3.Bölüm

2603 Words
Ben Evet yeni hayatıma bir bir adımlar atmaya devam ediyordum. Kendimi ve etrafımdakileri mutlu etmeyi seviyordum. Bu yüzden üstün el yeteneklerim ile çocuklarımı sevindirecektim. Sabah yine erkenden kalkmıştım. Umarım okul açılmadan güzel bir uyku çekerdim. Çünkü okul ile ilgilendiğim için bu aralar erken kalkacaktım. Ama şu an önceliğim uyku değildi. Şimdi ise üstümü giyiniyordum. Altıma siyah taytımı giydim. Üstüne de beyaz düz tişört ve hırkamı giydim. Sonuçta boya yapacaktım. Hem rahat olmam gerekiyordu hem de boya yapacağım için elbise giyecek halim yoktu ya bende spor ve rahat edeceğim kıyafetlerimi giydim. Saçlarımı yukarıdan sıkı bir at kuyruğu yaptım. Sonunda hazır olduktan sonra odamı hafiften toparlayıp mutfağa geçtim. Hızlıca küçük bir sandviç hazırladım. İçecek olarak da bir bardak meyve suyu koymuştum. İkisini bitirdikten sonra banyoya gidip dişlerimi fırçaladım. Makyaj yapmamıştım sadece biraz yüzümü toparlamak için kirpiklerime rimel yanaklarıma da hafif allık sürmüştüm. Doğal bir kızarıklık vermiştim. Oh artık tamamen hazırdım. Şimdi ki görev evden çıkmak ve Kadirin yanına gitmekti. Yanıma çanta almamıştım sadece telefonumu ve evin anahtarları almıştım. Kapıya çıkınca beyaz spor ayakkabılarımı giydim. Bağcığımı da bağladıktan sonra kapıyı da dikkatli bir şekilde kilitledim. Ve sonundan evden çıkmıştım binanın önüne geldiğimde kimse yoktu. Acaba aşağıya inerken kapısına vursa mıydım ki? Ani bir karar ile İndiğim merdivenleri geri çıkıyordum. Ama bir ses duydum. Kapı sesiydi arkasından da sert adım sesleri de geliyordu. Kadir olduğunu tahmin ederken hızlıca merdivenleri koşarak inmeye başladım. Son basamakta ayağım takılmış Ama merdivenin demirlerine tutunup ayakta kalmıştım ama bileğimi burkmuştum. Kapının önüne çıkıp onu beklemeye başladım. Bileğimde hafif bir sızı vardı. Ufaktan hareket ettirmeye çalıştığımda ağrıması ile yüzümü ekşittim. "Günaydın" onun sesi ile arkamı dönmüştüm. Onu baştan aşağıya süzdüğümde siyah tişört ve yine siyah bir eşofman giymişti. Oda aynı şekilde bana bakıyor yada süzüyordu. "Günaydın" gülümseyerek cevap vermiştim. "Erken çıkmışsın" "Evet erkenden kalkınca hazırlandım falan Ama iki dakika falan oldu bende yeni indim sayılır." "Hadi o zaman bekleme arabaya geçelim" tabi geçeriz bu ayakla çok güzel giderdim zaten ben of salak nazlı salak iki dakika beklesen adam zaten gelecek sen niye çıkıyorsun ki yada niye kaçıyorsun adamdan al sana mükemmel bir sonuç bileğini burktun. O önden giderken ben arkadan yavaşça ilerliyordum. Hıhı ilerliyorsun resmen topallıyorsun Nazlı kendi halime acırken Kadir aniden dönüp bana bakmıştı. "Bir sorun mı var" hadi buna da bir cevap bul bakalım Nazlı Hanım "Iıı şey bileğim ağrıyor sanırım kramp girdi." Benden önde olduğu için geri dönüp yanıma geldi. "Neden baştan söylemedin yardım ederdim ben" Bir elini aniden belime koymuştu. Bir dakika belime mi koymuştu? Ne evet koydu hem de fena koydu yani elini belime koydu. "Bilmiyorum ki şimdi oldu." Senden kaçarken oldu diyemeyeceğim için mecbur bahane lazımdı. "Gel arabaya binelim de bakalım bileğine" sadece başımı sallayıp birlikte arabaya ilerledik. Tabi elleri belimden ayrılmadı. Kadir eşofmanın cebinden anahtarları çıkarıp kapıları açtı. Ön koltuğa Kadirin yardımı ile oturmuştum. "Ver bakalım bileğini" Ayağımı kendine doğru çekmişti. Ayakkabımı ayağımdan çıkardı. Giydiğim uzun çorabı bileğimi görebilmek için aşağıya çekti. Ortaya çıkan görüntü ise kızarmış bir bilekti. "Sanırım bu kramp değil baksana kızarmış belki burkulmuştur. Bir yere vurmadın değil mi?" ''Ah hayır yada fark etmedim sanırım" At kızım iyi yalan atıyorsun sen. "Arabada ilk yardım çantasında kremle bandaj olacaktı bekle" Bu ayağım ile bir yere gidemeyeceğime göre başımı sallayınca oda bagaja gitmişti. Geri geldiğinde elimde krem ve bandaj vardı. İlk önce kremin kapağını açıp kızarmış olan yere yavaşça sürmeye başladı. "Acıyor mu?" "Yani çok değil" kremi iyice sürüp yedirdikten sonra bandajı güzelce bileğime sarmıştı. Çorabımı ve ayakkabımı yardımı ile geri giymiştim. "Teşekkür ederim.''" "Rica ederim öğretmen hanım her zaman" Aa ne oldu buna böyle normalde ters bakış atardı. Hayret karşılık verdi. Koltuğa iyice yerleşip kemerini taktım. Kadirde gelince arabayı çalıştırdı. "Bu ayakla bir şey yapacağını pek zannetmiyorum bence ben seni eve geri bırakayım." "Hiç gerek yok ben bunun üstesinden gelirim de sen umarım duvarları güzelce boyayabilirsin." Biraz alaycı bir ifade ile konuşmuştum. "Görelim bakalım nasıl boyuyorsun. Ama sakın günün sonunda sen daha bir duvar boyamadığını görmeyeyim." Hımm o zaman güzel bir iddaya girebilirdik. "Hım o zaman iddaya girelim mi?" "Ne iddası bu" Bakışlarını yoldan ayırmazken sadece bir saniyeliğine bana çevirmişti. " Eğer ben akşama kadar senden fazla duvar bitirirsem istediğim bir şeyi yapacaksın Ama bitiremezsem o zaman ben istediğin bir şeyi yapacağım. Kabul mü?" Merakla ona bakıyordum. Sadece tek hatam düşünmeden teklif etmemdi ya benden hiç düşünmediğim bir şey isterse ya ben kazanırsam ne istesem ki of nazlı yine kendi salaklığına düştün. "Peki tamam kabul ediyorum. Ama öğretmen hanım ben biraz sert oynarım sakın pes etme sonra" Bir de bana meydan okuyordu. "Hiç merak etmeyin yüzbaşım ben de kolay kolay pes etmem." Daha sonra pek konuşmamıştık. Araba ile okulun avlusuna girince kemerimi çözdüm. Avluda sıraya dizilmiş rahat 15 tane asker vardı. Hepsinin altında kamuflaj pantolon üstlerinde ise siyah tişört vardı He birde unutmadan boyunlarında künyeleri vardı. Anladığım kadarıyla benim artık askerlere karşı bir ilgim vardı. Arabanın kapısını açıp yavaşça indim. Burkulan ayağımın üstüne basınca yüzümü ekşitmiştim. Zaten tam da zamanın da ayağım burkulmuştu. Kapıyı arkamdan kapattıktan sonra yavaş adımlarla ilerledim. Yanıma sinen gölge ile başımı çevirdiğimde Kadir olduğunu görmüştüm. Düşünün adamın gölgesi bile beni kaplıyordu. Neyse işimize dönelim biz en iyisi. Askerlerin yanına gelince Oğuz ve Ahmet'i de görmüştüm. Onlara gülümseyip el sallamıştım. Onlarda bana gülümseyip baş selamı vermişlerdi. Kadir sesli bir şekilde boğazını temizlemiş sonra da emirler vermeye başlamıştı. "İlk önce okulun havlusunu süpürülüp çöpler toplanacak. Daha sonra bagajdaki boyaları ve fırçaları alın. İkişerli gruplar halinde de okulun duvarlarını iç dış boyayın!" Askerler aldıkları emirleri yerine getirmeye başlamışlardı. Bazıları ellerine fırçaları almış diğerleri de el ile alınabilecek çöpleri toplamaya başlamışlardı. Bende ilk önce eldiven giydikten sonra elime siyah çöp poşetini aldım. Her ne kadar ayağım burkulsa da elimden geldiğince çabalamaya başladım. Elimdeki poşet neredeyse dolmuştu. Resmen topallıyordum. Üstüne basınca acıyor ve sızlıyordu. Arada bir durup dinleniyor sonra devam ediyordum. Son çöpü de aldım. Elimdeki eldivenleri de atıp poşetin ağzını bağlayıp diğerlerinin yanına attım. Beton avlu tamamen süpürülmüş ve çöplerden arınmıştı. Ahmet , Oğuz ve 2 asker okulun giriş ve katlarını yıkıyor siliyordu. Kadir ve diğerleri de duvarlara geçmişlerdi bende okulun banklarına cila atıyordum. Yağmur, kar, güneş demden oldukça kirli olan bankları güzelce temizlemiştim. Elimdeki fırça ilk banklara baştan sona cilayı atmış parlak bir görüntü sağlamıştım. Zaten 3 tane bank vardı 1 saate bitirmiştim. Ve bende bitmiştim. Ayağımda artık ağrımaya başlamıştı bu yüzden yerdeki taşa oturup ayağımı uzattım. Hem bileğim ağrıyor hem de acıkmıştım. Kadirde ortalarda gözükmüyordu. Yani insan bir gelir iyi misin nasıl oldun der Ama yok maşallah adam öküz gibi idda uğruna beni unutmuştu resmen benden fazla duvar boyamak için hiç ara vermiyordu. Hem ben ya ben beni nasıl unutur ya bir kere çok dikkat çekiyorum saçlarım turuncu saçlarım onlarda mı işe yaramıyordu. Yani beni unutmak mümkün olmaması lazım. Zaten sıcaklamıştım. At kuyruğu yaptığım saçlarım dağılmıştı. Bu yüzden açıp tekrar toplayacaktım. Tepemdeki güneş yüzünden gözlerimi tam açamıyordum. "Güneşcim keşke biraz gitsen de biz biraz rahatlasak ya" Güneşe olan isyanıma devam ediyordum belki beni dinlerde biraz gider diye... "Hayır yani bu kadar sıcak olmana gerek yok. Yandık piştik burada hem sayende midem karnıma yapıştı." "Güneş ile konuşanı da ilk defa duyuyorum." Aniden Kadirin sesi ile sıçramıştım. Başımı güneşten zar zor kaldırıp kadire döndüm elinde tost ve meyve suyu vardı. Sanırım içimi okumuştu bu adam ya nasıl acıkmıştım. "Ne olmuş güneşle konuştuysam alt tarafı itiraz ettim yani" Yine her zamanki gibi söylediklerime kahkaha atmıştı. Yanıma oturunca bende hafif den kayıp ona yer açtım tabi ne kadar açabilirsem. "Al bakalım karnın acıkmıştır belki" Tost ve meyve suyunu bana doğru uzattı. "Teşekkür ederim Ama sen yemeyecek misin ?" "Biz Hacer Hanımla birlikte yedi. Sende acıkmışsındır diye getirdim sana" "İstemem sağ ol yemeyeceğim" Ellerini itekleyip kollarını bağlamıştım. "Neden ne oldu şimdi acıkmadın mı?" Sayende iştah kaldı sanki hem boş ver Nazlı adam istediği kişi ile yer sana ne yani! "İştahım kaçtı gerek yok. Zaten işlerim var benim" Ayağım ağrıdığı için yerden destek alarak yavaşça kalktım. Azda olsa topallayarak askerlerin boyamış olduğu duvara gittim. Onu da arkamda bırakmıştım. Şimdi sıra duvarları süslemekteydi. Sanırım akşama kadar çizip anca boyardık askerlerle. Çizime başlamam gerekiyordu Ama güneşten de korunmam lazımdı yoksa sıcaktan bayılacaktım. "Kolay gelsin öğretmenim." Sağ tarafsan gelen sesle başımı çevirdim. Bu Ahmet'ti onu tanıyordum. "Sağ ol teşekkür ederim Ama bana Nazlı de öğretmenim biraz komik oluyor." "Öyle tabi Ama ne diyeceğimi bilemedim bende öyle seslendim." Aslında mesleğim ile bende çok seviyordum ve böyle dile getirilmesi benim çok hoşuma gidiyordu. "Olsun sen istediğini de sana bir şey soracağım şu şapkadan başka var mı? Hava çok sıcak çizimler bitene kadar bir korumaya ihtiyacım var." Başındaki şapkayı işaret ettiğim anlayınca hemen çıkardı. Kamuflaj deseninde ve önünde Türk bayrağı arması vardı. "Var ben hemen getireyim siz bekleyin." Koşarak yanımdan uzaklaştı. Bende o gelene kadar çizime başladım. 2-3 dakika içinde Ahmet yanıma gelmişti. Elindeki şapkayı bana doğru uzattı. " Teşekkür ederim Ahmet" Şapkayı güzelce başıma göre ayarlayıp at kuyruğumdan geçirerek taktım. "Rica ederim Nazlı öğretmenim başka bir isteğin var mıdır?" Ben çizmeye devam ederken o da boyaya bilirdi. Bence yardım ederdi bana ya. "Aslında bana yardım edebilirsin. Ben çizerken sende boyar mısın? Ama dikkatli yani taşırmadan." Ahmet istekli bir şekilde hemen atıldı. ''Elbette ben Oğuz'u da alıp geleyim biz güzelce boyarız. Merak etmeyin" Yine koşarak yanımdan ayrıldı. Artık daha fazla oyalanmadan çizmeye devam ettim. Üçümüz iyi bir takım olmuştuk. Ve okulun iç dış duvarı bitmişti. Ve bende sabahtan beri yemek yememiş sadece su içmiştim. Saat 5 olmuş hava biraz olsun serinlemişti. Ve şapkamda beni güneşten çok iyi korumuştu. Şimdi Ahmet ,Oğuz ve ben banka oturmuş elimizdeki soğuk içecekler ile yaptığımız şahesere bakıyorduk. "Nazlı öğretmenin sizde de ne yetenekler varmış. Vallahi duvarlar efsane oldu." Sabahtan beri beni övüyorlardı nazar değecek diye korkuyordum. Ama komik sempatik çocuklardı. ''Rica ederim de siz de yardımcı oldunuz bana hem acıkmadınız mı?" Biraz daha yemek yemesem tansiyonum düşecekti. "Biz hemen bir şeyler alırız hallederiz öğretmenim" İkisi de aniden bankadan kalkıp gittiler. Umarım güzel şeyler bulurlardı. Ve bu minnoş midem doyardı. Karnım guruldamaya başlamıştı. Su içmekten de artık içim bulanmıştı. Başımı kaldırdığım da Ahmet ve Oğuz geliyordu. Ellerindeki döner ve ayranla hiii nasıl da özlemiştim. Resmen kokusu burnuma geliyordu. Yanıma yaklaşınca ellerindekileri bana uzattılar. "Buyurun öğretmenim afiyet olsun." Elinden ayran ve döneri aldım. "Teşekkür ederim çok sağ olun." Geri yerlerine yanıma oturmuşlardı. Elimdeki ayranı çalkalayıp açtık ardından da kağıda sarılı olan döneri de açtım. "Nereden buldunuz bunları etrafta hiç dönerci falan yoktu." "Komutanımız söylemiş Nazlı öğretmenim" Öküz acıktığımızı sonunda akıl etmişti. Acaba sabah girdiğimiz idda ne olacaktı. Üç tane duvarı bitirmiştim umarım beni geçmezdi. Gerçi geçse bile benden ne isteyecekti ki dimi yani 1.73 boyundaki bir kadından. Yada ben kazanırsam ne isteyecektim hiç düşünmemiştim. Neyse canım ya bulurum ben bir şeyler. Dönerin son parçasını da ağzıma attım ardından da ayranımı içip bitirdim. İkisi de aynı anda bitmişti bu mükemmel bir his veriyordu insana "Tekrar teşekkür ederim." "Rica ederiz Nazlı öğretmenim de bizde değil komutanımıza edin isterseniz ." Oldu çok bekler o hem teşekkür etmemden de pek hoşlanmaz kendisi ya "Gerek yok siz iletirsiniz ona teşekkürümü olur mu?" İkisi de bana anlamaz şekilde bakıyorlardı. Onlardan bir cevap beklediğimi anlamış olmalı ki başlarını salladılar. Onların yanından kalkıp elimdeki çöpleri poşete attım. Askerler hala boya yapıyorlardı. Onlardan biraz uzaklaştım. Hem sabahtan beri teyzemi de aramamıştım. En iyisi onu arayıp biraz sohbet etmeliyim. Rehberden teyzemin numarasını bulup aradım. Teyzem "Alo teyzem nasılsın" "Sen arayınca daha iyi oldum. Kızım sen nasılsın iyi misin?" "İyiyim Allah'a şükür teyzem okulun bir kaç ihtiyacını hallediyoruz. Sana dün söylemiştim ya boya yapılacak diye askerler birlikte yapıyoruz." "Dikkatli ol kızım sakın belaya falan bulaşma tamam mı hem söyle bakayım var mı askerlerden gözüke kestirdiğin." "Aman sende teyze ne işim var ben işimde gücümdeyim. Hem sanki her işim bitti de onlara bakmak mı kaldı." "Yani kızım göz hakkıdır sonuçta şöyle arada bir bak belki bir talip bir eş bulursun." "Ee Teyze başka ne var ne yok şu konuyu biraz değiştirelim ." ••• Biraz daha teyzem ile konuştuktan sonra telefonu kapattım. Artık işime geri dönmeme gerekiyordu Ama ayağım acısı git gide arttığı için artık ayakta duracak halim kalmamıştı. Arkadaki taşa oturup bandajlı bileğimi açtım. Sabaha göre daha da kızarmış üstüne hafif morarmaya başlamıştı. En iyisi bugünü burada bırakıp eve gitmeliydim. Yada biraz daha dayanmalıydım. "Bileğinin üstüne daha çok basma hadi eve git." Sesin sahibini çok iyi biliyordum. İki günde ona alışmış sesini tanımıştım. Başımı kaldırıp gözlerimi ona kenetledim. "Gerek yok işimi yarım bırakmam bitirip öyle giderim." Ona inat gitmeyecektim. Burada kalmam lazımdı. "İyi o zaman bu gidişle 1 hafta yatar ayağa kalkamazsın." Gözümü mü korkutmaya çalışıyordu. Acaba dediği doğrumu okulun ilk haftası yatacak değilim ya buraya yatmaya değil çalışmaya gelmiştim. "Sana ne istersem 1 ay yatarım. Hem ne o doktor mu oldun şimdi de her şeyi biliyormuşsun gibi." "Baştan desene buraya yatmaya geldim diye çalışmaya ayağına tatil yapmaya." Hii bana çıkarcı diyordu. Sinirlerim zaten bozulmuştu birde bana çıkarcı iması yapıyordu. Aniden ayağa kalkmam ile geri düşmüştüm. Evet düşmüştüm o ayı beni tutmamıştı yani yetişememişti. Benden böyle bir tepki beklemiyordu O da şaşırmıştı. Yere sert düştüğüm için ellerim acımış ve bileğim sızlamıştı. "Ahhh" Sesim tüm bahçede yankılanmıştı. Acının etkisi ile hem çığlık atmış hem de gözlerim dolmuştu. Kadir beni tutamayınca hemen yere çöküp ellerimi tuttu. Avuç içlerime bakıp kontrol ediyordu. "Nazlı iyi misin canın yandı mı?" Ağlamak istemiyordum bu kadar dayanıksız değildim tabi ki de "Nazlı iyi misin dedim. Nazlı" Başımı aşağı yukarı salladım. "İyiyim beni kaldırır mısın?" Başımı kaldırmamıştım gözlerimi görsün istemiyordum. Elimi ona doğru uzattım. Ama o elimi tutmayıp beni kucakladı. "Ah! Ne yapıyorsun indir beni" "Beni kaldır dedin Ama nasıl kaldıracağımı söylemedin. O yüzden sus" Bu adam ne kadar akıllıydı ya birde çok uyanıktı. "Tamam bari arkadan gidelim arabaya kimsenin önünden böyle geçmek istemiyorum." Bana anlamaz bir şekilde bakıyordu. "Lütfen arkadan gidelim olur mu ?" Sadece göz devirip yürümeye başladı. Arabaya gelince tek elini cebine atıp anahtar ile kapıları açtı. Evet diğer eli ile de beni tutuyordu. İnanılmaz bir güce ve kasa sahipti resmen beni tek kolu ile taşıyordu. Yavaşça koltuğa bıraktı. Bende koltuğa rahatça oturunca kemerimi taktım. O da yerine oturunca yola çıkmıştık. Yaklaşık 10 dakika içinde lojmana geri dönmüştük. Merdivenleri beraber çıkıyorduk. Eli belimde bana yardımcı oluyordu. Sonunda kapıya gelince cebimdeki anahtarımı çıkardım. ''Buradan sonrasını hallederiz. Sağ ol yardımcı olduğun için" "Bir ihtiyacın olursa iki kere vur yere anlarım ben" "Olacağını sanmıyorum ama neyse aklımda bulunsun." Kadir gülerek arkasını döndü. Ardından da bende kapıyı kapattım. Tam banyoya gidecekken. Kapını çalınması ile geri döndüm açtığımda Kadir karşımda duruyordu. "Bir sorun mu var yüzbaşım" "Kaç tane duvar boyadın." Aa idda vardı değil mi ? umarım bende fazla duvar boyamamıştır. "Tamı tamına 3 sen peki" Kaşları havaya kalkmıştı. Benden böyle bir şey beklemiyordu. "Maalesef bende tamı tamına 6 tane duvar boyadım." "Oha çüş makine misin ya insanım ben ya 6 tane ne demek az insaf" Of şimdi benden ne isteyecekti acaba çok merak ediyorum. "Acaba ne istesem sende Ama bana biraz zaman ver zor bir karar çünkü bu" "Tamam istediğin kadar vaktin var. Ama her ne isteyeceksen ayağım iyileşsin sonra olur mu çünkü bu hale istediğini yapamam." Belki biraz duygu sömürüsü yapsam anlaşılmazdı. Hem çok ağır bir şey vermezdi. "Bakarız ne yaptıracağım belli olmaz." "Başka bir diyeceğim var mı? Artık duş almam gerek de gitmeliyim yani" Ayakta duramıyordum artık çünkü bileğim ağrıyordu. "Yardım falan olursa ben gel- " ne demek istediğini o da fark edince surat ifadesi hemen değişmiş ve bir anda sert adımlar ile merdivenlerden inmişti. Bende kapıda daha fazla durmayıp içeri geçtim. Kahkaha atmak istiyordum Ama alt katımda olduğu için sesim gider diye endişeleniyordum. Güzel bir banyo sonrası bileğime gerekli ilaçları sürmüştüm. Ve şimdi yatağımda uzanıyordum. Bu olanları düşününce gayet iyi ama sadece Kadir'in Cimri kadın ile yemek yemesi beni sinir ediyordu. Yatağa iyice dokumadan önce yere bir kere vurdum. "İyi geceler yüzbaşı" bugünün teşekkürünü bu şekilde verdikten biraz kitap okudum sonra artık uyuya bilirdim. Çalıkuşu; Bence, gönül güzelliği; göz, yüz güzelliğinden daha iyi bir şey. Bölüm Sonu...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD