi ile içeri girdim. Oğuzun sırıtan suratı ile Kadire bakıyordu. Elimdeki tepsiyi Oğuzun önüne bıraktım. "Afiyet olsun soğumadan iç hadi"
"Ellerinize sağlık Nazlı öğretmenim" Ona gülümseyip yerime oturacakken Kadir çatık kaşları ile çorba içen Oğuza bakıyordu. Ahmet'e baktığımda da garibim köşeye oturmuş Kadire bakıyordu.
"Bir kase daha çorba vereyim mi?" Kadire doğru sormuştum. Ama o beni umursamamıştı sadece Oğuzu izliyordu. "Kadir çorba vereyim mi?"
"İstemez!"
Bağırması ve sert sesi beni tedirgin etmişti. Aynı şekilde bu çıkışı beklemeyen Ahmet ve Oğuzda şaşırmıştı. Başımı önüme çevirdim.
Sanırım burada fazlalıktım. Yani Kadir yorgun olduğunu söylemişti benim de zaten burada işim daha yoktu. Bu yüzden ne yapacağımı bilmeden ayaklandım.
"Ben gideyim. Bir şeye ihtiyacınız olursa ararsınız ya da gelirsiniz." Hızlı adımlar ile salondan çıktım. Kapıyı açıp hemen ayakkabılarımı giydim. Ardından da sertçe kapıyı çektim. Az önce nedensizce kalbime işlenen sözcükler silinmişti. Acımıştı yada ben öyle hissetmek istemiştim.
Aman neyse hem ben ne anlarım sevgiden adam gülmüştür bende onu sevgi zannetmişimdir. Kadirle ben düşüncesi güzel Ama Kadiri bilmiyorum yani...
Ne diyeceğimi bilmiyordum. Daha fazla kafamı bu konulara yormadım yoksa kendimi bu bataklığa ben itecektim. Sonra çıkamayıp orada boğulacaktım. Anlayacağınız ben bu hikayeyi ve senaryoları çok gördüm bu yüzden en iyisi daha fazlasını düşünmemek ve kurmamak yoksa hiç iyi şeyler olmazdı.
•••
Kadiri yaklaşık üç gündür görmüyordum ve doğal olarak da konuşmuyordum. Aslında vicdanım el vermeyip ona bakmak için aşağıya indiğimde kapıda bir kadın ayakkabısı ve sesli kahkahalar duymuştum.
Bu ses kime ait diye soracaksınız
Ama bence sizde bende çok iyi biliyoruz bu kişiyi.
Bingooo doğru cevap tabi ki de Hacerdi
Sinirle eve geri çıkmıştım. Demek ki ben yanındayken beş karış suratı vardı. Bende bu yüzden onu umursamamıştım. Ve ne aklımı ne de kalbimi dinleyip onu aklıma bile getirmedim.
Bu durum içimi yakıyordu. Çünkü zor günler geçirmiştik. Benim taciz edilmem yada hastanelik olmam ve buna rağmen ben orada şiddet görürken sadece izlemişti. Şimdi ne olmuştu da Hacer'le bu kahkahalar atılıyordu.
Benim iyileşmesi için hazırladığım onca emeğimin karşılığı bir teşekkür bile almamıştım. Gerçekten kötüsün YÜZBAŞI KÖTÜ!!
Odamdan çıkıp salona gelmiştim. Bu aralar oldukça yorgundum. Çocuklar için bir kaç şey planlıyordum. Çünkü yavaş yavaş havalar daha sert esmeye başlamıştı. Bende onları yaz bitmeden piknik gibi bir şey yapmak istiyordum. Hem onlarda severdi belki değil mi?
Düşüncelerime dalmış koltukta otururken kapı çaldı. Kimseyi beklemiyordum. Ahmet ve Oğuz olma ihtimali %50'ydi. Kadir olduğunu da hiç sanmıyorum. Kapıya doğru gelip delikten baktım. Gelen kişi Damlaydı. Kapının kilidini açtım. "Damla?" Şaşırmıştım ne işi vardı ki burada yani neden gelmişti diyelim.
"Selammm"
"Hoş geldin gel kapıda durma." Damlayı içeri davet edip kapıyı arkasından kapattım.
"Şey kusura bakma haber veremden geldim ben"
"Ah olur mu öyle şey sorun yok sadece şaşırdım seni burada gördüğüme bir şey yoktur umarım."
"Yok ben Kadirin vurulduğu günden sonra görmedim. Seninle tanışmak konuşmak istedim Ama numaram yoktu. Oğuzda hem numaranı hemde adresini verdi. Aradım Ama açmayınca evine baskın yapayım dedim." Sonlara doğru sesi biraz alaylı sevecen çıkmıştı. Ama kötü anlamda değildi.
"Telefonum içeride şarja takmıştım. Duymamış ya"
"Olur öyle şeyler ya sorun etme bende seni Kadirde sanmıştım Ama sonra bana evde olduğunu söyledi. Siz küstünüz mü yani tamam bende Oğuza trip atıyorum Ama sizinki farklı gibi"
"Damala şu konuyu açıklayayım sana ben Kadir ile sevgili değilim. Yani değiliz Sadece..." Arkadaş mıydık ki biz kafam oldukça karışıktı.
"Neyse sevgili değiliz yani o gün revirde öyle söyledin ben o an bir şey diyemedim. Ama bizim Kadir'le aramızda bir şey yok!"
"O zamana kusura bakma Nazlı ben bir şey bilmeden saçma sapan konuştum özür dilerim. Bilsem söylemezdim ;)"
"Sorun değil ya takma hem ne içersin çay,kahve, soğuk bir şeyler ne iştesin."
"Bu aralar havalar soğuyor ya sıcak içelim. Bende bize ekler aldım. Birlikte içer yeriz."
"Olur mutfağa geçelim istersen. Gel hadi" Damla o kadar tatlı bir kızdı ki hemen ona alışmıştım. Sohbeti enerjisi insanı hemen değiştiriyordu. Mutfağa girdiğimizde ikimize de soğuk kahve yapmak için işe koyulmuştum.
"Eee Oğuz ile nasıl tanıştınız yani tabi anlatmak istersen."
"Anlatırım tabi ki de sende mi sakınacağım."
"Şey sen anlatmaya başlamadan kahveyi nasıl yapayım. Şekerli sade"
"Şekerli olsun ya acı içemiyorum. Tabi hangisi kolayına gelirse." Başımı sallayıp kahveyi yapmaya başlamıştım. Damla da o sırada Oğuz ile tanışma hikayesini anlatmaya başlamıştı.
"Şimdi ben buraya gelmeden önce Ankara da yaşıyordum. Üniversiteden yeni mezun olmuştum. Bir kaç ay kendi işimi yapamadım. Annem rahatsızlanmıştı. Ben o zamanlar hem çalışıp hemde anneme bakıyordum. Annemin ilaçları pahalı olduğu içinde babam da sabahları kendi işini akşamlarında taksiye çıkıyordu. Öyle bir kaç ayımız zor geçti tabi daha sonra annem toparladı eski haline döndü. Babamda artık taksiyi bıraktı. Bende her şey düzeldiği için yakınlardaki hastanelere başvurdum. Artık mesleğimi yapmak istiyordum."
Bir an annesinin hastalandığını duyunca kendi annem aklıma gelmişti. Çaresiz anları aklıma geldiğinde kahveyi karıştırmayı bıraktım. Derin nefes alıp arkamı döndüm.
"Bir şey mi oldu Nazlı gözlerin dolmuş sanki yada yanlış bir şey söylemedim umarım."
"Yok ya aklıma bir şey geldi de ondan eğer sende dinlemek istersen bende sana anlatırım hikayemi"
"Elbette dinlerim eğer seni rahatlatacak acıların dinecekse sabaha kadar da dinlerim."
"Eee hadi anlat sen merak ediyorum bak Oğuzla nasıl olduğunuzu."
"Tamam işte yakınlardaki hastanelere gittim. Ama bir dönüş almadım. Yaklaşık bir sene daha işsiz bir şekilde evde kaldım. Arada ihtiyaç olduğu zaman mahalledeki sağlık ocağına yardım ediyor yada komşularımıza yardım ediyordum işte sonra beklemediğim bir anda atandım. Buraya Karsa ilk başta ailem istemdi evin tek çocuğu üstelik annem de yeni iyileşmişti babam istemdi gerekirse işsiz kal Ama burada kal size bakarım dedi. Ben tabi ki de kabul etmedim 27 yaşına gelmişim hala babamın elinden geçinmeyecektim."
"Sonra alttan girdim üstten çıktım. Kabul ettirdim. Yani kalpleri kırıktı tabi Ama zamanla alıştılar. Birbirimizden ayrı bir iki ay geçe geçe artık alıştım alıştılar. Oğuz ise o zamanlar görevdeymiş. Yani ben işe başlayalı dört ay olmuştu onlar görevden yeni gelmişti. Tabi geldiğinde yaralıydı. Ona baktım iyileştirdim. Tabi farkında olmadan da kalbini de iyileştirmişim."
"Zaman su gibi aktı bir gün kavga ederken diğer gün anlamadığımız şekilde birbirimize çekiliyorduk. Oğuz bir gün bilerek kendi sakatladı. Manyak sırf yanıma gelmek için duvara yumruk attı. Tabi ben bunu gördüm. Ama benim aklımda bir şeye sinirlendi ondan yaptı zannettim."
Oğuz ve Damla
"Oğlum emin misin böyle olacağına kızı göreceğiz diye elden olmayalım."
"Ya sen bana güven olacak diyorum. Ama o sana pansuman yaparken söyleyeceğin sözleri unutma sonra mors olma."
"Yok unutmam akşam iyice ezber yaptım neyse sen Damla buradan geçtiğini görünce hemen işaret yap ben anlarım tamam mı?"
"O iş bende abicim o zaman ben yerime geçiyorum sana işaret yapınca yumruğu çak duvara"
Ahmet çalıların arasına girmiş yolu gözlüyordu. Oğuz da kalbinin hızlanmasına engel olamıyordu. Bir ileri bir geri giderken Heyecanını bastıramıyordu.
"Oğlum nerede bu kız hani dolanmaya çıkmıştı dışarı"
"Abi sana yalan borcum mu var dışarı çıkıyorum dedi ben ne yapayım yani" Ahmet ve Oğuz aralarında tartışıyordu. O sırada kapıdan giren Damlayı gören Ahmet Oğuzun kafasına vurdu.
"Geldi oğlum geldi tam zamanı hadiii çabukk"
Oğuz aslında yumruğunu Ahmet'in yüzüne geçirecekken Ahmet'in aşağıya eğilmesi ile duvara vurmuştu. "Ahh Ahmet senin ağzına sıç-"
"OĞUZZZ!"
Damlanın bağırması ile ilk defa Ahmet'in işe yaradığını anlamıştı. Damla koşarak yanına gelmiş küçük ellerine onun nasırlı büyük ellerini sarmıştı. Koskoca adam kızın ellerinin arasında titremişti.
"Ne yapıyorsun ya duvara yumruk atmak ne demek neye sinirlendin bu kadar"
Oğuz umursamamış gibi yapmak için elini Damlanın ellerinin arasından çekti. Sanki acımıyor gibi yapmak istemişti Ama öyle bir acıyordu ki şu an bağırmak için kendini zor tutuyordu.
"Önemli bir şey yok Damla geçer iki güne"
"Neyi geçecek ya baksana derin parçalanmış nasıl kanıyor hadi revire gidelim de bakalım."
"Gerek yok dedim Damla ben hallededim."
"OĞUZ GİDİYORUZ DEDİM!" Oğuz sadece tamam deyip Damla ile birlikte revire girmişlerdi. Sedyeye oturmuş Damlayı izliyordu. Beyaz önlüğünü üzerine giymiş saçlarını önlüğün içinde çıkarırken Oğuzun burnuna dolan koku aklını başından almıştı.
"Hala anlatmak istemiyor musun?" Oğuz kendini zor da olsa toparladı. Çünkü kokusu onu sarhoş etmişti. "Sinirlendim işte ya oldu gitti sende çok uğraşma boş ver sadece sızlıyor o da geçir yeter."
"Önce elini temizleyelim sonra bakarız koca adamsın bu ağrıdan ölmezsiz herhalde" gülerek söylediği kelimeler kalbime işleniyordu. Demek öyle Damla hanım Peki siz istediniz bunu.
"Elimin ağırsına dayanırım da Peki bu kalp onu nasıl tedavi edeceksin. Severek mi? Öperek mi yoksa sararak mı? Hangisi ;)" ona göz kırpıp baktığımda oldukça şaşırmıştı elleri işini yapmayı bırakmış gözlerimin içine ciddi der misin gibi bakıyordu.
"Ee hadi doktor sen hastanı böyle mi tedavi ediyorsun ben sana ağrıyan yerimi söylüyorum sen suratıma bakıyorsun."
Hala tek bir cevap bile vermemiş sadece bana bakıyordu. Şeytan diyor ki Çek kendine yapış dudaklarına Ama olmaz ilk günden korkutmayalım ceylanımı. Ellerimi yüzüne çıkarıp yanaklarına koydum. "Güzelim az önce sana bir itirafta bulundum Ama sen yüzüme bakıyorsun. Ya öp ya tokat at yani kara-
Yanağıma yediğim tokat ile başım yana düşmüştü. Bu hayır demek miydi yani kalbim acıyordu hemde fazlasıyla kalkıp sedyeden gidecekken bu seferde ellerini sakallı yüzüme koyup dudaklarımızı birleştirdi.
Allahım ayak üstü hem öldüm hem dirildim. Bu kız benim sınavım herhalde "Karar vermedim hem tokat attım hem öptüm. İkizler burcuyum da ben" Gülümce kısılan gözeleri sanki kaybolmuştu. Bu kız gerçek miydi?
"Rüya değil değil mi? Yoksa hiç uyanmak istemiyorum."
"Rüya değil çünkü bu rüya olmayacak kadar güzel güzeliz."
•••
"Ya işte böyle oldu yani bende ona karşı bir şeyler hissediyordum Ama ne kendime nede ona itiraf edebiliyordum. Her şey o anda olmuştu ve asla pişman değildim yine olsa yine yaparım çünkü çok seviyorum."
"Allah ayırmasın hep mutlu olun."
"İnşallah tek dileğim o hiç üzülmeyelim yeter bana" O kadar güzel bir çiftlerde ki insanım kıskanmama gibi bir şansı yoktu. Allah herkese böyle ilişki nasip etsin.
Amin...
"Ee sende yok mu bir şeyler yada buraya gelmeden önce ne yapıyordun biraz da sen anlat."
"Bende öyle aşk meşk yok buraya gelmeden önce de teyzem, eniştem ve kuzenin ile yaşıyordum. Ben annemi dokuz yaşındayken kaybettim."
"Ben bilmiyordum başın sağ olsun." Yüzünü hüzün kaplamış sorduğuma pişman olmuş gibiydi. Masadaki elinin üzerine elimi koydum.
"Sorun etme lütfen suratıma baktığımda annemin yaşayıp yaşamadığını anlamıyorsun."
"Orası öyle tabide yine de pişman oldum."
"Benim için sorum yok dediğim gibi evet annemi kaybettim Ama bana destek olan teyzem ve eniştem var hayata yine de tutunuyorum yani"
"Peki baban onunla bir sorunun mı var."
"Evet kendisi ile dokuz yaşımdan beri görüşmüyorum. Velayetim teyzem de anlayacağın öldü mi kaldı mı haberim yok."
"Babanla aranı açacak kadar ne oldu ki tabi özeli değilse." Hayatımı Kadire anlatmıştım. Damlaya da anlatabilirdim belki yada anlayana mıydım?
"Aslında herkese anlatmam fakat sen artık herkes değilsin sen buradaki tek arkadaşımsın. Annemi onun yüzünden kaybettim. Onun yüzünden kötü günler geçirdim falan yani çok girmek istemiyorum bu konulara artık ilgilenmiyorum onu yüzünü unuttum desem yeridir."
"Ne diyeceğimi bilmiyorum bu yüzden susma hakkımı kullanıyorum. Ve sende benim buradaki en yakın arkadaşımsın." İkimizde birbirimize gülümsüyorduk. Çünkü gerçektik öyle yalandan yada oyun bir arkadaşlık değildi kan çeker derler ya aynı öyleydik Damla'yla birbirimizi çekmiştik.
"Peki Kadirle ne iş yani biraz yakın gibi geldiniz." En can alıcı soruydu bu ben bile cevabını bilmezken hem de
"Aramız da bir şey yok sadece bana zor günlerimde yardımcı oldu aynı şekilde bende ona"
"Evet duydum Oğuz bir kaç gün senin kapında nöbet tutmuştu ya bende merak edip geldiğimde anlatmıştı seni tanışmakta şimdiye nasip oldu."
Salondaki koltuğa geçip oturmuştuk. Her konuya girmiş sohbet etmiştik. Gerçekten iyi anlaşıyorduk. Saate baktığım da beşe buçuk olduğumu gördüm. Hafiften karnım acıkmaya başlamıştı. En iyisi bir şeyler hazırlamalıyım.
"Damla bir işin var mı?"
"Yoo bugün boşum yani neden ki?"
"O zaman akşam yemeğini buradasın çok güzel yemekler yaparım sana bak"
"Ay bu teklifi asla reddetmem askeriye gönderdiğin kurabiyelerden poğaçandan Oğuz getirmişti efsane olmuştu."
"Afiyet olsun Ee o zaman biz mutfağa geçelim bakalım neler varmış hem orada devam ederiz sohbete"
"Olur geçelim."
Tekrar mutfağa geldiğimde hemen bir menü kurdum kafamda buzluktan tavuk pirzola çakardım. "Şey tavuk göğüsü var onu soslu tavuk yaparım yanına da kremalı makarna ve salata ne dersin?"
"Allah derim hem sayende iki şey öğreneyim Oğuz bir şey yapmıyorsun deyip duruyor."
"Tamam o zaman ben tavukları keseyim sende salata malzemelerini yıkar mısın?" Başını sallayıp hemen işine koyuldu. İkimizde el ele vermiş hızlıca hazırlamıştık.
•••
"Ay nazlı acaba ayranda mı yapsak ben çok severim de" masaya son tabağı da koymuş başımı Damlaya çevirmiştim.
"Gerek yok ya dolapta hazır vardı onu getireyim otur sende hadi" Hemen mutfağa gidip buzdolabından ayranı aldım. Sandalyeyi çekip bende Damlanın karşısına oturdum.
"Hadi başlayalım afiyet olsun." İkimizde sanki az sohbet etmişiz gibi yemek yerken de sohbetimize devam etmiştik. İkimizde gülüp eğlenirken aklıma Kadir gelmişti. Acaba bir şey yemiş miydi? Koca adam ya aç kalmak herhalde yada kalır mıydı?
Aklımı kurcalayan soruları bir kenara bulacakken Damla konuşmuştu. "Acaba bizimkiler bir şey yedi mi? Aç kalmasınlar sonra"
"İnan bende onu düşünüyordum. Yemek var olması veririz."
"Dimi öyle yaparız. Ay bende Nişanlıma kıyamıyorum ya tartışsak da aç kalmasın. Kıyamam ben ona" Hem hafif cilveli hemde gülerek kurduğu cümle sonunda kahkaha atmıştı. Bende ona karşılık vermiştim.
"Ne yapayım seviyorum Ama kıymetimi bilmiyor insan nasıl yüzüğünü kaybeder anlamıyorum. Parmağımda takılı olacak cebinde değil haksız mıyım? Ben nasıl takıyorsam o da taksın dimi?"
"Bu konuda haklısın ben olsam bende kızardım yani parmağından çıkarmayacak."
Yemeğimiz artık bitmişti. Ama ikimizde hala masada oturuyorduk. Damlanın önündeki peçeteliğe uzanacakken elim yarımdan biraz daha az bardağa çarpması ile ayran üzerine dökülmüştü. "Ayyyy"
"Ben özür dilerim yanlışlıkla oldu." Damla pantolonuna dökülen ayranın üzerine hemen peçete bastırmıştı. "Önemli değil ya bir şey olmaz."
"Nasıl olmaz baksana üstün kirlendi. Şey yapalım ben sana temiz kıyafet falan veririm."
"Gerek yok Nazlı makineye atar yıkanır."
"Yok içime sinmez sen en iyisi duş da al şimdi yoğurt falan rahat edemezsin. Gel hemen banyoya sen" Zor uğraşlar ile Damla banyoya girmişti. Bende ona kıyafetlerimden vermiştim. Pantolon ve bluzunu da yıkanması için makineye kısa programa hemen atmıştım. Sonra salona gelip masayı toparlamaya başlamıştım.
Bulaşıkları makineye güzelce dizdikten sonra artan yemekleri kaplara koyup kenara ayırdım. Bunlar aşağıya gidecekti. Elimle bezle masayı silip üzerine örtüsünü örttüm. Elimi mutfakta yıkayıp kuruladıktan sonra biten makineden kıyafetleri çıkarıp kuruması için sandalyenin üzerine attım.
O sırada da Damla başımdaki havlu ile içeri girdi. "Ooo sıhhatler olsun Damla hanım" gülerek söylediğim şey onunla hoşuna gitmiş olmalı ki gülümsemişti.
"Ay rahatladım sanki sağ ol Nazlı" Koltuğa yaklaşıp yanıma oturdu. Sıcaktan biraz yanakları kızarmıştı ve çok tatlı duruyordu.
"Ne demek rahatlamam beni mutlu etti bütün gün ayakta zor tabi"
Saçlarından havluyu çıkarıp saçlarındaki suyu aldı. Bende odamdaki pek kullanmadığım tarak ve iki tane toka alıp geri döndüm.
"İstersem ben tarayayım hem balık sırtı da örerim yarın kıvır kıvır olur."
"Ay gerçekten mi?" Başımı sallayınca koltuktan inip yere oturdu. "Yere oturma ya karnın ağrır."
"Yok yok bir şey olmaz hem koltukta öremezsin böyle rahatım ben." Sadece başımı sallamıştım. Nasıl olsa o doktordu kendini tedavi ederdi.
"Oğuz'la ilk karşılaştığımızda saçlarım kıvırcıkta yani örmüştüm bu yüzden dalgalı diyelim. O da her zaman seni ilk gördüğüm an aşık oldum derdi. Ay Nazlı çok teşekkür ederim ya Oğuzun nefesi kesilecek."
"Rica ederim ne zaman istersen ben örerim yada başka bir şey kuzenim saçlarını teyzem yaparken öğrenmiştim."
Damlanın saçlarını iki yandan güzelce balık sırtı ördükten sonra ikimiz de film açıp koltuğa yayılmıştık. Bu ara Netflix'e gelen bir film vardı. Kalplerimiz Bir...
Konusu da şöyledeydi keskin zekalı Cassie, bir şarkıcı ve söz yazarı olma hayalini sürdürürken, geçimini sağlamak için Teksas, Austin'de geceleri bir barda çalışır. Luke ise görev için yola çıkmak üzere olan bir ordu subayıdır. Cassie'nin barında tesadüfi bir karşılaşma ikisinin de hayatını değiştirir. Olanca farklılıklarına ve tüm zorluklara rağmen Cassie ve Luke, birbirlerine aşık olur.
Filmin sonuna yaklaştığımızda saate baktığımda 23.46 geçiyordu. İkimizde birbirimiz kaptırmış filmi izliyorduk. Saati bile fark etmemiştik. Başımı Damlaya çevirdiğimde uyuduğunu gördüm. Banyodan sonra uyku bastırması gayet normaldi filmi durdurup odama gittim.
Yatağım iki kişilikti. Bu yüzden Damla burada yatar bende içeride yatardım. Yastığa yeni kılıfı geçirip yatağa bıraktım. Salona geçip Damlayı uyandırmaya çalıştım. Çünkü kaçıncı seslenmem olsa da uyanmamıştı. Demek ki uykusu ağırdı."Damla canım uyan hadi"
"Nazlı ne oldu." Hafifi çatalı sesi ve uykulu gözleri ile bana baktı. "Hadi gel yatağa yat."
Damlaya yardım edip odama götürdüm. Yatağa yatırıp üzerine içme yorganı örttüm. "Sen nerede yatacaksın."
"Salonda yatacağım ben sen rahat et burada"
"Koskoca yatak gel yanıma yat sende içeri de şimdi belin ağrır. Hem ben eve gidecektim uyuya kalında yatıya kalmış oldum kusura bakmaya"
"Önemli değil ben sen rahatsız olursun diye yatmadım yanına"
"Olmam gel hadi birlikte yatalım kız kıza sen Oğuzdan daha güzelsin onu hiç aratmazsın."
"Tamam o zaman ben pijamalarımı giyeyim." Damla başımı yastığa koyup gözlendi kapattı bende pijamalarımı giyip önce salona toparladım. Ardından da yatağa geçtim.
Kadir için ayırdığım yemekleri götürmemiştim. Gerçi bu saate kadar aç kalmamışlardır yani illa ki bir şey yemişlerdir. Neyse aman o seni takmıyor sende takma boşverrr deyip güzelce yorgana sarılıp yattım.
•••
Saat kaçtı bilmiyorum Ama devamlı çalan telefon yüzünden uykum kabusa dönmüştü. Benim telefon değildi çünkü melodisi tanıyordum. Bu Damlanın'dı. Yataktan doğrulup başımdaki lambayı yaktım. O sırada Damla da kalmıştı. "Ne oluyor ya kim bu saate"
Hemen yanındaki telefonu açıp kulağına götürdü. "Kimsin gece gece ne var." Merakla ona bakarken uykulu yüz hali bir anda gidip gözleri açılmıştı.
"Ne!"
Bir süre bir sessizlik olduktan sonra Damla sinirlenmişti. Kaşlarını çatmış telefondaki kişi dinlerken bi anda sesi yükseldi.
"Salaksınız Oğuz salak ben sana diyorum dimi bu kadınla yakın olma uzak dur diye Ama bak haline halinize gelmiyorum yat kıvran orada sen" telefonu kulağından çekip yorganın üzerine attı. "Ne oldu Damla kötü bir şey mi?"
"Neler olmamış ki Hacer yüzünden Oğuz,Ahmet, Kemal amca ve Kadir zehirlenmiş."
"Ne! Nasıl ya"
"Salak tarihi geçmiş malzemeler ile yemek yapmış bu yüzdem hepsi zehirlemiş revirde yatıyorlarmış."
"Ay inanıyorum ya ne yapacaksın?"
"Ne yapacağım değil ne yapacağız danaları iyileştirip cehennem ateşinde pişirip yiyeceğim gerçi Oğuzu çiğ çiğ yesem yeri uzak dur dedikçe o iyice of Oğuz of"
Bölüm Sonu...