''Evet çocuklar siz harfleri yazmaya devam edin bende kontrol edeyim bakalım neler yapmışsınız.'' Bugün okulda ikinci günümdü. Artık yavaştan derslerimize başlamıştık. Tabi benim akıllı öğrencilerimin hepsi beni can kulağı ile dinleyip dediklerimi yapıyorlardı.
Onlar için yaptığım kurabiyeleri dağıtmıştım. Hatta bu sefer bilerek fazla dağıtmıştım. Çünkü Kiraz gibi kardeşine götürmek isteyip söylemeyen vardır diye ikişer paket vermiştim. Sıraların arasından geçip hepsini kontrol ediyordum. Ama Efe'nin yazmadığını gördüm. ''Efe neden yazmıyorsun?''
''Şey kolum ağrıyor da öğretmenim o yüzden'' kolunu üstten baktığım da herhangi bir şey gözükmüyordu. ''Çok mu ağrıyor istersen krem sürelim.'' Aniden yüz ifadesi değişmişti. Sanki telaş yapmıştı.
''Yok öğretmenim gerek yok. Çok ağrımıyor ama yazı yazmama engel oluyor.'' Tamam dercesine başımı salladım. ''O zaman kurabiyeni ye hem biterse daha var veririm ben sana ''
''Tamam sağ olun öğretmenim''
Efe'nin yanından ayrılıp sınıfı gezmeye devam ettim. Saatime baktığım zil çalmasına saniyeler olduğunu fark ettim.
''Evet zil çalacak şimdi bu yüzden kalemler, silgiler defterleri çantaya atalım. Kaybolmasını istemeyiz değil mi?''
Hepsi sözümü dinleyip eşyalarını çantalarına koymuşlardı. Ve ardında da zil çalmıştı. Bende sınıfın kapısını açıp onlara yol verdim. Telefonumu yanıma almamış dolaba koymuştum. Bu yüzden öğretmenler odasına gitmem lazımdı hem de çocuklara fotokopi çektirmem gerekiyordu.
Odaya girdiğime Hacer'i gördüm. Sanki çok lazımdı ya neyse onu umursamadan işimi halledip çıkmalıydım. ''Ne o Nazlı selam sabah yok mu?''
''Gerek var mı Hacer Hanım'' Yüzündeki gülümseme o kadar sahteydi ki insanı kendinden iğrendiriyordu. ''Aa ben iyi iki arkadaş olarak samimiyet kurmaya çalışıyorum ama sen hala Hanım diye hitap ediyorsun.''
Fotokopi makinasına kağıdı koyup adet sayısını da ayarlamıştım. ''Bence gerek yok çünkü ben böyle cıvık, yapmacık şeylerden hiç hoşlanmam. Ve o kadar samimi olmaya da gerek yok değil mi?'' Dolaptan telefonumu da almış geri kilitlemiştim.
''Ya sen dün bizi Kadir ile öyle görünce şey oldu değil mi? Yani ne yapalım biraz tutkulu bir çiftiz biz de ne yaparsın.'' Bir de yalan söylüyordu ya utanmadan. ''Öyle mi demek çiftsiniz.''
''Ay evet yani yeni yeni oluyoruz diyelim.'' Ayak üstünde resmen kırk takla atıyordu. ''Ama dün ben hiç öyle şeyler duymadım. Aksine sanki kendini Kadir'e yamamaya çalışıyor gibiydin. Ya da Kadirin izni olmadan onu öpmen gibi yani yalan söylemene gerek yok. Siz sevgili bile değilsiniz."
Şaşkınca bana bakıyordu. bende böyle bir şey beklemiyordu.. Ne yani sen adamın arkasından sevgiliyiz diye yalan at bende inanacaktım öyle mi kendi kulaklarım ile duydum. "NE SAÇMALIYORSUN SEN BİZ SEVGİLİYİZ" Gereksiz yükselmesi yalanın ortaya çıkmasıydı.
"Beni ilgilendirmez ne yaptığın ben inanmadım ama başkası inanır Kadirin başını belaya sokarsın haberin olsun. Ve bir daha da ufak at da civcivler yesin."
Ağzını payını da verdikten sonra kağıtları da telefonumu da alıp odadan çıktım. Sınıfa girip kağıtları herkesin sıralarına birer tane bıraktım. Kağıtları dağıtırken de zil çalmış ve çocuklar içeri girmişlerdi.
"Evet herkes burada olduğuna göre derse geçelim. Ama önce herkes sırasında ki kağıtları çantalarına koysun. Çünkü bunlar yarın için ödevleriniz."
İkinci günümde bitmişti. Okuldan çıkmış yine minibüs durağına yürüyordum. Yalnızdım koca yolda sessizce yürüyordum. Tek başıma olunca oldukça sıkılıyordum. Eğer Balıkesir'de olsaydım teyzem eniştem Asya vardı.
Onlarla vakit geçirmeyi özlemiştim. Ama burada yalnızdım. En iyisi biraz moral almak için Asya'yı aramalıydım. Yada eve geçince mi arasam. Diye düşünürken minibüs gelmişti.
•••
Lojmana gelmiştim. Kapıdan geçecekken Ahmet ve Oğuz'u görmüştüm. "Selam" ikisi de sesimle bana doğru dönmüşlerdi. "Aa Nazlı öğretmenim merhaba nasılsanız"
"İyiyim sağ ol Ahmet siz nasılsınız var mı bir sorun" Oğuz bugün oldukça sessizdi. "Vallaha öğretmenim her şey yolun da kuş uçurtmuyoruz. Öyle işte"
"Peki sen Oğuz sessiz gördüm seni bir şey yok umarım." Daldığı yerden gözlerini çekip bana bakmıştı. "Vallaha öğretmenim oldukça açım bu yüzdem sesim çıkmıyor.Komutanımızı bekliyoruz o gelmeden gidemeyiz açlıktan öldüm."
"Ya ben nasıl unuttum size poğaça yaptım. Siz bekleyin ben hemen getiriyorum."
"Vallahi mı?" İkisi de heyecanla bana bakıyordu. Hızlıca başımı salladım. "Evet hemde fazla fazla yaptım. Hem diğerlerine de götürürsünüz hep birlikte yersiniz. Siz bekleyin hemen geliyorum." Koşarak binaya girmiştim.
Merdivenleri hızlıca çıkıp eve geldiğimde mutfak tezgahında duran poşetlenmiş poğaçaları hemen büyük bir torbaya koydum. Az bir şeyde kurabiye kalmıştı onları da koymuştum. Aşağıya ineceğim içim topuklu ayakkabılarımı yerine spor ayakkabılarımı giydim. Kapıyı arkamdan çekip aşağıya indim. Resmen saniyeler içinde eve gelmiş ardından geri dışarı çıktım.
Ahmetin ve Oğuzun yanına giderken aralarında birinin daha olduğunu fark ettim. Bu Kadirdi neyse kızım rahat ol boş ver sen çocuklara yemeği ver sonra evine git. Aynen öyle yapacağım. Son adımımı da atıp yanlarına geldim. "Al Ahmet afiyetle yiyin. Çocuklar için kurabiye de yapmıştım onlardan da koydum."
"Ellerine sağlık Nazlı öğretmenim. Ama burada baya var fırından almadınız değil mi?"
"Ah hayır dün akşam yaptım. Canım sıkılınca mutfağa girerim. Dün biraz fazla yapmışım sadece"
"Ellerine sağlık Nazlı öğretmenim" ikisinde gülümseyerek bakarken araya o girmişti. "Tamam yeter hadi arabaya geliyorum bende" hemen emir veriyordu. Neyse işim bittiğin göre bende gideyim. Arkamı dönüp gidecekken o durdurmuştu. "Öğretmen bekler misin bir şey diyeceğim de"
Arkamı dönüp başımı sallamıştım. Ahmet ve Oğuz anlamaz şekilde bize bakıyordu. "LAN BEN SİZE ARABAYA GİDİN DEMEDİM Mİ!" Bağırması ile sıçramıştım resmen Ahmet ve Oğuz kaçarak arabaya binmişti. "Evet bağırman bittiyse seni dinliyorum."
"Öğretmen sana bir haberim var. Bu akşam Kemal Albayın yani Hacer'in babasının düzenlediği bir yemek var seni de davet etti. Tanışmak istiyor akşam gelir misin?"
Ne! Ne alaka ya tamam tanışmak için bir yemek ama Hacer de olacaktı. Dün olanlardan sonra bu rahatlık ne ya Yok canım rüya bu ya dün kız bunu öpmedi mi ya ne bu haller birde beni çağırıyor.
"Kadir sen iyi misin dün bu kız seni öptü değil mi yani görmemek için kör seni öptüğünü hissetmemek içinde salak olman lazım. Ve sen beni o kadınla aynı masada yemeğe davet ediyorsun."
"Bak Öğretmen ben sadece bir şey sordum hayır yada evet desen yeter!"
Ah birde bana kızıyordu.
"Gelmiyorum tamam mı gelmiyorum ne yaparsan yap tek git sanki çok umurum da Albaya da selam söyle " hemen arkamı dönüp binaya girmiştim. Allah Allah ya sanki ben öptüm seni tiplere havalara bak beyefendi deki haspam seni sanki meraklıyız seninle yemek yemeğe!
Sinirden kendimi yine mutfağa vermiştim. Kek, börek, kısır yapmıştım. Evi iki günde altın gününe çevirmiştim. Her gün 3 kap yemek pişiyordu. Bari yaptıklarımı yemek için de iştahım olsaydı. Ama o yüzbaşı bozuntusu insan da iştah mı bıraktı. Hiç bir şey olmamış gibi bir de beni o kadınla aynı masada yemeğe çağırıyordu. Neyse Nazlı boş ver iki günde tanıdığım adam için sinirlerini bu kadar bozmaya gerek yok.
En iyisi buraları toplayıp yatmalıydım. Mutfağa geçip tezgahın üzerimdekileri güzelce saklama kaplarına kaldırmıştım. Acaba Oğuza mesaj mı atsaydım yarın sabah gelir bunları Karargaha götürür orada ki askerlerle birlikte yerlerdi. Aynen öyle yapayım mesaj atayım.
Oğuz Asker
-Oğuz merhaba saat biraz geç oldu ama ben sizin için bir şeyler hazırladım. Yarın sabahtan saat 8 yada 8.30 lojmanın önünde buluşalım.
Evet Oğuza da mesaj attıktan sonra artık yatağıma gidebilirdim. Salonun ışıklarını kapatıp odama geçtim. Üstümdeki eşofman takımlarımı çıkarıp pijamalarımı giydim. Havalansın diye odanın camını açmıştım. Yatağa geçmeden onu kapatmam lazımdı. pencereyi kapatacakken dışar da Kadir'i görmüştüm. Binaya doğru yürüyordu. Üstünde beyaz gömlek altında da siyah pantolonu vardı. Gözlerimi çekmek istiyordum ama sanki kalbim buna engel oluyordu. Gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım. Bakmada pencereyi kapatacaktım.
Evet oldukça kolay bir şeydi bu yapabilirdim. Gözlerimi açtığımda onu yeşilleriyle karşılaşacağımı düşünmüyordum. İkimiz de gözlerimizi bir saniye bile ayırmadan birbirimize bakıyorduk. Daha fazla kendimi kaptırmadan gözlerimi ondan çektim. Pencereyi hızlıca kapatıp perdeyi çektim. Yatağıma kendimi atıp yorganıma sarıldım.
•••
Sabah kapımın alacaklı gibi çalınması yüzünden yataktan sıçramıştı. Daha gözlerimi bile zar zor açıyor önümü göremiyordum. Gözlerimi ovuşturup kapının deliğinden baktım. Gelen Oğuz'du. Üstümdeki pijamanın yakasını düzelttim. Saçlarımı da bileğimdeki toka ile toplayıp kapıyı açtım. "Günaydın Nazlı öğretmenim"
"Sayende bir daha uyuyamayacağım. O nasıl bir kapı çalmaktır ya"
"Kusura bakma öğretmenim sen akşam öyle mesaj atınca yerimde duramadım bende hemen erkenden geldim."
"İyi etmişsin Ama bir daha böyle kapı çalma tamam mı ?"
"Emredersiniz Nazlı öğretmenim" bana asker selamı vermişti. Gülümsemek yerine kahkaha atmıştım. "İyi bekle Burada ben getireyim hemen" Mutfak tezgahında hazırladığım poşeti elime aldım ve kapıya ilerledim. "Nazlı öğretmenim bu hamaratlık nereden geliyor her gün yemekler efsane"
"Diyorum ya sıkılınca mutfağa girerim dünde sıkıntıdan yaptım işte uzatma da yiyin."
"Vallahi herkes hayran oldu. Ellerine sağlık dileklerini iletiyorlardı sana"
"Rica ederim. Afiyet olsun hepinize arada yapar gönderirim size"
"Sağ olsun öğretmenin kendinize dikkat edin. Görüşürüz."
Ona el sallayıp kapalıyı kapattım. Saate baktığımda 7.30 olduğunu gördüm. En iyisiyle geç olmadan hazırlanmalıydım. İlk önce yatağımı kapattım. Ardından da bugün giyeceklerimi seçmek içim dolabın önüne geldim. Bugün gri ve siyah renkler de giyinecektim. Gri bol paça kumaş pantolonumu, siyah askılı body giydim. Üstüme de gri Bleazer ceketimi aldım. Saçlarımı da her zamanki gibi hafif bir maşa yaptım. Makyaj yapacağım sırada dudağımın üstündeki hafif kırmızılık ve şişliği fark ettim.
Oğuz yüzünden dudağımdan uçuk çıkıyordu. Ah ben sana hesabını sormaz mıydım. Hemen yüzümüze allık ve rimel sürdüm. Evet yine çabucak hazırlanmıştım. Siyah çantama gerekli eşyalarımı atıp ayakkabılarımın yanına koydum. Mutfakta hemen kendime güzel bir sandviç hazırladım. Böylelikle midemi biraz bastırmış olurdum.
Bu gün okula biraz erken gitmiştim. Çünkü çocuklarla oyun oynayacaktık. Biraz düzenleme yapmam gerekiyordu. Kartları sıraya koyarken odanın kapısı açılmıştı. Gelen kişi Hacer'di. Yüzündeki salak gülümsemesi vardı. Artık akşam yemekte ne olduysa.
Neyse onu boş verip işime geri döndüm. Kartlara lastik takıp kutusuna kaldırmıştım. Aynı şekilde diğer oyun kutularını dolaba kaldırıp kilitlemiştim. Onunla muhatap bile olmadan odadan çıktım. Dün akşam teyzem aramıştı fakat uyduğun içim görmemiştim. Saat de çok erken değildi teyzemde erken kalkardı bu yüzden onu aradım.
Yavaş yavaş sınıf dolmuş derse başlamıştım. Benim akıllı çocuklarım ödevlerini yapmış derslerine de çalışmışlardı. Tabi Efe hariç dün kolu ağrıdığında için yazı yazamamış derse katılmamıştı. Şimdi ise ödevini yapmamıştı. Ama yine de çok üstünde durmadım kolu hala ağrıyor olabilirdi. "Efecim bir sorun mu var."
"Neden öğretmenin bir şey mi oldu."
"Hayır canım yani kolun hala çok mu ağrıyor dünden sonra geçer zannetmiştim ama hala ağrıyor mu?"
"Evet hala ağrıyor öğretmenim."
"Peki bakabilir miyim koluna kızarmış morarmış mı diye"
Koluna uzanacakken kendini geri çekmişti. "Öğretmenin gerek yok annem gelmeden krem sürdü sakın dokunma dedi." Daha fazla üstüne gitmeden sadece başımı salladım.
"Tamam o zaman dikkat et bir şey olursa yanıma gel yada anlatmak istediğin bir şey olursa her zaman gel."
"Tabi öğretmenim gelirim."
Efe'nin yanından ayrılıp masama geri döndüm. Sınava baktığımda hepsinin büyük bir uğraş içinde defterlerine harflerini yazdıklarını gördüm. Hepsi güzel ve çizgilere uyarak yazmaya çalışıyorlardı. Onları yüzümdeki kocaman gülümseme ile izlemiş bir kaç resimlerini çekip teyzeme attım. Oda benim öğrencilerimi görmeliydi.
•••
Artık son derse girmiştik. Onlar için getirdiğim oyunlardan bir tanesini alıp ortaya gelmiştim. Hepsine güzelce anlatmıştım nasıl oynayacağımızı. Gruplarda kurmuş aralarında rekabet yaratmıştım.
"Evet toplama bakarsak eğer Fırtına takımı 20 kelime Kasırga takımı iseeee"
Onları heyecanlandırmak için uzatıyordum. Çünkü kazanan takıma yarın sürpriz vardı. "Öğretmenim hadi çok merak ettik"
"Tamam tamam söylüyorum Fırtına 20 Kasırga..." hepsi gözlerimin içine bakıyor diyeceğim sözcüğü merak ediyordu. "Kasırga takımı 22 kelime anlatarak birinci olmuştur."
Kasırga takımı çığlık atarak sevinirken benim diğer kuzularım ise üzülmüştü.
"Ever çocuklar sessiz olalım. Şimdi her oyunun kazanını ve kaybedeni olmak zorunda yoksa oyunun bir anlamı olmaz. Bu yüzden kazanan takımı hepimiz tebrik edelim önce bakalım"
İki takımda birbirini tebrik etti. "Aferin size çantalarını herkes alsın sıraları ve etrafı kontrol edin unuttuğunuz bir şey olmasın."
Her dediği yaptıktan sonra hepsini güzelce sınıftan uğurlamıştım. Bende masadaki eşyalarımı alıp öğretmenler odasına doğru sınıftan çıktım. İçerisinin boş olduğunu düşünerek kapıyı açtığımda Hacer'i ve yanında orta yaşta asker üniformalı bir adam gördüm. Acaba babası olabilir miydi?
"Pardon kimse yok zannetmiştim."
"Önemli değil kızım gel."
Sakin sesi içimi ısıtırken içeriye girdim. Dolabımdan eşyalarımı hızlıca toplamaya başladım. "Nazlıydı değil mi?"
Elimdekileri çantama hızlıca atıp fermuarını çektim. Çantamı da koluma takıp arkamı döndüm. "Evet Nazlı doğru Ama siz kimsiniz?"
"Ben Hacer'in babası ve Albay Kemal aslında dün tanışmak için sizi yemeğe çağırmıştım fakat Kadir işleriniz olduğu bu yüzden gelemediğinizi ve Selam söylediğinizi söyledi."
Allah seni ne yapmasın adam selam söylediğime kadar söylemiş. Hay ben senin varya Kadir gibi yüzbaşı bozuntusu işte ne olacak.
"Kusura bakmayın okula yeni başladığım için alışmam gerekiyor. Ve çocuklar için pek çok işim var yani her şey oturana kadar. Ve inanın davetiniz reddetmek istemezdim bu yüzden tekrar kusura bakmayın."
"Ah öyle hesap soruyor gibi oldu Ama önemli değil elbette işlerin olacak normal bunlar kızım ben seni takdir etmeye geldim aslında okul için yaptıkların yani burasını harika olmuş ve Karargaha gönderdiğin o enfes poğaça,kurabiyeler için teşekkür ederim ellerine sağlık kızım."
"Ah beğenmeniz beni çok mutlu etti. Ve ne diyeceğimi bilmiyorum biraz utandım."
İkinizde kahkaha atarak gülmüştük. Damarlarımdaki tüm kanların yüzüme toplandığını hissettim. Yani hiç bu kadar üst üste övülmemişti. "Önemli değil kızım ve tekrar seninle karşılaşmak isterim ve o güzel yemeklerden tatmak isterim."
"Elbette elimden geldiğince yapar Oğuz yada Ahmet ile gönderirim." Yanıma doğru yaklaşıp elini uzattı.
"Tanıştığıma memnun oldum kızım kendine iyi bak dikkat et."
"Sizde dikkat edin. Görüşmek üzere" Elini sıktıktan sonra odadan çıktım. Ne kadar tatlı adam ya üstelik Hacer gibi sevimsiz bir kızın nasıl böyle babası olabilir ki Yani imkansız böyle sıcak kanlı birinden öyle biri imkansız acaba annesinde mi bir sorun var. Tanışmadım Ama bakalım Allah nasip ederse belki karşılaşırız.
Sonunda evime gelmiş güzel sıcak bir banyo yapmıştım. Yani ucundan da biraz bakım yapmıştım. Şimdi koltuğuma uzanmış elimde de yaklaşık iki tabaklık kadar dolu soslu makarnam vardı.Yanına da sade bir soda açmıştım. Kumanda ile de yarıda kaldığım filmi mi açtım.
İlerleyen saatlerde ise her zamanki gibi teyzemle görüşmüştüm. Eniştem de gelmişti biz konuşurken onunla da sohbet etmiştim. Güzel aile Saadetti yapmıştık. Tabi sohbetin arasında Asya yanıma gelmek için tutturmuştu.
Beni özlediğini ve buraları merak ettiğini söylemişti.
İyi hoş da bugün hiç yüzbaşı bozuntusunu görmemiştim. Aklımın bir yerinde durup sürekli kendini hatırlatıyordu.
Bölüm Sonu...