Ay bugün çok heyecanlıydım. Çünkü bugün okulda ilk günüm olacaktı. Öğrencilerim ile de ilk defa tanışacak ve onlarla bağ kuracaktım. Bugün onlarla iyi anlaşmalı ve beni sevmelerini sağlamalıydım. Böylelikle birbirimize alışmaya başlardık. Bileğimin durumuna gelirsek de şimdi daha iyiydi. İyileşmişti ve rahatça üstüne basıp yürüyordum. Ayrıca topuklu ayakkabı bile giyebiliyordum. Hem özlemiştim onları giymeyi. Sesini bile özlemiştim kızlarımın ben ya
Ayağım üç gün içerisinde iyice iyileşince okulu da askerler ile bitirmiştik. O kadar güzel olmuştu ki çocuklar bayılacaktı. Umarım beğenirlerdi. Şimdi ise hazırlanmaya başlamıştım. Sabah erken kalkmış güzel bir banyo yapmış. Sonrasında da saçlarımı da doğal bir maşa yapmıştım. Kıyafet olarak da sonbahar renginin tonları olan kiremit renginde paça kısımları bol kumaş Pantolonumu , üstüne de v yaka beyaz bluzumu giydim. Oldukça güzel olmuştu. Ayakkabı olarak da tabi ki de topuklu giyecektim. Üstüme de ince bir trençkot aldım.
Unutmadan da çocuklara aldığım küçük atıştırmalıkları da aldıktan sonra hazırdım. Artık evden de çıkmış kapıyı da kilitlemiştim. merdivenlerden bu kez dikkatli iniyordum. Alt kata gelince Kadirin kapısının önünde durdum. Beni eve bıraktıktan sonra göreve gitmişti. Şimdi günleri saydığımdan değil de tamı tamına bugünle birlikte altı gündür yoktu. Acaba daha uzun sürer miydi? Neyse Lojmandan çıkıp girişe geldiğim de Ahmet ve Oğuz beni bekliyorlardı. ilk günüm olduğu için onlar bırakacaklardı. Bu bir kaç gün içinde bana oldukça yardımcı olmuşlardı. Ve bende onlara söz vermiştim. Onlara yemeğe davet edecektim. Tabi Kadirin bu durumdan haberi yoktu. Çünkü görevde olduğu için gelemeyecekti. Bizde arabaya binip yola koyulduk. İlk günden geç kalamazdım. O cimri Hacerin ağzına da laf veremezdim.
''Nazlı öğretmenim bizi ne zaman yemeğe davet edeceksiniz acaba" Oğuzun bana böyle hitap etmesi çok komiğime gidiyordu. ''Biraz okula alışayım düzenim iyice otursun o zaman'' Hem evde bir kaç eksiğimde vardı. Bu yüzden onları biraz bekleteceğim. (Ama asla kadir için değil yani) ''Umarım bizi oyalamıyorsunuzdur Nazlı öğretmenim.''
"Olur mu hiç öyle şey evimi iyice yerleşeyim ilk sizi alacağım zaten sözüm söz."
"Bizimde bu kadar ısrar etme sebebiz ne zamandır bir ev yemeği yemedik ondan Nazlı öğretmenim zorlamak istemeyiz." Evet acaba Kadirde özlemiş midir? Aman Nazlı konuyu dağıtma Ahmet ve Oğuza odaklan sakin "yok ya ne zorlaması ben zaten teklif ettim size söz en yakın zamanda yapacağım." Okula gelmiştik. Bu yüzden kemeri çözdüm. Saçlarım düzenleyip arkaya attım. "Son bir şey soracağım Nazlı öğretmenim yabancı mısınız? Yani bu saçlar nereden geliyor."
Hayatımın her anında bu soruyla karşılaşıyordum. Herkes merak ediyordu. Ama kendimde en sevdiğim şey saçlarımdı. Bunlar bana annemin yadigarıydı aynı saç rengi, göz rengi ve ten rengimiz birebir aynıydı. Ben onun kopyasıydım. "Yanlış anlama meraktan sorduk da"
"Ah tabi ki yanlış anlamam normal bir soru bu herkes merak edip soruyor. Saçlarım da annemden geliyor. Annem İrlandalı'dı." İkisi de şaşırmışlardı. Gözlerini açmış bana bakıyorlardı. " Ne hiç göçmen görmediniz mi? Neyse ben size bunu daha sonra detaylı anlatırım yoksa geç kalacağım." Hemen kemerimi çözüp arabadan indim. Onlara el sallayıp okula girecekken korna sesi ile arkamı döndüm. İkisi de camdan çıkmış bana el sallıyorlardı. "İyi dersler Nazlı Öğretmenim" Ahmet den sonra hemen Oğuz da konuşmuştu.
" Dikkat edin Nazlı öğretmenim"
İkisi de gerçekten deliydi. Onlara tekrar el sallayıp okula girdim. İlk önce öğretmenler odasına uğradım. İçeri girdiğimde Malum cimri Hacer Hanım da buradaydı. Neyse biz selamımızı verelim değil mi? "Günaydın" geldiğimi yeni fark etmiş olmalı ki arkasını döndü. Ve hiç de sevimli olmayan bir gülümseme ile karşılık verdi. "Günaydın Nazlıcım erkencisin ben geç kalırsın diye tahmin etmiştim." Bak sabah sabah laf sokuyor ya
" Ama bende size dakik biri olduğumu söyledim." Bana ait olan dolaba doğru ilerleyip kapağını açtım. Önce trençkotumu astım. Sonra da çantamı dolaba koydum. Sadece Çocuklara aldığım atıştırmalık, ve boyama kitaplarının olduğu poşeti ve telefonumu aldım.
"Bence bunlar gereksiz yani çocuklara bunlar ile mi sevdireceksin kendini"
Umarım ben bu kadını bir gün çok fena döverim. Ama şimdi değil Nazlı şimdi değil. " Kendimi sevdirmek için değil onları mutlu etmek için yapıyorum. Ee malum çocuklar hiç böyle hediyeler almamışlardır. Keşke sizde zamanında biraz paraya kıyıp çocuklara alsaydınız. Neyse ben ilk dersime geç kalmayayım size de iyi dersler dilerim."
Oh içime su serpilmişti. Ağzının payını umarım almış ve benimle ilgili bir daha böyle konuşmazdı. Neyse sınıfın önüne gelmiştim. Ve içeriden gelen sesler ilerde başımı ağrıta bilirdi Ama şimdi huzur verici geliyordu. Tüm kötü düşünceyi ve enerjimi bir tarafa bırakıp sınıfın kapısını açtım. Hepsini anında susmuş beni izliyorlardı. Zaten gülümsemek için zor dururken artık kendimi rahat bırakıp çocuklara gülümseyip içeri girdim.
Kapıyı arkamdan kapatıp önce masaya elimdeki poşetleri bıraktım ardından yeşil tahtanın önüne geçtim. Ayakta olanlar anında yerlerine geçmiş beni izliyorlardı. Artık bu kadar sessizlik yeter konuşmanın zamanı gelmişti.
"Merhabalar çocuklar ben Nazlı sizin yeni Öğretmeninizim."
"Nasıl yani Hacer öğretmenimiz girmeyecek mi artık bize" arka sırada oturan gözlüklü saçları iki yandan örülmüş minik öğrencimin sorusu ile ona bakmıştım. "Şey öğretmenim özür dilerim parmak kaldırmadan konuştum."
"Hiç önemli değil ve evet artık Hacer öğretmenimiz yerine ben gireceğim derslerinize" sınıftaki herkes birbirine bakıp aniden çığlık atmaya başlamışlardı. Ne olduğunu anlamamıştım. "Oley iyi ki geldiniz öğretmenim Hacer öğretmenimizden kurtulduk." Hepsi ayağa kalmış resmen sevinç çığlıkları atıyordu. Demek ki tek ben sevmiyormuşum. Çocuklarda onu sevmiyordu.
"Tamam tamam artık hepiniz yerlerinize oturun birlikte konuşalım olur mu?" Hepsi aniden yerlerine oturmuşlardı. "Şimdi söyleyin bakalım neden Hacer öğretmeninizi sevmiyorsunuz." Hepsi aniden parmak kaldırınca şaşırdım. Ne yapmış olmalı ki tüm çocuklar şikayetçi olmuşlardı. "Tamam şöyle yapalım sırayla hepinizi dinleyeceğim sonra da sizinle tanışalım." Hepsi başlarını sallamıştı. "O zamana buradan başlayalım."
Neredeyse yarım saattir çocukları dinliyordum. Bir öğretmen nasıl bu kadar katı olabilir anlamıyordum. Çocuklar derse geç gelince onları dışarıda bekletiyor sonrada defterlerine bir daha yapmayacağım diye yazı yazdırıyormuş. Tuvalete gitmek istediklerinde onlara iki dakika veriyormuş Ama geç kaldıklarında tek ayak üstünde bekletiyormuş. Ödevlerini yapmadıklarında onlara eşyalarını taşıtıyormuş. Ve sadece bunlar bir kaçı çocuklarım daha anlattığı anlatmadığı bir çok şey vardı. "Tamam bence bunlar yeterli artık Hacer öğretmeninizi unutuyorsunuz çünkü artık ben varım ve inanın size ondan daha iyi bakacağım. Şimdi dersin bitmesine iki dakika kalmış. Diğer ders sizinle tanışırım tanışırız olur mu?"
"Olur öğretmenim" Ay yiyeceğim bunları ya çok tatlıydılar. Ders boyunca kapalı olan telefonumu açtığımda mesajlar ekrana yağmıştı. Hepsi teyzemdendi. Ona mesaj yazacağıma hızlıca rehbere girip aradım. "Çocuklar ben kapıdayım. Zil çalınca çıkabilirsiniz."
Zil çalmış ben teyzemle uzunca konuşmuştum. Çocuklarda bahçeye çıkmışlardı. Onlar oyun oynarken Bende sınıfı boş bulmuşken hepsinin sırasına aldığım boyama kitaplarını boya kalemlerini ve evde yapıp paketlediğim kekleri de sıralara koymuştum. Sadece meyve suları kalmıştı Ama onları arabada unutmuştum. Hemen Oğuz'u aradım.
Bu sürede onlarla iyice yakın olduğumuz için birbirimize telefon numaralarımız vermiştik.
Oğuz Asker
"Alo Oğuz"
"Burun Nazlı Öğretmenim"
"Ya seni rahatsız ediyorum Ama çocuklara almış olduğum meyve sularını arabada unutmuşum onları getirir misin?"
"Elbette getiririm Nazlı öğretmenim 5 dakikaya oradayım."
"Tamam bekliyorum ben görüşürüz."
•••
Bahçeye çıkmış Oğuzu bekliyordum. Saate baktığımda beş dakikayı geçmişti ve birazdan zil çalacaktı. Camdan bakarken okulun avlusuna Oğuzun arabasını geldiğini görünce hızlıca sınıftan çıktım. Bahçeye çıktığımda etrafta koşuşan çocukları görünce gülümsemiştim. Kendi hallerinde ne güzel eğleniyorlardı. Arabaya doğru ilerledim. Sürücü kapısının açılması ile Oğuz arabadan indi. "Çok sağ ol Oğuz ya senide uğraştırdım."
"Önemli değil Nazlı öğretmenim hem bende beş dakikaya gelirim dedim Ama kusura bakma Albayımız Kemal ve Kadir yüzbaşım görevden geldi. Ondan geciktim."
Kadir görevden dönmüş müydü? Acaba bir yarası var mıydı ya gerçi olsa ne olacak ben mi tedavi edecektim. "Aa öyle mi ayrıca Kemal yani Albay Kemal Hacer'in babası değil mi?"
"Evet öyle uzun zamandır görevdeydi yeni geldi işte" anladım der gibi başımı salladım. Onu tutmam lazımdı. "O zaman ben seni tutmayayım sen ver bana hem zil de çalmadan yerlerine bırakayım." Meyve suyu kolisini kollarıma aldım. "Tekrar teşekkür ederim Oğuz Ahmet'e falan selam söylersin."
" Baş üstüne Nazlı Öğretmenim görüşürüz." Arkamı dönüp hızlıca okula girdim. Sınıfa girdiğimde Kirazı gördüm. Kiraz ilk derse girdiğimde Artık Hacer Hanımım derse bir daha girmeyecek diye mi sormuştu bana
"Kiraz erken gelmişsin."
"Şey biraz sıkıldım da sınıfa geldim. Bunları siz mi aldınız." Masadaki boyama kitabı , kalemler ve keki işaret etmişti. " Evet sizin için aldım. Bak hatta meyve suyu da aldım istersen beraber dağıtalım mı ?"
"Çok isterim." Hızlıca yanıma gelmişti. Meyve suyu kutusunu açıp içinden çıkardıklarımı ona uzattım. O da sıralara tek tek koydu. "Öğretmenin siz çok güzelsiniz bende büyünce böyle olur muyum? Sizin gibi saçlarım olur mu?"
"Ya çok sağ ol Ama senin saçlarında çok güzel ve büyüdüğünde benden bile güzel olacaksın." Yüzüne göre büyük olan gözlükleri onu çok sevimli gösteriyordu. "Çok teşekkür ederim öğretmenim." Deyip bana sarılmıştı.
Bende karşılık vermiştim.
"Hadi bakalım yerine geç arkadaşlarını çağırayım bende" Sınıftan çıkacakken elimi tutmuştu.
"Öğretmenim benim yerimi değiştirir misiniz? Hacer öğretmenim boyum uzun diye arkaya oturttu Ama ben göremiyorum."
"Elbette değiştiririm seni önlerden bir yere alırız. Ben şimdi gideyim gelicem sende yerine otur bakalım." Sınıftan çıkıp bahçeye doğru ilerledim. Çocuklar kendini oyunlarına kaptırmış oynuyorlardı.
"Evet hadi bakalım teneffüs bitti herkes sınıfa" biraz nazlansalar da sınıfa doğru ilerliyorduk. Kapıyı açınca hepsi sırayla içeri girdiler. Bende girince kapıyı kapattım. Onlara baktığımda hepsi şaşırmış masadaki hediyelerine bakıyorlardı "Öğretmenim bunlar bizim mi?"
"Evet herkesin kendine ait boyama kitabı kalemleri ve yiyecekleri var. Siz de şimdi boyama kitaplarınızı açın ve boyama başlayın bende biraz kendim bahsedeyim sonra sizinle iyice tanışalım olur mu?" Hepsi evet diye bağırmış ardından hemen susmuşlardı. Onların gözlerinin içine baktığımda pırıl pırıl çocuklardı. Benli heyecanla bana bakıyordu. "Evet ben Nazlı sizin yeni sınıf öğretmenizim. Sizin için çok uzaklardan geldim. Ben da-"
"Nasıl yani nereden geldiniz öğretmenim." Meraklı halleri çok hoşuma gidiyordu. Bir yandan beni dinleyip birde boyama yapıyorlardı.
"Balıkesirden geldim yani buraya atandım diyelim." Başka bir parmak daha kalktığında ona söz hakkı verdim. "Peki nerelisiniz öğretmenim."
"Ben Balıkesirliyim." Bunun gibi daha pek bir soru sormuşlardı. Onlarla da tanışmıştım. Sınıfım 20 kişilikti hepsi sessiz sakin akıllı çocuklardı. Tabi aralarında hem en yaramaz hemde en komik Efeydi arkadaşını kekini almıştı. Yani ilk gündem ufak bir sorun çıkmıştı. Artık gitme vakti de gelmişti. Herkes toparlanmaya başlamıştı. Bende eşyalarımı topluyordum.
"Öğretmenim okulumuzu siz boyamışsınız."
Kirazın sesi ile arkamı döndüm. Demek ki öğrenmişlerdi.
"Evet yani asker abileriniz ile birlikte yaptık. Hem beğendiniz mi sizin için yaptım ben bunların hepsini"
"Evet öğretmenim çok güzel olmuş. Bizde yapabilir miyiz ?"
"Elbette hata bu duvarlar biraz eskisin o zaman hep birlikte boyarız eğleniriz. Ama yarından itibaren defterleriniz getirin. Artık bir şeyler öğrenmeye başlayalım." Hepsi kafalarını sallamıştı. "O zaman gitme vakti geldi hadi bakalım."
"Görüşürüz öğretmenim" hepsi ile sarılıp vedalaşmıştım. Bir kaç tane meyve suyu ve kek kalmıştı. Onları da poşete koyup. Sınıftan çıktım. Koridoru dönünce öğretmenler odasının kapısında bekleyen kirazı görünce şaşırmıştım. "Kiraz bir şey mi oldu canım niye buradasın."
"Öğretmenim şey ben"
"Ne oldu söyle bana hadi"
"Şey kek ve meyve suyu varsa alabilir miyim? Evde kardeşim var ona da götürmek istiyorum." Ah kalbini yerim senin ya zaten sınıfta herkes yemişti Ama onun yediğini görmemiştim.
"Elbette bak bu poşette var bunu eve götür kardeşinle birlikte ye tamam mı?"
"Çok teşekkür ederim öğretmenim."
Kiraz okulun çıkışına ilerlerken bende öğretmenler odasına gidip eşyalarımı aldım. Her şey tam olunca okuldan çıktım. Bugün eve kendim dönecektim. Çünkü her gün beni biri bırakıp almayacaktı. Bu yüzden mecbur okulun ilerisindeki durağa yürüyecektim. Tabi ayağımdaki topuklu ile zor olsa da mecbur böyle gidecektim. Sessizce toprak yolda yürürken telefonum çalmıştı. Çantamdan telefonumu çıkardığımda arayan teyzemdi hemen açtım.
Teyzem🖤
"Alo teyzem nasılsın"
"İyiyim kuzum ne yaptın nasıl geçti ilk günün bakalım."
"Tam hayal ettiğim gibi beni sevdiler üstelik o Kadar meraklı ve tatlılar ki bina tutamayıp hepsini ısırıp öpecektim."
"Oy benim yavrum bugünlerini de gördüm yani duydum ya ne kadar mutluyum bir bilsen"
"Bende teyze bende çok mutluyum. Neyse Asya nasıl denemeleri nasıl geçiyor iyi mi derslere kendini veriyor dimi ?"
"Her şey yolunda Asya da çok iyi denemeleri de iyi maşallah"
"Teyze ben şimdi minibüse bineceğim akşam görüntülü konuşuruz hem. Eniştem de gelir bi de senden şu küçükken yaptığımız kurabiyenin tarifi lazım bana yarın çocuklarıma yapacağım da"
"Tamam sen eve geç ben sana söylerim."
"Tamam teyzem hadi görüşürüz Allaha emanet olun."
"Sende yavrum sende Allah'a emanet.
Biraz daha yürüdükten sonra durağa gelmiştim. Birazda burada beklemiştim. Sonumda bir minibüs gelmişti. Tam önümde durduğunda bende binmiştim. "Askeri lojmanın önünden geçiyor değil mi ?"
"Evet ablam buyur geç sen" ortadaki boş yere oturdum. Neyse ki okul ile durak arası on dakikalık bir mesafeydi. Artık kendim gider gelirdim.
"Müsait bir yerde" lojmana gelmiştim. Minibüs durunca indim. Acaba Kadiri görür müydüm yada karşılaşır mıydık ? Hala aklımda olan asıl soru yarası var mıydı yada onunla giden askerlerden biri yaralı mıydı? Onunla ilgili o kadar sorum vardı ki aklımda en iyisi bir an önce onu görsem kafamdaki tüm sorular giderdi. Lojmanın girişine geldiğimde kapına nöbet tutan askerler baş selamı verip içeri girdim. Binaya girdiğimde merdivenlere yönelmiştim.
"Nazlı hanım" isimin çağrılması ile arkamı döndüm. Karnı burnunda hamile biriydi. "Buyurun benim"
Tanımadığım için mesafeli konuşuyordum.
"Mehmet'in eşi Filiz ben bir türlü nasip olmadı tanışmak"
"Ah kusura bakmayın Mehmet bey bahsetmişti." Merdivenlerden inip yanına gittim. "Bizim köy okulunun yeni öğretmeni olmuşsun."
"Evet öyle oldu bende bugün başladım."
"Ay gelmen çok iyi oldu tüm herkes Hacer'den şikayetçiydi bende hiç sevmem iyi ki geldin." Oldukça tatlı bir kadındı konuşma sitili de mimikleri de oldukça komikti.
"Öyle demeyelim diyeceğim ama inanın bende hiç sevmedim." Birlikte biraz daha ayakta sohbet ettikten sonra artık gitme vaktim gelmişti yoksa kurabiye yap paketle uğraştıracaktı beni
"O zaman bir gün sizi kahveye de beklerim daha rahat konuşuruz böyle ayak üstü olmadı."
"Elbette gelenim bana da beklerim. Bir ihtiyaç olursa hamilesin malum yardım ederim." Yedi aylık hamile olduğunu ve erkek bebek beklediğini söylemişti. "Çok sağ ol görüşürüz"
"Görüşürüz" Tekrar merdivenleri geri çıkıp eve gelmiştim. Ayakkabılarımı da çıkarıp içeri girdim. Hırkamı çantamı portmantoya astım. Hızlıca banyoya gidip ellerimi yıkadım. Üstümü değiştirmek için odaya girdiğimde dolaptan hızlıca rahat edebileceğim tayt, tişört, çorap ve kapüşonlu hırkamı çıkardım. Hemen üstümdekileri çıkarıp giyindim.
Mutfağa geçtiğimde hemen malzemeleri çıkardım eksik olanlar pudra şekeri, süt ,kabartma tozu eksikti. Diğer tüm malzemeler evde vardı. En iyisi daha oyalanmadan gidip almaktı.
Çantamdan cüzdanımı da aldıktan sonra hazırdım. Kapıyı açıp ayakkabıları giydikten sonra kapıyı kitledim. Merdivenlerden de indikten sonra binadan çıkmıştım. Mehmet abi lojmanın ilerisinde ufak bir bakkal olduğunu söylemişti. Acaba kapıda duran askerlere sorsa mıydım aman ne olacak sanki alt tarafı yer tarif edecekler. Yanlarına doğru yaklaştım.
"Merhaba rahatsız ettim Ama buralarda bakkal varmış sanırım Ama tam olarak yerini bilmiyorum tarif eder misiniz?"
"Tabi bakın şimdi....."
"Çok sağ olun ve kolay gelsin." Askerin tarif ettiği düzlemde ilerledim. Yaklaşık beş dakika içinde gelmiş hemen eksikleri almıştım. Bakkal oldukça yakınmış. Ve küçük desenlerde her şey vardı tabi bazı şeyler dışında
Lojmana geri dönmüştüm. Oldukça yorulmuş ve halsizlik vardı üstümde ama mecbur çocuklarım için uğraşacaktım. Merdivenleri sallana sallana çıkarken tanıdık ses ile durdum. "Çok korktum senin için bir şeyin yok değil mi?" Bu ses Hacer'in sesiydi. Kiminle konuşuyordu ki
"İyiyim bir şeyim yok Hacer sen niye geldin hem baban 3 aydır görevde daha onu görmeden soluğu burada almışsın." Ee bu Kadirin sesiydi. Bu ikisi ne alaka şimdi ya bir dakika bir dakika Hacer ve Kadir nasıl ya hem daha babasını görmeden Kadire bakmaya mı geliyorsun.
"Sence de neden geldiğim belli değil mi? Kadir gözünün önündekini görmeyecek kadar körsün."
Neden bahsetiyordu bu ya en iyisi ben bunları basayım. Merdivenleri ses yapmadan olsa da çıkmaya başladım.
"Bak Hacer ben kendine yazık etme git başka-" Son basamağı da çıkmış döndüğümde Kadir ve Hacer'i yanak yanağa beklemiyordum. Elimdeki poşet düşmüştü. Bacağıma gelen ıslaklık ile başımı eğdiğimde sütün patladığını gördüm. Tam bir rezillik olmuştu.
"Nazlı" Başımı kaldırmaya utanıyordum. Yada ben niye utanıyorsam onlar yapıyor onlar utansın. Elimden düşen poşeti hızlıca yerden aldım. Başımı kaldırdım. İkisi de bana bakıyordu.
"Şey kusura bakmayın böldüm. Iı ben silerim buraları siz devam edi- aman boş verin."
"Nazlı"
Hemen merdivenlere yöneldim. Ve hızlıca çıktım. Kapının kilidini açıp eve girdiğimde sırtımı kapıya yasladım. Ne diyeceğimi ne yapacağımı da bilmiyordum. En iyisi hiç olmamış gibi varsayacağım çocuklarıma kurabiyelerimi yapacaktım. Evet öyle yapacaktım. Telefonumdan müzik açtım. Sesini de yükselttim sütüm her ne kadar patlasa da evdeki yarım olan bana yetecekti. Ellerimi de güzelce yıkadıktan sonra hamuru hızlı hızlı yoğurmaya başladım.
Hızlı hızlı derken üç tepsi kurabiye iki tepside poğaça yoğurmuştum. Ben sinirlenince ve üzülünce kendimi Mutfağa veriyordum. Gerçi ben sinirlendim mi? Yoksa üzüldüm mü?bence sinirlendim ya bir şey yapılacak ise ulu orta yerde mi yapılırdı. Evet sinirden hep sinirden. Onlar fırında pişerken bende banyodan bez alıp koridoru silmem lazımdı. Umarım eve girmiştir. Fırının derecesini biraz düşürdüm. Sadece anahtarımı alıp aşağıya indim. Ses soluk yoktu Kadirin kapısının ilerisine geçtiğim de yerdeki sütü hemen silmeye başladım. Bezle son kez yeri dönerken arkadaki kapı açılmıştı.
"Nazlı"
Ne bu Nazlı Nazlı sanki ismimi ezberliyordu. Derin nefes alıp ayağa kalktım. Ona doğru döndüm. Yüzünde bir halsizlik vardı. Gerçi bahane Hacer alsın onun halsizliğini "Deminden beri Nazlı Nazlı evet dinliyorum."
"Bak gördüğüm şey tamamen yanlış yani benim ona kar-"
"Bana neden açıklama yapıyorsun. Yaşın gelmiş geçiyor kiminle ne yapmışsın beni ilgilendirmez sadece burada aileler de yaşıyor ya bir şey yapacaksan evinde yap görüntü kirliliği olabiliyor da" Daha cevap vermesini beklemeden eve çıktım. Pişen kurabiyeyi de çıkardım. ardından da poğaçacı fırına attım. Telefonumun sesi ile oturma odasına gittim arayan teyzemdi. Hemen kendimi toparlayıp telefonu açtım.
Bölüm Sonu...