Yağmurdan kaçarken doluya tutulmuştum resmen nasıl unuturdum ki anahtarım ya
Üşüyen ayaklarım kendini hatırlattığı için elimdeki terlikleri yere bırakıp ayağıma giydim. Daha fazla burada beklemenin bir anlamı yoktu. An önce koşarak indiğim merdivenleri geri çıkıp üst kata geldim.
Kapıya doğru gelmiştim. Derin bir nefes aldım elimi kaldırıp tam kapıya vuracakken kapı açılmıştı. Elim havada kalmış şaşkın şaşkın bakarken o gülüyordu. Sonra sağ evini havaya kaldırıp telefonumu ve anahtarımı gösterdi.
Hava da olan elimi indirdim ve boğazımı temizledim. "Ben öyle bir anda çıkınca telefonumla anahtarımı unutmuşum da onları almaya geldim."
"Kaçtığın için unutman normal tabi gel hadi içeri telefonu kapattım."
"Yok ya rahatsız etmeyeyim ben seni hem yorulmuşsundur iş yemek falan dinlen sen"
"Yoo yorgun değilim gel hadi hem sarma sarmışsın o kadar beraber yeriz gel."Sonunda onu kırmayıp içeri geçtim. O da kapıyı arkamdan kapatıp peşimden geldi. Koltuğa oturunca o da mutfağa gitmişti yani sanırım öyledir.
Ve bingo doğru tahmin etmiştim. Elinde iki tabak, çatal ve bardak vardı. Masada da hala bıraktığım sarmalar da duruyordu. Elindekileri masaya bırakıp Tekrar içeri mutfağa dönmüştü. Bu seferde elinde ki içecekle geri döndü.
"Gel hadi beraber yiyelim."
"Yok ben tokum yemek de baya yedim şimdi yersem rahatsız eder."
"Olsun bir kaç tane yersin gel."
Yine onu kırmayıp masaya geçtim. Karşısına oturduğum da bardaklara kola koyacaksan engel oldum. "Ben ayran içeyim." Başını sallayıp ayran şişesini eline aldı ve bardağıma doldurdu. "Teşekkür ederim"
"Şey bu arada seni ailenin karşısın da da zor duruma soktum kusura bakma."
"Önemli değil hem bir yandan iyi oldu annemin şimdi dırdırını da çekemem sabaha kadar konuşurdu yoksa"
•••
Sanki hiç yemek yememiş gibi sarmanın yarısını bitirmiş şimdi de beraber koltuğa oturmuş ellerimiz de kahve vardı beraber sohbet ediyorduk.
"Havalar çok soğuk değil mi?"
"Oo bu daha ne ki kış başlamadı bile şimdiden böyleysen."
"Balıkesir'de alıştım sıcağa burası soğuk gelmesi normal tabi neyse saat de epey geç olmuş yarında iş var kalkayım ben"
"Peki nasıl istersen." Bu sefer anahtarımı ve telefonumu unutmadan aldım. Kapıyı açınca dışarı çıkıp terliklerimi giyidim. Önüme gelen saçlarımı geri ittim.
"Her şey için teşekkür ederim sarmalar çok güzel olmuştu."
"Ne demek afiyet olsun hem sen bu aralar çok teşekkür ediyorsun fark etmedim zannetme"
"Başa sarıyoruz yani öyle mi?"
"Bilmem belki" İkimizde birbirimize gülerek bakarken artık gitme zamanım gelmişti. "Neyse iyi geceler o zaman görüşürüz."
"İyi geceler"
Arkama daha fazla bakmayıp merdivenlerden indim. Kapıma geldiğim de hemen anahtarla açıp eve girdim. Ardından kapıyı güzelce kilitlendikten sonra odama doğru ilerledim. Dolaptan pijamaları çıkardım. Üzerimdeki elbisemi çıkarıp kirli sepetine attım. Pijamalarımı giyince yüzümdeki makyajımı çıkardım dişlerimi fırçaladım.
Saçlarımı da tarayınca Artık uyumak için hazırdım. Yatağımın üstündeki pikeyi kaldırıp yorganımın altına girdim. Saat 00.21'di yarın okul olduğu için erken kalkacaktım. Bu yüzden alarmımı kontrol edip yatağa iyice yerleşip gözlerimi kapattım.
İyi geceler yüzbaşım 💤
•••
Kabus gibi çalan beynimin etini yiyen alarm ile daha fazla dayanamayıp kapattım. Yataktan kalkıp doğruca banyoya yürüdüm. Hala uyukun etkisinde olduğum için musluğu açtığım gibi gelen soğuk suyla irkildim. "Sular niye bu kadar soğuk ya dondun dondum."
Elimi yüzümü yıkayıp geri odaya döndüm. Yatağı toparlayıp güzelce kapattım. Hava iyice soğuduğu için beyaz boğazlı kazağımı ve deri pantolonumu çıkardım. Ayağıma bot giyeceğim için uzun çoraplarımı da çekmeceden alınca üzerimi değiştirdim.
Saçlarımı toplayacaktım çünkü dışar da rüzgar olduğu için kesin karışacaktı bu yüzden yukarıdan sıkı bir at kuyruğu yaptım. Kirpiklerime rimel yanaklarımı da biraz allık sürdüm.
Çantama çocuklar için bugün okuyacağım kitabı şarj aletim gibi eşyalarımı içine attım. Aynanın karşısına geçip kendimi süzdüğümde boynumun boş kaldığı görmüştüm. Bende geçen sene teyzem ve eniştemin aldığı gümüş pırlanta kolyemi taktım. Zarif ve güzel duruyordu hem de çok güzel
Askılıktan mavi içi kalın poları kot ceketimi aldım. Çantamı ve ceketi kapağının yanına bırakıp mutfağa geçtim. Daha yaklaşık kırk dakikam vardı. Kendimi hemen iki dilim tost yaptım. Dolaptan da vişne suyunu çıkarıp bardağa doldurdum. Mutfaktaki küçük masam da kendime göre küçük bir kahvaltı hazırlamıştım.
Karnımı da iyice doyurduktan sonra artık çıkma vaktim gelmişti. Ceketimi giyip boynuma atkımı sardım. Çantamı da koluma takıp kapıyı açtım. Botlarımı ayağıma giyip anahtarımı kapının arkasında aldım. Botlarımın fermuarlı çekip kapıyı kilitledim.
Anahtarlarım çantamın içine atıp merdivenlerden aşağıya indim. Kadir'in kapsında geldiğimde duraklasam da geç kalacağım için hızlıca kalan merdivenleri de indim.
Binandan çıktığım gibi yüzüme vuran rüzgarla sarsıldım. İçime doğru işliyordu resmen hızlı adımlar ile lojmanın dışına çıktım. Kapıdan geçerken kapıdaki askerlere de selam vermiş. "Günaydın" demiştim. Onlara da baş selamı verilmişlerdi.
Otobüs durağına geldiğimde. Önümü iyice kapatıp ellerimi ceplerime soktum. Oranla beklemeyi hiç sevmiyordum. En nefret ettiğim şeydi özelikle yağmurlu yada soğuk havalarda kendi kendime dert yanarken 2-3 dakika sonra gelem otobüsle yüzümde gülücükler açmıştı resmen :)
Önüme yaklaşan otobüse daha fazla üşümemek için hemen bindim. Boş koltuğa oturmadan önce parayı vermiş sonra hemen oturmuştum. Okula gidene kadar telefonumla ilgilenmiştim. Ve unutmadan teyzeme yazmıştım. Her sabah ona okula girdiğimi çıktığımı yazıp duruyordum.
Telefona bakmaktan sıkılmıştım. Okula da gelmiştim. "Müsait bir yerde" otobüsten inip okulun avlusuna girdim. Girdiğim gibi benim küçüklerim hemen bana günaydın demeye başlamışlardı.
"Günaydın öğretmenim"
"Günaydın Leylacım"
"Günaydın öğretmenim"
"Günaydın ismet de siz niye bahçedesiniz dışarısı çok soğuk hadi bakayım içeri hem ders başlayacak."
Hepsi önce birbirine sonra da bana bakıp gülmeye başlamışlardı. Neden gülüyorlardı ki şimdi "Çocuklar bana da güldüğünüz şeyi söyleseniz de beraber gülsek olmaz mı?"
"Şimdi öğretmenim biz bu soğuklara alışığız hatta daha soğuklarına ama kış gelemedi bile yani biz üşümüyoruz. Sizde üşüyorum diyince" Tekrar gülmeye devam ettiklerin de istemsizce bende gülmeye başlamıştım.
"Tamam bu kadar gülmek yeter artık sınıfa hadi bakalım."
Hepsi hala gülseler de içeri geçmişlerdi. Bende peşlerinden gitmiştim. Onlara sınıfa geçerken bende öğretmenler odasına gittim. Hemen üstümü çıkarıp askılığa astım. Arka taraftaki ufak mutfak gibi tezgahtaki su ısıtıcıdan sıcak su alıp kupama doldurdum. Dolabımdaki bitki çayından da bir paket alıp sıcak suyun içine bıraktım.
Son olarak dolaptan çocuklar için olan fotokopileri ve okuma kitabını alıp öğretmenler odasından çıktım. Hayret Hacer hanım ortalarda yoktu. Aman çıkmasında neredeyse orada kalsın.
Sınıfına girdiğimde ortalık cümbür cemaati masaya doğru gidip önce çayımı ve eşyalarımı masaya bıraktım.
"Evetttt çocuklarla günaydınnnn"
"Günaydın öğretmenim" Hepsi bir ağızdan bana cevap verip yerlerine oturmuşlardı. Aferin benim kuzularıma. "Ee neler yaptınız bakalım iki günlük tatilde ödevlerinizi yaptınız mı?"
"Evettt"
"O zaman herkes ödevlerini çıkarsın bende yıldızları alıyorum." Her ödevlerini yaptıklarında onlara yıldızlı steaker veriyordum.
•••
Ödevleri kontrol ettikten sonra biraz yazı yazma çalışması yapmıştık. Kısacası ilk dersimiz bitmişti. İkinci derste de ise okuma yapacaktık. Derse girdiğim için kapattığım telefonumu açtım. Açtığım gibi ekrana düşen mesajlarla şaşırmıştım. Teyzem , Damla ve Kadir yazmıştı.
Bir dakika Kadir mi? Niye yazmıştı ki şimdi durduk yere bir şey mi olmuştu. Hemen w******p'a girdim.
Kadir
"Hediye için çok teşekkür ederim öğretmen hanım tam benim zevkim."(09.12)
"Ne demek yüzbaşım beğendiyseniz ne mutlu bana"(10.03)
Yazıyor...
"Okulda mısın yani teneffüse girdin mi?"
"Evet şimdi girdim de bir şey mi oldu ."
"Yok yok Damla aramış seni ulaşamıyorum dedi ondan"
"Derse girdiğim için telefonumu kapatıyorum."
"Tamam o zaman sonra konuşalım sende işini ne bak benim de eğitime gitmem gerek"
"Tamam sonra görüşürüz."
Sanki biraz merak mı etmişti ;)
•••
Damlam
"Ee ne yaptınız akşam verdin mi hediyeni"
"Verdim verdim hatta sabah resmini atmış çok beğendim zevklisin diye yazmış."
"Akşam peki şaşırdı mı? Seni karşısında görünce"
"Şaşırdı tabi ki de şaşırmaz mı :)"
"Sarmaları yedi mi bari gerçi yememe şansı da yok."
"Yedi yemez mi yarısı resmen neyse afiyet bal şeker olsun diyelim."
"Sırf Kadir'in doğum günü diye bir şey demedim ama o sarmalardan ayırmadın bozuldum ."
"Tamam ya başka zamanda size yaparım. Neyse benim derse girmem gerek sonra görüşelim."
"Tamam tamam git sen dersine sonradan görüşürüz."
•••
İkinci derste de çocuklara okuma yaptırmış beraber pratik yapmıştık. Onlar için okuma haftası da düzenlemek istiyordum. Yani okumaya geçtikleri için yakalarına kırmızı kurdele takılır hediyeler verilirdi. Bende onlar için böyle güzel bir gün organize edecektim. Ama önce bir Veli toplantısı yapmam gerekti.
Artık hafiften karışan sınıfımı toparlamam gerekiyordu. Yoksa alıp başını giderdi. "Evet çocuklar sessizliği sağlayalım sizinle bir şey konuşmak istiyorum."
"Ne anlatacaksınız hocam yoksa yeni bir kitap mı?"
"Hayır tatlım yarın okul çıkışı aileleriniz ile görüşmek istiyorum."
"Bizi şikayet mi edeceksiniz öğretmenim"
"Hayır ne şikayeti sadece sizin hakkınızda ailelerinizle konuşacağım ama tabiki de bazı uyarılarda bulunacağım."
"Çok kötülemeyin öğretmenim bizi yoksa bize kızarlar."
"Çocuklar sakin olun kimse size kızmayacak. Sadece konuşacağız tamam mı şimdi bu konuyu kapatırım ve okuma yapmaya devam edelim."
•••
Okul bitmiş çocukları eve göndermiştim. Bende öğretmenler odasına geçmiş listedeki tüm öğrencilerimin velilerini arayıp yarın okul çıkışı olacak veli toplantısı için haber vermiştim. Yaklaşık bir saate yakın süre konuşmuştum.
Daha fazla işim kalmadığı için eşyalarımı toplamaya başlamıştım. Dolabıma kalemlerimi ve dosyamı koyup kilitlemiştim. Askılığa doğru ilerleyip ceketimi ve şalımı aldım.
Şalı boynuma saracakken koridordan gelen sesle sıçradım. Okul da kimse yoktu yani bekçi dışında tekrar gelen kırılma sesiyle korkmaya başlamıştım. Masanın üzerinden çantamı hemen aldım. Pencereye doğru gittim.
Dışarı baktığım da etrafta kimse yoktu. Camı açtığım da başımı dışarı uzattım. Avlu tamamen boştu. Camı kapatacakken daha yakından gelen kırılma sesiyle yüreğim ağzıma gelmişti. Anın korkusu ya da heyecanıyla kendimi camdan dışarı geçerek bulmuştum. Birinci kat olan camdan sanki bir merdivene çıkıyor gibi geçmiş ve hızlıca koşmaya başlamıştım.
Belki telaş yapmam gerekiyordu. Ama olanlardan sonra zaten her şeyden korkuyordum. Okuldan çıkmış durağa doğru hızlı hızlı koşmuş nefesim daralmıştı. Durağa geldiğimde soluklarımı sakinlemeye çalışıyordum. Etrafa sürekli bakıyor otobüsün gelmesi için dua ediyordum.
Önümü sıkıca kapatıp kollarımı bağladım. Sürekli etrafımda dönüp otobüsün gelmesini bekliyordum. Tam o sırada durağa doğru gelen otobüsle rahatlamıştım. Kapıları açılan otobüse hemen binmiş oturmuştum.
Ücreti önümdeki kızlarla vermiş onlarda şoföre uzatmıştı. Göğüsümde ki sıkıntı beni darlarken nefes almakta zorlanıyordum. Sanki bir şey olacakmış gibi hissetmek beni geriyor ve korkutuyordu.
•••
Eve geleli yaklaşık iki saat olmuştu. Dış kapıyı kitlemiş evin tüm camlarını kontrol etmiştim. İçimdeki korku sürekli kendini hatırlatıyor rahat edemiyordum. Korkudan ağzıma bir şey de sürmemiştim.
Şimdi ise koltukta oturmuş televizyondan rastgele bir kanal açmış sesini de yükseltmiştim. Işıkları da açmıştım. Üzerimde pijamam ve hırkam vardı. Sıkıca hırkama sarılmıştım. Aslında üşümüyordum bile ama sıcağa ihtiyacım vardı.
Ben koltukta öylece koltukta otururken zaman geçmiş gece yarısına gelmişti. Önce televizyonu kapattım. Sesi başımı ağrıtmıştı. Salonun ışıklarını açık bırakıp odama geçtim. Yatağımı yarım açtım. Hemen yanıma telefonumu koydum. Acil bir şey olursa diye tetikte olmak istemiştim.
•••
Korku işte tüm vücudumu esir altına almış sabaha kadar uyumamı sağlamıştı. Şişen göz altlarım ve kızarmış gözlerim bunun sonucuydu. Yataktan kalktım. Akşamdan beri yanan ışıkları kapattım. Hala göğüsümde ki ağrı geçmişti. Ve bu bana çok büyük yük oluyordu.
Üzerime hemen bir şeyler geçirdim. Bir pantolon bir kazak giymiştim. Kahvaltı etmek bile içimden gelmiyordu. Sadece üstümü giyinip saçlarımı topladım. Çantamı omzuma takıp evden çıktım.
Dışarda ki ayaz beni üşütüyor ve gelemeyen otobüs de sinirlerimi bozuyordu. Başımı eğmiş botlarımı inceliyordum. Ne kadar daldığını fark etmezken aniden gelen korna sesiyle sıçramıştım.
Başımı kaldırdığım da araba da Kadir'i görmüştüm. "Günaydın"
"Günaydın."
"Otobüs mü bekliyorsun."
"Evet ama gelmedi bir türlü"
"Gel ben bırakayım seni gel bende okula gidiyorum."
Okula mı? Neden ki yani okulda ne işi olabilirdi ki ? Ona sadece tamam diyip arabanın kapısını açtım ve bindim. Kemerimi takınca oda arabayı hareket ettirmişti. "Sen iyi misin? Dün gece uyumadın herhalde gözlerin kırmızı olmuş"
"Şey pek uyuyamadım çocukların okuma haftası için bir şeyler yapıyorum da"
"Kendini bu kadar yorma gözlerinde şişmiş hem"
"Geçer ya boşver hem senin ne işin var okulda bir şey mi oldu."
"Dün okula biri girmiş herhalde arka tarafım camını kırmış. Onu bakmaya gideceğim bir de civar köylere soracağım yabacı biri var mı diye"
Dün yaşadıklarımı söylese miydim acaba belki biraz yardımcı olurdum.
"Kadir ben sana bir şey diyeceğim." Başını saliselik yoldan ayırdı ve bana baktı. "Söyle seni dinliyorum."
"Şey ben dün çocukları gönderdikten sonra biraz daha okulda kaldım. Öğretmenler odasında bugün olacak Veli toplantısı için aileri arayıp haber verdim. Sonra işim bitince bende toparlandım. Ama o sırada bir kırılma sesi geldi."
Aniden bana dönmüş ve kaşları çatılmıştı. "Eee sonra sonra ne oldu!"
"Sonra biraz daha yakında geldi. Bende camdan dışarı baktığım kimse yoktu. Tam pencereyi kapatacakken bu sefer daha yakında gelmesiyle korktum camdan atlayıp okuldan koşarak çıktım."
Arabanın ani durması işe öne doğru savrulmuştum. "Sen bana bunu şimdi mi söylüyorsun."
"Yani bende bir şey anlamdım zaten yeterince korktum eve nasıl geldiğimi anlamadım bile"
"Tamam da ben sana bir şey demesem sen bana anlatmayacaktın bile hemde bu kadar önemli bir konu!"
Derin bir sessizlik oluştu araba da zaten göğüsümde ki ağrı hala varken nefes alamıyordum. "Saat kaç gibiydi peki"
"Sanırım dört dört çeyrek civarıydı."
Kemerini çözüp arabadan indi. Ben onu izlerken o telefonunu çıkardı ve birini aradı. Telefonda ki kişi ile hararetle konuşuyor bir şeyler anlatıyordu.
Bir süre daha konuşunca arabaya bindi. "Okula bir grup asker gelecek güvenlik için hemde arama için"
Dediklerine sadece başımı sallamıştım. Ufacık bir olaydan bu kadar etkilenmem normal mi bilmiyordum ama kendimi rahat hissetmiyordum.
"Gece korkudan uyuyamadın değil mi? Gözlerin bu yüzden şiş ve kızarık. Niye Nazlı niye söylemedin."
"Bilmiyorum zaten yeterince korktum önemsiz diye düşündüm." Sinirle nefes verip arabayı tekrar çalıştırdı. Yol boyunca sadece yol izlemiş ve arada direksiyonu sıkan ellerine bakmıştım.
Okula geldiğimizde arabayı avluya park etmişti. Önce kemerimi çözüp arabanda indim. Çantamı omzuma takıp Kadir'in yanına geçtim. Birlikte okula girdik. Beraber öğretmenler odasına doğru yürürken odanın dışında Hacer ve iki asker vardı.
Askerler Kadiri gördüğü gibi hemen selam vermişlerdi. "Hoş geldiniz komutanım"
"Hoşg eldin Kadir"
- Gereksiz konuştu ama konuya dönelim biz
"Hoş bulduk hoş bulduk siz bir şeyler bulabildiniz mi?"
"Komutanım bir kaç arkadaş şimdi içerden bir kaç parmak izi aldı. Öğretmen hanımım dolabını dağıtmış bir kaç eşyasını kırmış."
"Ne benim dolabım mı neden yani?" Belki sorum saçmaydı Ama bilerek benim eşyalarımın dağıtılması kırılması bir sebebi olması gerekti.
"Yani sadece sizin dolabınız ve bir kaç eşyanıza dokunulmuş onun dışında diğer yerler oldukça sağlam dokunulmamış."
"Önemli bir eşyan mı vardı yoksa bakalım hemen istersen." Kadir'in sorusu ile ona doğru döndüm.
"Hayır önemli bir şeyim yok da sadece beni eşyalarıma dokunulması garip geldi."
"Kimin kuyruğuna bastıysan artık"
"Ne diyorsun ya sen kimin kuyruğuna basmışım ben zaten senin gibi biri olduktan sonra düşmana gerek yok sen varsın ya!"
"Ben ne yapmışım milleti içeri attırdın elbet acısı çıkacaktı ne zannettin sen"
"HACER SUS ARTIK!"
"Nerden susac-"
"SUS Kİ DAHA KÖTÜ ŞEYLER OLMASIN SUS Kİ BABAN BU KONUŞMANI DUYMASIN!"
Daha fazla yanlarında durmayıp içeri girdiğim de her yerin her yerde olduğunu gördüm. Tüm eşyalarım yerdeydi. Etrafa bakarken Kadir de yanıma geldi.
"Eşyalara dokunma sakın eğer bir şey alacaksan peçeteyle falan al." Başımı salladım. Yere saçılan eşyalar arasında eniştemin öğretmen olduğumu öğrendiğim de bana aldığı kalemimi arıyordum.
"Bir şey mi arıyorsun."
"Şey eniştemin hediyesi vardı taşlı bir kalem onu arıyorum."
"Tamam bende bakayım belki şuralara gitmiştir." Kadir cam tarafına doğru gitmiş yerlere bakarken bende dolabımın alt tarafıma eğilmiştim.
Gözüme çarpan ışıltı ile elimi uzatmıştım ki Kadir'in söyledikleri geldi aklıma hemen ayağa kalkıp arka tezgahtan bir parça peçete aldım. Geri eğilip kalemi üstten tutup elime aldım. Peçeteyle güzelce sildikten sonra ayağa kalkacakken bu sefer gözüme takılan bir kağıt parçasıydı.
Kırmızı renkte olan kağıdı uzanıp dolabın altından çıkardım. Üzerindeki her bir kelime göğüsümde ki ağrıyı tetiklerken ellerim ufaktan titremeye başlamıştı.
"K-Kadir"
"Efendim"
Kadir bana doğru gelip tam karşımda durdu. "Buldun mu?" Ona cevap verecek gücüm bile yoktu. Sadece kendimi korumak istemem ya da çabalamamın sonucu bu olmamalıydı. Bu kağıttaki cümleyi yazdıran ve yazanı da çok iyi biliyordum oydu intikamını hıncını almadan durmayacaktı.
Kadir bir şeyler olduğunu anlamış olmalı elimdeki kağıdı çekti. Gözlerini saliselik kağıtta gezdirdikten sonra bana baktı. Korkan çaresiz gözlerime
"YAVUZZ!"
Gözlerimi kapatıp derin nefes verdiğim de sol gözümden yaş akmıştı.
"Buyurun komutanım"
"Hemen hemen bu işi kimin yaptırdığını kimin girdiğini parmak izlerinin kime ait olduğu vesaire her şeyi bilmek istiyorum!"
"Daha eğlenecektik yavru Ceylan niye kaçtın. Hem bu iki oldu bir daha yakalarsam bu sefer bırakmam."
Bölüm Sonu...